13. bölüm · Ormanın iki laneti
13. Bölüm
Arabadan indiğim gibi ormana doğru ilerledim. Botlarımın içi kar doldu ama umurumda değildi. Benim bu işi çözmem lazım.
Ormanın derinlerine vardığımda durdum. Yerdeki karı kazımaya başladım.
"Yeter, yeter artık! Ne oluyor? Açıklayacaksınız bana, anlatacaksınız."
Dizime kadar gelen karları kenara ite ite toprağı açığa çıkardım. Yanıma gelen hayvanlar bile şaşkındı.
Yetmedi. Toprağı kazıdım. Ellerimde çatlaklar oluştu ama bu bile beni durdurmadı. Ellerimi oyduğum toprağın içine yerleştirdim, gözlerimi kapattım.
"Kaç yıllık mazi, geçmiş... Bana doğruyu anlatacak tek kişi sensin. Anlat bana, göster o günleri. Doğru mu Layla'nın anlattıkları? Güvenebilir miyim ona?"
Elimi koyduğum toprak yarıldı, çatlamaya başladı. Sağa sola püsküren karlar, kaç kat açılan toprak...
Toprağın içinden çıkan iki kol, ellerini ellerimin üzerine koydu. Aniden büyük bir güçle çekildim.
Çekilmenin şiddeti ile gözlerimi kapattım. Suratıma çarpan toprak parçalarını engellemek için bir kolumu kaldırıp yüzüme siper ettim.
Yavaşlayan hızımızla kolumu indirdim. Gözlerimi açtığımda dizlerimin üzerinde, kurak bir toprakta, az önceki gibi oturuyordum.
Etrafıma baktığımda pazar çadırlarının arasındaydım.
"Anne, bu toprağın içinden çıktı."
Gelen sese baktığımda bir çocuk beni parmağı ile gösteriyor, annesine anlatıyordu. Kadın ise bana garip garip bakıyordu.
Daha fazla rezil olmadan ayağa kalktım. Burası neresiydi, hangi yıldayım? Çok eski olmalı. Çadırlar ve at arabaları olduğuna göre...
Az önce bana garip garip bakan kadının yanına gittim. Tatlı bir tebessüm yerleştirdim suratıma.
"Merhaba, kusura bakmayın, rahatsız ediyorum ama hangi yıldayız acaba?"
Kadın bana daha da garip baktıkça kendimden utanıyorum ama ne yapabilirim ki?
"Pardon hanımefendi, anlayamadım."
Anlayamaz tabii. Ne diyeceğim kadına? "Tarihi soruyorum."
Kadın çocuğunun kolunu sıkıca tuttu.
"Bizim acelemiz var, kusura bakmayın."
Arkasını dönüp hızlı hızlı ilerlemeye başladı.
"Anne, neden o kadına cevap vermedin?"
"Cadı o, bir cadı. Cadılarla konuşulmaz, oğlum."
Oğlu ile konuşa konuşa gidiyordu. Büyük ihtimalle duymadığımı düşünüyor.
Çocuk bir anda arkasını dönüp bana seslendi.
"Cadı hanım, bugün cuma."
"Oğlum, çok ayıp."
"Ama sen dedin cadı diye."
Kadın bana hiç bakmadan çocuğun ağzını eli ile kapatıp koşarak uzaklaştı.
Bugün cuma. En azından bir şey öğrendim.
Çarşıda geziniyorum, aynı zamanda sakin bir köşe bulmaya çalışıyorum ama çok kalabalık.
Ayağımı çaktırmadan iki kere yere vurdum. Toprağın üzerinde bir parıltı oluştu, ince bir ip gibi uzandı. Gösterdiği yolu takip ettim.
Bir çadırın içine girdi. Işık büyük ihtimalle birinin eviydi.
Kimseye görünmemek için çabalasam da bu döneme aykırı kıyafetlerim ile yeterince dikkat çekiyorum. O yüzden umursamadan, çok normal bir şey yapıyormuş gibi davranıp çadırın içine girdim.
İçeride kimse yoktu. Masalar vardı, üzerinde bazı otlar, kitaplar yığılıydı. Her yerde bitkiler vardı.
Burası çok tanıdık... Kokusu, verdiği his...
Masanın üzerindeki kitapları kurcaladım. Ben bu kitapları nerede gördüm? Sayfalarına baktığımda büyüler, birkaç küçük sihir sözleri...
Layla.
Layla'nın kütüphanesinde gördüm.
Gelen ayak sesleri ile çadırın köşesine geçtim, kalkan oluşturdum.
Çadırın kapısı açıldı. İçeriye uzun, kıvırcık saçları, esmer teni ile Layla girdi. Üzerinde bu döneme ait kıyafetler olması kafamı karıştırdı.
Layla hangi dönemde yaşamıştı? Bana bunun bilgisini hiç vermedi. Daha doğrusu pek konuşmadık, o da ayrı.
Layla'nın yanında yakışıklı, yeşil gözlü bir erkek daha vardı. Görünmez bir şekilde girdi içeri. Layla çadırın kapısını kapatıp sihirli cümleleri söyledi, çadırı koruma altına aldı. Ama kimdi bu adam? Bu kadar gizlediği...
Adamın üzerinden gücü kaldırdı. Karşılıklı bakıştılar. Biraz sanki özlem vardı ikisinde de. Gariptir ki bu adam bana çok tanıdık geliyor.
"Layla, yardım et bana."
"Size ne yardımı edicem? Ben atalarımı katlettiniz. Canımı alıyordu o karın ve sen de buna müsaade ettin. Şimdi karşıma geçmiş yardım mı istiyorsun?"
"Yardım etmeyecektin madem, beni neden evine getirdin?"
Adamın aniden Layla'yı belinden tutup çekmesi ile gözlerim kocaman oldu. Ayyy, yanlış şeylere şahit olamam umarım.
Layla da kocaman olan gözleri ile adamı ittiği gibi tokat attı.
"Sen ne yapıyorsun be? Evli barklı adamsın. Ben sağda solda adım çıkmasın diye seni buraya getirdim. Karın olacak kadın yüzünden zaten herkes beni yargılıyor. Adım cadıya çıktı. Güya milletin kocasını ayartan biriymişim. Çarşıdan bir kuru ekmek bile alamıyorum, açım günlerdir. Adam gelmiş bana ne diyor!"
Kimdi bu pislik adam? Tipi de tanıdık, şerefsiz herif.
"Layla, tamam. Benim suçum mu sanki Nare ile arandaki mesele?"
Karısının adı Nare sanırım.
"Ya karından da el gibi bahsetmezsin be adam. Ne istiyorsun, söyle. Defol sonra."
"Layla, bir şey duydum. Gerçek mi, onu öğrenmek istiyorum."
Layla'nın bedeninden bir gerginlik geçti. Çaktırmamaya çalışsa da dikkatli bakan biri anlardı ve karşısındaki adam çok dikkatli bakıyordu.
"Ne öğrenmek istiyorsun, Taylan? Açık konuş."
"Layla, sen hamile misin?"
"Hayır. Nereden çıkıyor bu saçma sapan dedikodular? O karına söyle, hakkımda daha fazla yalan yanlış laf çıkarmasın. Hepinizi lanetlerim, anladın mı? Terk et şimdi evimi."
İnanamıyorum. Bu Taylan kim, çözemedim ama Layla'nın başını yaktığı belli.
Dikkatlice inceledim Layla'yı ve evet, hamile. Sihiri ile saklamaya çalışsa da içinde küçük bir can var ve bir Peri'nin bunu bilmeme ihtimali yok. Saklıyor adamdan, hatta herkesten çocuğunu saklıyor.
Çadırdan çıkan Taylan ile Layla, içi boş olan dolabını açtı. Orta boy bir sandık çıkardı.
Sandığı açtığında çoktan içinin kıyafetlerle dolu olduğunu gördüm. Masanın üzerindeki kitaplardan aldı, sandığın içine yerleştirdi.
Peçesini takıp tekrar dışarı çıktı. Peşinden takıldım. Layla'nın bana gerçekleri anlatıp anlatmadığını bilmem gerekiyor.
Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşün ardından at arabasıyla bir adam göründü. Layla, at arabasının arkasına, biraz daha tenha bir yere geçti. Adam da orada bekliyor, sanki Layla ile konuşmuyor da atı tımar ediyor gibi davranıyordu.
"Bugün akşam geleceksin. Bir kese altını buraya bırakıyorum. İş bitince ikinci keseyi alırsın."
"Tamam. Sen keseyi hazır et, akşam gelicem."
Adamın alaylı, kart sesi ile konuşması benim bile kulağımı tırmaladı. Layla da benimle aynı fikirde olacak ki yüzü buruştu. Yavaşça geri geri gidip arka sokaklara girdi.
İzbe sokaklardan geçip küçük bir tezgâhın önünde durdu. Boş tezgâha parmağındaki yüzüğü vurdu. Tezgâhın arkasında, çadırın geçilebilecek kadar küçük bir kısmı açıldı. Layla hızla içeri girdi, ben de peşinden girdim.
Ama onunla karşılaşmayı ben de beklemiyordum.
"Layla, iyi misin?"
"İyiyim, Refika teyze. İyiyim, merak etme. Sadece biraz acıktım."
Anneannem ona hiç görmediğim şekilde duygulu bakışlar attı. Hemen çadırın arka kısmına geçti.
Layla sandalyelerden birine oturdu. Peçesini çıkardı. Elini, onu gördüğümden beri ilk kez korka korka karnına koydu. Gözleri yaşardı hemen.
"Bebeyim, canım benim... Seni götürücem. Bu kötülüklerden, güzel yerlerde korkamadan, saklanmadan yaşayacağız beraber. Seni çok güzel yetiştiricem. Ahlaklı, mert, güçlü, cesaretli biri olucaksın. Kafan dik olucak. Ben seni bütün kötülüklere rağmen iyi birisi olarak yetiştiricem, canım oğlum."
Anneannem elinde tepsi ile geri geldi. Masanın üstünde sıcak yemekleri bıraktı, Layla'nın karşısına oturdu.
"Konuştuğun adamla? Akşam götürecek seni, değil mi?"
"Evet, götürecek. Şimdi yanından geliyorum. İki kese altını kabul etti. Neyse ki birini şimdi verdim, buraya geldim. İş bitince de diğer keseyi veririm dedim."
Anneannem, iyi yapmışsın der gibi kafasını aşağı yukarı salladı.
Layla hızlı hızlı yemek yiyor, arada dolu ağzı ile anneanneme cevap veriyor, sonra hemen ağzına yeni bir lokma atıyor.
O pislik insanlar yüzünden kadın hamile hâliyle ne kadardır aç acaba? Hiç düşünmüyorlar da bari kapısına yiyecek bırakın.
Anneannem ayaklandı, tekrardan arka taraflara gitti. Elinde birkaç kese ile geri döndü.
"Layla kızım, al bunları. Lazım olur."
Yavaşça Layla'nın önüne, masanın kenarına bıraktı. Yönünü diğer tarafa çevirdi.
"Refika teyze, çok sağ ol ama ben bunu kabul edemem. Zaten aylardır beni koruyup kolluyorsun, yemeğimi eksik etmiyorsun, evimin eksiğini karşılıyorsun. Bir de gitmem için iki kesenin birini sen karşıladın. Söz, borçlarımı da ödeyeceğim ama bu çok fazla, alamam—"
"Sus bakayım. Sen ne fazlasından, ne borcundan bahsediyorsun, Layla? Sen bizim için ne kadar değerlisin bilmiyor musun? Bir de konuşuyor. Keşke daha fazlasını yapabilsek ama olmuyor. Elimizden bu kadar geldi. Asıl sen kusurumuza bakma."
"Estağfurullah, o ne demek? Sen olmasan ben ne yapardım?"
Layla neden bu kadar değerli ya da bahsettikleri çoğul topluluk kimdi? Periler mi?
(...)
Hava kararmaya yakın Layla ile eve geldik. Kalan eşyaları topladı, hazırlandı. Yatakta yatmış, saatinin gelmesini bekliyor.
Ama ben neden hâlâ bir şey anlamıyorum? Yani Layla, Taylan denen evli bir adamdan hamile. Bu tamam. Adamın karısı olay çıkarıp kocasını suçlamak yerine kadını cadı diye yaftalayıp aç bıraktırıyor. Geçmiş çağ linci de bu oluyor sanırım.
Layla bu adamdan kaçacak bugün ama anneannem var. Ne alaka? Bu kadın kaç yaşında da her dönemde çıkıyor, anlamadım.
Bahsettikleri bir topluluk var. Layla'yı seven, koruyan ama buradan çekip alıp götüremeyen, gücü sınırlı bir topluluk anladığım kadarıyla.
At nalı sesi ile Layla ayaklandı. Ben de düşüncelerimden sıyrılıp ayaklandım.
Layla sandıkla bakışıyordu. Haklı olarak hamile hâli ile nasıl taşısın o sandığı?
"Layla Hanım, müsaitseniz hemen çıkalım. Valiziniz var mı?"
Layla ile aynı anda derin bir nefes bıraktık. O kadar da öküz değilmiş adam.
Layla çadırı araladı. Adam sandığı alıp at arabasının arkasına yükledi. Layla hızla arabaya bindi, ben de yanına oturdum. Adam sandığı yerleştirince hızla sürücü koltuğuna oturdu.
Dizginleri çekip gevşetmesi ile atlar ilerlemeye başladı.
🐺🧚✨
Bir saatlik yolun ardından Layla yeni yeni rahatlıyordu. Yakalanma korkusunu üzerinden yeni atmıştı. Aynı şekilde ben de... Bana ne oluyorsa, izleyici olarak buradayım resmen. Hiçbir şeye müdahale de edemiyorum. Yoksa ben o dopingi köylü halkının yaptıklarını yanlarına bırakır mıydım?
Aniden atların kişneyerek durması ile bir rüzgâr sesi geçti. Dışarıda kurt mu var? Bana mı öyle geliyor?
Savrulan kan kokusu ile dona kaldım.
Layla ise anlamış olacak ki sıkıca gözlerini yumdu, sihir ile kendini görünmez yaptı. Arabanın içinden geçip dışarı çıktı. Ben de tabii ki peşindeydim. Sanki koruyabilecekmişim gibi.
Adam ölmüş. Kafası bir yerde, kanlı gövdesi bir yerde, saçılmış duruyordu.
Bir de arabanın etrafını koklayan bir kadın var. İlk kez gördüğüm genç, beyaz tenli, kızıl, dolgun saçlı bir kadın.
"Layla, çık dışarı. Nerdesin? O büyü işlerin bana sökmez. Bugün kocamla ne işin vardı, anlatacaksın. Evinden çıkarken görülmüş. Layla nerede şimdi? O da yanında mı? Beni bırakıp kaçacak mıydı?"
"Nare, saçmalama. Kocan burada ne arasın? Ben bir başıma gidiyorum. Sen de kimseye söyleme. İkimiz de birbirimizden kurtulalım."
Layla'nın görüntüsü yoktu. Kendini göstermeden konuşmuştu. Nare denen kadın ise duraksadı. Belli ki kocası başka yerlerdeydi ve o yanlış yerde arıyordu.
Ta ki ormanın içinden o ses gelene kadar.
"Sen benim çocuğum ile benden kaçabileceğini mi sanıyorsun, Layla?"
Nare'nin gözleri kocaman oldu. Hırs, sinir, intikam arzusu, kan açlığı... Hepsi bir bir geçti gözünden.
Layla ise korkuyla elini karnına koydu, sarıldı evladına.
Taylan sanki yerini biliyormuş gibi dik dik Layla'ya bakıyordu.
Nare'nin Taylan'ın bakışlarını takip edip, "Orada mı? Öldürücem onu." diyerek Layla'nın üzerine atlaması bir oldu.
Yere düşen ve artık görünür olan Layla çırpınırken Nare ellerini boğazında sıkıyor, arada tokat atıyor, hırpalıyordu.
Taylan hiç oralı değil, adım adım yanlarına doğru geliyordu. Dayanamayıp Nare'yi Layla'nın üzerinden almaya çalıştım ama hayalet gibi kollarım bedeninin içinden geçiyor. Hiçbir şey yapamıyorum.
Sinirle dizlerimin üzerine çöktüm, Layla'nın bedenine kapandım ama yoktum işte. Yok, kurtaramıyorum onu.
"Seninle o bebeğini de öldürücem."
Nare pençe çıkmış elini kaldırdı, tam indirirken arkadan Taylan müdahale etti.
Şaşırtıcı, sesi çıkıyormuş lanet herifin.
"Nare, tamam. Geri çekil. Bebek sadece onun değil, benim de bebeğim."
"Yani karının bebeğimizi öldürmesi için sana da mı haber vermesi gerekiyor? Ne saçma bir muhabbet ya! Bu ne güzel gidiyordum ben, niye durdurdunuz beni?"
Layla'nın çıkışı kimsenin umurunda olmadı.
"Hani hamile değildi? İnanmamıştım bana, Taylan. Ama bak, hamile. Dedim sana, bu kadın seni sömürmeden durmaz."
"Konumuz bu mu, Nare? Hamile ya da değil, fark etmez. Gidemez Layla buradan bir yere."
"Neden ya, neden? Niye bırakmıyorsun bu kadını? Büyü yaptı sana, değil mi?"
Nare tekrar Layla'nın üzerine atlayacakken Taylan tutup geriye fırlattı onu.
"Nare, neyi anlamıyorsun bilmiyorum ama sana anlattım, yine anlatıyorum. Senin kocan takıntılı bir manyak ve ben evli olduğunu bile bilmiyordum."
"Kes ya, bir boş yapma. Bir adamın evli olup olmadığını nasıl anlamazsın? O kadar Perisin sen. Beni kandırıyorsun asıl şu an. Amacın zaten buydu. Hamile kalıp Alfa'yı ayartmak, değil mi?"
"Sen haddini bil, Nare. Kimi yargıladığınızın farkında mısınız? Siz bu kadın sayesinde yaşıyorken onu mu suçluyorsunuz?"
Anneannemin sesi ile derin bir nefes verdim. Layla, kan olmuş suratı, pençe izleri olan boynu ile anneanneme baktı. Kalkıp koşacak hâli bile yoktu ve ağrısı vardı. Hemen yanındayım, canı yanıyor, görüyorum ama acısını alamıyorum.
Kendimi ilk kez bu kadar işe yaramaz hissediyorum.
"Ama Refika teyze, kocamı ayarttı bu şıl—"
"Kes sesini! Sen kocanın ne halt olduğunu bilmiyor musun? Ne diye hamile kadını suçluyorsun? Kadın çekip gidicek, ona da izin vermiyorsunuz. Siz ne olsun istiyorsunuz?"
Gariptir ki herkese bıdır bıdır konuşan çift ilk kez sustular. Anneannem Layla'ya elini uzattı.
"Gel kızım. Kanının kokusu dağılmasın. Ormana, eve gidelim. Yarın başka bir araba ayarlarız, onunla gidersin."
Layla, anneannemin elini tebessüm ederek tuttu ama ayağa kalkamadı. Ağrısı çok fazla olmalıydı. Zar zor ayağa kalktı. O an yere bir kan damlası düştü.
Layla'nın kanaması var.
karnına bir ağrı girmiş olacak ki Layla, ağız dolusu bağırış ile kalktığı yere geri oturdu.
"Layla, iyi misin? Çok mu ağrın var? Derin nefesler al. Bana acını tarif et, kızım. Hadi, kanının kokusu dağılmadan buradan gitmemiz lazım."
Hırlama sesi ile herkes put kesti.
"Çok geç geldiler."
Nare'nin keyif alarak kurduğu cümle, onu parçalama isteğimi artırıyordu.
Etrafımızı saran kurtlarla ne yapıcaz? Daha doğrusu ne yapacaklar? Ben bir şey yapamıyorum.
"Sen mi çağırdın?"
Taylan'ın Nare'ye yönelik sorusu ile ona baktık ama Nare'nin dünya umurunda değildi. Bunu kanıtlamak ister gibi kahkaha atarak bir ağacın altına oturdu.
Ne kabul etti ne de reddetti. Çırpınışınızı izleyip zevk alıcam dercesine keyifle oturdu.
"Layla, kalk hadi. Lütfen, dayan."
Anneanneme hüzünle baktı Layla. Kafasını, yapamam dercesine sağa sola salladı.
Anneannemin Taylan'ın yakasına yapışmasını ben de beklemiyordum.
"Yahu Taylan, ne duruyorsun? Sürüyü durdursana, geri çekil emri versene."
"Yapamam. Nasıl bir alfa olurum o zaman? Sürümden yemeğini kaçıramam."
Anneannemin sert tokadının sesi yankılandı ormanda.
"Yemek diye bahsettiğin, bir zamanlar sevdiğin kadın, çocuğunun annesi ve evladın."
"Neyse ne Refika, bizde işler nasıl ilerler sanki bilmiyorsunuz. O da kaçmaya çalışmasaydı."
"Ne yapsaydı o zaman? Kaçmasaydı da ne yapsaydı? İnsanlar ona ne gözle bakıyor bilmiyorsun sanki. Bir kere yanında oldun mu, destek çıktın mı, köylünün ağzını kapatmak için tek bir şey söyledin mi? Hayır. Daha çok hoşuna gitti olanlar. Adı çıksın, daha da nefret edilsin diye yanında gezindin, zorla evine girdin."
Anneannem konuştukça Taylan'ın gözleri sinirle doluyor, damarları belirginleşiyordu.
"Sus artık kadın, sus."
Pençesini havaya kaldırmasıyla anneannemin önüne atladım. Taylan'ın pençesi bana değmeden anneannemi buldu. Aldığı darbeyle savrulan kadın kanlar içinde kaldı.
Kan kokusu kurtları deli ediyordu sanki. Karanlıkta parlayan gözleri, hırıltı sesleri bu soğuk havada tüyleri diken diken ediyor.
Taylan arkasını dönüp gitmeye başladı. Bu, sürüye "Alfa çekildi, kalan yiyecekler sizindir." Demeye geliyor.
Daha Taylan gözden kaybolmadan kocaman, alacalı bir kurt koştu. Havaya zıpladı, hedefi Layla'ydı. O an bir rüzgâr esti, sanki kurt yok oldu.
Dönüp baktığımda vampir kralı Valerian ve arkasında adamları vardı.
"Siz kurtlar akıllanmaz mısınız? Kaç kere daha lanetlenmek istiyorsunuz?"
Taylan duyduğu sesle arkasını dönüp hızla geri yanımıza geldi.
"Sen karışma Valerian. Seni aşan konular bunlar."
"Nedense senin göğüs kabartarak söylediğin konuların işin sonunda bana, halkıma dokunuyor. Ve şimdi yine bir iş peşindesin. Bütün ormanı tekrar lanete sürükleyecek bir iş."
İkisi konuşurken Kral Valerian'ın adamları anneannem ile Layla'nın etrafını sardı. Anneanneme vampir kanı içirdiklerini gördüm.
"Kan emicilerini al git, sürümü rahatsız ediyorsun. Çocuğum ve annesi benim sorumluluğumda, ben ilgilenirim."
"Öyle mi? Az önce yem diye bahsettiğin çocuğun ve annesini mi diyorsun?"
Helal be Valerian. Konuş, ben konuşamıyorum. Sen konuş. Zayel'in kime çektiği belli oldu.
İkisi tartışırken anneannem kendine geldi.
"Layla'ya kan vermeyin."
Kısık sesiyle, parça parça söylese de anlaşılmıştı.
Anneannem, kendisiyle ilgilenen vampirlerden birine anlatıyordu.
"Sakin olun Refika Hanım. Layla Hanım'a kan vermedik. Hamile olduğunu biliyoruz fakat çok acısı var. Nasıl iyileştireceğiz?"
Büyük ihtimalle Layla'nın başında oturan üç vampir acısını almaya çalışıyordu. Biri elini Layla'nın başına yerleştirmiş, diğeri ellerini tutuyor, bir diğeriyse karnını tutuyordu.
"Taylan, alfa olacaksın bir de sürünün yemekleri iyileşip gidiyor."
Nare, konuşa konuşa oturduğu yerden kalkıp tam ortaya geldi. Kollarını açıp ormana doğru bağırdı.
"Madem alfanız yapamıyor, eşi olarak ben yapayım."
Yüzündeki sinsi gülümseme büyüdü.
"Sürü, saldırın."
İşareti ile bütün kurtlar saldırıya geçti.
Çok kısa bir sürede ortalık savaş alanına döndü. Kurtlar her önüne gelene zarar veriyor, vampirler ise öldürmeden etkisiz hâle getirmeye çalışıyordu.
Valerian'la Taylan hararetli hararetli atışıyorlar.
Herkesi bırakıp Layla'nın başına çöktüm, sanki yardım edebilecekmişim gibi.
Anneannem biraz daha toparlanmış olacak ki Layla'nın başında iyileşmesi için büyü yapıyordu.
Kapalı gözleri aralanan Layla ile herkes derin bir nefes verdi. Yavaşça ayağa kaldırıp at arabasına oturttular ama kanaması ara ara devam ediyordu.
Vampirler etrafımızı sarmış, Layla ve anneannemi korumaya almışlardı. Vampirlerden biri at arabasını sürmek için oturdu. Dizginleri çekip gevşetmesi ile atlar ilerlemeye başladı. Arkamızda savaş alanını bırakıp gidiyoruz.
Daha doğrusu gitmeye çalışıyoruz.
Arabaya atlayan kurtlar, onları geri çekmeye çalışan vampirler ve gerçek savaşı başlatan o an...
Bir kurdun vampir kanı dökmesi, soğuk paslı demir gibi olan o koku... Değdi herkesin burnuna.
Valerian'ın sakin sesi duyuldu.
"Öldürün."
Şimdiye kadar kan dökmemek için çabalayan vampirler için bu kadardı.
Vampir kanı, şimdi olduğu gibi bu dönemde de değerliymiş. Kanlarının özünde iyileştirme gücü var. Ayrıca genelde kalbe kazık gibi değişik öldürülme yöntemleri vardır. Ve o an kandan ziyade daha siyah, zehirli bir sıvı akar ki vampir öldüğünde kanı kullanılamasın. Eğer ki o zehir akmadıysa, onun yerine kanı aktıysa bu, savaş başlatmak istediklerinin göstergesidir.
Ortalığın mahşer alanına dönmesi saniyeler aldı. Yerdeki ölü kurtlar teker teker insan bedenine dönüyor, bazıları ise sürüne sürüne kaçmaya çalışıyordu.
Vampirlerden fazla kayıp olmasa da az kişiydiler. Onlar için büyük riskti, hem de kralları ile gelmişlerdi.
Kral Valerian'ın bağırması ile at arabası ilerlemeye başladı, kısa sürede hızlandı.
"Perileri buradan uzaklaştırın."
Hızla arabada giderken Layla'nın sancıları ve kanaması gitgide artıyordu. Anneannemin büyüleri artık işe yaramıyor, yanımızdaki vampir acısını daha fazla alamıyordu. Ön sürücü tarafına eğilip seslendi.
"Nico, dur. Layla Hanım iyi değil."
"Abi, durursak yakalanırız."
"Ben acısını alamıyorum artık. Yer değiştirelim o zaman."
At arabası durdu. İki vampir, anneannem ve Layla ile gidiyorduk. Kendimi sayamıyorum maalesef. Vampirler yer değiştirdi, yola devam ettik.
Aradan geçen süre ile Nico da yorulmuştu. O kadar acısı var ki acısını alan kişi bile fenalaşıyor. Buna rağmen acısı son bulmuyor. Büyük ihtimalle acısının yarısını bile zor alıyorlar.
Layla'nın bir elini kaldırıp Nicoyu dürtmesi ile Nico öne seslendi.
"Abi, duralım. Layla Hanım iyi değil."
Atların durması ile Layla'nın kendini dışarı atıp kan kusması bir oldu. Bir iki adım gerileyip yere oturdu, ağaca kendini yasladı.
Anneannemin elini tuttu.
"Refika Teyze, uğraşmayın artık. Benden bu kadarmış."
"Hayır Layla, o ne demek? Dayan, az kaldı. Dayan kızım. Biz sensiz ne yaparız? Layla, olmaz. Dayanman lazım. Kendin için değilse de karnındaki için dayanman lazım."
"Yazık, ölüyor mu yoksa?"
Nare'nin kulak tırmalayan sesi sonrasında attığı küçük kahkahası...
Kendime söz, eğer hâlâ yaşıyorsan seni bulacağım kızım. Bulacağım ve seni öldüremesem de öyle bir lanetleyeceğim ki burnundan fitil fitil getireceğim bu hareketlerini.
"Nasılsın Layla? Acına son vermemi ister misin?"
Kahkahası ormanda yankılandı.
Biri şu kadını susturabilir mi lütfen?
"Nare, uzak dur ondan."
Taylan'ın sesi ile Layla başını çevirdi. Arkasından Valerian geliyordu.
"Kıza zarar vermeye kalkarsan karını da seni de öldürürüm Taylan."
Layla ise ilk kez Taylan'a elini uzattı. O hengamede kimse görmedi ama ben gördüm.
"Benim kocam ile bu kadın ne konuşabilir?"
"Bu kadın dediğin, karnında kocanın çocuğunu taşıyor."
Layla'nın dudaklarından zoraki bir fısıltı çıktı.
"Taylan..."
Fısıltısı herkesi susturdu. Kanlı elini tuttu. Taylan yanına çöktü.
"Ne oldu Layla?"
Dik dik Nare'ye bakıyordu ama sözleri Taylan'aydı. Kesik kesik konuştu.
"Oğluma iyi bakacaksın Taylan. Onu mert bir delikanlı olarak yetiştireceksin. Yarın bir gün diğer evlatlarından onu ayırmayacaksın."
Durup nefeslendi.
"Kızım, sen ne anlatıyorsun ya? Sen de o güya iyi oğlun da öleceksiniz."
Nico Nare'nin ağzına elini bastırıp susturması ile Layla devam etti.
"Andım olsun Taylan, eğer ki oğlumu kötülüğe bulaştırırsan, onu yanlış yollara sürüklersen, koca orman dağ olsun çöksün üstüne. O göreceğini sandığın mutlu günler kabusun olsun, çıkama içinden. Şahitlerim de Refika Akgün, Valerian Nocthar. Sık sık görecekler oğlumu, kontrol edecekler seni ve karını. Eğer ki onlardan kaçırmaya çalışırsan lanetim o zaman da geçerli."
Durdu, derin bir soluk alıp anneannem ile Valerian'a döndü.
"Şahit misiniz?"
"Şahidiz."
Titreyen sesler son anlar olduğunun habercisi gibiydi.
Layla'nın karnından bir ışık topu çıktı, süzüldü. Nare'nin karnına kondu.
"Bu da sesinin sınavın olsun Nare. Evladımı taşıyacaksın. Ona güzel bir hayat sunacaksın, kendi evlatlarından ayırmayacaksın."
Tekrar Taylan'a döndü.
"Adı Pars olacak. Pars Bozkurt olacak. Adı gibi yaşayacak. Oğluma iyi bakın."
Gözleri kapandı, eli Taylan'ın elinden kaydı, yere düştü.
Pars, Layla'nın oğluymuş. Pars Bozkurt değil, lanetli soydan değil çünkü onu annesi peri, lanet ona işlemiyor.
Toprağın içinden sarmaşıklar çıktı. Layla'nın bedenini sardı, yavaşça toprağın içine gömüldü bedeni.
Nare şokla eli karnında kala kaldı. Taylan toprağı izledi. Valerian'ın gözleri dolu doluydu, bir iki adım geriledi. Anneannemin ise ilk kez ağladığını gördüm.
"Pars bundan sonra benim torunum. Eğer ki ona bir kötülüğünüz dokunursa acımam, hepinizi mahvederim."
Anneannemden sonra Valerian girdi söze.
"Pars'ı sık sık görmeye geleceğim. Eğer yüzünde bir kırgınlık görürsem, bırakın ağlamayı, kirpiği düşerse sizi yok ederim."
Arkasını dönüp iki adamı ile gitti.
"Böyle katlettiler beni."
Gelen ince sese baktığımda Layla, kulübesinde gördüğüm hâliyle yanımdaydı.
"Sen... Ama nasıl? Neden söylemedin?"
Layla'nın yüzünde acı bir tebessüm vardı, gözleri dolu dolu.
"Nasıl Ariel? Oğlum nasıl? İyi birisi mi? Hayallerimdeki gibi kibar biri mi? Can yakmayan, sevecen biri mi? Kokusu nasıl? Ariel, saçları nasıl? Uyurken nasıl oluyor mesela? Neler yer, neleri yemez? En sevdiği yemek ne? Anlat Ariel, lütfen."
Sesindeki acı deldi geçti göğsümü. Sıkıca sarıldım Layla'ya. Geri çekildiğimde kulübedeydik.
"Bana anlattıkların yalan mıydı?"
"Hayır, hayır. Hepsi doğruydu. Sadece eksik bilgi olabilir."
"Yeniden dünyaya gönderilen birkaç periden biri bendim. Biri de Refika teyze, yani anneannen. Senin onun soyundan olacağını biliyorduk. Bir de o periye yardım edecek eşi doğacaktı ama onu kim doğuracak bilmiyorduk.
Aynı zamanda peri cinayetlerini işleyen ırkı tekrar bulmamız, hâlâ aynı vahşilikte mi çözmemiz gerekiyordu.
Araştırma yaparken birisi ile tanıştım. Yeşil gözlü bir kurtla. O kadar yakışıklıydı ki iri cüsseli, geniş omuzlu, serseri ama nasıl davranacağını iyi biliyordu. Önce sürekli çevrendeydi, sağımda solumda bana bakar, göz kırpar, bazen yanıma gelir laf atardı.
Yakışıklı bir adam, gönlüm çabuk kaydı. Ben ses etmeyince iyice dibime girdi. Yardım bahanesi ile çevremde dolandı durdu. Öyle bir bakıyordu ki bakışları içimdeki toprakta yeşillikler açtırıyordu.
Evime aldım. Yapmamam lazımdı ama amacımı anlattım, kimi aradığımı, ne olduğumu, her şeyi. O da bir kurt adamdı, evet ama onlar gibi değildi. O başkaydı, farklıydı. Yani ben öyle sanıyordum.
Sonra sevgili olduk. Bana evlenme teklifi etti. Kendi aramızda bir nişan yaptık. O gün dolunay vardı. Beraber olduk. Sonra her gün geldi, ben de geri çevirmedim. Nişanlımdı sonuçta, evlenecektik. Ta ki bir kadın gelip beni yaka paça meydanda sürükleyene kadar.
"Kocamı aldın benden!" diye olay çıkardı. Cadı olduğumu söyledi ve insanlar da hemen inandı. Anlamadım. İlk, "Saçmalamayın, ben nişanlı bir kadınım," dedim.
"Nişanlın benim kocam," dedi.
Yine inanamadım.
"Tayanç sizin eşiniz mi?" dedim.
"Adı Tayanç değil, Taylan," dedi.
İsmi bile yalanmış, her şeyi gibi.
Açıklama da yapmadı, hiç önemsemedi. "Karımla arandaki mesele, beni karıştırma," dedi hep.
"Sorun sensin, dedim. Nasıl yalan söylersin?" dedim.
Layla derin bir nefes aldı. Arada sesi titriyordu ama yine de anlatmayı kesmedi.
"Planda nişanlılık olayı yoktu ama güzel, saf bir kadındın. Kolay kandın. Ben de dayanamadım," dedi.
Araya mesafe koydum ama canı sıkılınca gelir, yine bulaşırdı. Ayda bir iki gelirdi. Yine evime gelse, evli adamı evine aldı derlerdi. Adamın kadının evinde ne işi var diyen çıkmadı hiç.
Dışarıda görse bir anda yanıma gelir, "Bağırırdı, evliyim ben, düş yakamdan!" diye sonra yine laf çıkardı. "Evli adamı sağda solda sıkıştırıyor," diye.
Yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. Layla elini kaldırıp saçıma uzattı.
"Hamile olduğumu anlayınca Refika teyzeye gittim. Kontrol ederken o anladı. 'Torunumun eşi, yârı, yardımcısı senin karnında,' dedi. O kadar sevindim ki Ariel. Belki dedim. Safça inanmamın sebebi buydu.
O zaman çiçekçilik yapıyordum. Adım çıkınca kimse benden bir şey almadı. Hamileyim, yiyecek lazım. Diğer periler yardım etti, aylık belirli bir para gönderirlerdi ama kimse bana bir şey satmazdı. O yüzden paraya da gerek kalmadı. Refika teyze benim yerime alışveriş yapar, evime bırakırdı. Bazen de evine çağırırdı, gördün zaten."
Anlattıkları bitmiş olacak ki sustu. Bir yere daldı bakışları. Dayanamayıp dizine yattım, ben anlatmaya başladım.
"Pars maalesef biraz babasına benziyor dış görünüş olarak. Korkma, yeşil gözleri, yakışıklı suratı, uzun boyu, cüsseli vücudu, geniş omuzları... Çok yakışıklı."
Şu an kaynanama oğlunu övüyorum, değil mi? Bir garip oldu gibi. Neyse.
"Ama karakter olarak çok düşünceli, kibar, romantik. İlk konuşmaya başladığımız zamandı. Beraber vakit geçirelim diye düşünmüş ama kalabalık yerlerde ses beni çok rahatsız ediyor diye kendi elleri ile deniz kenarında bir yer hazırlamış."
Layla yüzünde kocaman bir gülümseme, gözlerinde biriken hasret ile dinliyor beni.
"İyi de denizde daha çok ses oluyor," gülerek kurduğu cümleye ben de gülümsedim.
"O bunu hesaba katmamış. Ben de deniz sesi aslında en beteri diyemedim. Sadece böyle bir şeye gerek olmadığını, her yerden sesleri duyabildiğimi söyledim."
"Çok üzüldü mü?" Panikli sorusu o kadar güzeldi ki.
"Hayır, bu durumu çok hayran olunası buldu."
"En son Arın karakolluk olunca ona koşturduk ve bir anda doğanın beni çağırması ile kendimi kuzgunun bedeninde buldum. Pars, Arın ve Mina'ya anlatıyordu bana lanetli soydan olduğunu nasıl söylermiş, onu düşünüyordu. Ben de kaçtım, dinlemedim."
Saçımı okşayan eli duraksadı, sonra devam etti.
"O zamanlar melez soyu diye bir şey yoktu. Çocuk bir ırk seçerdi, hangi taraf daha baskınsa o tür olurdu. Melez olması için yüzde elli elli olması lazım fakat Pars'ta bu biraz farklı."
"Nasıl yani? Ben de onu anlayamadım. Pars şimdi peri ve kurt mu?"
"Pars senin eşin ve melez soyunda sana yardım edecek. Sen içinde bir sürü soy barındırabilirsin ama eşin tek bir ırktan olması dengeyi bozar. O yüzden evet, Pars yarı kurt ama yarı peri değil."
Sürekli ilerideki melez soyu diye bahsettikleri evlatlarımı araya katmaları biraz utanç verici olsa da, hatta bu konuyu konuştuğum kişi ilerideki eşimin annesi olsa da bilmek zorundayım.
"Pars yüzde altmış kurt, yüzde kırk büyücü ama kurtların arasınd-"
"Büyücü mü? Nasıl büyücü? Büyücülerin soyu tükenmedi mi?"
Bir anda bağırarak Layla'nın dizinden kalktım. O ise bu tepkimi bekliyor olacak ki tepki vermeden alnıma bastırıp beni geri dizine yatırdı. Hiçbir şey olmamış gibi anlatmaya devam etti.
"Ama kurtların arasında büyüdüğü için büyücü olduğundan habersiz olabilir. O kadının oğluma iyi şeyler öğretip desteklediğini sanmıyorum. Ve evet, büyücü siz seçilmiş kişilersiniz Ariel. Siz doğa tarafından müjdelenmiş o çiftsiniz."
Tek gözünü kısıp düşündükten sonra tekrar bana baktı.
"Şöyle anlatayım. Sen tek başına bir krallık olabilirsin ama o da sensin, yaşadığın saray ve bir kraliçe. Saray dışında bir yerde olmaz. Ya da sen içinde bütün ırkları barındıran bir sihirli küresin, o da eğer kırılırsan, başına bir şey gelirse diye bekleyen bir tamirci. Anlatabildim mi?"
Kararsızlıkla kafamı salladım.
"Neyi düşündün bu kadar? Gayet açık anlattığımı düşünüyorum."
"Yok yani, şey... Anlattın tabii. Şimdi ben müjdelendim. Hem orman, hem canlılar, hem nesiller için, hem de atalarımızın intikamı için benim gibi, bana yakışan bir eş müjdelendi. Hem atalarımı katleden soydan hem de bir dönemin en güçlüsü olan ırktan, büyücülerden. Bizim yarın bir gün çocuğumuz olunca her ırktan içimizde barındırdığımız için ne çıkacak belli değil ama melez olacak, o kesin."
Layla kafasını salladı.
"Evet, aferin, öğrendin."
"Peki Pars'a bunu nasıl anlatacağım? Belli ki bilmiyor ve ailesi ile olan iletişimini de bilmiyorum. Eğer içindeki büyücüyü işleve geçirmemiz gerekiyorsa bunu onu kırmadan, yıpratmadan nasıl yapacağız?"
Layla'nın yüzünde tebessüm ile saçlarıma öpücük kondurdu.
"Ariel, canım benim, onu yıpratmadan anlatmamızın bir yolu yok maalesef. Bunu yıllar önce, o günde biliyordum. Şimdi de sen bil. Ben onun canının yanacağını bile bile bıraktım."
"Ama ya istemezse?"
"İstemezse'den kastın seni istememesi mi? Bu imkânsız Ariel. Seni asla bırakmaz. Aranıza mesafe girebilir ama birbirinizden ayrılamazsınız. Ona annesinin başkası olduğunu ve yıllardır yaşadığı gerçeğin gerçek olmadığını anlatıp üzülmemesini bekleyemeyiz. Bu bencillik olur ama en az hasarla bu süreci atlatmasına destek olabiliriz."
"Artık geri dönmem lazım Layla ama seninle tanıştığıma memnun oldum ve daha çok görüşecekmişiz gibi hissediyorum."
Yattığım dizinden doğrulup sarıldım.
"Ben de tanıştığıma memnun oldum Ariel. Tekrar görüşmekten onur duyarım."
Gözlerimi kapattım. Geri açtığımda ormanın içinde, açtığım yarığın üzerine bayılmış halde buldum. Doğrulduğumda yarık kapandı, toprağın üzerine kar yığıntısı kapattı. Geçmişi, hava kararmış, gün tekrar doğuyordu.
"İyi misin?"
Sese baktığımda Pars vardı. Ateş yakmış, üşümeyeyim diye montunu da üzerime bırakmıştı.
"Sen başımı mı bekledin?"
"Üzerine karlar yığılmış. Ariel, üşümezsin biliyorum ama öyle de kalmana gönlüm razı olmadı. Rahatsız olduysan gideyim."
Şapşal bir panik haliyle aniden ayaklandı. Ben de hemen ayağa kalktım.
"Gitme."
Yavaşça bana döndü.
"Konuşalım mı yani?"
Koşup sıkı sıkı sarıldım. Pars şaşkınlıkla kolları havada kalsa da hızla toparlanıp sarıldı bana, saçımı içli içli okşayıp öpücükler kondurdu.
Özlemişim bu hissi.
"Güzelim, ne oldu? İyi misin? Ritüel falan mı yaptın, anlamadım ama iyisin, değil mi?"
"İyiyim sevgilim, gayet iyiyim."
Kafamı kaldırıp Pars'ın yüzünü avuçlarımın arasına aldım. Dudaklarına bir öpücük kondurdum.
Şokla bana bakan Pars'a gülümsedim.
"Sen iyi değilsin. Sevgilime ne yaptın?"
Hemen yüzümde gülümseme oluşturmasını çok seviyorum.
"Gayet iyiyim, merak etme. Hadi gel, eve gidelim. Biraz konuşalım."
"Şey, Ariel... Annem ile babam geldi."
Ayaklarım yere mıhlanmış gibi aniden durdum.
"Eve gitmek istemiyorum. Dağ evine geçeceğim. Sen de benimle gelmek ister misin?"
Pars'a baktım. O an yüzünde anladım. Ailesini sevmiyordu. Layla'nın sözünü tutamadılar, Pars'ı evlatlarından ayırdılar ama onun karakteri onlar gibi olmasını engelledi.
"Gelirim sevgilim."
_______________________________________
Ağağağağağ neler oldu bu bölümmm öncelikle buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim 💖✨
Sonrada düşüncelerinizi öğrenebilir miyim
Bu bölüm biraz daha eskiye gittik ve daha izleyici gibiydik bu sizi rahatsız etti mi
Parsın Laylanın oğlu olmasını bekliyor muydunuz yada bölümü okurken acaba dediniz mi
Parsın üvey anasının kalleşlik şaka mı sizce bu kadın hala böyle midir yoksa yıllar onu iyi biri yapmış mıdır 😅
Parsın babasının 💩 luğuna ne diyoruz sizce bu adam adam olabilmiş midir ve Laylayı gerçekten sevdi mi sizce
Ariel ve Parsı sorucam ama bu bölüm pek bir sahneleri yok yinede eklemek istediğiniz bir şey varsa okumaktan çok mutlu olurum
Eski zamanlarda Refika hanım biraz daha duygusal mış bunu fark ettik mi kitabın başından belli duygusuz dursada bu hale getirilmiş gibi daha çok
