4. bölüm · ON İKİ KILIÇ LANETİ
4. Bölüm; BÜYÜK MAÇ
Arkadaşlar, şimdi şu an nereden açıyorsanız açın, Blok 3'ü se biri yarım açarak dinliyorsunuz. Bakın, net diyorum: Zevk alacaksınız, tamam mı? Sizin iyiliğiniz için söylüyorum, tamammm. 😭
“Merhabalar efendim. Ben Andreson Grant, Kara Gölge sınıfının lideriyim,” dedi ve Emma'nın elini tutup nazik bir öpücük kondurdu.
Utançla konuşmaya başlayan Emma:
“Merhaba, ben Emma. Billie'nin halasının kızıyım,” dedi yüzündeki hafif tebessümle.
Kısa bir sessizlik oldu. Ben ise:
“Emma, acil bir işimiz var. Ne kadar yardımcı olabilirsin?” dedim sessizliği bozarak.
Emma, Andreson'dan gözlerini çekip bana döndü.
“Ne gibi?” dedi merakla.
Andreson cevap verdi:
“Gösteri maçı var ve biz Bayan Billie yüzünden geç kaldık,” dedi gözlerini gözlerime dikerek, meydan okurcasına.
“Ne?” dedim hiddetle. Sonra devam ettim:
“Bana beni beklediğini ve kılıç bileme sırasının bende olduğunu söylemedin. Şimdi de ben mi suçlu oluyorum?” dedim tek nefeste.
“Aynen öyle. Bir sınıf lideri gibi davranmıyorsun, duygularınla hareket ediyorsun,” dedi aynı şekilde.
“Ha, bunu sen mi söylüyorsun? Geçen ay hırsından İzci sınıfının liderinin kolunu sen kırmadın mı? Ceza yemedin mi?”
“Benim nedenim vardı,” dedi kendini savunmak istercesine.
Ama savunulacak hiçbir şey yoktu.
Dudaklarımı araladığım an Emma konuşmaya başladı:
“Ayy, sizin aceleniz var ve burada kavga ediyorsunuz. Farkında mısınız?” dedi.
Cevap vermek için ona döndüm ama haklıydı. Gösteriye yetişmeliydik.
Emma ise işe koyulmuştu bile. Yanına doğru hızlı adımlarla gittim.
“Nasıl daha hızlı yapabiliriz?” dedim merakla.
“Sen kılıçları sil, Bay Andreson sen ateşe tut, ben de döveceğim,” dedi. İşe koyulmuştu bile. Çalışkan biriydi.
Bay Andreson dudaklarını araladı.
“Ben becerebilir miyim?” dedi mırıldanırcasına.
“Tabii ki,” dedi Emma ve kılıcı nasıl ateşe tutacağını gösterdi.
Bay Andreson işi anlamıştı ki yüzüne ciddi bir ifade yerleşti ve bana döndü.
“Ne bekliyorsun? Başlasana. Senin yüzünden ceza alamam,” dedi.
Hızlıca kafamı salladım ve işe koyuldum.
İki saat sonra bileme işlemi tamamlanmıştı. Gösterinin başlamasına bir ila iki saat kalmıştı. Hızlıca okula doğru yol almamız lazımdı.
Bay Andreson'la kılıç kutularını arabaya taşıdık. Son bir sınıfın kılıçları kalmıştı. Onu Bay Andreson'un götürmesine izin verdim ve o sırada Emma'yla vedalaşmak istedim.
Yanına doğru ulaştığımda kuzenim, arkası dönük, ellerini önünde birleştirmiş şekilde oracıkta duruyordu.
“Emma,” dedim mırıldanırcasına.
Cevap gelmedi.
Sonra daha yüksek sesle:
“Emma,” dedim.
Bu sefer bana doğru yavaşça döndü. Göz göze geldiğim Emma'nın gözleri dolmuştu.
“Gidiyor musun?” dedi. Ağladığı için sesi kısık çıkıyordu.
Kafamı salladım. Onun ise bir damla gözyaşı düştü.
Yutkundum. Tanıdık gelmişti.
Yüzünü ellerimin arasına aldım ve yeşil gözlerine baktım.
“Uzak bir yere gitmiyorum, Emma. Evime gidiyorum,” dedim. Okul benim evimdi.
“Senin evin burası, Billie. Farkında değil misin?” dedi.
Ağlamaklı sesiyle kafamı hayır anlamında salladım.
Okuyanlara sesleniyorum, buradan itibaren eğer bahsettiğim şarkıyı açmazsanız hayatınızın hatasını yapıyorsunuz demektir.
“Benim ailem yok oldu, Emma. Yediler benim ailemi,” dedim. Bu sefer benim de gözlerim dolmuştu.
“Biz varız. Annemler, dayımlar, ninem... Bunlar senin ailen, Billie,” dedi.
Ellerimi yüzünden çektim ve yüzüme bir gülümseme yerleştirdim.
“Bir sonraki izin günümde gelirim, Emma,” dedim gözyaşlarımı silerek. Sonra devam ettim:
“Sana anlatacağım şeyler var,” dedim onu heyecanlandırmak için.
Ama o konuyu dağıttı.
“Aaa, doğru,” dedi ve tezgâha doğru gitti.
Tezgâhın altından aldığı kapla geri döndü.
“Andreson'u çağırsana,” dedi heyecanla.
Kafamı salladım. Hayal kırıklığıyla dışarı doğru yol aldım. Az önce “Ben senin ailenim,” diyen kız, derdimi unutup Bay Andreson'u çağırmamı istiyordu.
Yavaş adımlarla dışarı çıktım.
Gözlerimi yumdum.
“Yeter... Bir kere ya, ailem gibi olun,” dedim.
Yukarı doğru bakarken nefes almaya çalışıyordum.
Yanımda hissettiğim kişiye baktım.
Bay Andreson'du.
“Bir şey mi oldu?” dedi dolu gözlerimi umursamadan.
“Hayır. Emma seni çağırıyor,” dedim.
Kafasını salladı ve içeri girdi.
“Toparlan, Billie. Bu sen değilsin. Sözünü hatırla. İntikam bekle... Sadece bekle, Billie,” dedim kendi kendime.
İlaç olmaya çalışıyordum.
Arkamı döndüm ve dükkâna girdim.
Emma, Andreson'a heyecanla kabı uzatmış, bir şey anlatıyordu. Ama dikkatimi çeken tek bir cümle oldu:
“Size tarçınlı çörek yapmıştım. Küçükken Billie çok severdi. Umarım sen de seversin.”
Doğru... Küçük Billie tarçınlı çöreğe bayılırdı.
Ama ben değil.
Hızlı adımlarla ve dolu gözlerimle arabaya bindim.
Hayatım boyunca ne zaman bir hayal kursam hep yok olurdu.
Ben ne zaman intikamımı alıp babamın yanına gidecektim?
Ne zaman?
Okulun bize tam altı yıldır verdiği eğitimler ve ben...
Neden, Tanrım? Neden beni seçtin?
Arabadan gri gökyüzüne bakıyordum. Hayatım gibiydi. Siyah değil... Küçük bir umut vardı ama beyaz da değildi. Beyaz kadar saf ve temiz de değildi.
Düğümlenmiş boğazıma rağmen yutkundum.
Yine canım yandı.
Her zamanki gibi.
Ve en sonunda yine elimden hiçbir şey gelmeyeceğini anlayarak Bay Andreson'u bekledim.
En sonunda gelen Bay Andreson, siyah dumanları dağıtıp griye çevirdi.
“Bir şey mi oldu? Bir garip davranıyorsun,” dedi telaşlı sesiyle.
“Hayır, sorun yok. Okula dönelim,” dedim.
Yine yol boyunca konuşmadık.
Oysa çok isterdim. Şu an birinin yanıma gelip “Derdini anlat,” demesini çok isterdim.
Okula geldiğimizde bekçinin kapıyı açmasını bekledik. Demir kapılar büyük bir gürültüyle açıldı ve biz arabamızla içeri girdik.
Bekçiye sordum:
“Gösteri başladı mı?” dedim kılıçları aşağıya indirerek.
O da bana yardımcı olmaya çalışıyordu.
“Yarım saat sonra başlayacak. Siz gidin, isterseniz sınıfı hazırlayın bu sürede,” dedi.
Kafamı salladım ve Bay Andreson'u beklemeden koşarak merdivenlere yöneldim.
Arkamdan gelen Bay Andreson:
“Ne bu hız? Görende kime hazırlanıyorsun sanacak. Alt tarafı benimle gösteri yapacaksın,” dedi alaycı bir şekilde.
“Seninle hiç uğraşamam,” dedim ve üst kattaki sınıfımın önüne geldim.
Hiç çalmadan bir hışımla içeri girdim.
İçeride usta yoktu.
“Kızlar, gösteriye yarım saat kaldı. Clara, nelere çalıştınız?” dedim aceleyle.
“Billie, herkes kendi eşine uygun kılıç tutmasını ve savaş tekniğini çalıştı,” dedi yanıma gelerek.
“Bahçeye inelim. Devamını orada getireceğiz,” dedim.
Sonra ekledim:
“Sıra olalım.”
En başa geçtim.
Otuz kişilik sınıfım ikili sıra oldu ve biz bahçeye indik.
“Tekli sıraya geçiyoruz,” dedim.
Kimse sorgulamadan sıraya geçti.
Ve konuşmaya başladım:
“Bu maçın bizim için ne kadar önemli olduğunu biliyorsunuz. Bütün okulun, hatta şehrin önünde olacak bir gösteriden bahsediyoruz. Herkesin layığıyla çalıştığını biliyorum,” dedim.
Sonra devam ettim:
“Beni ve ustayı lütfen utandırmayın. Bir aydır buna çalışıyoruz. Biz Ay sınıfıyız. Kaybettiğimiz itibarı böyle kazanabiliriz. Anlaşıldı mı?”
Her bir öğrencime göz gezdirdim.
Hep bir ağızdan:
“Tamam, usta!” diye bağırdılar.
Ve hemen sonrasında antrenmana geçtik.
Yarım saat geçmiş olacaktı ki Usta Hansel yanımıza geldi.
“Hazır mısınız?” dedi.
Kafamı salladım.
Bu onun için yeterliydi.
“Gösteri alanına geçin,” dedi.
Sınıfım anladı. İkili sıra oldular.
Bir savaşçı gibi yürümeye başladılar. Kolları sallanırken dizleri 90 derece olacak şekilde yürüdüler.
Gösteri alanına geçtiğimiz an bizi bekleyen Kara Gölge sınıfının lideriyle bakıştım.
Acımasız bakıyordu.
Usta Elizabeth konuşmaya başladı:
“Liderler öne çıksın.”
İlk adımı o attı ve kırmızı alana geçti.
Gözlerim önce kendi sınıfımda gezindi, sonra Kara Gölge sınıfına kaydı.
Acımasızlardı.
Yapmalıydım.
Kazanmalıydım.
Aniden kılıcımı çektim ve yana doğru yarım adım attım.
Gösteri başlamıştı.
Benim intikamımı almama ise sadece dört ay kalmıştı...
Herkese merhaba arkadaşlar! ❤️
Benim için destekleriniz o kadar önemli ki anlatamam. Boş vaktim olduğu sürece size bölüm yazmaya çalışıyorum. Herkese şimdiden çok teşekkür ediyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere! 🥹🫀❤️💚
Yorumlarınızı ve beğenilerinizi sabırsızlıkla bekliyorum. 🥹🫀❤️💚
