15. bölüm · Şafağın Eşiğinde

On Dördüncü Bölüm: Kan, Ter ve Gözyaşı

Bengi Mutlu

Çağla

Arda'nın yanına çöktüğümde ellerim hızlı bir şekilde kanla kaplandı. "Arda... Arda, bak bana," dedim titreyerek. Gözleri yarı açıktı ama odaklanamıyordu. Göğsü düzensiz inip kalkıyordu. Yaraları derindi. Tişörtü hızla koyulaşıyordu. "Bir şey yapın!" diye bağırdım. Ama herkes yaratıkla uğraşıyordu.

Yaratık Lila'ya doğru ilerliyordu. Burak onu geriye çekmişti ama kaçacak yer yoktu. Bodrum dar, kapı arkadaydı. Eline geçen bir sandalyeyi Burak tüm gücüyle yaratığın ensesine indirdi.
Sandalye kırıldı. Yaratık sendeledi. O an bir şey değişti. İlk kez gerçekten afallamış görünüyordu. Hepimiz bunu fark ettik. Bir saniyeliğine göz göze geldik. O tek saniye, sessiz bir anlaşma gibiydi.

Sonra hepimiz saldırdık. Okan metal bir çubuğu savurdu. Lila yerde bulduğu cam şişeyi fırlattı. Aylin bir sandalyeyi itti. Ben elimdeki kalın dosyayla kafasına vurdum. Yaratık bir adım geri gitti. Bir adım daha. Dengesini kaybetti.
Hepimiz birkaç adım geri çekildik, düşmesi için alan açtık. Yaratık sendeleyerek ayakta kalmaya çalışıyordu. Gözleri birimizden diğerine kayıyordu. Kime saldıracağını seçmeye çalışır gibiydi.

Tam o anda, merdivenlerden gelen ani bir hareket gördüm. Bir gölge. İkinci bir gölge. Bir şey yukarıdan, inanılmaz bir hızla yaratığın üzerine atladı. İkisi birlikte yere yuvarlandı. Kükremeler, çatırdayan kemik sesleri, sürtünen bedenler... Şok içinde bakakaldık. Bu yeni gelen de bir yaratık. Ama daha ince yapılı. Daha hızlı.
İlk yaratığın — Mahmut Bey'in — üzerine çökmüş, pençeleriyle saldırıyordu. "Bu..." dedi Okan nefessiz. İki yaratık birbirine saldırıyordu. Pençeler et parçalıyordu. Gürültü bodrumu dolduruyordu. Kan yere sıçrıyordu.

Mahmut Bey'in dönüşmüş hâli savunmaya geçti ama diğeri daha çevikti. Her hamlesi kararlıydı. Sanki beklediği an gelmişti. Bir an için ilk yaratık dizlerinin üzerine çöktü. İkinci yaratık boğazına hamle yaptı.

Sonra her şey birkaç saniye içinde bitti. Mahmut Bey'in bedeni hareketsiz kaldı. Bodrum sessizleşti. Sadece ağır nefes alışlar duyuluyordu.
Yeni yaratık ayağa kalktı. Bize dönmedi. Önce yerdeki bedene baktı. Sonra omuzları titremeye başladı. Değişim başladı.

Kemikler geri yerine oturdu. Deri toparlandı. Pençeler kısaldı. Yüz şekil değiştirdi. Bir insan formu ortaya çıktı.

Genç bir adam. Solgun, kanlı ama insandı. "Koray..." diye fısıldadı Aylin. O bize döndü. Gözleri yorgundu ama bilinçliydi. "Uzun zamandır bu anı bekliyordum," dedi kısık sesle.

Hepimiz donup kalmıştık. O sırada yerdeki Mahmut Bey'in bedeni de titremeye başladı. Yaratık formu çözüldü, insan hâline döndü. Ama yaraları korkunçtu. Derindi. Nefes alışı düzensizdi.

Koray birkaç adım yaklaştı. Yüzünde ne öfke ne de sevinç vardı. Sadece yorgunluk. "Son vuruşu yapmadım," dedi bize bakarak. "Kendine gelmeden gitseniz sizin için en iyisi olur."

Arda'ya baktım. Hâlâ hareketsizdi. İçimde bir şey kırıldı. Koray gözlerini bizden kaçırmadan ekledi: "Sizden son bir ricam var." Kimse konuşmadı.
"Buradan ayrılmadan önce... bu kamp evini yakabilir misiniz?"

Sözleri bodrumun nemli duvarlarında yankılandı. Ben hâlâ Arda'nın elini tutuyordum. Ve hiçbir şey eskisi gibi değildi.