3. bölüm · SADECE ÜÇ AY
HELLO KITTY
ÜÇ GÜN SONRA
Kampın bittiğine hâlâ inanamıyordum.
Üç gün boyunca yürüyüşler, oyunlar, sabahın köründe yapılan yoklamalar ve bitmek bilmeyen aktiviteler...
Ama itiraf etmeliydim.
Beklediğimden çok daha eğlenceli geçmişti.
Özellikle de Arthur yüzünden.
Otobüse bindiğimde boş bulduğum cam kenarına geçip çantamı yanıma bıraktım.
Birkaç dakika sonra Arthur geldi.
"Buraya oturabilir miyim?"
"Başka yer yok mu?"
"Var."
"Git o zaman."
"Senin yanın daha iyi."
Gözlerimi devirdim.
"Tamam, otur."
Arthur yanıma geçti.
Otobüs yavaşça hareket etti.
Kamp alanından uzaklaşırken camdan dışarı baktım.
Üç gün önce buraya gelirken bunun bitmek bilmeyen bir işkence olacağını düşünmüştüm.
Şimdi ise garip bir şekilde...
Dönmek istemiyordum.
Arthur telefonundan müzik açtı.
"Yol uzun."
"Uyuyacağım."
"Yine omzuma yatarsın şimdi."
Başımı ona çevirdim.
"Bir daha bundan bahsedersen seni camdan atarım."
"Tamam, sevgilim."
"Arthur."
"Ne?"
"Sus."
Kahkaha attı.
Otobüs şehir yoluna girdiğinde başımı cama yasladım.
Gözlerim ağırlaşmaya başlamıştı.
Tam uyuyacakken telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Milena'dan mesaj gelmişti:
Bu akşam hepimizde buluşuyoruz. Kaçış yok.
Mesajın altına bir tane daha geldi.
Arthur da geliyor.
İç çektim.
Üç günün sonunda bile kurtulamıyordum.
Telefonu kapatıp koltuğa yaslandım.
Arthur bana baktı.
"Ne oldu?"
"Bu akşam yine görüşeceğiz."
"Ne güzel."
"Senin için güzel."
"Benim için de güzel."
"Çok sevindim."
Arthur sırıttı.
"Ben de."
Gözlerimi devirdim.
Ama bu kez yüzümdeki gülümsemeyi saklamaya çalışmadım.
...
Sonunda eve girmiştim. Kapının çalmasıyla aşağı indim.
Kapıyı açtığımda Milena elinde kocaman bir çantayla karşımda dikiliyordu.
"Yatılıya geldim."
"Senin haber verme şeklin de ayrı bir olay."
"Çekil."
Çantasını içeri bırakıp direkt odama geçti. Ben de arkasından gidip yatağa oturdum.
Birkaç dakika boyunca kampı, otobüsü, Milena'nın yaşadığı saçma sapan olayları konuştuk.
Sonra Milena bir anda sustu.
Bana öyle bir baktı ki kaşlarımı çattım.
"Ne?"
"Kızım..."
"Hı?"
"Sen gerçekten âşık oluyor olabilir misin?"
Bir an yüzüne boş boş baktım.
"Ne alaka?"
"Arthur."
"Arthur ne?"
"Son zamanlarda ondan bahsetmediğin tek bir konuşma yok."
"Çünkü sahte sevgiliyiz."
"Alexa."
"Ne?"
"Bugün arabadan inerken yüzüne baktığın ifadeyi gördüm."
"Ne ifadesi?"
"Hoşlanıyorum ifadesi."
Kahkaha attım.
"Saçmalama."
"Ben seni yıllardır tanıyorum."
"Milena, Arthur'dan hoşlanmıyorum."
"Kesin mi?"
"Kesin."
"Hiç mi?"
"Hiç."
Milena yatağın üzerine uzanıp bana baktı.
"Peki neden onun yanında sürekli gülümsiyorsun?"
"Çünkü komik."
"Neden onun seni düşünmesine bu kadar alıştın?"
"Çünkü rol yapıyoruz."
"Neden sana 'sevgilim' dediğinde eskisi kadar sinirlenmiyorsun?"
Ağzımı açtım.
Sonra kapattım.
"Çünkü..."
Cevap bulamadım.
Milena hemen doğruldu.
"HA!"
"Ne ha?"
"Bir şey bulamadın!"
"Çünkü saçma bir soru sordun."
Milena kahkahayı bastı.
"Alexa, bence sen..."
"Hayır."
"Daha söylemedim."
"Ne söyleyeceğini biliyorum."
"Arthur'dan hoşlanıyorsun."
Yastığı alıp yüzüne fırlattım.
"Uyu artık."
Milena yastığı yakalayıp sırıttı.
"Tamam, âşık."
"Milena!"
Odanın içinde kahkahası yankılanırken ben de istemeden gülümsedim.
Ama nedense bu kez söylediklerini tamamen saçma bulamamıştım
...
Ertesi gün kampüsten çıktığımızda Milena'yla kantinin önünde oturuyorduk.
Arthur'u beklemiyordum.
En azından birkaç dakika öncesine kadar.
"Alexa."
Başımı kaldırdım.
Arthur bize doğru yürüyordu ama yalnız değildi.
Yanında sarışın bir kız vardı.
Kız Arthur'la konuşurken arada kahkaha atıyor, Arthur da ona cevap veriyordu.
Milena bana baktı.
Sonra kıza.
Sonra tekrar bana.
"Ne?"
"Hiç."
"Milena."
"Bir şey demedim."
Arthur yanımıza geldi.
"Selam."
"Selam."
Yanındaki kıza döndü.
"Bu da Alexa."
Kız gülümseyerek elini uzattı.
"Merhaba, ben Claire."
Elini sıktım.
"Alexa."
"Arthur senden çok bahsetti."
Kaşlarım hafifçe kalktı.
"Öyle mi?"
Arthur araya girdi.
"Claire eski arkadaşım."
"Eski mi?"
Claire güldü.
"Çocukluğumuzdan beri tanışıyoruz."
"Ne güzel."
Sesimin normal çıkmasına özellikle dikkat ettim.
Arthur bana baktı.
"Bir sorun mu var?"
"Hayır."
"Kesin mi?"
"Kesin."
Claire telefonunu çıkarıp Arthur'a bir fotoğraf gösterdi.
"Bak, bunu hatırlıyor musun?"
Arthur fotoğrafa bakınca kahkaha attı.
"Hayır! Bunu sil demiştim."
"Ben de özellikle sakladım."
İkisi birlikte gülerken ben önümdeki kahveye baktım.
Nedense kahvemi karıştırmayı bırakmıştım.
Milena dirseğiyle koluma hafifçe dokundu.
"İyi misin?"
"Gayet."
"Yüzün—"
"Gayet iyiyim."
Arthur bir anda bana döndü.
"Akşam bizimkilerle buluşuyoruz. Sen de gel."
Claire de gülümsedi.
"Kesinlikle gelmelisin."
Başımı salladım.
"Olur."
Neden kabul ettiğimi bilmiyordum.
Belki gerçekten gitmek istiyordum.
Belki de...
Claire'in yanında Arthur'la yalnız kalmak istemiyordum.
Ama bunu kendime kesinlikle itiraf etmeyecektim.
Ertesi gün kampüse geldiğimde Claire'i koridorun sonunda gördüm.
Beni fark edince elini kaldırdı.
"Alexa!"
Bir an duraksadım.
Dün yaşananlardan sonra hâlâ biraz utanıyordum.
"Selam."
Claire yanıma geldi.
"Dün bir anda gittin. Her şey yolunda mı?"
"Evet. Sadece biraz yorulmuştum."
Bana birkaç saniye baktı.
"Arthur yüzünden mi?"
Kaşlarımı kaldırdım.
"Ne?"
Claire güldü.
"Merak etme, sorguya çekmeyeceğim."
"Yok, şey..."
"Bak," dedi. "Dün tanıştığımızda biraz garip bir başlangıç yaptık. O yüzden yanlış anlaşıldıysam özür dilemek istiyorum."
"Senin bir şey yaptığın yok."
"Yine de."
Claire omuz silkti.
"Arthur benim eski arkadaşım. Hepsi bu."
Başımı salladım.
"Anladım."
"Gerçekten mi?"
"Evet."
Claire bir an düşündü.
"İstersen kahve içmeye gidelim."
"Şimdi mi?"
"Şimdi."
İstemeden güldüm.
"Sen çok hızlı arkadaş oluyorsun."
"Benim özelliğim."
Birlikte kampüs kafesine doğru yürümeye başladık.
Birkaç dakika içinde konuşmaya başladığımızda aramızdaki gerginliğin aslında ne kadar gereksiz olduğunu fark ettim.
Claire komikti.
Hem de tahmin ettiğimden çok daha fazla.
"Bir şey soracağım," dedi.
"Neymiş?"
"Arthur gerçekten sana sürekli 'sarışın' mı diyor?"
Kahkahayı bastım.
"Her fırsatta."
"İnanılmaz."
"Bir de sinir bozucu bir şekilde bunu komik buluyor."
"Çünkü komik."
"Sen de onun tarafındasın!"
Claire gülerek başını salladı.
"Hayır, sadece gerçeği söylüyorum."
Kahvelerimizi aldığımızda artık yan yana yürüyorduk.
Dün onu gördüğümde hissettiğim o anlamsız huzursuzluğun yerini garip bir rahatlık almıştı.
Belki de Claire'i yanlış tanımıştım.
Belki de bu kız gerçekten iyi biriydi.
Ve nedense...
Bunun böyle olmasına seviniyordum.
Claire kahvesinden bir yudum aldıktan sonra bana baktı.
"Bu arada sana bir şey söyleyeyim mi?"
"Ne?"
"Arthur konusunda yanlış anlama istemem."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Ne demek?"
"Ben Arthur'a hiçbir zaman o gözle bakmadım. Onu daha çok küçük kardeşim gibi görüyorum."
Şaşırdım.
"Küçük kardeşin gibi mi?"
"Evet." Gülümseyerek başını salladı. "Uzun zamandır tanıyorum. O yüzden bazen fazla rahat davranıyorum."
Bir an önceki düşüncelerim aklıma geldi.
"Anladım."
Claire bardağını masaya bıraktı.
"Bir de..."
"Hı?"
"Bunu söylemek bana düşmez belki ama."
"Ne?"
Claire gözlerimin içine baktı.
"Benim gözlemlerime göre Arthur senden gerçekten hoşlanıyor."
Bir anda ne diyeceğimi bilemedim.
"Ne?"
"Yanlış duyduğunu sanmıyorum."
"Claire..."
"Gözlerinden belli oluyor."
Gülerek başını iki yana salladı.
"Sen yanındayken sana bakışını fark etmemek mümkün değil."
Bakışlarımı kahveme indirdim.
"Abartıyorsun."
"Hayır."
"Belki sadece arkadaşız."
"Olabilir."
Claire omuz silkti.
"Ama ben yıllardır Arthur'u tanıyorum. Sana karşı davranışı normal arkadaşlık gibi gelmiyor."
Sessiz kaldım.
Kalbimin hızlandığını hissediyordum ama bunu Claire'e belli etmek istemiyordum.
Claire hafifçe gülümsedi.
"Ben sadece şunu bilmeni istedim."
"Neyi?"
"Ben sizin aranızda bir şey olsun ya da olmasın, ikinizin de iyi olmasını istiyorum."
Sonra kahvesini aldı.
"Ve bence sen de ona karşı boş değilsin."
"Claire!"
Gülmeye başladı.
"Tamam, tamam. Daha fazla konuşmuyorum."
Ben de istemsizce gülümsedim.
Ama Claire'in söyledikleri kafamın içinde dönüp duruyordu.
Arthur gerçekten benden hoşlanıyor olabilir miydi?
Akşam eve döndüğümde Milena çoktan salona yayılmıştı.
Beni görür görmez doğruldu.
"Gel buraya. Bugün ne oldu?"
Çantamı koltuğun üzerine bıraktım.
"Claire'le konuştum."
Milena'nın gözleri büyüdü.
"Yine mi Claire?"
"Arkadaş olduk."
Milena birkaç saniye bana baktı.
"Ne?"
"Gerçekten. Hatta bayağı iyi anlaştık."
"Ben sana demiştim."
"Bir de..."
Duraksadım.
Milena hemen yaklaştı.
"Bir de ne?"
"Arthur hakkında bir şey söyledi."
"Ne söyledi?"
Sandalyeye oturup ayakkabılarımı çıkardım.
"Beni yanlış anlamamam için Claire'in Arthur'u bir erkek kardeş gibi gördüğünü söyledi."
Milena'nın yüzündeki merak daha da arttı.
"Sonra?"
"Sonra da..."
Bir an sustum.
"Benim gözlemlerime göre Arthur'un benden gerçekten hoşlandığını söyledi."
Milena'nın ağzı açık kaldı.
"NE?"
"Bağırma!"
"Alexa, kız sana resmen itiraf etti!"
"Hayır, Arthur hiçbir şey itiraf etmedi."
"Claire onun yıllardır arkadaşı. Davranışlarını senden daha iyi biliyor olabilir."
"Belki."
Milena yanıma oturdu.
"Peki sen ne dedin?"
"İnanmadım."
"Niye?"
"Çünkü..."
Cümleyi tamamlayamadım.
Milena sırıttı.
"Çünkü sen de ondan hoşlanıyorsun."
"Öyle bir şey demedim."
"Demene gerek yok."
Yastığı ona fırlattım.
"Sus."
Milena yastığı yakalayıp güldü.
"Tamam, tamam."
Sonra biraz daha ciddi bir sesle ekledi:
"Ama Claire'in bunu söylemesi önemli."
Başımı koltuğa yasladım.
"Evet."
Aklıma Arthur'un bana bakışları geldi.
Sonra dün gece kapıma gelişini düşündüm.
İlk kez bunların hepsini bir araya getiriyordum.
Ve itiraf etmek istemesem de...
Claire'in söyledikleri kafamı fena hâlde karıştırmıştı.
Claire'in söyledikleri gece boyunca aklımdan çıkmadı.
Arthur senden gerçekten hoşlanıyor.
Saçmalık.
Öyle olsaydı bunu bir şekilde anlardım.
Değil mi?
Telefonumu elime alıp saate baktım.
23.47.
Tam telefonu bırakacakken ekran yeniden aydınlandı.
Arthur
Mesajı açtım.
«Eve vardın mı?»
Kaşlarımı çattım.
Bu saatte bunu neden soruyordu?
Yazdım.
«Evet.»
Cevap neredeyse anında geldi.
«İyi.»
Telefonu bırakacakken bir mesaj daha geldi.
«Bugün biraz dalgındın.»
Bir süre ekrana baktım.
Ben mi?
Dalgın?
«Değildim.»
Üç nokta belirdi.
«Öyle görünüyordun.»
«Belki yorgundum.»
«Belki.»
Telefonu kapatıp yatağa bıraktım.
İki saniye sonra tekrar elime aldım.
«Sen neden hâlâ uyanıksın?»
Mesajı gönderdikten sonra pişman oldum.
Çok meraklı görünmüştüm.
Cevap geldi.
«Sen uyumadan ben de uyumayacağım.»
Gözlerimi kırpıştırdım.
Bir süre hiçbir şey yazamadım.
Sonunda sadece:
«Neden?»
gönderdim.
Bu kez cevabı biraz daha geç geldi.
«Bilmiyorum.»
Ekrana bakarken dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı.
Sonra hemen kendime geldim.
"Alexa, kendine gel."
Telefonu ters çevirip komodine bıraktım.
Ama uyumadan önce aklımda kalan son şey Claire'in söylediği cümleydi.
Arthur senden gerçekten hoşlanıyor.
Ve ilk defa...
Bunun gerçekten mümkün olup olmadığını düşünmeye başladım.
Yaklaşık on dakika sonra Milena'nın sesi salondan geldi.
"Alexaaa!"
"Ne var?"
"Canım aşırı tatlı bir şey istiyor."
Gözlerimi kapattım. Mesajı almıştım.
"Of, tamam be."
Üzerime pembe, Hello Kitty desenli eşofman altımı geçirdim. Üstüme yine Hello Kitty baskılı tişörtümü giydim. Üzerine de siyah, bol bir fermuarlı ceket aldım.
Saçlarımı uğraşmadan tepemde dağınık bir topuz yaptım.
Aynaya bakıp kaşlarımı kaldırdım.
"Gayet iyiyim."
Milena kapıdan kafasını çıkardı.
"Çok şirinsin."
"Kes."
Anahtarlarımı alıp dışarı çıktım.
Bakkala kadar yürümem beş dakika bile sürmeyecekti.
Tam köşeyi döndüğüm sırada karşıdan gelen arabayı gördüm.
Tanıdık bir araba.
"Hayır..."
Araba önümde yavaşlayıp durdu.
Cam aşağı indi.
Arthur.
Birkaç saniye bana baktı.
Sonra yüzünde kocaman bir sırıtış oluştu.
"Vay be."
Gözlerimi kıstım.
"Ne?"
Arthur beni baştan aşağı süzdü.
"Hello Kitty."
"Kes sesini."
"Gerçekten Hello Kitty."
"Arthur."
Gülmeye başladı.
"Bu hâlini görmem gerekiyormuş."
"Ben bakkala gidiyorum."
"Fark ettim."
"Ne bakıyorsun?"
"Hiç. Sadece..."
Bir an durdu.
"Bugün oldukça pembe bir gün geçireceğini düşünmemiştim."
Kollarımı bağladım.
"Ev hâlim bu. Sorun mu?"
"Hayır."
Gülümsemesini bastırmaya çalıştı.
"Hatta komik derecede tatlı."
Gözlerimi devirdim.
"Sen gerçekten susmayı bilmiyorsun."
Arthur kahkaha attı.
"Tamam, tamam. Git bakalım."
"Zaten gidiyorum."
Tam arkamı dönmüştüm ki arkamdan seslendi.
"Alexa!"
Döndüm.
"Ne?"
"Hello Kitty'yi unutma."
"ARTHUR!"
Kahkahası sokağın diğer ucuna kadar yayıldı.
Ben de başımı iki yana sallayarak bakkala doğru yürümeye devam ettim.
Ama istemsizce gülümsüyordum.
Bakkala girip kapıyı arkamdan kapattım.
İçeri girer girmez derin bir nefes aldım.
"Salak."
Rafa yönelip Milena'nın istediği çikolataları almaya başladım. Kendim için de protein barlardan aldım. Onların kalorisi daha düşüktü ve bu aralar kiloma dikkat ediyordum.
Tam kasaya ilerlerken cebimdeki telefon titredi.
Ekrana baktım.
Arthur:
«Hello Kitty hâlâ yaşıyor mu?»
Gözlerimi devirdim.
Hemen cevap yazdım.
«Çok komiksin.»
Mesajı gönderir göndermez cevap geldi.
«Teşekkür ederim.»
«Öyle demedim.»
«Bence dedin.»
Telefonu cebime koydum.
Kasiyer poşeti uzattığında teşekkür edip dışarı çıktım.
Arthur'un arabası hâlâ karşı taraftaydı.
Kaşlarımı çattım.
"Sen hâlâ burada mısın?"
Camı indirdi.
"Tesadüf."
"Beş dakikadır burada bekliyorsun."
"Belki de seni beklemiyordum."
"Tabii."
Arthur hafifçe güldü.
"Bin."
"Yürüyerek giderim."
"Bakkaldan eve kadar poşetlerle mi?"
"Gayet iyi giderim."
Arthur başını iki yana salladı.
"İnatçısın."
"Sen de sinir bozucusun."
"Bin işte."
Bir an düşündüm.
Sonra arka kapıyı açmaya yöneldim.
Arthur hemen itiraz etti.
"Öne binsene."
"Niye?"
"Arkadaşın değil miyim?"
"Ne alaka?"
"Arkadaşının arabasına arkada mı binilir?"
Gözlerimi devirdim.
"Tamam."
Ön koltuğa oturdum.
Arthur arabayı çalıştırdı.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra bana baktı.
"Bu arada..."
"Hı?"
"Gerçekten yakışmış."
Kaşımı kaldırdım.
"Ne?"
"Eşofman."
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Dalga geçiyorsun."
"Hayır."
Sonra ekledi:
"Biraz."
"Arthur!"
Kahkaha atmaya başladı.
Ben de istemeden gülmeye başladım.
Dün yaşadığımız bütün karmaşadan sonra ilk kez aramızdaki havanın gerçekten normale döndüğünü hissediyordum.
