2. bölüm / 8
PSİKOLOĞUM“Bir yıl boyunca seans almak istiyorum.”
Bölümler 8Şu an: “Bir yıl boyunca seans almak istiyorum.”
- 1 Sarmalın Başlangıcı768 kelime
- 2 “Bir yıl boyunca seans almak istiyorum.”1.205 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 “Ait olduğu yerde.”995 kelime
- 4 “Tavşanlar diyorum… Bence de ağlamamalılar.”825 kelime
- 5 “O kuş… görevini yerine getiremedi''954 kelime
- 6 Kabuslara açılan gözler736 kelime
- 7 Sürpriz Misafir616 kelime
- 8 “Korku insanı nereye kadar takip edebilir?”721 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tarih: 18.11.1990
Henna, yıllar sonra hayalini kurduğu beyaz önlüğü giymiş, masasında oturuyordu. Psikolog olmanın verdiği başarı hissi benliğini kaplarken kendine duyduğu gurur ortaya çıkıyordu. Sanki hayata karşı görevini tamamlamıştı. Her gün kliniğe kendince tanımladığı “sorunları olan insanlar” geliyor ve o da çözüm yolları sunuyordu. Onları dinliyor, konuşuyor ve bir sonraki seans için söz alıyordu. Onun için hayat mükemmeldi.
En yakın arkadaşı Darla ise mühendis olmuştu. O, Henna kadar mühendisliğin hayalini kurmadığından o kadar mutlu değildi ama mutsuz olmak için de bir sebebi yoktu. Sadece Henna kadar mutlu değildi.
Henna, üniversiteden mezun olduktan sonra diplomasını alır almaz, yıllar önce dediği gibi Darla’yı aramış ve sevincini paylaşmıştı. Yıllar önce yaptıkları konuşmada arkadaşının kendisine saygısızlık yaptığını düşündüğünden, bu haberi vermek gururunu okşadı. İçindeki gizli bir yerlerde saklı ama oldukça tehlikeli olan ego duygusunu tatmin etti. Egosunu tatmin ettikten sonra, üniversiteden öğrendikleriyle kalmadı, kendini birçok alanda geliştirmeye devam etti. Çalışmak, psikolog olmak kadar önemliydi. Nefes alabilmesi adına oksijen kadar önemli bir şeydi bu. Zamanla adını duyurmaya başladı. İsmi birçok yerde geçtikten sonra onlarca, yüzlerce danışanı oldu.
Hastaları aslında onun gözünde genel olarak hep aynıydı. Onu çok uğraştıran bir hastası o güne kadar hiç olmamıştı. Kimisi Alzheimer olduğunu düşünen hastalardı. Bu hastalığa sahip kişilerle nöroloji bölümü ilgilenir. Henna yine de hastalığın başında olduğundan şüphe edip kendini buna empoze eden hastaları Alzheimer olmadıklarına ikna etmekle uğraşırdı. Çoğu hastası tahmin ettiği gibi çevresel faktörlerden etkilenip kendi kendine teşhis koyan insanlardı. Psikolojide bunun adı somatizasyon bozukluğu, yani kişinin sağlık sorunu olmasa bile bununla ilgili endişe duymasıydı.
Stabil ilerleyen günlerinden birini yaşıyordu. Son hastası ertesi hafta gelmek üzere söz vermiş ve çıkmıştı. Henna da derin bir nefes alıp zihnini boşaltmak adına koltuğuna geriye yaslandı. Bir süre tavanı seyretti. Odasının boş olduğu zaman ne kadar sessiz olduğunu fark edince içinde bir rahatlama hissi belirdi.
Bu hissiyat uzun sürmeyecekti. Kapısı çaldı ve içeri asistanı girdi.
“Efendim, rahatsız ediyorum ama diğer hastanız geldi.” dedi, esmer, oldukça gür kıvırcık saçlı kadın.
“İçeri gelsin.” diye karşılık verdi Henna.
Kısa süreliğine yaşadığı rahatlık duygusunu kenara bırakıp iş ciddiyetini yeniden ele aldı. Kendisi hastayı beklerken asistanı Penny konuşmaya devam etti:
“Yalnız biraz garip birisi…”
Henna, boş gözlerle asistanına baktı.
“İşimiz bu değil mi?”
Penny, utançla başını eğdi.
“Ben yine uyarmış olayım…”
“Şu an bir dakikamı yedin. Ve sadece benim değil, kapıda bekleyen hastanın da. Umarım hasta sabırsız biri değildir.”
Penny, utancından yerin dibine girecekmiş gibi hissederek kapıyı kapatıp hemen çıktı.
Henna, sinirle masasının üzerini toparlıyordu ki kapı tekrar açıldı.
Düz siyah saçlı, orta boylu, yüzü yılların darbelerini andıran bir çizik misali çökmüş görünen bir adam belirdi kapıda. Dişleri yüzünün aksine bembeyaz parlarken gözleri kahverenginin tonlarında parlıyordu.
“Psikolog hanım?” dedi büyük bir coşkuyla. “Gelmemi istersiniz diye umuyorum. Aksi takdirde çok üzülürüm. Çünkü buraya gelmek için bayağı bir mesai harcadım.”
Hastayı her zaman olduğu gibi ayakta karşılayan Henna, gülümseyerek koltuğu işaret etti:
“Oturun lütfen.”
Adam oturur oturmaz kendini tanıma faslını atlayarak garip bir soru sordu:
“Seans ücretlerini peşin ödeyebiliyor muyuz?”
Heyecanla cevap beklerken Henna, boş bakışlarla ona baktı.
“Anlayamadım?” diye sormak zorunda kaldı.
Adam, önceki coşkusundan eser bırakmadan tekrar konuştu:
“Basit bir şey sordum.”
Henna, ortamın gerginliğini dağıtmak için tekrar gülümsedi.
“Kusuruma bakmayın, sadece şaşırdım. Ancak—”
Adam söze girerek:
“Neden şaşırıyorsun ki? Sen psikolog değil misin?”
“Evet psikoloğum, ama şaşırma gibi tepkiler verebilen birisiyim de aynı zamanda.”
Adam çenesini sıktı.
“Tamam.”
Henna’nın karşısında tavana bakarak devam etti.
“Ödeme konusunda bir yıllık peşin fiyatı ödemek istiyorum da.”
Henna, duyduğunu doğrulamak istercesine tekrar etti:
“Bir yıl?”
Adam kaşlarını kaldırdı:
“Neden hâlâ şaşırıyorsun? Canım bir yıl boyunca sıkıntı çekmek istiyor belki. Bilemezsin psikolog hanım.”
Henna, sohbetin bu halinden hoşnut değildi ve hemen konuya girdi.
“Pekala… Konumuza dönelim. Şikâyetin nedir?”
Adam, soruyu tamamen yok saydı.
“Kabalığımı görmezden gelirsen bir soru daha sorabilir miyim?”
Henna iç çekti.
“Tabii, lütfen.”
Adam sordu:
“Hamburger yiyip yanında diyet kola içmiyorsunuz değil mi?”
“Anlamadım?”
“Eğer bunu yapıyorsanız seansa başlamadan iptal edeceğim. Çünkü o insanlara güven olmaz.”
Henna, alaycı bir gülümsemeyi zorla tuttu.
“Yok, kendimi kandırmıyorum merak etmeyin.”
Adam ilk kez memnun olmuş gibi gülümsedi.
“Demek istediğimi anladın. Bu arada sana ‘sen’ diyebilir miyim? Ne de olsa bir yıl beraberiz.”
“Nasıl rahat hissediyorsanız.”
“Sen de bana sen diyebilirsin.” diye ekledi adam.
Henna elindeki notlara göz attı.
“Pekala. Burada 26 yaşında, bekar ve normal bir çalışan olduğunuz yazıyor. En azından çalışan. Mesleğini neden bıraktın?”
Adam, koltuğa yayılıp tavanı izlemeye başladı.
“Saatlerce masa başında oturmak sıkıcı.”
“Yani tahmin edebiliyorum.” dedi Henna.
Adam sertçe:
“Hayır.”
“Ne, hayır?”
“Senin için sıkıcı olamaz. Sürekli bulmaca gibi bir şeyler çözmeye çalışıyorsun. Ben ise saatlerce ekrana bakıp, beynim bulanana kadar bir şeylerle uğraşıyordum.”
“Her işin kendince zorluğu vardır ama.”
Adam dudaklarını büzdü:
“Benim şu anki zorluğun ben miyim?”
“Hayır, öyle demedim.”
“Ama demeye çalıştın.”
Henna, konunun kavga noktasına varmasını önlemek için strateji değiştirdi.
“Böyle mi düşünüyorsun?”
“KESİNLİKLE.”
Adam ilk kez gözlerini tavandan çekip direkt Henna’ya baktı. Gözleri kırpmıyordu bile.
Henna rahatsız oldu, hemen konu değiştirdi.
“Yapmaktan hoşlandığın şeyler nelerdir peki?”
Adam yine tavanı izleye döndü:
“Saatlerce oturmak.”
“Bundan hoşlanmadığını söylemiştin.”
Adam iç çekti.
“Böyle bir şey söylediğimi hatırlamıyorum.”
“Hatırlamayacağın kadar uzun süre önce olmadı.”
“Demek ki olmuş.”
Ve sesi yükseldi:
“Ya sen kafandan uyduruyorsan bunu? Sana nasıl güvenebilirim?”
Henna sakince:
“Sakin ol Luke.”
Adam aniden patladı:
“BANA NE YAPMAM GEREKTİĞİNİ SÖYLEME!”
“Tamam… Ama oturur musun lütfen?”
Henna’nın yumuşak sesi, adamın ruhuna işledi. Luke neredeyse fazla sakinleşti.
“Seni dinliyorum.”
Henna nefesini dengelemeye çalışıyordu. O sırada Penny kapıdan içeri girdi.
“İyi misiniz efendim?”
Henna sert bir ifadeyle:
“Kapıyı kapatır mısın?”
Penny tek kelime etmeden çıktı. Luke, arkasından sırıtıyordu.
“Seni fazla önemsiyor herhalde. Neden tersliyorsun onu?”
“Terslemedim. Sadece işimi yaparken rahatsız edilmekten hoşlanmıyorum.”
Luke bu kez kendi üzerinden konuşmaya çekti.
“Ben de bana deli muamelesi yapılmasından hoşlanmıyorum.”
Henna, konuyu yakaladı.
“Sana daha önce böyle bir muamele yapıldı mı?”
“Hatırlamıyorum.”
Henna yeni bir yaklaşım denedi.
“Peki akıl hastanesine yatırılmış olsan ve deli olmasan… bunu ispatlamak için doktorlara ne söylerdin?”
“Ben deli değilim.”
Bunu söylerken sesi titriyordu.
“Sence ben deli miyim?”
Henna cevap vermedi. Sessizlik en iyi cevaptı.
Adam kendi çıkarımını yaptı:
“Bir şeyleri saklamakla yalan söylemek aynı şey değil. O yüzden sana ‘yalan söylüyorsun’ demeyeceğim.”
“Sana bunu düşündüren şey nedir?”
“Bana deli olduğumu şimdi söylersen seansların anlamı kalmaz.”
Henna, yumuşak ama net şekilde sordu:
“Sen deli olduğunu mu düşünüyorsun?”
“Hayır. Ben deli değilim.”
“O zaman neden böyle konuşuyorsun? Sanki sakladığın bir şeyler var gibi.”
Adam bakmadan:
“Bunları neden bana soruyorsun?”
“Sormayayım mı?”
Luke iç çekti.
“Bana sorduklarını senin çözmen gerekmiyor mu?”
“Evet, ama senin de bana yardım etmen gerekiyor. Bu tek kişilik bir şey değil.”
Luke gözlerini Henna’ya çevirdi.
“Ekip çalışması gibi mi?”
“Sayılır. Ben sana yardım ederken sen de bana yardım edeceksin. Buraya gelme sebebini çözebilmemiz için.”
Luke, aniden:
“Sahiden ben buraya neden gelmiştim?”
Tam o anda alarm çaldı. Seansın sonu.
Henna ve Luke, birbirlerine bakarak sustular.
Luke gülümsedi:
“Bana tahammül sürenin sonuna geldin sanırım. Doğru mudur?”
“Haftaya aynı saatte.”
Luke kapıya yöneldi.
“Görüşmek üzere psikolog hanım.”
Henna, onun çıkışını rahatlama ve şaşkınlık karışımı bir duygu ile izledi.
O gece, Henna uyuyamadı. Bir kâğıt çıkarıp Luke hakkında notlar aldı.
Ani duygu değişimleri.
Olası kişilik bozukluğu.
Dikkat dağınıklığı.
Konuşma-akıl bağı kopuklukları.
Bütün bunlar tek bir şeyi düşündürüyordu:
Deliryum.
Ama deliryumun nedenleri çeşitliydi:
• Uzun süreli açlık
• Susuzluk
• Travma
• Madde kullanımı
Henna, odasında dolaşırken kendi kendine düşündü:
“Hangisi Luke’de olabilir?”
Madde kullanımı zayıf ihtimaldi.
Travma ise... çok daha muhtemel.
Ama ya yanılıyorsa?
Bölüm etkileşimi
