8. bölüm · ON İKİ KILIÇ LANETİ
8 Bölüm : SORGU
Bazen çok acı çekersin ama içindeki o küçük umut kırıntısı, o her şeyi tedavi eder...
Penseyi iki yana açıp uzun tırnağının hizasına getirdim. Penseyi kapattığımda korkmadım, vicdanımın acıyacağına inanmadım. Bu bir intikamdı ve vicdan da olmazdı, acı da. Çektiğimde Jin'nin acı dolu çığlığı kulağımı doldurdu.
“Konuş!” diye bağırdım. İçten içe kimsenin canını yakmak istemiyordum. O ise çığlıklarının arasından:
“Hayır,” dedi.
Canını yakmak istememde bir hata vardı. Onun vücudunu delik etmem lazımdı. Andreson yenisini çekeceğimi anlamış. İşaret parmağını benim için hizalamıştı. Yine aniden çektim. Bu sefer daha yüksek bir ses çıktı. Tahammülüm kalmamıştı.
Acıyla bağıran cadıya sabrım kalmamıştı. Konuşmak zorundaydı. Başka yolu yoktu. Ciddileşme vakti gelmişti.
Arkamı döndüm, ellerimi belimin arasına koymuş, sabrımın son sınırlarının da tükenmesini bekliyordum. Tabii bizim aptal Jin hâlâ çığlık atmaya devam ediyordu.
“Konuş artık!” diye bağırdım.
Kafasını hayır anlamında salladı ve çığlık basmaya devam etti. Çıldırıyordum.
Jin'e döndüm ve sert bir yumruk attım. Sonra bir daha, bir daha ve bir daha... Nefes nefese kalmıştım. Gerekirse bu kaltağı öldürecektim ama o konuşacaktı.
Jin'nin burnundan akan kan ise bana bir şey hatırlatmıştı.
Arya'yı.
Onu da en son burnundan akan kan ile görmüştüm.
İntikam ateşiyle yanıp tutuşuyordum. Benim minik ailemi öldürürken, onlar da böyle acı çekmişler miydi?
Andreson'a dönüp hırslı ve gözüm dönmüş bir şekilde:
“Ateşi getir,” dedim.
Bu işi en kolayından çözecektim.
Andreson ateşle beraber yanımda belirdiğinde elindeki meşaleyi aldım ve cadıya döndüm. Gözlerindeki korku, doğru yolda olduğumun bir belirtisiydi.
Çığlık atmaya devam etti. Ben duymazlıktan geldim.
Uzun ve ak düşmüş saçlarından kocaman bir tutam alarak meşaleyi yaklaştırdım. Yanmaya başlayan saç tutamıyla Jin:
“Konuşacağım, yemin ederim konuşacağım,” diye bağırmaya devam etti.
“Neyin üzerine yemin ediyorsun?” dedim. Artık ben de bağırıyordum.
“İ-İblisin üzerine yemin ediyorum,” dedi çığlıklarının arasından.
Kenarda duran su sürahisini Jin'nin başından aşağı doğru bıraktım. Suyla beraber ateş kıvılcımları yavaş yavaş sönmeye başladı. Elleriyle kalan ateş kıvılcımlarını da söndürdü.
“Bunu size ödeteceğim,” dedi gözlerinden süzülen yaşlarla.
“Neyi?” dedi bunu derken Jin'nin oturduğu sandalyenin kenarlarına ellerimi koymuş, dik dik ona bakıyordum.
Yavaşça doğruldum ve kapıda duran meşalelerden bir tane daha alıp yanına geldim. Gözlerim meşaledeyken:
“Konuşacaktın, Jin,” dedi.
Gözlerim ona döndü. Ta gözlerine baktım, kötülükten kararmış gözlerine.
“İblise yemin etmiştin,” dedim alaycı bir tavırla.
“Tamam, konuşacağım ama en azından bir bardak su getir,” dedi.
Dudaklarım istemsizce iki yana kıvrıldı.
“Jin, odada hiç su kalmadı. İstersen kanını iç. Sonuçta yapmadığın şey değil, değil mi?” dedim alayca.
“2 haftadır su içmedim, Billie,” dedi ağlamaya devam ederken.
“Bu beni hiç alakadar etmez,” diye bağırdım. Sonra sesimi kısarak:
“Konuş, yoksa öleceksin. Ailemi öldürdüğün gibi,” dedim gözlerine bakmaya devam ederken.
“Elan'ı öldürdüğün gibi,” dedim sesimi düz çıkarmaya özen göstererek.
Elan erkek kardeşimdi.
“Onun kanını içmedin mi, Jin? O zaman da susamıştın, değil mi?” dedi bağırarak.
Öfkem kontrolümün altından çıkmıştı.
“Her şey için özür dilerim, Billie. Eğer yemesem vücudum parçalanacaktı,” dedi ağlamaya devam ederken.
“Lafı uzatmayı kes, bir daha sakın bana ismimle seslenme. Yoksa yemin ederim saçlarını yakarım,” dedim bağırarak.
Beni manipüle etmeye çalışıyordu. Buna asla izin vermezdim. O karşımda ağlayarak yalvarırken, ben ona bağırarak cevap veriyordum.
“Tamam, bari konuştuktan sonra ver,” dedi.
Bu sefer ciddi ciddi karşımda hıçkırarak ağlıyordu.
Bay Andreson el atmak istemişti ki:
“Tamam, konuş. Suyunu ben vereceğim,” dedi.
Sonra devam etti:
“Her şeyi en baştan anlatarak,” dedi ağlayarak.
Kafasını salladı.
Sonra soru sormaya devam etti:
“Bayan Billie'nin ailesini neden kaçırdınız?” dedi kaşlarını çatarak.
Yutkundum.
Acım durmadan yüzüme vuruyordu.
“Orasını bilmiyorum. Birden bize verilen emirle kadın, adam ve çocuğu orada yenmemiz söylendi ama kalbi onlara getirmemizi söylediler,” dedi tek nefeste.
Burada bitirmek istedim . Çünkü ilham perimi kaybettim. Sizin beğenileriniz ve yorumlarınızla yazıyorum iyiki varsınız iyiki yazmaya başlamışım. Hepinizi bol bol öpüyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere 💞🍀🫀
Yazım yanlışlarım ve noktalama işaretlerinden dolayı herkesten özür diliyorum hepinizi çooookkk seviyorummm😘🌟
