14. bölüm · Paranormal Olaylar
14. Bölüm Gözlerini Kapatmayan Bebek
Yağmur o gece hiç durmuyordu.
Sokak lambalarının ışığı camdan içeri vuruyor, odanın duvarlarında garip gölgeler oluşturuyordu.
Ece yatağında oturmuş telefonuyla oynarken alt kattaki kapının yavaşça açıldığını duydu.
Annesiyle babası şehir dışına gitmişti.
Evde tamamen yalnızdı.
Bir süre sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştı.
Sonra ağır ayak sesleri duyuldu.
Tak…
Tak…
Tak…
Sanki biri ıslak ayakkabılarla evin içinde dolaşıyordu.
Ece hemen yataktan kalktı.
Kalbi hızlanmıştı.
Merdivenlerden aşağı baktığında salonun karanlık olduğunu gördü.
Ama giriş kapısı açıktı.
Soğuk rüzgâr içeri doluyordu.
Kapının önünde küçük eski bir kutu duruyordu.
Kutunun üstünde hiçbir not yoktu.
Ece yavaşça kutuya yaklaştı.
Kutunun kenarları küflenmişti.
Sanki yıllarca toprağın altında kalmış gibiydi.
Kutuyu açtığında içinden porselen bir oyuncak bebek çıktı.
Bebeğin sararmış beyaz bir elbisesi vardı.
Yüzünde çatlaklar bulunuyordu.
Ama en korkuncu gözleriydi.
Kapkara cam gözleri hiç kırpmadan Ece’ye bakıyordu.
Bebeğin dudağında ince bir gülümseme vardı.
Ece ürperdi.
Kutunun içinde küçük bir saat de vardı.
Saat durmuştu.
Tam olarak 03.17’de.
Ece bunu garip buldu ama önemsemedi.
Bebeği salondaki koltuğun üstüne bıraktı.
Sonra kapıyı kapatıp yukarı çıktı.
Gece ilerledikçe yağmur daha da şiddetlendi.
Ev eski olduğu için çatılardan garip tıkırtılar geliyordu.
Ece uyumaya çalıştı.
Tam gözlerini kapatmıştı ki alt kattan bir ses duydu.
Minik bir kahkaha sesi.
İnce ve boğuk bir çocuk kahkahası.
Ece hemen doğruldu.
Telefonunun ekranına baktı.
Saat 03.17 idi.
O an alt kattan bir şey düştü.
Güm diye sert bir ses geldi.
Ece korkuyla yataktan indi.
Merdivenlerden aşağı baktığında salonun lambasının açık olduğunu gördü.
Oysa ışığı kapattığından emindi.
Yavaş adımlarla aşağı indi.
Kalbi göğsüne vuruyordu.
Salona geldiğinde koltuğun boş olduğunu fark etti.
Oyuncak bebek yoktu.
Ece’nin nefesi kesildi.
O sırada mutfaktan çıtırtı sesi geldi.
Telefonunun ışığını açıp mutfağa yürüdü.
Oyuncak bebek masanın üstünde oturuyordu.
Başını hafif yana eğmişti.
Az önce bıraktığından farklı duruyordu.
Ece donup kaldı.
Kendi kendine hareket etmiş olamazdı.
Tam bebeğe yaklaşacakken mutfağın ışığı söndü.
Her yer karanlığa gömüldü.
Ece korkuyla geri çekildi.
Karanlığın içinden ince bir ses duyuldu.
“Benimle oynar mısın?”
Ece çığlık attı ve ışığı açtı.
Mutfakta kimse yoktu.
Ama oyuncak bebeğin yüzündeki gülümseme büyümüştü.
Ece bebeği hemen çöpe attı.
Çöp kutusunun kapağını sertçe kapattı.
Sonra koşarak odasına çıktı.
Kapısını kilitledi.
Battaniyenin altına girdi.
Kendi kendine bunun sadece stres olduğunu söylüyordu.
Ama birkaç dakika sonra odasının kapısına yavaşça vuruldu.
Tak…
Tak…
Tak…
Ece nefesini tuttu.
“Anne?” diye fısıldadı istemsizce.
Cevap gelmedi.
Kapıya tekrar vuruldu.
Sonra ince bir çocuk sesi duyuldu.
“Beni neden attın?”
Ece’nin gözleri doldu.
Kapının altından küçük bir gölge görünüyordu.
Sanki biri koridorda durmuştu.
Ama gölge hareket etmiyordu.
Dakikalarca aynı yerde kaldı.
Sonra bir anda kayboldu.
Ece sabaha kadar ışıkları kapatamadı.
Güneş doğunca biraz rahatladı.
Aşağı indiğinde çöp kutusunun kapağının açık olduğunu gördü.
İçi tamamen boştu.
Oyuncak bebek ortada yoktu.
Tam arkasını dönecekken salondaki koltuğu gördü.
Bebek tekrar oradaydı.
Bacakları düzgünce birleşmişti.
Cam gözleri doğrudan ona bakıyordu.
Ece artık gerçekten korkmaya başlamıştı.
İnternetten araştırma yaptı.
Bebeğin ensesinde silik harfler fark etti.
“LENA.”
Bu ismi arattığında eski bir haber çıktı.
Yıllar önce küçük bir kız çocuğu gizemli şekilde kaybolmuştu.
Adı Lena’ydı.
Haberde polislerin kızın odasında sadece bir oyuncak bebek bulduğu yazıyordu.
Kız asla bulunamamıştı.
Ece’nin elleri titremeye başladı.
Haberde başka bir detay daha vardı.
Lena’nın kaybolduğu gece evde duran bütün saatler aynı anda durmuştu.
03.17’de.
O sırada evin elektrikleri bir anda kesildi.
Bilgisayar kapandı.
Tüm ev karanlığa gömüldü.
Üst kattan koşma sesleri geldi.
Ece korkuyla başını kaldırdı.
Evde yalnızdı.
Ama üst katta biri koşuyordu.
Hızlı küçük ayak sesleri tavanda yankılanıyordu.
Tak tak tak tak…
Ece yavaşça merdivenlere yaklaştı.
Sesler birden durdu.
Ev tamamen sessizleşti.
Tam o anda üst kattaki odasının kapısı yavaşça gıcırdadı.
Kapı kendi kendine açılmıştı.
Karanlığın içinde küçük bir siluet görünüyordu.
Ece’nin boğazı düğümlendi.
Telefonunun ışığını yukarı tuttu.
Oyuncak bebek merdivenlerin başında duruyordu.
Bu sefer yüzü farklıydı.
Çatlakların arasından siyah bir sıvı akıyordu.
Cam gözleri artık normal görünmüyordu.
Sanki gözlerin içinde hareket eden bir şey vardı.
Bebek aniden başını çevirdi.
Çıt diye bir kemik sesi duyuldu.
Sonra kendi kendine konuşmaya başladı.
“Lena hâlâ burada.”
Ece korkuyla geri çekildi.
Ama bebeğin ağzı hareket etmiyordu.
Ses başka yerden geliyordu.
Duvarların içinden.
Tavandan.
Evin her köşesinden aynı anda yankılanıyordu.
“Lena hâlâ burada…”
Bir anda üst kattan yüksek bir çığlık duyuldu.
Ece istemsizce yukarı koştu.
Odası darmadağın olmuştu.
Dolabın kapağı açıktı.
Duvara büyük harflerle bir şey yazılmıştı.
“KAPIYI AÇ.”
Yazı kırmızıydı.
Ama boya değildi.
Damlıyordu.
Ece ağlamaya başladı.
O sırada yatağının altından nefes sesi geldi.
Derin ve yavaş bir nefes.
Ece dondu kaldı.
Nefes sesi gittikçe yaklaşıyordu.
Yatağın altından küçük beyaz parmaklar çıktı.
Sonra kirli bir çocuk eli zemine tutundu.
Uzun siyah saçlı küçük bir kız yavaşça sürünerek dışarı çıktı.
Yüzü tamamen solgundu.
Gözlerinin olduğu yerde sadece karanlık vardı.
Kızın boynu ters dönmüş gibiydi.
Kemiklerinden çıtırtılar geliyordu.
Ece çığlık atıp kapıya koştu.
Ama kapı kapanmıştı.
Kol hareket etmiyordu.
Küçük kız başını kaldırdı.
Ağzı yavaşça açıldı.
İçerisi tamamen karanlıktı.
Normal bir insan ağzı gibi değildi.
Daha derin görünüyordu.
Sanki içinde başka bir boşluk vardı.
Kız fısıldadı.
“Ben oyuncağımı istiyorum…”
O anda oyuncak bebek kapının önünde belirdi.
Kendi kendine yürüyordu.
Küçük porselen ayaklarından tıkırtılar çıkıyordu.
Ece histerik şekilde ağlamaya başladı.
Saat sesi duyuldu.
Tik…
Tak…
Tik…
Tak…
Ece başını çevirdiğinde duvardaki bütün saatlerin çalışmaya başladığını gördü.
Hepsi aynı anda dönüyordu.
Sonra hepsi bir anda durdu.
03.17.
Evin içindeki hava buz gibi oldu.
Küçük kız bir anda Ece’nin önünde belirdi.
Bu kadar hızlı hareket etmesi imkânsızdı.
Yüzü Ece’nin yüzüne çok yakındı.
Çürümüş gibi kokuyordu.
Kız yavaşça gülümsedi.
Sonra ağzını insanın açamayacağı kadar açtı.
Evin her yerinden çocuk kahkahaları yükseldi.
Işıklar tekrar geldiğinde oda tamamen boştu.
Polisler ertesi gün eve geldi.
Kapılar içeriden kilitliydi.
Evde hiçbir hırsızlık izi yoktu.
Ama Ece bulunamadı.
Sadece yatağın üstünde eski porselen oyuncak bebek duruyordu.
Ve bebeğin çatlak dudağında ince bir gülümseme vardı.
Polislerden biri bebeği eline aldığında cebindeki telefon titredi.
Ekranda saat görünüyordu.
03.17.
Tam o anda bebeğin gözleri yavaşça ona döndü.
Not;
🕰️⚠️ SAAT 03.17’DE UYANIRSAN SAKIN ETRAFINA BAKMA… 👁️🧸
Bazı oyuncakların sadece oyuncak olmadığı söylenir.
Özellikle de gözlerini hiç kapatmayanların…
Eğer gecenin bir yarısı evden küçük ayak sesleri duyarsan,
ve bütün saatler aynı anda 03.17’de durursa…
o şey artık seni fark etmiş olabilir.
🚪 Sakın yatağın altına bakma.
🩸 Sakın onun adını söyleme.
👁️ Ve en önemlisi…
oyuncak bebeğin yer değiştirdiğini fark edersen onu ASLA tekrar eline alma.
Çünkü bazı şeyler bir kez eve girdikten sonra bir daha asla çıkmaz… 🕯️
