10. bölüm · Ormanın iki laneti

10. Bölüm

Birhikayem Var

Gözlerimi açtığımda ormanın ortasında bir çardaktaydım.

"Ben buraya nasıl geldim?"

Üzerimde beyaz bir elbise, saçımda beyaz bir kurdele vardı. Sabah güneşi öyle güzeldi ki... Hava hafif hafif esiyordu. Ne bunaltıcı bir sıcak ne de üşütecek bir serinlik... Çok güzeldi.

Çardağın duvarında oturuyordum. Arkamdan bir ses geldi.

"Sevgilim, yine mi çıktın oraya? Düşeceksin."

Pars, üzerinde beyaz pantolon ve beyaz tişörtle şık bir şekilde yanıma geldi.

"Yine mi derken, Pars? Biz buraya ne zaman geldik?"

Bana Ne saçmalıyorsun? der gibi baktı.

"Ne demek ne zaman geldik?"

"Ne zaman geldik? Beni en son eve bırakmıştın. Ne ara hazırlanıp buraya geldik? Ayrıca burası neresi? Çok güzel."

"Ariel güzelim, sen iyi misin? Evimizdeyiz zaten. Ayrıca ben seni eve hiç bırakmadım. Ben zaten evdeydim, hatırlasana. Sen dün annen ile teyzeni ziyarete gittin, akşam geldin, yemek yedik, çocukları uyuttuk."

"Ne çocukları?"

Çığlığımla Pars kocaman bir kahkaha attı.

"Şaka yapıyorum, şaka! Sen gerçekten iyi değilsin. Gel yavrum, kocanın kollarına."

Beni kucağına aldı ve çardaktan çıktı.

"Kocam mı?"

"Ariel, alınacağım ama güzelim. Beni de unutmuş olamazsın, değil mi?"

"Pars, benim en son hatırladığım..."

Lafım yarım kaldı. Çardaktan çıkıp biraz ilerideki evimizi görünce şok oldum.

Hayallerimdeki ev...

Ve önünde bir sürü sevda çiçeği ekiliydi.

"Pars... Bu hayallerimdeki ev."

"Evet. Bana anlatmıştın. Ben de sana sürpriz olarak inşa ettirdim."

"Nasıl? Biz burada mı yaşıyoruz?"

"Ariel güzelim, sen en son hatırladığım diyorsun. Ne oldu? Ne hatırlıyorsun?"

Eve adım adım yaklaşıyorduk. Pars beni kucağında sıkıca tutuyordu.

"En son Zayel bayıldığı için onun yanına gittik. Miera ile tanıştık falan... Sonra eve dönüş yolunda sen beni evime bıraktın. Ben uyudum, bir uyandım buradayım."

"Ne? Ariel, yok artık. Benimle dalga geçtiğini düşünüyorum şu an. Ta ne zamanki mevzu nereden aklına geldi?"

Nasıl yani?

Ben geleceğe mi gelmiştim?

"Pars... Biz neredeyiz? Hangi yıldayız? Ne oluyor?"

"Ariel, o günün üzerinden çok uzun zaman geçti. Biz evlendik, buraya taşındık."

"Ama nasıl? Burası neresi? Sen sürüyü nasıl bıraktın?"

"Ariel, ben artık Alfa değilim. Her şeyi Arın'a bıraktım. Anneannen ölünce burayı buldun. Gizli Bahçe'deyiz."

Pars'ın sözünü kestim.

"Dur, dur, dur! Ne? Ne demek anneannem öldü? Sen Alfa'lığı bıraktın?"

Başım dönüyordu. Pars'ın kucağında olmama rağmen ona sıkıca tutunma isteğiyle cebelleşiyordum. Gözlerim kararmaya başladı.

"Ariel, bunu sen istedin ya güzelim. Hatırlamıyor musun? Neden hiçbir şey hatırlamıyorsun? Güçlerini çok mu kullandın? Ariel... Ariel!"

"Ariel! Sana diyorum!"

Gözlerimi açtığımda odamdaydım. Teyzem başımda dikilmiş konuşuyordu.

"Öğlen oldu, kalk artık. Kahvaltı yap. Ne uyudun!"

"Teyze... Ben neredeyim?"

"Miami'desin. Hadi kalk da yunuslara el salla kızım. Salak mısın sen? Nerede olabilirsin?"

"Tamam ya, kızma."

Gözlerimi ovalayarak yataktan kalktım. Banyoya girdim, elimi yüzümü yıkadım. Banyodan çıktığımda fanustaki sevda çiçeği çarptı gözüme. Rengi solmuştu, sanki büyüsünü yitiriyordu.

Ama neden?

Yoksa...

Pars...

Rüyam...

Olamaz... Olamaz...

Pars iyidir.

Üzerimi değiştirmek bile aklıma gelmedi. Hemen kapıya koştum. İçimden tekrar tekrar söyledim.

Pars iyi Ariel, sakin ol. Sadece bir rüya.

Ayakkabımı giyiniyordum ki teyzem durdurdu beni.

"Ariel, nereye? Bir şeyler yeseydin."

"Sonra teyze, sonra."

Evden çıkıp arabama bindim, Pars'ın evine sürdüm.

Sadece rüya Ariel. Daha akşam beraberdiniz, gayet iyiydi.

Evin önüne geldiğimde arabayı gelişigüzel park edip evin kapısına koştum. İçeriden sesler geliyordu. Hızla kapıyı yumrukladım.

"Ariel, hoş geldin. İyi misin?"

"Mina, abin nerede?"

"Yukarıda odasında uyuyor sanırım. Henüz kalkmadı."

Mina'yı dinlemeden içeri daldım. Koştur koştur merdivenlerden yukarı çıktım, Pars'ın odasına ilerledim.

"Ariel, bir şey mi oldu?"

Aşağıdan Mina sesleniyordu ama onu dinleyecek hâlde değildim ki cevap vereyim.

Odanın kapısı kapalıydı. Buraya kadar iyi geldim ama şu an elim titriyor. Kapının kulpu bulanıklaştı... Sanırım gözlerim doldu. O an kapı açıldı.

"Ariel güzelim, neden ağlıyorsun?"

Pars karşımda, sapasağlamdı. İyiydi.

Onu iyi görmek beni o kadar rahatlattı ki... Şu an her şey kaydı elimden. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Durdurmak istiyorum ama olmadı. Kendimi durdurmak için çabalasam da daha beter oldu.

"Pars... İyisin, değil mi?"

Kesik kesik nefesim, titreyen sesimle sorduğum soruyla Pars şoktan çıkmıştı sanki. Hemen beni kolumdan tutup kollarının arasına çekti. Kapıyı kapatıp kilitledi, beni kucağına alıp yatağa oturdu.

"Ben seni bu hâlde görene kadar gayet iyiydim. Ne oldu güzelim? Anlat kurban olduğum, niye ağlıyorsun?"

Nefesimi bile toparlayamadım ama ona her şeyi anlatmak istiyordum. O yüzden ne nefesim, ne hıçkırıklarım ne de akan burnum umurumda değildi.

"Pars... Sana bir şey oldu sandım."

Yutkundum, derin bir nefes aldım.

"Rüya gördüm ya da gelecekten bir kesit..."

Derin derin nefesler... Birkaç hıçkırık daha...

"Uyandığımda çiçeğim soluyordu. O an rüyayı sana yorumladım. Bir şey oldu sandım."

Sıkı sıkı sarıldım.

Pars'ın bir eli belimi, diğer eli saçımı okşuyordu.

"Ben gayet iyiyim Ariel. Bak, sen de kendi gözlerinle görüyorsun. Belki çiçek senin o an kötü hissetmen yüzünden soluk görünmüştür. Bir de bu açıdan düşünelim."

Kafamın üzerine konan öpücükle biraz daha rahatladım.

Sakin ol Ariel. Pars yanında, kollarında. O iyi, sen de iyisin. Sadece bir rüyaydı. Pars iyi. Seninle Ariel... Bak yanında, sıkı sıkı sarıl ona. Hisset Ariel.

Kendimi sakinleştirmek için içten içe sarf ettiğim sözler biraz daha iyi gelmişti.

"Anlatmak ister misin sevgilim?"

Hafif kafamı geriye çektim. Yüzüne yakın bir açıdan her şeyi anlatmaya başladım.

"Pars, gözlerimi açtığımda bir ormandaydım ama o kadar güzel bir yerdi ki... Çardak gibi bir şey vardı, onun duvarında oturuyordum. Sonra sen geldin ve her şey o kadar gerçekti ki şok oldum. Sen evli olduğumuzu, benim isteğim üzerine Alfa'lığı bıraktığını, anneannemin öldüğünü, sonra benim o bahçeyi bulup oraya taşındığımızı söyledin. Ev çok güzeldi Pars, hayallerimdeki gibi. Ama senin Alfa'lığı bırakman, anneannem falan... Böyle bir düşününce bir sürü savaş vermiş olmalıyız o raddeye gelebilmek için. Ne kadar kendinden vermişsindir... Bu çok rahatsız etti beni. Ama mutluyduk. Sonra uyandım işte. Çiçeğimi kötü gördüm, aklıma düştün. Korktum."

Sonlara doğru sesim yine titremeye başladı.

"Ne güzel bir rüyaymış. Keşke ben de şöyle rüyalar görsem. Evliyiz falan... Çocuklarımız da var mıydı?"

Biraz alaycı bir tavırla konuşmasına gülümsedim.

"Hayır, çocuklarımız yoktu."

"Tüh... Neyse, hallederiz hallederiz."

"Ya Pars, neyi hallediyorsun? Ben bir sürü sorun yaşamışız diyorum, sen çocuk diyorsun."

Sanki çok önemli bir sır veriyor gibi iyice yaklaştı. Gözleri kısık, sesi sakin, fısıldar tondaydı.

"Tamam, ben de çözüm buluyorum. Çocuklarımız olsaydı başka olurdu. Bak sen beni dinle; eğer çok rahatsızsan bu durumdan, şu anı değiştirerek ileriyi değiştirebiliriz."

"Yok, çok sağ ol. Ben başka çözüm yolları bulurum."

Alaylı konuşmam gözlerinde farklı bakışlar geçirdi. İyice yaklaştı dudaklarıma.

Dayanamıyor gibi baktı. Yaklaştı... Yaklaştı...

Dudağımın kenarına bir öpücük kondurdu. Yanağıma, oradan boynuma yol çizdi.

"Tipe bak... Nasıl panikle çıktıysan bari üzerine bir mont giyinseydin."

Söylediğiyle kendime geldim. Askılı, şortlu pijamamla oluşum yeni dank etti. Yavaşça kenardaki yorganı tutup üzerimize getirdim.

Pars'ın alaylı gülüşüyle utansam da umursamadım.

"Yorgan için biraz geç kaldın gibi. Ne dersin? Her şeyi gördüm zaten."

Kıpkırmızı olduğuma eminim şu an.

"Ya Pars, sussana. Böyle geldim resmen. Herkes görmüştür. Rezil oldum."

Şu an o kadar keyif alıyordu ki bu hâlimden, daha beter olmam için uğraştığı belliydi.

Elinin birini açık belimden içeri soktu, karnıma sardı. Diğer eli bacağımda ilerliyordu.

Utanma ile gıdıklanma arasında gidip geliyordum.

"Kim görüyormuş ya? Kim bakabilir sana? Hayırdır yavrum? Pars Bozkurt'un karısına kim bakabilirmiş?"

Racon keser gibi konuşması daha da güldürdü.

"Pars, dursana."

Biraz nazlı, biraz da gülerek söylediğim söz Pars'a hiç işlemedi.

"Tipe bak... Tipe kurban olurum."

Bu kadar bana yeterdi. Daha fazla dayanamayıp kafamı Pars'ın boynuna gömdüm. Yorganı da çektim, iyice içine girdim.

Pars kocaman bir kahkaha attı.

"Kadın bak, yemin ederim seni yerim. Bak çok ciddi söylüyorum. Bana bir gün kafayı bozduracaksın. Bu kadar sevimli, güzel olunamaz ya. Şartlara aykırı. Hem utanıyor hem bana sığınıyorsun ya... Seni ekmeğe dürüp yiyesim geliyor. Bak öyle böyle değil."

Hızını alamamış gibi Pars üzerimdeki yorganı çekip beni yatağa yatırdı. Üzerime çıktı. Yanaklarıma, boynuma, alnıma, çeneme teker teker bir sürü hızlı öpücük kondurdu.

Gülemeden duramadım.

"Pars, tamam."

Ellerimi yanaklarına yerleştirdim.

Ellerimi tuttu, öptü.

"Kadın var ya... Beni çok fena yapıyorsun."

Diyecek hiçbir lafım yoktu.

Sadece aşkla baktım gözlerine.

Kafasını göğsüme koydu.

Orada biraz kaldık.

🧚🏻💚🐺

Burnumun üzerinde çok hafif, tüy gibi bir dokunuş hissettim. Burnuma, oradan alnıma, oradan yanaklarıma, çeneme, dudaklarıma, tekrar burnuma gezinen bir parmak...

Pars'ın yoğun kokusuyla gözlerimi açtım. Uyuya kalmışım ve o kadar iyi gelmiş ki... Şu an fark ediyorum, hoş bir dinginlik vardı içimde.

Ta ki kafamı çevirip Pars'a bakana kadar...

Sararmış gözleri o kadar dikkat çekiciydi ki neye tepki verdiğini çözemedim. Ellerim çıplak bedenine değdiği an gerilmiş vücudunu hissettim.

Bir dakika... Bir dakika...

Pars bana odasının kapısını açtığında üzerinde sadece boxer mı vardı? Ben mi yanlış hatırlıyorum?

Ne kadar yanlış hatırlamak istesem de elimin altındaki çıplak beden ve giydiğim şorttan dolayı hissettiğim başkasına ait diğer bacaklar, gayet doğru hatırladığıma bir örnekti.

Kahretsin... Ben geldiğimden beri adamın kucağında oturuyorum. Hiç fark etmedim.

Gözleri iyi dayandığına işaret olarak parlıyordu demek ki.

"Günaydın güzelim. Daha iyi misin?"

Kahretsin ki kendini o kadar sıkıyordu ki sesi bile elimi ayağımı birbirine dolaştıracak sertlikteydi.

"Ariel, yalvarırım bana öyle bakma. İki saat on üç dakika yirmi beş saniyedir uyuyorsun burada bir başıma çabalıyorum. Şimdi bana öyle haylaz haylaz bakma, yanarız."

Dedikleriyle gülümsedim.

Evet... Aklımda hain planlar vardı.

"Pars... Yanarsak ne olur?"

Sessiz sessiz fısıldadım.

Dudaklarına sert bir yutkunma sesi dağıldı odaya. İyice yaklaştı bana. Dudakları ile dudaklarım arasında milim kaldı.

"Hiç iyi olmaz. Duygularından faydalanıyormuşum gibi olur. O yüzden şimdi uslu uslu yat burada. Ben kahvaltı getireceğim bize."

Üzerimden çekiliyordu ki bir elimle kolunu tutup kendime çektim ama gücüm yetmedi.

Pars, kolundaki elimin üzerine bir öpücük kondurdu, kalkıp banyoya gitti.

Banyodan çıktı...

Gözlerimle taradım her yerini.

Sonuçta o bana bakmıştı.

Esmer teni... Geniş omuzları... Karın kasları...

Dilim damağım kurudu. Yutkundum. Yetmedi, tekrar yutkundum. Derin bir nefes çektim içime ya da onu içime çekmek istedim, emin değilim.

Arkasını dönüp odadaki dolabına ilerledi.

Ah... Sırt kasları... O güzel sıkı kalçası... Yanıyorum şu an.

"Bugün ay tutulması vardı."

"Ariel, sana diyorum."

"Hı?"

"Bugün tutulma var."

"Hı hı."

"Ariel, gözlerinle yedin bitirdin beni yavrum. Bir lafımı dinler misin?"

"Hı hı."

Bir anda kafama yediğim tişört ile düşüncelerimden ayrıldım.

"Ya Pars, ne yapıyorsun?"

"Beni dinle, beni."

"Dinledim zaten."

"Öyle mi? Ne söyledim?"

Cevabım yoktu.

Çünkü dinlemedim.

Kahretsin ki ağzımın suyu akıyor resmen şu an.

Hiç mantıklı değil.

Sessizliğime karşı Pars gözlerini kıstı.

"Ne güzel dinlemişsin sevgilim. Bugün ay tutulması var diyorum. Bu açlığın ondan olabilir mi? Perileri etkiliyor diye duymuştum."

"O ne biçim laf ya? Aç maç... Ne açlığı? Daha sabah sabah açlığımı mı gördün?"

Üzerine eşofmanını geçirdi, tişörtünü giydi.

Şimdi yeni bir manzaram vardı.

Adamın her hâli ayrı izletiyordu kendini.

"Duygusal bir rüya görmüşsün. Sonra bir anda duygu yoğunluğu ile geldin ve şu an beni izleyen o gözlerin aklında hiç hoş şeyler olmadığının kanıtı."

"Ne alakası var? Ayrıca öyle bir şey olsa önceden hissederdim."

"Kaç gündür Sisyaka'dayız. Gücünün çoğunu Zayel için kullandın. Yetmezmiş gibi her yanından geçtiğin canlı, ayağını bastığın yer, içine çektiğin oksijen bile sihrinden faydalanırken hepsini görmen zorlamıştır seni."

Dediklerinde haklı olabilir ama ben bunun için varım.

Ve daha ormanla tekrar konuşmam lazım.

"Daha iyiysen istersen aşağı inelim ya da buraya getireyim kahvaltıyı. Nasıl rahat edeceksen."

"Aşağı inelim. Hem Mina'ya da açıklama yapmadım. Merak etmişlerdir."

Kafama attığı siyah tişörtü üzerime geçirdim.

Bol olduğu için biraz daha rahat oldu.

En azından pijamanın görüntüsünü gölgeledi.

Merdivenlerden indik.

Salon kapısından içeri girdim. Pars ise mutfağa geçti.

Mina ile Arın televizyon izliyordu.

"Ariel, hoş geldin."

Arın'a gülümsedim.

"Hoş buldum."

"Ariel, daha iyi misin?"

"İyiyim Mina. Biraz karışık bir geceydi. Biraz da yorgunluk... Kötü oldu ama iyiyim şu an."

Anlayışla baktı bana.

Arın kalkıp mutfağa, Pars'ın yanına gitti.

Mina televizyona döndü.

Ben de televizyona odaklanmaya çalıştım ama kulağım mutfaktaki konuşmaya gitti.

"Abi, annemler gelecekler. Sürüyü bir toparlaman lazım. Bazı işler birikti."

"Tamam, hallederim bugün."

"Zayel nasıl?"

"İyi. O da yani... En azından biz bırakırken iyiydi."

"Bugün ay tutulması var."

"Biliyorum Arın."

"Hm... Tamam."

"Arın, yüzüme bak."

Mutfakta ne oluyor tam anlamasam da sadece dinleyerek söyleyebilirim ki Arın'da bir gariplik vardı.

"Abi, benim işim vardı."

"Arın kardeşim, ne oluyor? Anlatsana oğlum. Kaçmak da nereden çıktı?"

"Bir şey yok ya."

"Arın, gider herkese sorarım. Sürüyü didik didik ederim, öğrenirim ne olduğunu. Zorlama, anlat."

"Şey ya... Önemli değil."

"Sen anlat, önemine ben karar veririm."

"Ay tutulması var ya... İşte sürüde herkes eşiyle. Ben de şey... Bir görmek istedim de."

"Cansu'nun yanına mı gittin?"

Burun çekme sesi duydum.

Bir an elim ayağım boşaldı sanki.

Arın, Cansu için ağlıyor muydu?

İdrak etmek için kendimi zorladım.

"Arın tamam, üzülme oğlum. Dur. Kız daha yeni ayrıldı. İllaki bir gün kesişecek bakışlarınız. Buluşacak kalpleriniz. Sevecek seni."

"Orası öyle de... İşte ben burada öylece beklerken onu tekrar..."

Anlatamıyordu Arın.

Sanki kelimeleri söylemek istemiyor, ağzı mühürleniyordu.

"Kerem ile görünce daha çok varmış bize... Onu anladım."

Pars'ın bile soluğu durdu sanki.

Mina da yanımda duraksadı.

Belli ki o da mutfağı dinliyordu

"Neyse, benim işim var. Sürüye bakacağım bir."

Dış kapı kapandı. Pars, elinde iki kahvaltı tabağı ile geldi. Birini önüme koydu, derin ve yorgun bir nefes verdi. Kardeşinin acısını anlıyordu.

Yanıma oturdu. Mina ile Pars'ın ortasında kaldım. Mina, televizyona bakarak konuştu.

"Bu daha ne kadar sürecek abi?"

"Cansu, Arın'ı görene kadar."

"Gördü ama aynı ortamda bulundular."

Pars'ın bir cevabı yoktu ki sessiz kaldı ya da kardeşini üzmek istemedi.

"Aynı ortamda gördüler birbirlerini. Abim ona hayran hayran bakarken o hiç oralı değildi. Görmedi abimi. Canı yanıyor ve hiçbir şey yapamıyoruz."

Mina hışımla kalkıp gitti.

Bir kapı daha kapandı. İkisi de evden gitmişti. Başımı Pars'ın omzuna yasladım.

"Neden susuyorsun?"

Onu anlamama gülümsedi. Elinin birini sırtıma attı, saçımı koklayıp bir öpücük kondurdu.

"Anlatsam da anlamazlar. Ben seni yirmi beş yıldır bekliyorum. Arın ise beş yıldır kabullenip bekliyor. Mina'nın ise hiçbir bilgisi yok. Anlatsam da anlamazlar, yaşamaları lazım."

Haklıydı ama sorgulamadan edemedim.

"Nasıl yani? Sen beni hep biliyordun ama herkes eşini hemen öğrenemiyor, öyle mi?"

"Bu değişir. Kurttan kurda, sürüden sürüye, kişiden kişiye bile. Ama gene de yetişkinliğe gelindiğinde öğrenildiği söylenir. Fakat ben seni beş yaş doğum günümde rüyamda gördüm. O gün dışarı çıktığınızda annen ile seni rüyamdaki gibi gördüm. Arkan dönüktü ama parlıyordun. Sonra beklemeye başladım. Yetişkinliğe ulaştığımda, aileme, Alfa olduğumda da sürüme anlattım seni."

Derin bir nefes aldı, devam etti.

"Arın da biliyordu ama kabul etmek istemedi. Zaten sevgilisi olan ve evlilik düşünen biri olamaz diye düşündü. Sonra kabullendi ama belirsizlik çok kötü, Ariel. Cansu evlenip boşanacak mı, yoksa ayrılacaklar mı, ne kadar süre sonra Cansu Arın'ı fark edecek diye düşündü durdu. Sonuç; Cansu büyük bir ihanete uğradı ve ayrıldılar fakat hâlâ Arın'ı görmedi."

Biraz sohbet, biraz dizi ile kahvaltımızı yaptık. Aradan geçen zamanla sağıma soluma baktım.

Ben telefonumu almamıştım, değil mi?

"Ne arıyorsun?"

"Telefonumu evde unutmuşum."

"Acil mi? Al, benimkini kullan."

"Yani bir bakacaktım, yazan arayan var mı diye. Evden de kimseye bir şey demeden çıktım. Merak etmişlerdir."

Biraz da Cansu, Kerem ile konuşmasını anlatmış olabilir. Onu merak ediyorum.

"Pars, müsaadenle ben artık kalkayım."

Koltuktan kalkıp kahvaltı tabaklarını elime aldım.

"Müsaade etmiyorum."

Pars tabakları elimden alıp tekrar masanın üzerine koydu, beni kendine çekti.

"Bak, ne güzel yaşıyoruz. Hep böyle yaşasak ne olur ki sanki?"

Ellerini belime sardı. Ben de kollarımı boynuna doladım.

"Olmaz, evlenmememiz lazım."

"Tamam, evlenelim."

"Olmaz Pars, çok erken. Daha tanışalı ne kadar oldu ki?"

"Ya ne yapacaksın ne kadar olduğunu? Sonuçta illaki beraber olmayacak mıyız?"

"Olmaz öyle. Sonuç ne olursa olsun güzel güzel, yavaş yavaş gidelim."

"Biz hiç de yavaş değiliz sevgilim. Sen sadece böyle söylüyorsun, o kadar. Yoksa ikimizin de dediklerini dinlediği falan yok."

Evet, haklıydı. Bir anda sevgili oluverdik mesela.

"Doğru söylüyorsun. O yüzden bana sevgililik teklifi yap."

Bir anda geri çekilmem ile kolları boş kaldı. Hoşuna gitmediği her hâlinden belliydi ki beklemeden beni tekrar kollarının arasına aldı. Alnını alnıma yasladı, gözlerini kapattı.

"Tamam. Akşam yemeğinde boş musun?"

Hızla geri çekildim, koluna vurdum.

"Oha Pars! Benim anlamayacağım bir gün, bir anda güzel bir teklif istiyorum. Şimdi de gidiyorum."

Arabamın anahtarı Pars'ın odasında kaldığı için yukarı kata çıktım. Odaya girip komodinin üzerindeki anahtarı aldım.

Arkamdaki bedeni bilerek döndüm. Arkam Pars'ın göğsüne denk geldi. Kafamı onu görmek için yukarı kaldırdım.

Baktı bana uzun uzun. Yavaş yavaş parıldadı gözleri. Benim gözlerimde de parıltılar olduğuna eminim. Pars'ın boynundaki damarlar belli olmaya başladı. Yavaş yavaş eğildi üzerime. Geri gitmedim ama ileri adım da atmadım. Durdum... Sadece durdum.

"Ariel, sensizlik çok zor. Uzun süre yaşadım sensiz. Artık uzatmak istemiyorum. Sen nasıl istersen öyle olsun, eyvallah ama arada beni de düşün yavrum, olur mu?"

Alnıma bir öpücük kondurdu. Dolabın önüne geçti, içinden bir mont aldı ve bana verdi. Montu giyindim.

Merdivenden aşağı indik. Dış kapının önünde bana döndü.

"Görüşürüz sevgilim. Kendine dikkat et."

Pars'a sıkıca sarıldım.

"Sen de kendine dikkat et. Görüşürüz."

Arabama bindim, yola çıktım. Fakat Pars'ın son cümlesi kafamda dolandı durdu. Ne demek istediğini pek anlayamadım. Yani tamam, beni yıllardır bekliyor, beni seviyor ama garip söyledi sanki. Bu iş uzarsa bir sorun çıkaracakmış gibi... Ya da bilemiyorum, garipti işte.

Evin önüne geldim. Arabayı park edip araçtan indim. Evde üst kat camında anneannem dikilmiş, bana dik dik bakıyordu. İçime bir ürperti doldu.

Eve girdiğimde ses yoktu. Hiç kimse de yoktu.

Yukarı katta anneannemin yanına çıktım.

"Anneanne, nasılsın? Teyzem ile annem nerede?"

Yavaşça bastonundan destek alarak koltuğa oturdu. Yanına eliyle iki kere vurdu. Hiç bana bakmadı, camdan dışarı bakıyordu.

Geçip yanına oturdum.

"Ne gördün Ariel?"

"Anlamadım anneanne."

"Bugün rüyanda ne gördün de koşa koşa gittin Pars'a?"

Anlatıp anlatmamakta kararsız kaldım.

"Yani karışık şeyler gördüm. Neden ki?"

"Kızım, biliyorum bu ara kafan karışık. Kim iyi, kim kötü seçemiyorsun. Ama unutma Ariel; sen kaybetmezsin, sen yenilmezsin. Kimse seni gerçekten bitiremez, bunu isteyemez bile. Çünkü sen bitersen geriye hiçbir şey kalmaz."

"Anneanne, ne demek istiyorsun? Açıkça konuş. Ayrıca teyzem ile annem nerede?"

"Gittiler, vakitleri doldu. Benim de vaktim doluyor Ariel. Rüyanda ya da gördüğün o anda olduğu gibi ben gidiciyim evladım ve seni arkamda boynu bükük bırakmak istemiyorum. Unutma Ariel; seni bitiremezler, seni yok edemezler ama canını acıtabilirler. Bunu seni sevenler de yapabilir, seni sevenin sevdiği de."

Yavaşça kalktı, yanımdan aşağı kata indi. Odasına girdi, kapıyı kapattı.

Öylece kaldım o koltukta.

_______________________________________

Bu sefer biraz kısa bir bölüm oldu kusura bakmayınn 🥲

Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim yorumlarınızı heyecanla bekliyorum 🤓

Peki bölüm sonu değerlendirmesi yapalım

Bölüm nasıldı

Ariel ile pars 🫠✨

Arielin gördüğü sizce rüya mı yoksa gelecekten bir kesit mi ??😉

Arın peki hüzünlü kek 🥲

Anneanne hakkındaki düşünceleriniz bayadır sessizdi

Ariele kim zarar verebilir sizce

Evlenmeleri konusundaki fikirleriniz neler 😁

Sizce ileriki bölümlerde ne olur

Yorumlarınızı bekliyorum

BİRDE BİRDE LÜTFEN CEVAP VERİN ÇOK MERAK EDİYORUM ormanın iki laneti kitabını hem emojilerle hemde üç kelime ile anlatsanız hangileri olurdu