13. bölüm · SADECE ÜÇ AY

FOTOĞRAF

lavinya ultan

Milena kampüsün bahçesinde tek başına oturmuş, telefonuyla uğraşıyordu.

Tam o sırada karşısındaki sandalyenin çekildiğini duydu.

Başını kaldırdığında Carter’ı gördü.

Çocuk hiçbir şey sormadan oturdu.

Milena kaşını kaldırdı.

“Bir problem mi var?”

Carter hafifçe sırıttı.

“Müstakil misiniz hanımefendi?”

Milena birkaç saniye yüzüne baktı.

“Ne?”

“Yanınıza oturabilir miyim diye kibarca soruyorum.”

“Hiç kibar değildin.”

“Gerginliğimi belli etmek istemedim.”

Milena gözlerini devirdi.

“Sen hep böyle misin?”

“Nasıl?”

“Cıvık.”

Carter elini göğsüne koyup sahte bir şaşkınlıkla ona baktı.

“Daha iki dakikada karakter analizimi yaptın. Etkilendim.”

Milena güldü.

“Sen gerçekten garipsin.”

“Garip ama yakışıklı.”

“Bunu da sen mi söylüyorsun?”

“Ben söylemezsem kim söyleyecek?”

Milena başını iki yana salladı.

“Seninle uğraşamam.”

Carter gülümseyerek arkasına yaslandı.

“Daha yeni başladık hanımefendi.”

Milena telefonuna geri döndü.

“Senin başka işin yok mu?”

“Var.”

“Ne?”

“Seni rahatsız etmek.”

Milena başını kaldırıp ona baktı.

Carter sırıtarak omuz silkti.

“Şaka yaptım.”

“Hiç komik değildi.”

“Gülüyorsun ama.”

Milena istemsizce gülümsemesini fark edince hemen yüzünü toparladı.

“Gülmedim.”

“Güldün.”

“Hayır.”

“Ben gördüm.”

“Carter.”

“Efendim, Milena?”

İsmini söylerkenki rahatlığı Milena'nın dikkatini çekti.

“Benim adımı nereden biliyorsun?”

Carter bir an durdu.

“Alexa.”

“Alexa mı söyledi?”

“Evet.”

Milena şüpheyle gözlerini kıstı.

“Ne kadarını anlattı?”

“Senin hakkında mı?”

“Evet.”

Carter biraz düşündü.

“Çok şey değil.”

“Mesela?”

“Çok sevdiğin bir arkadaşın olduğunu söyledi.”

“Başka?”

Carter gülümseyerek ona baktı.

“Güzel güldüğünü.”

Milena'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.

“Alexa sana bunu mu söyledi?”

“Hayır.”

“E o zaman nereden biliyorsun?”

Carter kahvesinden bir yudum aldı.

“Az önce gördüm.”

Milena birkaç saniye sustu.

Sonra gözlerini devirdi.

“Sen cidden yavşaksın.”

Carter hiç alınmadı.

“Bunu iltifat olarak kabul ediyorum.”

“Etme.”

“Geç kaldın.”

Milena başını iki yana sallayıp yeniden telefonuna baktı.

Ama bu kez yüzündeki küçük gülümsemeyi saklayamadı.

ALEXA'DAN

Fotoğraf kulübünün toplantısı her zamankinden kalabalıktı.

Kulüp başkanı elindeki listeye bakarak konuşmaya başladı.

“Gelecek haftaya kadar bir portre çalışması hazırlamanızı istiyorum. Herkes bir partnerle çalışacak. Çekimleri istediğiniz gün ve istediğiniz mekânda yapabilirsiniz.”

Sandalyesinde arkasına yaslandım.

“Partnerleri de biz mi seçeceğiz?”

“Hayır. Ben belirledim.”

Elindeki listeye tekrar baktı.

“Alexa ve Arthur.”

Başımı kaldırdığım anda gözlerim Arthur’unkilerle buluştu.

Tabii ki gülümsüyordu.

“Şansa bak.”

Gözlerimi devirdim.

“Yine mi sen?”

Sandalyemi ona doğru biraz çevirdim.

“Bence artık kader.”

“Abartma.”

“Tamam, kader demeyelim.” Sırıttı. “Ama güzel bir partner seçmişler.”

Başımı iki yana salladım.

Bu çocuk gerçekten hiç susmuyordu.

Kulüp başkanı konuşmaya devam etti.

“Portreleri önümüzdeki hafta teslim edeceksiniz. Birbirinizin fotoğrafını çekeceksiniz. Mekân tamamen size kalmış.”

Arthur hemen bana döndü.

“O zaman bir gün buluşmamız gerekecek.”

Kısa bir süre düşündüm.

“Evet.”

“Güzel bir yer seçelim.”

“Sen seçme.”

Kaşlarını kaldırdı.

“Neden?”

“Çünkü kesin saçma bir yer bulursun.”

Gülerek arkasına yaslandı.

“Bana güvenmiyorsun.”

Ona baktım.

“Henüz o kadar tanımıyorum seni.”

Sözlerimden sonra yüzündeki gülümseme bir anlığına değişti.

Sanki bunu beklemiyormuş gibiydi.

Sonra hafifçe gülümsedi.

“Öyleyse tanışırsın.”

Bir şey söylemedim.

Ama nedense bu cümle aklımda kaldı.

Bakışlarımı önümdeki masaya indirirken dudaklarımın kenarında istemsizce küçük bir gülümseme oluştu.

Kulüpten çıktığımızda hava serinlemişti.

Arthur'la yan yana yürüyorduk. Birkaç saniye sessiz kaldık.

Sonra ona baktım.

Sırıtmaya başlamıştı.

Hem de öyle normal bir gülümseme değil.

“Ne sırıtıyorsun?”

Bana dönüp hiç düşünmeden cevap verdi.

“Dünyanın en güzel kızı benim partnerim olduğu için çok şanslıyım.”

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

“Sen gerçekten…”

Gülerek başımı iki yana salladım.

“Biliyorum çok yakışıklıyım.

“Lafımı çarpıtma!"

“İltifat ediyorum.”

“Farkındayım.”

Arthur sırıtmaya devam etti.

Ben de istemsizce gülümsedim.

“Yine de teşekkür ederim.”

Arthur’un yüzündeki sırıtış bir anda daha da büyüdü.

“Rica ederim, partnerim.”

ARTHUR'DAN

Buluşacağımız yere birkaç dakika erken gelmiştim.

Etrafa bakınırken Alexa’yı gördüm.

Siyah, kısa kesimli, vücuduna oturan ince askılı bir elbise giymişti. Altında siyah topukluları vardı. Saçları da her zamanki hâlinden biraz daha özenliydi.

Bir an ne diyeceğimi unuttum.

Alexa yanıma geldi.

“Çok mu bekledin?”

Başımı iki yana salladım.

“Yok.”

Sonra istemsizce gülümsedim.

“Gayet güzel olmuşsun.”

Alexa hafifçe gülümsedi.

“Teşekkür ederim.”

“Bugün fotoğraf çekmek zor olacak.”

“Neden?”

“Çünkü objektifin arkasında ben varım ve sürekli dikkatimi dağıtıyorsun.”

Gözlerini devirdi.

“Arthur…”

“Tamam, sustum.”

Ama sırıtmayı bırakamadım.

ALEXA'DAN

Arthur'un fotoğrafları sonunda bitmişti. Daha çok poz vermediği anlarda çekmiştim ancak gayet güzeldi.

Kızım senle ilgisi yok çocuk yakışıklı...
Sus içses.

Sıra bana gelmişti. Herkese 3 fotoğraf düşüyordu. Ve bugün Arthur bezecekti. Fotoğraf konusunda oldukça titiz biriydim.
Poz vermeden çekim mi?
Asla.

Sonunda bir mekana girdiğimizde bizi merdivenler karşıladı. İşte buldum...
Burası tam benim tarzımdı.

"Arthur."
"Efendim?"
"Burası."
"Ne?"
"Hadi çek!" dedim ve kamerayı eline tutuşturup merdivenlerde poz vermeye başladım. İki fotoğrafımı merdivenlerde çekmiştik geriye bir tane kalmıştı.

(Fotoğraflar tıpatıp böyle)

En sonunda lavaboya girmiştik. Makyajımı tazelemeliydim. Kızlar ve erkekler tuvaleti aynıydı. Ayna vardı ve altında tezgah vardı.

“Arthur.”

Arthur bana döndü.

“Efendim?”

“Buraya çıkmak istiyorum.”

Arthur kaşlarını kaldırdı.

“Nereye?”

Tezgahı gösterdim.

“Buraya.”

“Saçmalama.”

“Lütfen.”

“Alexa…”

“Lütfen, lütfen, lütfen.”

III. KİŞİ ANLATIMI

Arthur onun ne kadar heveslendiğini görünce birkaç saniye sustu.

Sonunda iç çekti.

“Tamam.”

“Gerçekten mi?”

“Evet. Ama dikkatli ol.”

Arthur önce etrafı kontrol etti, ardından Alexa’nın güvenli şekilde çıkmasına yardımcı oldu. Alexa tezgâhın üzerine yerleşip aynaya baktığında yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

“İşte bu!”

Arthur başını iki yana salladı.

“Sen gerçekten fotoğraf için her şeyi yapıyorsun.”

Alexa kamerayı ona uzattı.

“Şimdi çek.”

Arthur kamerayı aldı.

“Son fotoğrafın.”

“Biliyorum.”

“Güzel çıkmazsa sorumlusu sensin.”

Alexa aynadan ona bakıp gülümsedi.

“Merak etme. Güzel çıkacak.”

(Bunuda böyle düşünün)

Arthur kameranın ekranında fotoğrafları tek tek incelemeye başladı.

Birinci fotoğrafta durdu.

“Vay be.”

Alexa merakla ona baktı.

“Ne?”

Arthur fotoğrafı biraz daha büyüttü.

“Bence bu fotoğrafı direkt yarışmaya göndermeliyiz.”

Alexa güldü.

“Abartma.”

“Abartmıyorum.” Bir sonraki fotoğrafa geçti. “Şuna bak. Bu da aşırı güzel.”

“Arthur…”

“Ne? Gerçeği söylüyorum.”

Alexa kollarını göğsünde birleştirdi.

“Fotoğraflarıma bakıyorsun sadece.”

“Hayır, seni övüyorum.”

“Fark ettim.”

Arthur sırıtmasını gizlemeden devam etti.

“Cidden, insan bu kadar güzel fotojenik olabilir mi?”

Alexa’nın yanakları hafifçe kızardı.

“Kes artık.”

Arthur özellikle devam etti.

“Yok, dur. Daha üçüncü fotoğrafı görmedin.”

“Görmek istemiyorum.”

“Bence üçüncü en iyisi.”

Alexa gözlerini kapattı.

“Arthur, sus.”

Arthur kahkahayı bastı.

“Tamam, tamam.”

Ama yüzündeki sırıtıştan belli oluyordu ki amacı başından beri Alexa’yı utandırmaktı.

Ve başarılı olmuştu.