9. bölüm · SADECE ÜÇ AY
YANLIŞ ANLAŞILMALARIN EŞİĞİNDE
ARTHUR'DAN
Alexa bugün garipti.
Bunu ilk gördüğüm anda anlamıştım.
Normalde de çok konuşkan biri değildi ama bugün başka türlü sessizdi. Sanki aklı burada değildi.
Kantinde karşıma oturduğunda birkaç kez ona bir şey anlattım, sadece başını sallayıp geçti.
Sonra telefonuna gelen mesajı gördü.
Yüzü bir anda değişti.
"Alexa."
Başını kaldırdı.
"Ne?"
"Bir şey oldu."
"Yok."
O kadar hızlı söyledi ki daha da şüphelendim.
Ama üstüne gitmedim.
Belki gerçekten anlatmak istemediği bir şey vardı.
Belki de sadece kötü bir gün geçiriyordu.
Ders çıkışında yine birlikte yürüdük.
Bir ara ona baktım.
Yanımdaydı ama sanki kilometrelerce uzaktaydı.
"Bugün çok sessizsin."
"Biraz yoruldum."
"İstersen seni eve bırakayım."
"Yok, gerek yok."
Cevabı yine fazla hızlıydı.
Kaşlarımı çattım.
"Tamam."
Birkaç adım daha attık.
Sonra Alexa bana baktı.
"Arthur?"
"Hı?"
"Bugün... benimle olduğun için teşekkür ederim."
Gülümsedim.
"Ne demek?"
Omuz silkti.
"Öylesine."
Başımı salladım.
"Rica ederim."
Bir süre sessiz yürüdük.
Sonra Alexa'nın yüzündeki o küçük gülümsemeyi gördüm.
İşte o an içim biraz rahatladı.
Belki gerçekten sadece yorgundu.
Belki de ben gereğinden fazla düşünüyordum.
Ama eve dönerken aklımda tek bir şey vardı:
Alexa benden bir şey saklıyordu.
Ve bunun ne olduğunu bilmiyordum.
Eve geldiğimde ona yazmaya karar verdim. Uzun süredir beraber vakit geçirmiyorduk ve bugün de fazlasıyla durgundu.
Siz: Yarın kahvaltı?
Sarışın: Olmaz. Yarın sabahtan piste gidip biraz paten kaymak istiyorum.
Siz: Ben de gelsem? Kaymanızı izleme şerefini bana layık görür müsünüz?
Sarışın: Fark etmez. Sen bilirsin.
Tamam, Alexa'da gerçekten birşeyler vardı. Gerçekten hoşlanmıyor olabilirdi ancak bugünkü durgunluğu ve verdiği cevapların soğukluğu göz önünde bulundurulduğunda birşeyler olduğu apaçık ortadaydı.
Siz: Peki.
Sadece tek kelime.
Ama nedense o kelimeyi gönderdikten sonra içimde bir huzursuzluk oluştu.
Normalde böyle bir cevap vermezdim.
Bir şeyler söyler, dalga geçer, en azından onu sinirlendirirdim.
Ama Alexa'nın bugünkü hali kafamı fazlasıyla meşgul ediyordu.
Telefonu tekrar elime aldım.
Mesaj ekranını açtım.
Bir şey yazacak gibi oldum.
Sonra vazgeçtim.
Belki gerçekten yalnız kalmak istiyordu.
Belki de ben fazla üstüne gidiyordum.
Telefonu masaya bırakıp yatağa uzandım.
Birkaç dakika sonra ekran tekrar yandı.
Sarışın: İyi misin?
Mesaja baktım.
Bu kez hemen cevap vermedim.
Çünkü aslında değildim.
Bütün gün bana karşı mesafeli davranmıştı. Şimdi de birlikte vakit geçirmek istediğimi söylediğimde neredeyse hiç düşünmeden reddetmişti.
Canımı sıkmıştı.
Hem de düşündüğümden daha fazla.
Ama ona bunu söylemek istemedim.
Siz: İyiyim.
Mesajı gönderdikten sonra telefonun ekranını kapattım.
Birkaç saniye sonra tekrar açtım.
Yeni mesaj yoktu.
İçimden bir "tamam" daha yazmak geldi.
Yazmadım.
Çünkü bu kez gerçekten geri çekilmek istiyordum.
Alexa'nın benden uzaklaşmasının sebebini bilmiyordum.
Ama belli ki bir şey vardı.
Ve ne olduğunu söylemek istemiyorsa, zorlayarak öğrenemezdim.
---
Ertesi sabah piste gideceğini söylemişti.
Normalde giderdim.
Onu izlemek hoşuma gidiyordu.
Özellikle de buzun üzerindeyken tamamen değişmesini.
Ama bu kez gitmemeye karar verdim.
Belki biraz yalnız kalmak ikimize de iyi gelirdi.
Telefonumu alıp ona kısa bir mesaj yazdım.
Siz: İyi kaymalar.
Gönderdim.
Cevap gelmedi.
Telefonu cebime koydum.
Canım sıkılmıştı.
Ama ona kızgın değildim.
Sadece...
Bana ne olduğunu söylemesini istiyordum.
Çünkü Alexa ne zaman benden uzaklaşsa, istemeden aynı şeyi düşünüyordum:
Ben ne yaptım ki?
Ertesi gün kampüse geldiğimde Alexa'yı merdivenlerin başında gördüm.
Milena'yla konuşuyordu.
Beni görünce gözleri bir anlığına üzerime geldi.
Ben de baktım.
Eskiden olsa yanlarına giderdim.
Bu kez gitmedim.
Çantamın askısını omzuma geçirip yanlarından geçtim.
"Selam."
Alexa'nın sesi arkamdan geldi.
Durup döndüm.
"Selam."
Sadece bunu söyleyip tekrar yürümeye başladım.
"Arthur."
Bir kez daha durdum.
"Efendim?"
"Bugün... erken gelmişsin."
"Evet."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Tamam."
Başımı salladım.
"Tamam."
Yürüdüm.
---
Ders arasında sınıftan çıktığımda Alexa kapının yanında bekliyordu.
Beni görünce kenara çekildi.
"Birlikte kantine gidelim mi?"
Normalde düşünmeden kabul ederdim.
Bu kez telefonumu cebimden çıkarıp saate baktım.
"Benim işim var."
"Neymiş?"
"Bir şey."
Detay vermeden yanından geçtim.
Birkaç adım sonra durup arkama baktım.
Alexa hâlâ olduğu yerdeydi.
"Sonra görüşürüz."
"Tamam."
Başımı sallayıp devam ettim.
Kantine gitmedim.
Kütüphaneye geçtim.
---
Öğleden sonra aynı masada oturuyorduk.
Milena bir şey anlatıyor, Alexa da onu dinliyordu.
Ben bilgisayarıma bakıyordum.
Bir süre sonra Alexa önümdeki kahveye uzandı.
"Bu senin mi?"
"Evet."
Elini geri çekti.
"Tamam."
Eskiden olsa kahveyi ona uzatırdım.
Bu kez bilgisayarıma dönüp çalışmaya devam ettim.
Alexa birkaç saniye daha masanın üzerinde duran bardağa baktı.
Sonra önündeki kitabı açtı.
Sayfayı çevirdi.
Beş dakika sonra başka bir sayfa çevirdi.
Bir şey okumadığı belliydi.
Ben de hiçbir şey söylemedim.
---
Akşamüstü kampüsten çıkarken Alexa birkaç adım önümde yürüyordu.
Kapının önünde durup arkasına baktı.
Benim hâlâ geride olduğumu görünce bekledi.
Yanına geldiğimde hiçbir şey söylemeden beraber yürümeye başladık.
Aramızda normalde olmayan bir mesafe vardı.
Bir ara Alexa hızını bana uydurdu.
Ben yavaşladım.
O da yavaşladı.
Sonra tekrar hızlandım.
Bu kez o durdu.
"Arthur."
Döndüm.
"Ne?"
"Bir şey mi oldu?"
Omuzlarımı kaldırdım.
"Yok."
"Bugün garipsin."
"Öyle mi?"
"Evet."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra çantamın askısını düzelttim.
"Yorgunum."
Alexa cevap vermedi.
Ben de yürümeye devam ettim.
Kampüs kapısına geldiğimizde durdum.
"Ben buradan."
"Tamam."
"İyi akşamlar."
"İyi akşamlar."
Arkamı dönüp gittim.
Bu kez hiç arkamıza bakmadık.
İkimiz de.
ALEXA'NIN ANLATIMINDAN
Eve geldiğimde üzerimi bile değiştirmeden koltuğa oturdum.
Çantamı yere bıraktım.
Bugün olanları düşünmemeye çalışıyordum.
Arthur'un sabahki tavırları...
Kısa cevapları.
Yanımdan geçip giderken yüzüme doğru düzgün bakmaması.
Telefonum titredi.
Elime aldım.
Bilinmeyen Numara.
Kaşlarımı çattım.
Mesajı açtım.
Bir fotoğraf vardı.
Önce anlamadım.
Fotoğrafı büyüttüm.
Sonra nefesim kesildi.
Fotoğraftaki kişi bendim.
Ben.
Şu an oturduğum koltukta oturuyordum.
Üzerimde eve gelirken giydiğim kıyafetler vardı.
Saçım bile aynıydı.
Fotoğraf birkaç dakika önce çekilmiş olmalıydı.
Bir an hareket edemedim.
Telefon elimde titremeye başladı.
Fotoğrafın altında tek bir cümle vardı.
«"Hâlâ beni ciddiye almıyor musun?"»
Bir sonraki mesaj geldi.
«"Seni görebiliyorum."»
Nefes almaya çalıştım.
Göğsüm sıkıştı.
Bir anda ayağa kalkmak istedim ama bacaklarım güçsüzleşti.
Telefon elimden düşecek gibi oldu.
"Hayır..."
Nefesim hızlandı.
Boğazım düğümlendi.
Öksürmeye başladım.
Bir türlü düzgün nefes alamıyordum.
Telefon ekranındaki fotoğrafa tekrar baktım.
Kendi evim.
Kendi koltuğum.
Ben.
Ve bunu çeken kişi nerede bilmiyordum.
"Milena..."
Sesim zar zor çıktı.
Tam o sırada kapı açıldı.
Milena içeri girdi.
Beni görünce yüzündeki ifade anında değişti.
"Alexa?"
Cevap veremedim.
Bir elimle yakamı tuttum.
Milena hemen yanıma geldi.
"Tamam. Bana bak."
Telefonu elimden aldı.
Fotoğrafı gördüğü anda birkaç saniye dondu.
Sonra ekranı kapattı.
"Alexa, bana bak. Fotoğrafa bakma."
Gözlerimi ona çevirmeye çalıştım.
"Ben... nefes..."
"Biliyorum. Tamam."
Yanıma oturdu.
"Yavaş. Benimle birlikte."
Milena sakin bir sesle nefes alıp vermeye başladı.
"Bak, buradayım. Şu an yalnız değilsin."
Öksürüğüm birkaç saniye daha devam etti.
Sonra nefesim yavaş yavaş düzene girmeye başladı.
Gözlerim dolmuştu.
"Milena..."
"Buradayım."
"Beni... izliyor."
Milena cevap vermedi.
Sadece elimi tuttu.
Sonra telefonu tekrar eline aldı.
Ekrana baktı.
Yüzü gerildi.
Ben görmeden telefonunu çıkardı.
Arthur'un sohbetini açtı.
Kısa bir mesaj yazdı.
Milena: Arthur, Alexa'ya bir şey oldu. Hemen gel. Ama ona benim sana yazdığımı söyleme.
Gönder tuşuna bastı.
Telefonunu hemen kapattı.
Ben hâlâ koltukta oturuyordum.
Mideme bir anda ağır bir bulantı çöktü.
Elimi ağzıma götürdüm.
"Milena..."
Cümleyi tamamlayamadan öksürmeye başladım.
Ayağa kalktım ama başım dönüyordu.
"Alexa, yavaş."
Lavaboya doğru birkaç adım attım.
Kapıya tutunarak içeri girdim ve lavabonun başına eğildim.
Bir kez daha öksürdükten sonra midemdekileri çıkardım.
Milena hemen arkamdan geldi.
"Tamam, tamam. Buradayım."
Saçlarımı yüzümden çekip tuttu.
Ben birkaç saniye boyunca lavaboya tutunarak öylece kaldım.
Gözlerimden yaşlar akıyordu.
Milena musluğu açıp bana su uzattı.
"Biraz su iç."
Ellerim titreyerek bardağı aldım.
Ağzımı çalkalayıp tekrar lavaboya bıraktım.
Milena karşıma geçti.
"Telefonu düşünme şimdi."
Ama gözüm istemsizce kapının dışında duran telefona kaydı.
Fotoğraf hâlâ aklımdaydı.
Ben.
Kendi evimde.
Kendi koltuğumda.
Beni izleyen birinin çektiği fotoğraf.
Fısıldadım:
"Gerçekten buradaydı..."
Milena'nın yüzü ciddileşti.
"Ne?"
"Fotoğrafı çeken kişi..."
Nefesimi toparlamaya çalıştım.
"Evimin içini görebilecek kadar yakındı."
Milena birkaç saniye sustu.
Sonra omzuma elini koydu.
"Arthur geliyor."
Başımı kaldırdım.
"Ne?"
Milena bir an duraksadı.
Sonra gözlerini kaçırdı.
"Ben çağırdım."
ARTHUR'DAN
Telefonu cebime koyduğum anda yerinden kalktım.
Milena'nın mesajı kısaydı ama yeterince açıktı.
Alexa'ya bir şey oldu. Hemen gel.
Ne olduğunu söylememişti.
Bu, içimdeki huzursuzluğu daha da artırmıştı.
Kampüsten çıkarken birkaç kez telefonumu kontrol ettim.
Alexa'ya yazmak istedim.
Yazmadım.
Milena özellikle ona söylemememi istemişti.
Eve vardığımda kapıyı açan Milena oldu.
Bakışlarım hemen onu aradı.
"Alexa nerede?"
Milena cevap vermeden koridoru gösterdi.
Lavabodan su sesi geliyordu.
"Ne oldu?"
"Mesaj aldı."
"Kimden?"
Milena birkaç saniye sustu.
"Bilmediğimiz bir numara."
Kaşlarım çatıldı.
"Ne mesajı?"
"Önce içeri gir."
Lavabonun kapısına geldiğimde Alexa'yı gördüm.
Yüzü solgundu. Bir eli lavabonun kenarındaydı.
Bir şey söylemedim.
Sadece ona baktım.
Alexa başını kaldırınca göz göze geldik.
"İyi misin?"
Alexa cevap vermeye çalıştı ama sesi çıkmadı.
İçeri girmedim.
Onu sıkıştırmak istemiyordum.
Sadece kapının yanında durup bekledim.
Milena sessizce telefonu çıkardı.
Ekrandaki fotoğrafı bana gösterdi.
Fotoğrafa baktım.
Sonra tekrar Alexa'ya.
Yüzündeki ifade tamamen değişti.
"Bu fotoğraf..." dedi yavaşça.
Milena başını salladı.
"Bugün çekilmiş."
Arthur birkaç saniye konuşamadı.
Sonra telefonu Milena'ya geri verdi.
Gözlerini Alexa'dan ayırmadan sordu:
"Kim gönderdi?"
Alexa cevap vermedi.
Bu kez üstelemedim.
Sadece kapının yanında kaldım.
EVRENSEL ANLATIM
Arthur, Milena'nın uzattığı telefondaki fotoğrafa birkaç saniye daha baktı.
Alexa'nın evinde, kendi koltuğunda otururken çekilmişti.
Arthur fotoğrafa birkaç saniye daha baktı.
Sonra gözleri ekranın üst kısmındaki mesajlara kaydı.
"Seni izliyorum."
Bir altındaki cümleyi gördü.
"Arthur'dan uzak dur."
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Bu ne?"
Alexa telefonu hemen Milena'nın elinden aldı.
"Arthur, bırak."
"Bırak mı?"
Arthur'un sesi yükseldi.
"Alexa bu sence saklanacak şey mi?! Ya bir düşün bir mantıklı düşün!"
Alexa irkildi.
Arthur'un öfkesi aslında karşısındaki kişiyeydi ama o an bunu kontrol edemiyordu.
"Kim bu, Alexa?"
"Bilmiyorum."
"Nasıl bilmiyorsun?!"
Alexa'nın gözleri dolmaya başladı.
Milena hemen onun yanına geçti.
"Arthur, sesini alçalt."
Ama Arthur hâlâ sinirliydi.
"Birisi seni evinde otururken fotoğraflıyor ve sen bana hiçbir şey söylemiyorsun! Bugün evini bulup senin fotoğraflarını çekebiliyorsa yarın öbür gün ne yapacağı belli mi olur?! Dalga mı geçiyorsun sen bizimle?!"
Alexa geri doğru küçük bir adım attı.
"Ben seni korumaya çalıştım..."
"Ben senden korumanı istemedim! Beni koruma pahasına nasıl kendini tehlikeye atarsın aklım almıyor!"
Sözler ağzından çıkar çıkmaz Arthur sustu.
Alexa'nın yüzünü gördü.
Gözleri dolmuştu.
Omuzları gerilmiş, titriyordu.
Bir anlığına Arthur'un öfkesi dağıldı.
Ama Milena çoktan Alexa'nın önüne geçmişti. Arthur'u bir kenara geçti ve Alexa'nın duyamayacağı bir sesle konuştu.
"Yeter."
Arthur ona baktı.
"Milena—"
"Hayır."
Milena'nın sesi bu kez çok netti.
"Şimdi çık."
Arthur ne diyeceğini bilemedi.
"Ben sadece—"
"Çık, Arthur."
"Alexa'nın başına bir şey gelmiş. Ben—"
"Onu korkutuyorsun."
Arthur'un bakışları Alexa'ya kaydı.
Alexa başını eğmişti.
Milena onun yanında durmaya devam etti.
"Sen onun geçmişini bilmiyorsun."
Arthur sustu.
Milena devam etti.
"Alexa'nın babası ona yıllarca bağırdı, onu korkuttu. Ona psikolojik olarak çok ağır şeyler yaşattı."
Arthur'un yüzündeki öfke tamamen kayboldu.
Milena kapıyı işaret etti.
"Şu an sesini yükselttiğinde Alexa'nın ne hissettiğini bilmiyorsun. O aptal öfkeni kontrol edemeyeceğini bilseydim seni hiç çağırmazdım. Ona iyi gel diye çağırdım, bağırıp üstüne git diye değil. Çık git şimdi."
Arthur başını eğdi.
"Tamam."
Kapıya yöneldi.
Çıkmadan önce bir kez daha arkasına baktı.
"Özür dilerim."
Sonra kapıyı sessizce kapattı.
Milena hemen Alexa'nın yanına döndü.
Arthur ise kapının dışında birkaç saniye öylece kaldı.
Ellerini yüzüne götürdü.
Az önce ne yaptığını yeni yeni anlıyordu.
Sinirlenmişti.
Korkmuştu.
Ama öfkesini yanlış kişiden çıkarmıştı.
Ve Alexa'nın yüzündeki o korkmuş ifadeyi aklından çıkaramıyordu.
Milena kapının kapanmasının ardından birkaç saniye hiç konuşmadı.
Sonra yavaşça Alexa'nın yanına geçti.
"Gel buraya, bitanem."
Alexa başını kaldırdığı anda gözlerinden yaşlar süzüldü.
Milena hiç düşünmeden ona sarıldı.
"Tamam güzelim. Tamam... geçti."
Alexa birkaç saniye hiçbir şey söylemeden ona sarıldı.
"Ben korktum."
"Öyle tabii ki korkarsın. Senin bir suçun yok, böyle olacağını hiçbirimiz bilemezdik."
Milena saçlarını yavaşça okşadı.
"Senin yaşadığın şey normal değil. Birinin seni evinde otururken fotoğraflaması normal değil. Üstüne bir de seni tehdit etmesi hiç normal değil."
Alexa'nın sesi titredi.
"Arthur'a söylemek istemedim."
"Biliyorum."
"Onun başına bir şey gelsin istemedim."
Milena biraz geri çekilip Alexa'nın yüzüne baktı.
"Canım benim, sen herkesi düşünüyorsun da kendini hiç düşünmüyorsun."
Alexa gözlerini sildi.
"Ben sadece..."
"Kendini açıklamana gerek yok. Ben seni gerçekten anlıyorum aşkım. Kimseye birşey kanıtlamak zorunda değilsinm"
Milena başını onun omzuna yasladı.
"Şimdi hiçbir şeyi tek başına düşünmeyeceksin."
Alexa ona baktı.
"Nasıl yani?"
"Yani bundan sonra ne olursa olsun bana söyleyeceksin."
"Milena..."
"Hayır, itiraz yok."
Milena parmağını hafifçe salladı.
"Ben senin arkadaşın değil miyim? Arkadaşın da değil, resmen kardeşinim artık. Böyle şeyleri tek başına taşıyamazsın."
Alexa'nın dudaklarının kenarı çok hafif kıvrıldı.
Milena bunu görünce gülümsedi.
"İşte. Birazcık gül."
Alexa başını onun omzuna yasladı.
"İyi ki geldin."
Milena onu tekrar kendine çekti.
"Her zaman gelirim, güzelim."
Bir süre öylece oturdular.
Milena Alexa'yı yalnız bırakmadı.
Ne telefonu kurcaladı ne de onu soru yağmuruna tuttu.
Sadece yanında kaldı.
Çünkü bazen birinin söyleyeceği en önemli şey,
"Buradayım."
oluyordu. Arthur'dan da tam olarak bunu duymaya ihtiyacı vardı.
Gece ilerledikçe Alexa'nın nefesi yavaşladı.
Milena hâlâ yanındaydı.
Alexa başını onun dizlerine yaslamış, gözlerini kapatmıştı. Milena parmaklarını saçlarının arasında yavaşça gezdiriyordu.
"Uyu güzelim," diye fısıldadı. "Ben buradayım."
Alexa bir şey söylemedi.
Bir süre sonra tamamen uykuya daldı.
Milena hareket etmeden birkaç dakika daha bekledi.
Sonra battaniyeyi Alexa'nın üzerine çekti, saçlarını yüzünden ayırdı ve sessizce ayağa kalktı.
Telefonunu aldı.
Kapıya doğru yürürken son kez Alexa'ya baktı.
Kapıyı sessizce kapattı.
---
Arthur hâlâ apartmanın önündeydi.
Milena onu görünce doğrudan yanına yürüdü.
Arthur başını kaldırdı.
"Alexa nasıl?"
Milena'nın yüzü sertti.
"Senin yüzünden daha kötü."
Arthur sustu.
"Ben..."
"Hayır. Önce beni dinle."
Arthur cevap vermedi.
Milena kollarını göğsünde birleştirdi.
"Sen bugün ne yaptığının farkında mısın?"
"Farkındayım."
"Hayır, değilsin."
Sesi yükselmişti.
"Sinirlendin. Tamam. O numaraya sinirlen. Fotoğrafı çekene sinirlen. Bu işi yapan kişiye kız. Ama kalkıp bütün öfkeni Alexa'dan çıkaramazsın. Hadi bak herşeyi geçtim, sen kimsin de bu kıza sesini yükseltme hakkını kendinde buluyorsun? Alexa bu hayatta en yakınlarımdan, resmen kız kardeşim. Ve şuan onun ne kadar kötü olduğunu sen bile göremiyorsun."
Arthur başını eğdi.
"Öyle yapmak istemedim."
"İstememen sonucu değiştirmiyor."
Milena bir adım yaklaştı.
"Sen onun geçmişini bilmiyordun, şimdi biliyorsun. O yüzden bundan sonra iki kere düşüneceksin."
Arthur sessiz kaldı.
"Alexa sen bağırdığında neden öyle tepki verdi, gördün."
"Milena..."
"Hayır, Arthur."
Milena'nın sesi biraz yumuşadı ama öfkesi geçmedi.
"Senin onu korkutmaya hakkın yok."
Arthur birkaç saniye sonra başını kaldırdı.
"Haklısın."
Milena şaşırmış gibi baktı.
Arthur devam etti:
"Özür dilemek için bile yüzüne bakamıyorum."
"Şu an özrünü kabul edip etmeyeceğine Alexa karar verir."
Arthur başını salladı.
"Tamam."
Milena arkasını dönecekken durdu.
"Bir şey daha."
Arthur baktı.
"Bu numaranın peşine düşerken saçma bir şey yapmayacaksın."
"Yapmam."
"Polislik oynayıp tek başına bir şey çözmeye çalışmayacaksın."
Arthur cevap vermedi.
Milena kaşını kaldırdı.
"Arthur."
"Tamam."
"Gerçekten."
"Tamam, Milena."
Milena derin bir nefes aldı.
"İyi."
Sonra ona biraz daha yumuşak baktı.
"Çünkü Alexa'nın şu an sana ihtiyacı var. Ama önce onun kendini yanında güvende hissetmesi gerekiyor. Ayrıca bu tek bir özür ile bitecek birşey değil. Salak saçma 5 yaşındaki bir çocuk gibi verdiğin tepkilerin sorumluluğunu paşa paşa kabulleneceksin."
Arthur birkaç saniye sustu.
"Biliyorum."
Milena başını salladı.
Sonra apartmana geri döndü.
Arthur arkasından bakarken tek bir şey düşünüyordu:
Bu kez Alexa'nın yanında olmak istiyorsa, önce onun kendini güvende hissetmesini sağlamalıydı.
Arthur az şerefiszlik yapmadı ama gerçekten öyle biri değil çocuğum Alexa için endişelendiği için yanlış kişiye patladı lütfen Arthurdan soğumayın😓💞
Milena gibi bir kız kardeşe sahip olmak ayrıcalıktır yaa😩😩🫶🫶🫶
