4. bölüm · π B£NM∆Rݧ π

°S∆TR∆NC T∆HT∆Sݰ

Nisa Selek

Ertesi sabah saray her zamankinden daha hareketliydi.
Diana, kahvaltı salonuna girdiğinde babasının yanında üç muhafız ve iki saray danışmanı olduğunu fark etti.
Bir şey olmuştu.
“Ne oldu?” diye sordu.
Kral cevap vermeden önce danışmanlardan biri konuştu.
“Kraliyet mührü kaybolmuş.”
Diana'nın kaşları çatıldı.
“Nasıl?”
“Dün gece mühür odasındaydı. Sabah yerinde yoktu.”
Salon sessizleşti.
Kral ayağa kalktı.
“Kimse saraydan çıkmayacak.”
Diana etrafına baktı.
Herkes birbirinden şüpheleniyordu.
Herkes…
Bir kişi hariç.
Silas.
Salonun köşesinde duran soytarı, elindeki küçük topları havaya atıp tutuyordu.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Diana gözlerini kıstı.
“Sen neden bu kadar sakinsin?”
Silas toplardan birini havada yakaladı.
“Çünkü endişelenmek mührü geri getirmiyor.”
“Senin için bu kadar kolay mı?”
“Hayır.”
Silas gülümsedi.
“Ben sadece insanların paniklediğinde daha kolay hata yaptığını biliyorum.”
Diana ona dikkatle baktı.
Bu cümle sıradan bir soytarının söyleyeceği bir cümle değildi.
Bir süre sonra muhafızlar saray çalışanlarını tek tek sorgulamaya başladı.
Silas ise ortalıkta dolaşıyor, insanlarla şakalaşıyor ve anlamsız sorular soruyordu.
Bir hizmetçiye:
“Bugün kaç tane pencere sildin?”
Bir muhafıza:
“Sol ayağın neden diğerinden daha yavaş?”
Bir danışmana:
“Krala en son ne zaman yalan söyledin?”
Herkes onun saçmaladığını düşünüyordu.
Diana ise izliyordu.
Silas aslında soru sormuyordu.
İnsanların tepkilerini ölçüyordu.
Hizmetçinin elleri titremişti.
Muhafız gözlerini kaçırmıştı.
Danışman ise bir saniye bile düşünmeden cevap vermişti.
Silas üçünün de davranışlarını zihnine kaydetti.
Sonra Diana'nın yanına geldi.
“Bulduğumu düşünüyorum.”
Diana şaşırdı.
“Ne?”
“Kimsenin aramadığı şeyi.”
“Kraliyet mührünü mü?”
Silas başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Bir an sustu.
“Mührü kimin almadığını.”
Diana anlamadı.
Silas hafifçe eğildi.
“Bir şeyi kimin yaptığını bulmak kolaydır, prenses. Asıl zor olan, kimin yapmadığını anlamaktır.”
Diana'nın gözleri büyüdü.
“Peki kim almamış?”
Silas'ın bakışları salonun diğer ucundaki danışmana kaydı.
“Bunu size söyleyemem.”
“Neden?”
“Çünkü henüz emin değilim.”
“Az önce bulduğunu söyledin.”
Silas gülümsedi.
“Ben aradığımı bulduğumu söyledim.”
Diana onun ne yaptığını artık daha iyi anlıyordu.
Silas yalnızca zeki değildi.
İnsanları oynatıyordu.
Ve kimsenin fark etmediği bir satranç tahtasında herkes onun taşlarından biriydi.
Silas yürüyüp giderken Diana arkasından baktı.
İlk kez onun hakkında korkutucu bir şey fark etti:
Silas hiçbir zaman acele etmiyordu.
Çünkü belli ki…
çoktan birkaç hamle sonrasını görüyordu.