1. bölüm · Ormanın iki laneti
1. Bölüm
Merhabalar, ben Ariel. Valizimi hazırlamaya çalışıyorum. İki büyük valiz iş görür herhalde. Çok kalmayı düşünmüyorum zaten. Biraz anneanneme görünüp geri döneceğim.
Telefonumun sesi ile elimi kotumun arka cebine attım. Baktığımda -iyi insan lafın üstüne- anneannem arıyordu. "Alo, efendim anneanne?"
"Kızım ne yapıyorsun, nasılsın? Geliyorsun değil mi? Annen ile teyzen geldi, bak sen neredesin?"
"İyiyim, hazırlanıyorum şimdi anneanne, geleceğim. Sen nasılsın?"
"İyiyim ben de. Yorgunum biraz; işimi elimden alacak yok. Ne yapayım, yaşlı halimle tükeniyorum." Demek istediğini anlasam da pek üzerine düşmedim.
"Neden? Teyzem ile annem var ya; söyle ne istiyorsan yapsınlar."
"Ariel, bilmiyormuş gibi yapma. Ev işinden bahsetmediğimi biliyorsun kızım. Sıra sende, çoktan benden alman gerekiyordu bu işi. Almadın. Ben de bir yere kadarım; sonra ne olacak? Gelmen lazım Ariel. Kendine, benliğine sahip çıkman lazım. Sen gelince annenle teyzeni göndereceğim; ikimiz kalacağız. O bağı yeniden kuracaksın Ariel, mecbursun."
Telefonu yüzüme kapatması ile orada daha çok kalacağımı anlayıp birkaç valiz daha hazırladım; bunu asla istemiyorum, o bağ yeniden oluşsun istemiyorum.
Valizleri arabaya yerleştirip evi son kez kontrol ettim; kapıyı kilitleyip çıktım, uzun bir yol beni bekliyor.
(...)
Refika :
Ariel ile konuştuktan sonra Leman geldi yanıma "Anne, kimle konuştun sesin ta dışarı geliyor?"
"Kızınla konuştum Leman, kimle konuşacağım? Şimdi o iki gün kalıp kaçmayı planlıyordur kesin; o yüzden aradım azarladım biraz."
"Anne yapma ama, istemiyor biliyorsun, hem-"
"Leman, kızdırma beni ben nereye kadar idare edeceğim? Görmüyor musun ona ihtiyacımız var, onun gücüne ihtiyacımız var; benim gücüm işe yaramıyor artık, beni istemiyor onu istiyor."
"Ama anne bağı attığını söylüyor, şehre taşındı kaçmak için, uzaklaşmak için. Senin gibi değil ki o; onu daha çok zorluyor, çocukluğundan belli, delirecek diye çok korkuyorum." Ariel'in işi daha zordu, biliyorum; o yıllar önce müjdelenmişti, herkes dört gözle bekledi onu. Doğumu bile farklıydı ama o reddediyor; daha doğrusu edebileceğini sanıyor.
"O bağı atamaz ki istese de olmaz, sen de biliyorsun Leman. Onu sen doğurdun; onu seçtiler. Asırlar önce gelsin diye bekledik ve geldi. O korkuyor, çekiniyor ya da her ne ise fark etmez; o bağı koparamaz, atamaz, yakamaz. Sadece ona izin verdiler kendini toparlayıp gelmesi için."
(...)
Ariel :
Saatler geçti, köye neredeyse gelmiştim ama yaklaşık üç saattir duyduğum sesler gittikçe artıyor. Daha fazla dayanamayıp sağa çektim aracı. Sanki bir el boğazımı sıkıyordu, nefes almak daha da zorlaştı. Dayanamayıp arabadan indim. Sakinleşmeye çalışıyorum ama imkansız gibi.
Aldığım nefes ciğerlerimi ağrıtıyor, başıma saplanan ağrı ile başım dönmeye başladı. Gözlerimi sıkıca kapattım, sırtımı arabaya yaslayıp yavaşça yere çöktüm. Beni çağırıyor, hissediyorum ama görmezden gelmeye çalışıyorum.
Gitgide fenalaşıyorum, bir şey yapmam lazım ama kafamdaki ses susmuyor: "Yardım et,"
"Geldi",
"Lütfen yardım et,"
"Görmezden gelme,"
"Daha ne kadar dayanacaksın?"
"Yardım et,"
"İmdat!"
Daha fazla dayanamayıp yerde emekleyerek yolun kenarındaki ormana indim; yerdeki çalı çırpıları iterek toprağa oturdum, sırtımı bir ağaca yasladım. Ellerimi avuç içlerim birbirine bakacak şekilde getirerek birleştirdim; gözlerimi kapatıp derin nefesler aldım. Küçük kıpırtılar hissettiğimde gözlerimi açtım ve...
Ellerimin etrafındaki minik ışıkları görmem ile bu hissi ne kadar istemesem de özlediğimi fark ettim. Yavaş yavaş toprak canlandı; ağaçlar dikleşti, yapraklar yeşerdi, serçelerin sesi sardı etrafı; rengarenk papağanlar uçtu etrafımdan, sincaplar koşturdu bir ağaçtan diğerine. Tavşanları hissettim ve daha sayamadığım nice canlı: yılanlar, böcekler; biraz ilerideki dere, derenin içindeki balıklar, toprağın altına giden su; hepsi çok ...
Mutluydular, heyecanlıydılar; hissedebiliyordum bunu. Sanki yıllardır bu anı bekliyorlarmış gibi beklediklerini biliyorum. Evet, geri gelmiştim; doğa perisi ormanına geri dönmüştü.
