3. bölüm · π B£NM∆Rݧ π

°S∆R∆YİN GOLG£SİND£°

Nisa Selek

Diana, o günden sonra Silas'ı düşünmemeye çalıştı.
Başaramadı.
Ne zaman gözlerini kapatsa kırmızı maskeyi görüyordu.
“Henüz değil.”
Silas'ın söylediği bu iki kelime zihninde dönüp duruyordu.
Henüz değil ne demekti?
Diana'yı tanımıyor muydu?
Yoksa onu tanıyor ve yalnızca tanımıyormuş gibi mi davranıyordu?
Bu soruların cevabını bulmak için sarayın kütüphanesine gitti.
Kütüphane, Diana'nın sarayda en sevdiği yerdi. Kimsenin onu rahatsız etmediği nadir yerlerden biriydi. Tavana kadar uzanan rafların arasında dolaşırken kendini ilk kez gerçekten özgür hissediyordu.
Eski bir kitabı raftan çekti.
Tam açacağı sırada arkasından bir ses geldi.
“Prenseslerin gizli gizli kitap okuduğunu bilmiyordum.”
Diana irkilerek arkasını döndü.
Kırmızı maske.
Silas.
“Beni takip mi ediyorsun?”
Silas hafifçe güldü.
“Ben bir soytarıyım. Her yere girebilirim.”
“Bu bir cevap değil.”
“Belki de sorunuz yanlış.”
Diana gözlerini kıstı.
“Sen gerçekten soytarı mısın?”
Silas'ın yüzündeki gülümseme birkaç saniyeliğine dondu.
“Beni ne sanıyorsunuz?”
“Henüz karar vermedim.”
Silas ona doğru bir adım attı.
“İyi.”
“Ne iyi?”
“Karar vermemeniz.”
Diana cevap vermeden kitabını kapattı.
“Benden ne istiyorsun?”
Silas'ın bakışları bir anlığına Diana'nın yüzünde kaldı.
Sonra maskesini düzeltti.
“Hiçbir şey.”
Diana onun yanından geçip gitmek üzereyken Silas'ın sesi yeniden duyuldu.
“Prenses.”
Diana durdu.
“Ne?”
“Bazen sarayda gördüğünüz insanlar oldukları kişi değildir.”
Diana yavaşça ona döndü.
“Bunu bana neden söylüyorsun?”
Silas cevap vermedi.
Sadece gülümsedi.
O gece Diana odasına döndüğünde masasının üzerinde küçük, kırmızı bir nesne gördü.
Bir maske.
Kırmızı bir maske.
Diana onu eline aldı.
Maskenin arkasında küçük bir not vardı.
Tek bir cümle yazıyordu:
“Saray sandığınız kadar güvenli değil.”
Diana'nın yüzündeki ifade değişti.
Pencereye doğru yürüdü.
Avluda kimse yoktu.
Ama uzakta, karanlığın içinde kırmızı bir parıltı gördü.
Bir çift göz.
Diana bir adım geriledi.
Gözler kayboldu.
Ve o anda Diana ilk kez şunu düşündü:
Belki de saraydaki en büyük tehlike dışarıda değildi.
Belki de çoktan içeri girmişti.