9. bölüm · ON İKİ KILIÇ LANETİ
9.Bölüm; GERİ DÖNÜŞ; YAŞAMA AMACIM
Hep kötüler mi kazanırdı yoksa hep iyiler mi ölürdü?...
Karşımdaki Jin sanki masum gibi kendini savunuyordu. Oysa benim aklımdan geçen tek bir cümle vardı. "Hepinizin sonu olacağım." Bu cümle size basit gelebilir ama bana tek bir şey ifade ediyor: "yaşama amacı." İşte bu cümle kaderinizi ortaya koyar. Kimininki mutlu olmak için geçer, kimininki intikam.
Bir yandan Jin'i dinliyordum, bir yandan da bu gibi düşüncelerdeydim. Ona ise tek bir soru sordum:
"Arya yaşıyor mu?"
"Bilmiyorum," dedi Jin.
"Onu nereye götürdünüz?" Bunu soran Andreson'du.
"Lirith, baş liderimiz. Bu gibi konularla o ilgilenir." Hiç beklemediğim bir cevaptı. Bu ismi daha öncesinde duymuştum.
6 YIL ÖNCE
Anne ve babam tartışıyorlardı. Bayağı yüksekmiş, öyle ki ben annemi hiç böyle yüksek bir ses tonuyla... Bir kelime seçtim.
"Lirith," dedi annem. Evet, Lirith'i burada duymuştum. Sonra babam bağırdı:
"Neden bana söylemedin?"
Korktum, sessizce kendi köşeme sindim. Annem ağlayarak:
"Bilmiyorum, yeni öğrendim, bu geldi."
Babam bir süre sessiz kaldı, sonra:
"Hemen buradan gitmeliyiz," dedi anneme.
Sonra bazı sesler geldi, anlam veremediğim.
"Billie'ye ne olacak?" dedi annem. Sesi telaşlıydı ve ağlamaklıydı.
Babam cevap verdi:
"O okuluna devam edecek," dedi sert bir ses tonuyla.
GÜNÜMÜZ
Lirith... Evet, onu orada duymuştum.
"Lirith'in nerede olduğunu biliyor musun?" dedim.
Kafasını salladı. Usta, onca saate rağmen yeşil dudaklarını aralamış, konuşuyordu:
"Buraya neden gönderildin?" dedi. Tüm bunlar anlamsız gelmiş olmalıydı, cevap arıyordu.
Jin'in gözleri bana döndü.
"Billie için gönderildim," dedi Jin.
Andreson araya girdi:
"Ne?" dedi.
Sadece ne için geldiğini anlamıştım.
"Onda bize ait olan bir şey var," dedi.
İçimi onca zamandan sonra korku saldı.
"Bende size ait olan hiçbir şeyim yok," dedim bağırarak. Sonra devam ettim, sesimi kısarak:
"Ama sizde bana ait bir şey var."
Konuyu değiştirmeye çalışarak:
"Ne?" dedi Jin.
"Arya," devam ettim.
"Özür diliyordun ya, Jin. Şimdi bana yardım etmek için bir şansın var."
Gözlerini kısarak bana baktı.
"Ne gibi bir yardım?"
"Beni Lirith'in yanına götüreceksin," dedim meydan okurcasına.
"Billie," dedi usta.
Ona dönmeden cevap verdim:
"Ben kararımı verdim, yıllık iznimi kullanacağım," dedim sert ses tonumla. Jin'e odaklanmış durumdaydım.
"Buna izin vermiyorum."
Ustaya döndüm.
"İzin istemedim."
"Bir daha bu okula dönemezsin."
Ciddi olduğunu biliyordum. Ama bu, benim tek mal varlığım için her şeyden önemliydi.
Belki yaşıyordu, belki beni bekliyordu.
"Yarına hazır ol, yola çıkacağız," dedim Jin'e.
Usta konuşmaya devam etti:
"Ona güvenemezsin."
"Ona yardım etmek istiyorum," dedi Jin.
Usta Elizabeth konuştu:
"Sen ruhunu iblise teslim ettin, sana neden güvenelim?" dedi.
"Çünkü gerçekten de pişmanım," dedi.
"Ben de yıllık iznimi kullanmak istiyorum," dedi Andreson. Sonra devam etti:
"Bayan Billie'yle gitmek istiyorum."
Arkamı döndüğümde bana bakıyordu. Kocaman adımlarla yanıma geldi.
"Yarın gidiyoruz," dedi bu sefer.
Usta Elizabeth itiraz etmek istediğinde:
"İtiraz istemiyorum, gençler bu konuda kararlarını vermiş," dedi Usta Hansel Elizabeth'e.
"Ama şunu bil ki bu okuldan çıkarsanız bir daha giremezsiniz."
Kapıyı açtım ve bir adım dışarı attım. Hemen arkamdan gelen Andreson'un ciddi olduğunu yeni anladım. Onun, yolumdan dönmem için böyle bir şey yaptığını düşünüyordum.
"Ne zaman yola çıkarız?" dedi gevşek gevşek gülerken. Kot pantolonunun cebine elini koymuş, beni izliyordu.
"Sen gelmiyorsun," göz devirerek merdivenlere yol aldım.
"Sen öyle san, acıların kızı," dedi. Duyduğum cümleyle ayaklarım yere çakıldı. Ona döndüm. Çatık kaşlarımla Andreson'a ölümcül bakışlar atıyordum.
Acıların kızı da ne demekti?
"Bana bak, sinirlerimi bozuyorsun artık," dedim sinirle.
"Ne oldu, yine ağlayacak mısın?" Benimle dalga geçiyordu. Bu heriften nefret ediyorum. Kalbimin acısı gözlerime vuruyordu ve ben bunu durduramıyordum.
Harekete geçtim, kendi odama doğru saat geç olmuştu. Eşyalarımı toplayıp uyumam lazımdı. Yarın yolculuğun ilk günüydü, biraz dinlenmeye ihtiyacım vardı.
Odaya adım attığım gibi Clara ve birçok kızın ayakta olduğunu gördüm. Korkmuşa benziyordu. Bana doğru gelen Clara ellerimi tutarak beni bir sandalyeye oturttu.
"Duyduklarımız doğru mu?" diye bir soru doğrulttu.
"Ne duydunuz?"
"Cadı okulun içine mi girmiş?" Sesi korku dolu çıkmıştı.
Ağzımdan nefesi yorgun bir edayla burnumdan verdim. Kafamı salladım. Clara korkuyla geri çekildi.
Susan:
"Onu öldürdün mü?" dedi.
"Hayır."
Örgülerimi sökmeye başlamıştım.
Clara:
"Billie, sen ciddi misin? Bu iblis serbest kalırsa içeride yaşayan bir canlı kalmaz," dedi.
Kafamı salladım. Clara açık kahverengi saçlarına elini geçirmiş, olanlara anlam veremiyordu.
"Yarın sabah konuşalım mı?" dedim uyku dolu gözlerimle.
Herkese merhaba bugün biraz kötüyüm beğeniler ve yorumlar azaldı basın artık şu kalplere beni üzüyorsunuzz😭
Yine teşekkür ederimmmm, yazım yanlışlarımdan ve noktalama işaretlerinden dolayı herkesten özür diliyorum ve huzurunuzdan çekiliyorummm 🍀🫀
Bol bol öpüyorum sizleri bir sonraki bölümde görüşelim olurmuu?💞
