5. bölüm / 8
PSİKOLOĞUM“O kuş… görevini yerine getiremedi''
Bölümler 8Şu an: “O kuş… görevini yerine getiremedi''
- 1 Sarmalın Başlangıcı768 kelime
- 2 “Bir yıl boyunca seans almak istiyorum.”1.205 kelime
- 3 “Ait olduğu yerde.”995 kelime
- 4 “Tavşanlar diyorum… Bence de ağlamamalılar.”825 kelime
- 5 “O kuş… görevini yerine getiremedi''954 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Kabuslara açılan gözler736 kelime
- 7 Sürpriz Misafir616 kelime
- 8 “Korku insanı nereye kadar takip edebilir?”721 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Güneş ışınları sabahın erken saatlerinde dans ederken Henna’nın içinde bir o kadar kopan karanlığın hesabı yoktu. O gün normalden biraz daha geç uyanmış ve danışanlarıyla öğleden sonra için randevulaşmıştı. Üzerinden bir hafta geçmesine rağmen kafasında hâlâ son seans dönüp duruyordu. Takılı bir plak gibi kalan anılar kabustan farksızken Henna’nın aklı hâlâ Luke’nin son cümlesindeydi:
“Tavşanlar diyorum… Bence de ağlamamalılar.”
Mutfağa girdiğinde güneş ışıkları daha göz alıcı vaziyetteydi. Sabah kahvaltısı yapmak istemediğinden, klinikte atıştırmak için bir şeyler hazırlamaya başladı. Tak! Buzdolabının kapağı açıldı; ancak aklı hâlâ son cümledeydi:
“Tavşanlar diyorum… Bence de ağlamamalılar.”
Dolaptan aldığı domates ve fümeleri tezgâhın üzerine koyup birkaç saniyeliğine tekrar daldı.
Tak! Dolabın kapanan kapağı, yerinden sıçramasına neden olup hayallerinden uyandırdı. Ancak uyansa da zihni kabusun bir kısmında hâlâ yerini koruyordu:
“Tavşanlar diyorum… Bence de ağlamamalılar.”
Tak! Kabın kapağı açıldı ve Henna içine koyduğu ekmeği domates ve fümelerle süsledi. Ancak aklı hâlâ son cümledeydi.
Dalgın zihni yaptığı işi otomatik yaptırırken düşünmekle meşguldü. Tak! Kabın kapağını kapattı ve çantasına koydu. Evden çıkmak için birkaç saati daha olduğundan kahve hazırlaması için makineyi çalıştırdı. Kahve makinesinin çıkardığı ses zihnini dağıtırken gözü balkondan dışarıya takıldı.
İnsanlar geçiyordu; binlerce insan.
Bu da binlerce dert, binlerce ayrı düşünce demekti.
“Acaba kim ne düşünüyordur?” diye mırıldanırken elinde yeşil balonlu bir çocuk gördü.
Kendi kendine sırıtarak çocuğu iyice süzdü.
“Sanırım senin derdin balonunun elinden uçup gitmesidir.” diye kendi kendine konuştu.
Zihnini meşgul etmek istese de aklının bir köşesi cevap bulmayan bir ihtimali sorgulayıp duruyordu:
Luke rüyasını nereden biliyordu?
Tak! Kahve makinesinin uyarısıydı bu.
Gidip aldığı kahvesinden bir yudum aldıktan sonra tezgâha yaslandı. Balkondan insanları gözlemlemeye devam ederken kahvesinden yudum yudum içiyordu.
“İnsanlar ne kadar garip canlılar…” diye düşündü.
Kendini hesaba katmadı.
Araba kornaları, insan sesleri; hepsi bir bütün halinde dünyada ses dalgası oluşturuyordu.
“Acaba Adem elmayı yemeseydi ne olurdu?” diye düşünerek kahvesinden bir yudum daha aldı.
Dükkanları, kafeleri, kafelerin önüne park edilmiş bisikletleri izledi.
“Elmayı yemeseydi biz de doğrudan cennete gider miydik? Bu dünyanın bir anlamı kalır mıydı?”
Kahvesinden aldığı son yudum diğerlerine göre daha tatlı geldi. Sıcak kahve boğazından kayıp giderken ardında bir lezzet şöleni bırakmıştı.
Gözünü alan ışıktan rahatsız olunca bir adım geri gitti. Kahveyi tek eline alıp diğer elini siper etti. Halini düşününce kendi kendine sırıttı:
“Havalar soğuk diye şikâyet ediyoruz, ilk güneşten kaçıyoruz…”
Bir yudum daha aldı.
“İnsanoğlu değil mi! Sahip olamadığını isteyip, elde ettikten sonra nankörlük eden…”
Son bir yudum daha aldı. Bu seferki daha sıcak ve daha tatsızdı.
Bardağı tezgâha bıraktı. Ellerinin ısındığını fark etti. Yoğunluktan ötürü evin içine hapsolan güneş ışınları tezgâhta yayılıyordu adeta. Ellerine su tuttuktan sonra kuruladı ve hazırlanıp çıktı.
İki danışanıyla randevulaştığı günün ilk hastası Larry Craw’dı. Luke ile olan seanslarının aksine Larry ile sohbet etmek Henna için daha huzurluydu. Larry’de var olan histrionik duygu bozukluğunu birkaç seansta bulup üzerine gitmeye başlamışlardı. Bu durumundan kaynaklı insanlar zamanla ona sırtını dönmüş, bu da Larry’de depresyona yol açmıştı. Yalnızlığın getirdiği depresyonla beraber özgüvenini de kaybeden Larry için hayat sadece Henna’dan ibaretti.
O günün diğer danışanı ise kabuslarına uyandıran Luke’ydi. Henüz bir ay olmasına rağmen onunla olan seanslarda ortaya çıkan gariplikler ve ardından bıraktığı soru işaretleri Henna’yı oldukça rahatsız ediyordu.
Larry’nin ayrılışından yarım saat sonra, Henna odasında Luke’nin gelmesini beklerken kapı çaldı. Kafasını önünde tuttuğu kağıttan kaldırdı ve boğazını temizledi.
Luke’yi içeri çağırdı.
Kapı yavaşça açılırken Henna dikkatle izliyordu. Yarım açılan kapıdan içeri giren olmadı. Ardından Luke, içeri girmeden önce kafasını uzattı. Yüzü oldukça neşeli görünüyordu.
“Girebilir miyim psikolog hanım?” diye nazikçe sordu.
“Elbette Luke! Gel tabii.”
Henna’nın onayını alınca tek adımda içeri girdi ve karşısına dikildi. Henna, arkasında sakladığı torbayı fark etmişti.
“O nedir Luke?”
Gözleri heyecandan parlayan Luke hemen koltuğuna geçti ve torbayı uzattı.
“Bu size psikolog hanım. Ben tarafından!”
Henna’nın gerildiğini fark etmeyen Luke, torbayı masaya bıraktı ve içinden mavi bir hediye kutusu çıkarıp hızla açmaya başladı.
“Biliyorum, biliyorum!” dedi.
Henna bir şey diyecekken Luke lafa girdi:
“Lütfen Henna, siz rahatsız olmayın. Ben hallediyorum.”
Kutunun her tarafını parçaladıktan sonra içinden küçük bir radyo çıktı. Avuçlarının içinde tutarak Henna’ya uzattı. Tepki bekliyordu. Henna ise almaktan kaçındı.
“Ah, benim kabalığım… Beni affedin!” dedi Luke ve radyoyu masaya bıraktı. “Şimdi rahatlıkla bakabilirsiniz.”
Henna merakla radyoya baktı. Sonra söyledi:
“Bana ‘siz’ demene gerek yok Luke. Bunu daha önce de konuşmuştuk.”
Luke’nin gözlerinde bir boşluk belirdi. Hatırlamıyordu.
Mahcup bir şekilde başını eğdi.
“Ama neden ‘siz’ demeyeyim ki? Siz çok başarılı bir psikologsunuz. Ben ise sadece bir hasta. Normal insanlar başarılı gördüğü insanları sever. Onları rol model alır… Ben normal bir insan olmak için buradayım.”
“Senin dediğin şey normal insan olmak değil.” dedi Henna. “İnsanlar insan olduğu için sevilir. Başarılı olduğu için değil. Senin bahsettiklerin bulunduğu kaba göre şekil alan asalaklar.”
“Hayır! Yalan söylüyorsun!” diye bağırdı Luke. “Sen benim normal bir insan olabileceğime inanmıyorsun! Sırf kendimi kötü hissetmeyeyim diye yalan söylüyorsun!”
Başını ellerinin arasına aldı.
“İstemiyorsun… istemiyorsun…”
Henna, rüyasını hatırladı. Luke rüyasında da tam böyleydi.
“Luke!” diye bağırdı.
Ses tonu o kadar yüksekti ki Penny kapıyı bile çalmadan içeri girdi.
“Çık dışarı!” diye bu kez Penny’i azarladı.
Luke ellerini yavaşça başından çekti. Boş gözlerle yere bakıyordu. Sonra bir anda güvercin tablosuna döndü. Donuk gözlerle bakıyordu.
Henna da tabloya döndüğü esnada Luke yerinden hızla kalktı.
“Ben kötü bir insanım…” dedi tok ve bozuk bir sesle.
“O kuş… görevini yerine getiremedi. Ondan Meryem Ana’ya dua götürmesini istemiştim ama bak şimdi ne haldeyim. Sıradan bir insan bile olamıyorum…”
Eliyle Henna’yı işaret etti.
“Hani masumlar ağlamazdı…?”
Henna şoke olmuştu.
“Ben ağlamayacak kadar masum değilmişim…” dedi Luke içli ve acılı bir tonla.
“Sende benim normal bir insan olabileceğime inanmıyorsun. Meryem Ana neden inansın ki?”
Ellerini birleştirdi.
“Bu sefer kuştan değil, direkt senden istiyorum… Yücenin anası… Benim için Tanrı’dan af dile. Beni sıradan bir insan olmama yardım edecek kadar sev…”
Alarm çaldı. Seans bitmişti.
Luke tabloya son kez baktı.
“Yine dua edeceğim… Bu seferlik seans sürem yetmedi.”
Henna onu duymadı bile.
Bölüm etkileşimi
