PSİKOLOĞUM kitap kapağı

6. bölüm / 8

PSİKOLOĞUM

Kabuslara açılan gözler

Yazar: Çagaan Çakır

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Kabuslara açılan gözler

“Kader ağlarını örer her zaman.” dedi Luke.
Henna konuşmaya çalışsa da çıkmayan sesinin altında ezildiğini fark ediyordu. İçini kaplayan korkuyla gözlerini kapattı. Sesler kesildi, Luke’nin sesleri artık gelmiyordu.
Kâbusun ikinci perdesi Henna gözlerini açtığında geldi. Odasındaydı ama atmosferi daha farklıydı. Her zaman beyaz yanan oda ışığı bu sefer kırmızı yanıyordu. Kendi küçüklüğüyle baş başaydı. O küçüklüğünü görüyor, küçüklüğü ise onu göremiyordu. Tavşanına sarılıp yatağının altına gizlenmeye çalışan kendisini izledi. Geçmişin acıları yüzüne tokat gibi çarparken çaresizliğini hatırladı tekrardan.
Annesiyle babasının kavgaları, dinmek bilmeyen sesler, bitmeyen kavgalar... Bir adım daha yaklaştı kendisine. Fark edilmese de yanında olmak istiyordu. Rüyada zaman atlaması yaşanmış gibi bir anda sesler kesildi ve kendisini yatağın üstünde gördü. Karşısına oturttuğu tavşanı ile sohbet ediyordu.
“Bir pişmanlığın var mı?” diye sordu tavşanına. Bu anı hatırlıyordu ama arada silinen zaman diliminde ne olduğunu hatırlayamadı. Cevap almasının imkânsız olduğu tavşana sorduğu soruyu kendisi cevapladı.
“Bazen yüreğim sıkışıyor. Bazen nefes alamıyorum. Bazen uyuyamıyorum. Bazen sinirleniyorum.”
Sonra tekrar tavşana, “Neden?” diye sordu. Oyuncaktan cevap gelmeyince sesini incelterek kendi sorusunu cevapladı yeniden.
“Çok sıkıldım.”
“Neyden?”
Henna izlediği bütün olayları hatırlıyordu. En ince ayrıntısına kadar olmasa da izlediği bu manzara yüzeysel olarak zihnin bir köşesindeydi. Kendini o halde görünce acıma duygusu daha da büyüdü. Kendine acıyor oluşu içini daha fazla yakarken görünmezliğin içinde kendini izlemeye devam etti.
“Bunun içimde katılaşıp yüreğimi boğmasından. Geçmiyor.” dedi tavşan. – Daha doğrusu Henna, tavşan adına cevap veriyordu.
“O nedir?”
“Senin var mı?”
“Emin ol benim uykularım kaçmıyor.”
Konuşmaları dinlerken kendisine dikkat etti. Az önce ağlamıştı. Kızaran ve yüzünde kurumaya yüz tutmuş yaşlar bunu gösteriyordu. Oysa annesiyle babası anlaşamamaya başladığı günden bu yana gözündeki yaşlar hiç dinmemişti. Kendi hâline görünmez bedeninde ağladı bu sefer. Yanaklarından akan yaşlar yere düşüyor ama yeri ıslatmıyordu.
“O zaman sinirleniyorsun ya da nefes alamıyorsun. Yanılıyor muyum doktor hanım?” dedi tavşan.
“Sence öyle mi?” diye sordu Henna. Soru sorma sırası ondaydı ne de olsa.
Cevap verme sırası tavşandaydı ama tavşan cevap vermedi. Bağırdı:
“BANA AYNI ŞEYLERİ SORUP DURMA!”
İşte tam bu an Henna görünmez bedeninin sarsıldığını hissetti. Arkasını döndüğünde ışıklar değişti, mekân daha da koyu bir hal aldı. Kırmızı ışığın yerine alan yeşil ışık ve karşısında demir bir kapı vardı. Ağır ağır açılan kapıdan Luke çıktı. Her zamanki gülümsemesiyle Henna’ya baktı.
“Bu seni kızdırıyor mu?” diye sorunca Henna anlamadı.
“Neyi?”
Luke, “Bunu yapmaya devam edeceksin değil mi?” diye sorusuna soruyla karşılık verdi ve devam etti. Yüzündeki gülümseme korkutucu bir hal almaya başlamıştı. Giderek yan çevirdiği kafasıyla ağır ağır Henna’ya yaklaşmaya devam etti. Adamın yüz ifadesi o kadar korkunçtu ki Henna tekrar gözlerini açıp kapadı ama aynı yerdeydi. Tek fark, Luke dibinde bitmişti bu sefer.
Gözlerini açtığı gibi adamın gözleriyle göz göze gelince yerinden sıçradı ve iki adım geriye gitti.
Luke ise aynı şekilde bozmadan Henna’ya doğru yürümeye devam etti.
“Aynı soruları sorup durmaya devam edeceksin. Sana ne kadar sinir bozucu gözüktüğünü söylesem ne derdin?”
Henna ise geri geri giderken arkasını kontrol ediyor, sonra hemen Luke’ye bakıyordu. Tekrardan dibinde biterse bu sefer korkudan bayılabilirdi. Korkuyla titreyen sesi eşliğinde:
“Ne dememi istiyorsun?” diye sordu.
“Ben seninle sohbet etmiyorum. Sen de benimle etmiyorsun.” diye karşılık verdi Luke.
“55 dakikadır konuşuyoruz.”
“Hayır, sen kendi kendine soru sorup duruyorsun.”
Luke verdiği her cevapta kendini haklı çıkarmak için çabalıyordu. Henna ise o kadar korkuyordu ki titreyen bacaklarının kontrolünden çıktığının farkında bile değildi.
“Bana bir şeyler anlatmıyorsun çünkü.” diye sitem etti en sonunda.
Luke ise konuşmanın başında olduğundan beri kendini haklı çıkartma konusunda ısrarını sürdürdü:
“Hayır, anlatıyorum.”
“Pişmanlığın nedir?”
“Sana pişmanlığım olduğunu söylemedim.”
“Hayır, söyledin.”
“Hayır, söylemedim.”
“Bu konuyla ilgili bütün günümü ayırıp seni dediğine ikna edebilirim.” dedi Henna. Gidecek bir yeri kalmamıştı çünkü sırtını dayadığı duvar son duraktı. Luke’nin ise daha fazla kovalayacak yeri kalmamıştı çünkü o da son duraktaydı.
“Bunu yapmayacağını ikimiz de biliyoruz.” dedi. Yüzündeki gülümseme şimdi her zamankinden daha keskindi. Atmosfere dayanamayan Henna dizlerinin dibine çöktü ve içinde biriken korkunun fitilini ateşledi. Attığı çığlık o kadar güçlüydü ki nerede olduğunu bilmediği bu yerin sallandığını hissetti. Duvarlar çatırdarken lambalar sallanıyor, acil durum ışıklarının kırmızılığı az önceki odasını hatırlatıyordu.
Luke yavaş yavaş gözlerinin önünden silinirken kendisine el sallıyordu. Kapattığı gözleri son olarak kırmızı ışıkları görürken tekrar açtığında yine aynı kırmızı ışıklar vardı. Tek fark, Luke yoktu ve odasına geri dönmüştü. Hâlâ tavşanıyla sohbet ediyordu.
“Sanırım bana tahammül etmen gereken sürenin sonuna geldik.” dedi tavşanına.
“Haftaya görüşürüz.”
Tanıdık gelen bu cümleleri anımsarken tekrar sarsılmaya başladı. Bu sefer gözlerini açtığında direkt kâbusun kendisine uyandı. Gerçek dünyadaydı...
Karşısında duran Penny ise mahcup bir ifadeyle:
“Danışanınız geldi efendim. Luke…” dedi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

54okunma 39beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…