3. bölüm / 17
Ormanın iki laneti3. Bölüm
Bölümler 17Şu an: 3. Bölüm
- 1 1. Bölüm546 kelime
- 2 2. Bölüm1.101 kelime
- 3 3. Bölüm745 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. Bölüm2.481 kelime
- 5 5. Bölüm2.150 kelime
- 6 6. Bölüm3.246 kelime
- 7 7. Bölüm4.280 kelime
- 8 8. Bölüm5.757 kelime
- 9 9. Bölüm4.911 kelime
- 10 10. Bölüm2.971 kelime
- 11 11. Bölüm4.483 kelime
- 12 12. Bölüm4.099 kelime
- 13 13. Bölüm4.781 kelime
- 14 14. Bölüm4.461 kelime
- 15 15. Bölüm3.262 kelime
- 16 16. Bölüm3.077 kelime
- 17 17. Bölüm4.598 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eve yaklaştığımda midemde bir şeyler kaynıyordu. Dayanamayıp yere eğildiğimde kan kustum. Normaldi, uzun bir süreden sonra kullandığım güç miktarını düşündüğümde az bir etki. Hemen eve girip yatağıma geçtim. Artık uyumak istiyorum.
(...)
"Ariel, uyan artık, kahvaltı vakti."
"Ariel teyzecim, hadi kalk."
"Ariel, öğlen oldu, hadi annecim kalk artık."
"Anne, neden uyanmıyor?"
"Sakin ol Leman, akşam yorulmuş olmalı."
"O ne demek anne?"
"Leyla görmüş, akşam ormana gitmiş."
"Niye, neden, bir şey mi olmuş?"
"Dayanamamıştır Leman. Kolay mı? Uyanır birazdan, korkma, yorgun düştü sadece."
Sesler vardı kafamın içinde ama uyanmak, tepki vermek zordu. Sonunda kendime geldiğimde güneş batmaya başlamıştı. Ayaklanıp banyoya gittim, elimi yüzümü yıkadım. Aynada kendime baktığımda...
Şaşırdım. Yani bunu beklemiyordum. Yorgun veya halsiz gözükürüm diye düşünmüştüm ya da en iyi ihtimalle fazla uyumaktan şişmiş bir yüz bekliyordum ama iyiyim, hatta baya iyiyim. Sanki yüzüme renk gelmiş gibiydi. Odamdan çıkıp annemlerin yanına geldiğimde sofra hazırlıyorlardı. Akşam yemeği yenecek büyük ihtimalle.
"Annecim, uyandın mı?" Kafamı salladım, masaya geçtim.
"Yok abla, uyanmadı, sen hayal görüyorsun." Dalga geçen teyzeme gülümsedim. Annem yalandan bir kızgınlıkla teyzemi hırpalamaya başladı. "Görüyorum Leyla ama sormak istedim, ne var, anneyim ben."
"Tamam abla, bir şey demedim." Hâlâ gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Anneannem de yanımıza geldi. "Bırakın bakayım atışmayı," deyip yanıma oturdu. "Anlat bakayım, akşam ne oldu?" Salağa yatsam ne olurdu ki...
"O ne demek anneanne, ne olmuş akşam?" Kaşlarını çatıp, "Ariel, anlatsana, bağı yeniden kurdun mu ormana? Niye gittin, ne oldu, anlat işte."
"Yaralı bir kurt vardı, onu iyileştirdim."
"Bu kadar mı?" Üçü de gözümün içine bakıyordu ama şu an onlara bağ hakkında bir şey anlatmak istemiyorum. "Evet, bu kadar." Tabağıma yemeklerden alıp yemeye başladım.
(...)
Elimde çayım ile bahçede, çimenlerin üzerinde oturuyordum. Hava kararmış, yıldızlar parlıyor, ay hilal şeklinde incecik. Çok güzel. Rüzgâr bile ahenkli esiyor. Ormandaki sesler kesilmişti, sonunda biraz rahatladım.
"Otura bilir miyim?" Anneannemin sesi ile ona baktım. Yine bağ ile ilgili konuşacaktı ama yine de "Tabii ki, buyur," diyerek yanımı işaret ettim. Bir süre sessiz kalsak da sonunda konuya girdi.
"Ariel, ben seni sıkmak istemiyorum. Yine de çok bunaltım seni, farkındayım ama sen de beni anla. Gücüm, büyülerim yetmiyor artık."
"Ben ne yapabilirim? Zaten her işle görevli bir sürü peri var, onlar hallediyor."
"Hayır Ariel, onların işi farklı, seninki farklı. Bunu konuşmuştuk. Onlar düzeni devam ettiriyorlar, sen bozulan düzeni düzeltmek için varsın."
Bir süre konuşmadık. Evet biliyorum, yıllardır anlatılan perilik işleri, ilke ve görevleri... Tamam, evet anlıyorum ama hayatımın sonuna kadar burada yaşayıp ormanın sesleri ile delirmek istemiyorum.
"O bağı hiç koparmadın değil mi?"
Yakalanmıştım. Kafamı onaylar şekilde salladığımda gülümsedi.
"Ah yavrum, senin kaderin bu. Sen ne kadar istemiyorum diye kendini kandırsan da sen de istiyorsun, seviyorsun gücünü ve hissettirdiklerini. İnkâr etme."
"İnkâr etmiyorum zaten—"
"Sen eşini buldun mu?"
Daha lafımı bitirmeden sorusu ile kalakaldım. Utanmıştım ama bunu belli etmemem gerekiyordu çünkü daha çok utanırdım.
"Utandın mı sen?" Ay, nereden anladı? Ağzımı açmadım daha.
"Yoo, ne alaka?" Gözleri ile oturduğumuz çimenleri işaret ettiğinde daha da utandım.
Resmen çimenlerin uçları içeri doğru kıvrılmıştı, beni ele verdiler. İnanmıyorum. "Elbet bir gün tanışacaksınız ama sen güçlerine bu kadar karşıyken nasıl olacak? Beni yanlış anlama ama artık bir yerden başlaman lazım. Sabahları ya da akşamları, bu vakitlerde doğa ile konuşabilirsin. Belli ki sesleri duymuyorsun ki dışarı çıkabilmişsin. Ondan bunu esirgersen her şey daha kötü olur."
Anneannem yanımdan kalkıp eve geçti. Haklı olduğu kısımlar vardı ama ahh, kimi kandırıyorum, direkt haklı. Artık gücü elime almam lazım. Bu da zor olmayacaktır. Her gün çalışmak kısa sürede toparlamama yardımcı olur ama eşim ile çoktan tanışmış olmam gerekiyordu.
Efsaneye göre o beni tanıyormuş, gördüğü anda da hissedermiş. Hatta bazılarına göre birbirimizi gördüğümüz an etrafımızda öyle bir enerji dönecekmiş ki bu çıplak gözle bile görülebilirmiş. Bir başka efsanede ise karşılaştığımız yolda çiçeklerin açacağı söyleniyor. Efsaneler çok karışık, onlara pek kulak asmamaya çalışıyorum ama hayatınla ilgili ya da eşin olacak adamla ilgili olunca takılmadan duramıyorsun.
Mesela bir kitapta da karşılaştığımız an bağlanacağımız ve ayrı geçirdiğimiz günlerde yavaş yavaş çürüyerek öleceğimiz, onun benim iyileştirme gücüm olmadan yapamayacağı yazıyordu.
Bunları okuyup hayatıma dümdüz devam edemezdim ama artık bir şeyler yapmalıyım, gücümü elime almalıyım.
Bu karar ile oturduğum yerden kalkıp odama geçtim. Yarın erkenden kalkıp güne başlayacağım.
(...)
"Alfanın mühürlüsü geldi."
"Emin misin o olduğuna?"
"Evet, gözlerinle gördüm, beni o iyileştirdi."
"Bunu alfaya anlatmamız gerekiyor."
"O bence çoktan hissetmiştir."
"Nasıl yani?"
"Yıllardır beklediğin eşin, mühürlün, biriciğin... Ne dersen. Gelse hissedersin diyorum, bilirsin."
Doğruydu da dedikleri. Alfa daha en başından biliyordu geleceğini. Yola çıktığında ormanlık yolda bekledi. Onu yüzünü hiç göremedi belki ama mucizesini, gücünü, kudretini gördü. Kaç metre uzakta bile olsa hissetti.
Bölüm etkileşimi
