3. bölüm / 8
PSİKOLOĞUM“Ait olduğu yerde.”
Bölümler 8Şu an: “Ait olduğu yerde.”
- 1 Sarmalın Başlangıcı768 kelime
- 2 “Bir yıl boyunca seans almak istiyorum.”1.205 kelime
- 3 “Ait olduğu yerde.”995 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 “Tavşanlar diyorum… Bence de ağlamamalılar.”825 kelime
- 5 “O kuş… görevini yerine getiremedi''954 kelime
- 6 Kabuslara açılan gözler736 kelime
- 7 Sürpriz Misafir616 kelime
- 8 “Korku insanı nereye kadar takip edebilir?”721 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Son seanstan bu zamana geçen sürede Henna hâlâ kafasında Luke ile olan konuşmayı kuruyordu. Bir yandan kendine kızıyor, diğer yandan beynine akın eden düşüncelere engel olamıyordu. Karmaşıklığın ortasına mahsur kalmış haldeyken sabahın erken saatlerinde yataktan kalktı. Güne başlarken yaptığı ilk şeyi yapıp pencereleri açtığında kendisine kızmadan edemedi. Rüyası yüzünden uyanmıştı; Luke ile olan seansını görmüştü. Bu konuyu bu kadar kafasına takıp rutinini bozduğu için kendisine kızmadan edemedi.
Kendince bu olumsuz durum, güneşin açmaktan kaçındığı karanlık hava altında onu kötü etkiledi. Kahve yapıp elini yüzünü yıkadıktan sonra kanepesinde biraz kafa dinlemek istedi. Kendine ödül olarak vermek istediği bu aktivite, düşüncelerinin daha fazla artmasına yol açınca eline bir kâğıt kalem aldı ve ihtimalleri yazmaya koyuldu. Kalem kâğıt elinde bomboş bakıyordu. Az önce kafasından taşan düşünceler şimdi su sızdırmaz vaziyetteydi.
Kafasını koltuğunun gerisine atıp tavanı seyretmeye koyuldu. Bir yandan son seanstaki konuşmaları düşünüyordu. Başka ne olabilir diye düşünmeye devam etti. Demans olacağını zannetmiyordu çünkü bunun için oldukça erkendi. Ama bu olmayacağı anlamına gelmiyordu. Psikolojide hastalıkların bozuntuya uğrayıp belirli sınırlarından çıktıkları görülmemiş bir şey değildi. Ancak yine de demans üzerinde durmadı ve kâğıda “Demans” yazıp üzerini çizdi.
Luke’de tek seansta gözlemlediği en ön plana çıkan iki şey; unutkanlık ve kişi değişimiydi. Sadece bunlardan yola çıkarak 25'lerin ortasında bir adama 65+ hastalık tanısı koyamazdı. Kahve makinesinden gelen sesle beraber koltuğundan doğruldu ve elinde defteriyle kahvesini almaya gitti. Tezgâhın başında makine son dokunuşları yaparken Henna düşünmeye devam etti.
Aniden sinirlenip daha sonrasında hiçbir şey olmamış gibi sakinleşmesi normal değildi. Henna’ya göre bu, sağlıklı bir bireyin yapacağı nadir hareketlerden biriydi. Kalemin arkasını kemirirken, bir anda sinir seviyesi artmış gibi davranarak kâğıda bunu da not alıp yanına soru işareti koydu. Ani duygu değişimi yüzünden de hemen bir tanı koyamazdı. Çünkü bu, onun yetiştirilme tarzına bağlı bir huy da olabilirdi. Ancak anlık duygu değişiminde kendisini sakinleştirme konusunda da uzmanlaşmıştı.
Daha önce yüzlerce hastası olmuş, intihar vakası da yaşamış olan hastalara rağmen hiçbirinin hayatından ya da konuşma tarzından bu denli etkilenmemişti. Luke’de daha ilk 1 saatlik seanstan bu kadar etkilenmesi canını sıkarken bu konuya daha fazla itiyordu.
Düşüncelere dalmış şekilde dururken taşan kahvenin koluna değmesiyle canı acıdı. Geri dönüp sıkıntılı bir şekilde nefes vererek kahvenin dağıldığı yerleri sildi. İşini tamamladıktan sonra kahvesini alıp odaya geçerken kafasına yerleşmiş düşüncelerle boğuşması devam ediyordu.
Aradan geçen 1 haftalık süre sonunda Luke’nin geleceği gün geldi. Henna, Luke ile olan seansı için odasında yer alırken bir yandan da camdan dışarıyı kontrol ediyordu. Kış havası olmasına rağmen hava açıktı. Güneş, yeryüzünde dans edercesine gezinirken insan kalabalığı da düzene ayak uyduruyordu. Arabalar ve korna sesleri müzikal bir eşlik sağlarken Henna'nın gözü Luke’deydi. Ancak kliniğin giriş kapısında ne gelen vardı ne giden.
İptal etmek için aramamıştı oysa. Ancak Henna, Luke’nin aramayacağını düşünerek rahatça yerine oturdu. Çok sevdiği ancak bir türlü kavuşamadığı sessizliğine dalacakken aniden açılan kapıyla irkildi. Karşısında simsiyah giyinmiş, solgun dağınık saçlarıyla Luke duruyordu. Henna ayağa kalkıp gülümseyerek onu karşıladı, Luke da aynı şekilde karşıladı.
Adam, hemen geçip oturmak yerine odayı sanki ilk defa geliyormuşçasına süzdü ve ardından doğruca Henna’ya kilitlendi. Adamın bakışlarından rahatsız olan Henna terlemeye başladığını hissetti. Luke bunu umursamadı. Henna stres yaptığında saçlarının ucuyla oynardı; şu anda da aynısını yapıyordu. Luke ise gözlerini bile kırpmadan ona bakmayı sürdürüyordu.
“L… Luke?” dedi Henna. “İyi misin?”
Kadının sesini duymayan Luke, birkaç saniye daha olduğu yerde durduktan sonra ani bir şekilde Henna’ya döndü. Bu, Henna’nın daha da irkilmesine neden oldu.
Luke eliyle tabloyu işaret etti.
“Bence bu tablo burada olmamış.”
Henna, adamın eliyle gösterdiği güvercin tablosuna bakınca rahatladı. Adamın kendisine bakmadığının işaretiydi. Nihayet Luke oturunca Henna da yerine geçti ve kalemini eline aldı. Tablonun çerçevesine baktı.
“Sence nerede olmalı?” diye sordu.
Luke ise kısık bir sesle, gözleri hâlâ tabloda:
“Ne nerede olmalı?” dedi.
Henna “Tablo.” dedi bastırarak. “Az önce bana burada olmaması gerektiğini söyledin. Sence nerede olmalı?”
“Ait olduğu yerde.” dedi.
Adamın cevabı Henna’yı etkiledi.
“O, sence bu odaya ait değil mi?” diye sordu.
Luke’un bakışları hâlâ tablodaydı.
“Çok masum…” dedi. “Beyaz çerçeveler onu karanlıktan koruyor. Güvercin ise Meryem Ana’ya sevaplarımızı bildirmek için kanat çırpıyor.”
Henna dinliyordu.
Luke bir anda yerinden kalktı, tabelanın karşısına geçti ve ellerini birleştirip dua etmeye başladı.
“Beni bağışlayın... Dua bana ait değil, sadece duydum ama ederken kalbimden geçenler tamamen bana ait.”
“Ey günah işlemeden hamile kalan Meryem, dua et senden yardım isteyen bizler için.”
Dua ettikten sonra hızlıca başını kaldırdı. Ardından geçip yerine oturdu ve yüzünde beliren bir tebessümle Henna’ya döndü.
“Nasılsın bugün?”
Henna kendini toparlamaya çalıştı.
“Çok iyiyim. Sen nasılsın? Az önce ettiğin dua etkileyiciydi.”
“Dua etmekten zarar gelmez.” dedi Luke. “Günahlarım çok…”
“Neden böyle düşünüyorsun?” diye sordu Henna.
“Günahsız kimse yoktur.”
Henna soruyu sıkılaştırdı.
“Omuzlarından düşmeyen belli bir günahın var mı?”
Luke sırıttı.
“Sadece belli olanlar mı omzumuza yük oluyor?”
Bir an duraksadı.
“Kendimi sevemedim…” sesi titredi. “Tanrı beni yarattı. Ancak ben onun yarattığını sevemedim... Bu günahsa, omuzlarımda değil kalbimin en derinlerinde yük oluyor.”
Henna susmuştu.
Luke ise gülümsemeye devam ederek:
“İşinden memnun musun?”
Henna da gülümsedi.
“Evet, hem de çok.”
Luke geri yaslandı.
“Bence de sende tam bir psikolog tipi var. Bunu duymak gururunu okşuyordur.”
Ardından bakışları keskinleşti.
“Bakışlarım seni rahatsız mı ediyor?”
Henna'nın dili tutulmuştu.
“Korkma, aklını okumuyorum.” dedi Luke. “Okumama gerek yok. Gözlerin söylüyor.”
Henna’nın kalbi hızla çarptı.
Luke elini göğsünde birleştirip tavana baktı.
“Ee doktor, soru yok mu bugün? Derslerime çalışıp geldim.”
Henna boğazını suyla ıslattı.
“Soru sorup cevaplanan bir yer değil burası. Bana gününü anlatmakla başlayabilirsin.”
Luke omuz silkerek:
“Bugün uyandım. Sabah kahve yapmak istedim ama döktüm. Erken uyanmışım baya! Normalde o saatlerde asla uyanmazdım.”
Henna bunun 1 hafta önce kendi yaşadığı şeyin aynısı olduğunu fark edince öksürük krizine girdi. Luke hemen su uzattı.
“Hay aksi! Öksüren birine su mu verilir? Ahmak Luke!”
Henna eliyle dur işareti yaptı.
“Ben iyiyim.” dedi.
Luke alnına vurdu.
“Doğru ya, su içerken boğulmadın. Sana su veren bendim. Sık boğulur musun?”
“Hayır. Ayrıca su içerken öksürük krizine girmedim.”
“Özür dilerim Henna, amacım seni boğmak değil.” dedi Luke, küçük bir çocuk gibi.
Seans sona erdiğinde Luke, Henna’ya elini uzatıp vedalaştı ve çıktı. Henna koltuğuna çöktü. Ofis telefonunu alıp Penny’i aradı.
“Bana hemen bir kahve getir. Bekletme!”
Bölüm etkileşimi
