4. bölüm / 5
Onun Yerine4
Bölümler 5Şu an: 4
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Çantamı yaşanan karışıklık sırasında bebek arabasının askısında unutmuştum. Bu hatam yüzünden babamlara ulaşabileceğim tek imkân da ortadan kalkmıştı. Bu durumdan dolayı hem kendime hem de Camille’ye kızıyordum. Yaşadığım gerginliğin ortasında, sahte korumaya nereye götürüldüğümüzü sorduğumda cevap alamamak içimdeki huzursuzluğu daha da artırıyordu. Kapıyı açması için ön tarafa hamle yaptığımda sağ dirseğini savurdu. Boğazıma isabet eden darbenin acısıyla kıvrandım.
Önümden akıp giden yolu takip etmekten başka yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Kyren’ın hareketlenmesiyle mama saatinin geldiğini söyledim. Bir kez olsun tepki vermedi. Sanki yetişmemiz gereken bir yer varmış ve bir dakika bile kaybetmememiz gerekiyormuş gibi hızını kesmeden sürmeye devam ediyordu. Bunalmış bir hâlde, huysuzlanmaya başlayan Kyren’ı sakinleştirmeye çalıştım.
Gerginliğin had safhada olduğu bu tutsaklık, kısa sürede bizi şehir merkezinden uzaklaştırdı. Ardından çiftlikleri geçtik ve düşünürken en çok korktuğum şey gerçekleşti: Noctis ailesinin sembolünü gördüm. Başından beri evimizde dönen türlü oyunların ardındaki gerçek, sorduğum soruların cevapları, tek bir sembolle açıklığa kavuşmuştu.Evin bahçe kapıları açılırken Kyren’ı kendime bastırıp sıkıca sarıldım. Bu ailenin yüzünden böyle oyunlara maruz kalacağımı hiç düşünmemiştim. Sonuçta Damian, Kyren’ı istemeyen taraftı. İstemediği bebeğin peşine düşmesi, üstelik o kötü günün ardından, beklenebilirdi belki ama bugün değil.
Düşüncelerimde tek bir şey kol geziyordu: Noctis ailesinden kaçmak.Bedenim düşüncelerimden önce davranıyordu. Açılmayacağını bile bile kapı koluna asıldıkça öfkem daha da büyüyordu. Araba eve yaklaştı ve merdivenlerin önünde durdu. Kapım açıldığında arabanın içini dolduran sert rüzgârın etkisiyle ürperdim. Bir eve, bir de kapımı açan sahte korumaya baktım. Bakışlarını benden merdivenlere çevirdiğinde diğer kapıdan kaçmaya çalıştım. Bıkmış bir tavırla, tek kelime etmeden kolumdan tuttu. Sert tavrını sürdürerek, kucağımda Kyren’ı sabit tutmaya çabaladığım hâlde beni sürüklemeye başladı. “Ne yapıyorsun?” diye öfkeyle bağırdım ve ona tekme atmaya çalıştım.
Sinirlenmiş bir şekilde çenesini kaşıdı.“Kaçabileceğini düşünmen ne hoş,” dedi alayla. O bunu söylerken bile kolumu elinin arasından kurtarmaya çalışıyordum. O kadar sert sıkıyordu ki sanki elinden asla kaçamayacağımı kanıtlamak istiyordu. Evin kapısı açıldı.
Bizi bekleyen kişi Damian’dı. Sanki bu anın tadını çıkarıyormuş gibi derin bir nefes aldı ve korumasına eliyle içeri getirmesini işaret etti.
Bizi sürükleyen adama direndiğimde kolumu daha sert çekmesiyle sendeledim. Kyren’a bir şey olacak korkusuyla onu kendime daha sıkı bastırdım. Damian’ın arkasındaki kapıdan bir kadın çıktı. Orta yaşlarını geçmiş bu kadın, Damian’ın yanından geçerken bir anlığına yüzüne sorgular gibi baktı, ardından bize döndü. Kısa bir duraksamanın ardından merdivenleri hızla inerek bize doğru gelmeye başladı.
Kyren’ı almak için kollarını ileri uzattığında geri çekildim.“Alamazsın!” dedim sert ve yüksek bir sesle. Kaşlarını çattı. Sanki beni anlamıyormuş gibi, yanımda duran korumaya onay istercesine baktı. Ben de korumaya döndüğümde sol elindeki silahı fark etmemi ister gibi iki kez salladığını gördüm. Silahı gördüğüm an nefesimi tuttum. Korktuğumu bile ancak birkaç saniye sonra fark edebilmiştim.
Damian’a döndüm. Kapının önünde durmaya devam ediyor, kollarını göğsünde kenetlemiş, gözlerini kısarak bu kaosu seyrediyordu. Kyren’ın başına bir şey gelmesinden korkmuyormuş gibi davranması yüzünden gözlerimi ondan ayıramadım.Bebeği bırakmamı isteseler bile vermemek için direndim. Sol kolum hissizleşinceye kadar kolumu sıktıklarında elim gevşedi. Bunu bekleyen kadın, direnişimin kırılmasını fırsat bilerek bebeği benden çekip aldı. Kyren’ı kollarına alır almaz bizden çok önde, telaşla merdivenleri çıkmaya başladı. Sanki peşinden koşup onu yakalayabilecekmişim gibi kolumu kurtarmaya çalışıyordum.
İki elimin de boşta kalmasının etkisiyle korumanın baskısı altında ezilen kolumu kurtarır gibi oldum ama sendeleyerek merdiven basamaklarına düştüm. Yüzüme bile bakmadan kolumu yeniden kavradı. Sanki ödülünü almış gibi bir edayla beni merdivenlerden sürükleyerek Damian’ın önüne itti.
Acıyla istemsizce çıkardığım inlemeler eşliğinde, iki elim yerde, onun önünde duruyordum.“Kyren…” diye mırıldanıyordum. Mağlubiyetimi gizlemeye çalışırken bakışlarımı mermer zemine sabitlemiştim. Önümde eğilen Damian çenemi sıkarak yüzümü kaldırdı. Sırıtıyordu. Konuşmaya çalışsam da yüzümü o kadar sert sıkıyordu ki dişlerim etlerime batıyordu.
“Hoş geldin, Dariana. Ne büyük bir sürpriz!” dedi. Bunu söylerken gözleri, yüzümde açık arar gibi gezindi.“Benim olanı bana kendi ellerinle getirdin.” Başımı hayır anlamında salladığımda gülümsemesi genişledi. Gözlerinde çocukça bir zafer parıltısı belirdi.
Elinde hapsettiği yüzümü sertçe itti. Ayağa kalktı ve cebinden çıkardığı mendile elini silerken emreden bir tavırla,“İçeriye götür,” dedi. Toparlanmama fırsat vermeyen sahte koruma, kolumun acıyan aynı noktasından tutup beni zorla kaldırdı. Acıyla bağırdım. Giriş holüne adımımı attığım anda arkamdaki kapı da kapanmıştı. O andan itibaren Damian’ı bir daha göremedim.
Bizi merdivenlerin başında kararsızlıkla izleyen kadına Kyren’ı soruyordum. Acımın ortasında, Kyren’a bir şey yapacakları korkumun yerini bu kez bana ne olacağı korkusu almıştı. Kollarımın arasından alındığında ağlaması hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. Onu koruyamamış olmanın suçluluğuyla vicdanım sızlıyordu.Kyren’ın nereye götürüldüğünü anlamak için evin içinde yankılanan ayak seslerini dinlemeye çalıştım. Ben de merdivenlerden çıkarılıyordum. Koridorda ilerledikten sonra bir kapının önünde durduk. Kapı açıldı ve yeniden yere itildim. Yüzüm kapıya çarpacak kadar yaklaştığında kapı üzerime kapandı. Ardından gelen kilit sesiyle kapıya vurduğum avuç içlerimin sesi birbirine karıştı.
Düşman ininde tek başımaydım. Kyren’ın ağlama sesini duyduğumda bütün nefesimle bağırdım.“Kyren! Kapıyı açın!” Ancak hiçbir hareketlilik olmadı. Gözlerimden süzülen yaşları tutamadım. Vücudumun güçsüzleşmesiyle yere çöktüm. Nefes almaya çalışsam da pek başarılı olamıyordum. Uzun trençkotumun kollarıyla gözyaşlarımı silerken ceketimi sinirle çıkarıp odanın içini karıştırmaya başladım. Ölmeyi ya da başıma kötü bir şey gelmesini bekleyemezdim. Bana bir şey olması, Kyren’ı koruyamamam demekti.
Kaçmanın bir yolunu bulmalı ve onu tuttukları odayı keşfetmeliydim. Ellerim ve bedenim, bunu başaramayacağım korkusuyla titriyordu. Buraya hapsedilmiş olmanın farkındalığı yavaş yavaş zihnime yerleşiyordu.
Noctis ailesi, karanlık işlere bulaşmış köklü bir aileydi. Kumarhaneleri ve otelleri sayesinde şehirdeki tüm gayriresmî işlerde söz sahibi olmuşlardı. Soyadlarını duyan herkes onlara istedikleri gibi yaklaşırdı. Ürkerek. Ürkmekte ne kadar haklı olduklarını şimdi anlayabiliyordum. Gitmem gereken tek bir yer varsa o da babamın yanıydı. Onun desteği ve bağlantıları olmadan bu aileye karşı çıkabilmem mümkün değildi.
Nefesim sakinleşene kadar sağlıklı düşünmeye odaklandım. Plansız hareket edersem sonunda ölümün tadına bakacağımın bilinciyle gözlerimi kapattım. Pes etmenin ne kadar ironik olacağını düşündüm. Bu dakikadan sonra korkumu daha da artırmak ve bana istediklerini yaptırmak için odaya geleceğini biliyordum. Gözlerimi açıp odayı taradım. Bir telefon bulabilme ihtimalim üzerine masanın üzerindeki sabit telefona koştum. Ahizeyi kaldırdığımda hiçbir ses gelmedi. Böylece tahminimin doğru olduğunu anladım: Kabloları yoktu. Elbette beni telefon hatlarının bulunduğu bir odaya koymayacaklardı.Tekrar etrafa göz attığımda çalışma masasının solunda kalan balkon kapısını denedim. Kapı hafif bir ses çıkardı. Ürpererek odanın içine baktım. Balkona çıktığımda ormana bakan tarafta dolaşan takım elbiseli adamları gördüm. Hepsinin sırtı dönüktü ve uzun aralıklarla dizilmişlerdi. Bu görüntü, babamın olanlardan haberdar olduğu düşüncesiyle içime bir nebze güven verdi.
Odaya döndüğümde kapının altından sızan gölgeleri gördüm. Sanki hiç yerimden kıpırdamamışım izlenimi yaratabilmek için kendimi hızla içeri attım. Kapıyı o kadar hızlı çektim ki yerine oturmasıyla tok bir ses yankılandı. Tam o sırada kapı açıldı. Damian’ı ve arkasında duran korumayı gördüm. Damian, olay yerinde yakalanmışım gibi, arkasındaki adama yan gözle baktı. İkisi de beni ciddiye almayarak alaycı bir nefes verdi.Damian bir bana, bir de sırtımı dayadığım kapıya baktı.“Atlamaman kötü olmuş,” dedi.
Bana yaklaşmasıyla korkup kendimi soğuk cama iyice yasladım. Gözlerimle bir ona bir de sahte korumaya bakarak hareketlerini ölçmeye çalışıyordum. Bana bir şey yapacak olurlarsa diye tetikte beklemekten kulağım çınlıyordu. Sahte koruma yerde duran kıyafetimi ayağıyla itekledi. Ceketine doğru hamle yaptığı anda sağımda duran kitaplıktan sivri uçlu bir kitap desteğini kaptım. Onu önüme siper etmem Damian’ı memnun etmiş gibi gülümsedi. Ben ise bakışlarımı sahte korumadan ayırıp ona çevirdim.Sol kolum o kadar ağrıyordu ki kitap desteğini sağ elime ağırlık vererek tutmak zorunda kalmıştım. Nefeslerimi kontrollü bir şekilde alıp veriyordum. Saniyeler geçmesine rağmen korkunun etkisiyle sanki bir saati aşkın süredir ayakta dikiliyormuşuz gibi hissediyordum.
Damian, kendisini izleyen sahte korumaya dışarı çıkmasını işaret etti. Ardından kollarını açarak koltuğa yayıldı.“Kyren nerede?” diye sordum, öfkeme yenik düşmüş bir sesle.
Cevap vermedi. Vermeyecekti.
“Kyren nerede?” diye tekrarladım. Elimde tuttuğum kitap desteğini salladığım için gözleri ellerime kaydı.
“Onu bana fırlattığın an hayatında Kyren’ın hayatında Dariana diye birinin emaresi kalmaz.” Hâlâ elimdekini indirmediğimi görünce başını hafifçe eğerek burnunu kaşıdı.
“Bana oyun oynamanın ne demek olduğunu tahmin bile edemezsin.”
“Sana oyun oynamadık. Zaten her şey senin yüzünden oldu. Tercihinle gurur duymalısın.” Cümlelerimi sıralarken ela gözleri gittikçe koyulaşmış gibi gözlerime sabitlendi. Yerinden öyle hızlı kalkıp masanın önüne geçti ki ne olduğunu anlamam birkaç saniye sürdü.
Ellerini masaya dayamış, gözleri öfkeyle parlarken bana bakıyordu. “Benim sınırlarımı zorlama. İyi günümdesin.” Hem kaçırılmıştım hem de sorularıma cevap alamamıştım. En azından onu huzursuz edebiliyor olmanın keyfini yaşayacaktım.
“En mutlu günün, ablamı mezara koyduğumuz gün değil miydi yani?” Alayla gülümsedim. Masanın üzerinde duran isimliği eline aldı ve yüz ifadesi bir anda değişti. İsimliği bana doğru fırlattı. Cam tuzla buz oldu; birkaç parçası yüzüme isabet etti. Acıyan yüzümü tutarken elimdeki kitap desteği de yere düştü ve parçalandı.
Damian doğrudan yanıma geldi ve beni masaya doğru savurdu. Yüzümün acıyan kısımlarından elimi çektiğimde kanı gördüm. Gözlerim korkuyla açıldı.
“Ne bildiğini sanıyorsun da bana böyle büyük laflar ediyorsun, Dariana?” diye söylendi Damian.
Onu artık umursamıyordum bile. Elime geçen ne varsa onun tarafına fırlatıyor, uzak durması için bağırıyordum. Gözlerimi kapatan saçlarımı geriye attığımda ona lanetler savurmam öfkesini daha da artırdı.
“Öfkene sahip çıkmayı beceremiyorsan benimle laf oyunları oynama,” dedim öfkeyle yüzüne bakarken. “Sonuçta ablamı ben değil, sen öldürdün.” Susmamı söylese de susmayacaktım. Bunun bedelini de boynumu saran eliyle ödeyeceğimi anlamıştım.
Beni sindirmek, üzerimdeki korkuyu artırmak için bu pis tarafını çekinmeden gösteriyordu. Başımı kaldırmak istesem de hareket edemiyordum. Elinden kurtulmak için önce kollarına, ardından yetişebildiğim kadar boynuna tırnaklarımı geçirdim.Boğazımdaki elini daha da sert bastırdığında artık nefes alamıyordum. Topuklu çizmemin ucuyla ona tekme savurdum. Gözlerinin içine bakarak yüzüne bir tokat attım.
En kötü hâlim, aynı zamanda en öfkeli hâlimdi. Acıdan çok, bedenimi saran ateşi söndürmek istiyordum. Ellerinde öleceğimi bilsem de yalvaracak bir yapım hiçbir zaman olmamıştı.Gözlerimi gözlerine sabitledim. Sırıtarak yüzüne baktım.
O, yalnızca köpeğini eğitmek isteyen biriydi. Son anımda bile beni ezip buradaki hiyerarşinin kimin elinde olduğunu göstermek istiyordu.Artık ellerim de hissizleşmişti.
Öleceğimden emin olduğum sırada elleri gevşedi ve boynumu bıraktı. Derin nefesler aldım. Nefes aldıkça öksürüyor, bir yandan da sakin yüzüne bakmaya çalışıyordum. Beni öyle sakin izliyordu ki sanki az önce beni boğmaya çalışmamış gibi rahattı. Hiçbir tepki vermeden her hareketimi tartıyordu.Ona karşı öfkem öylesine büyümüştü ki az önce beni öldürmüş olmasını diliyordum.
Doğruldum ve gözlerinin içine baktım.“Önce ablamı, sonra da beni mi?” dedim alayla kahkaha atarak. Henüz kendimi toparlayamamış olsam da aklıma geleni doğrudan söyleme gafletimin cezasını da çekeceğimi biliyordum.
Önümde durdu. Göz hizama geldi ve bekledi.Hiçbir şey yapmaması, korkuyla beklememe neden oldu. Gözlerim titreyerek açıldı. Hâlâ aynı yerde duruyordu. Yüzüne bakmak için başımı kaldırdığımda parlayan gözleriyle karşılaştım.
“Ablandan daha arsızsın,” dedi yalnızca. Ne demek istediğini anlayamamıştım. Ablam hakkında bu kadar rahat konuşması ve beni de aynı cümleye dâhil etmesi içimdeki öfkeyi yeniden alevlendirdi.
Acıyla inledim. “Ama ben onun gibi intihar etmem,” dedim boş bir özgüvenle. “Beni öldürmen gerekir.”
Bunu duyduğunda öyle keyiflenmişti ki gözlerindeki parıltıyı görebiliyordum. Keyif alıyordu. Onun bundan zevk almasıyla bedenimi bir ürperti sardı. Bu ürperti boynumdan belime doğru arsız bir yılan gibi kıvrılarak ilerledi.
“Dilediğin gibi olsun.” Beni o hâlde odada bırakıp çekip gitti. Ardından duyduğum kilit sesiyle yeniden hapsedildiğimi anladım.Ne Kyren’ı görebilecektim ne de bu bataklıktan çıkabilecek gibiydik.
Bölüm etkileşimi
