1. bölüm / 6
Öfke MeleğiBölüm 1
Bölümler 6Şu an: Bölüm 1
- 1 Bölüm 11.328 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm 2575 kelime
- 3 Bölüm 3594 kelime
- 4 Bölüm 4383 kelime
- 5 Bölüm 5741 kelime
- 6 Bölüm değildir.52 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Soğuk bir gün.
Derin okyanusa vuran güneş ışıkları, denizin yüzeyinde güçlükle ilerliyordu. Suyun altında yüzen balıkların renkleri, küçük kayık ilerledikçe birer birer siliniyor gibiydi.
Kayığın üzerinde, saçları turuncu, gözleri bir ağacın yaprakları kadar yeşil olan bir oğlan baygın hâlde yatıyordu. Üzerinde, altın işlemeleri bulunan, kazak kadar kalın kırmızı bir şal vardı. Yüzü oldukça çocuksuydu. On altı yaşlarında görünüyordu; dalgalı saçları alnına ve yüzünün kenarlarına dağılmıştı.
Nereden geldiği belli değildi.
Ne kadar zamandır denizde olduğu da.
Kayık, rüzgârın ve akıntının insafına bırakılmış şekilde ilerliyordu.
Gökyüzü karardıkça deniz de sessizleşti.Okyanusun akıntısı kayığı sürüklüyordu.Kayık, kıyıya yaklaşırken büyük bir dalgayla savruldu.Dalgalar onu kıyıya doğru taşıdı, dalgalar o çocuğa yardım etmek istiyor gibiydi.
Gece boyunca kimse onu fark etmedi.Sabah olunca ise ada sakinleri çocuğu fark edip başka bir yere taşıdılar.
Başım deli gibi ağrıyor...(Kapalı olan gözlerini yavaşça açar)Neredeyim ben?
Duvarların bir kısmı yıkıldı yıkılacak olan eski bir harabe gibi duran bu yer oldukça garip duruyordur.Etraftaki ilaç kokusu ve masada duran yemekler burada insanların gidip geldiğinin en büyük kanıtıdır.
Olamaz sanırım tefecilerin içine düştüm...
Bu eski yıkık dökük pis yer de ne? Burada kim niye isteyerek yaşar ki?
Çocuk yavaşçana yattığı yataktan kalkar.
Beni yatağa bile yatırmışlar umalımda iyi insanlar çıksınlar...ya da en azından organlarımı rahat bıraksınlar.
Çocuk pencereye doğru gitti ve pencereyi çok az açarak dışarıya bir bakış attı.
Etraftaki bütün evler harap haldeydi. Bazı evlerin bazı duvarları tamamen yıkılmış haldeydi. Bazı yerlerde kan lekeleri toprağa karışmıştı.Ağaçların,bitkilerin,doğanın,havanın renkleri sönmüştü veya ölmüştü.
Burada tam olarak ne yaşandı, diye içinden geçirdi çocuk.
"Uyanmışsın mercimek çocuk."
Çocuk tek kaşını şüpheli bakarmış gibi kaldırıp karşısındakine bakıp konuştu.
"Uyandım patlıcan saçlı abla?"
"Buradakiler sana mercimek diyorlar haberin olsun."
"Neden?"
"Çok belli değilmi tupturuncu saçların var, bir yemek olsan kesin mercimek olurdun."
"Bu konuşmayı çok sorgulamamayı seçiyorum ve sorularımı sorabilir miyim acaba?"
"Sor bakalım mercimek."
"Yamyam mısınız?"
"Hayır."
"Organlarımı çıkarıp satacak mısınız?"
"Hayır."
"Aslına bakılırsa sorularım bu kadardı ama eğer aklıma gelmeyen birşey anlatmak istersen dinlerim."
"Bir mercimektende bu beklenirdi."
"Dur dur aklıma yeni bir soru daha da geldi."
"Önce benimde birkaç sorum var."
"Tamam sor dinliyorum."
"Neden bu adaya geldin."
"Ben gelmedim okyanus sürüklendi."
"Bize zarar vermeyi mi planlıyorsun."
"Hayır."
"Güzel."
"Dışarı çıkıp etrafa bakmanı tavsiye ederim.Ada da seni merak eden insanlar var."
"Olur çıkarım şimdi."
Çocuk kapıyı kapatıp çıktı ve birkaç saniye sonra hemen tekrar içeri girdi.
"Noldu niye geri geldin."
"Adın ne abla?"
"Mary, senin adın ne mercimek?"
"Alex."
Çocuk eski ve yıkık olan evin kapılarını kapatır ve dışarıdaki havadan derin bir nefes alır.
"Vay, amma garip bir ablaydı ha."
Alex köyün içinde yavaşça ilerliyordu.
İnsanların bakışları ara sıra ona dönüyordu. Kimileri birkaç saniye baktıktan sonra başını çeviriyor, kimileri ise onu izlemeye devam ediyordu. Alex bundan rahatsız olmuş görünmüyordu.
Köyün hâli ise giderek daha garip gelmeye başlamıştı.
Bazı evlerin duvarları çökmüştü. Kapılar eski tahtalarla tutturulmuş, pencereler bez parçalarıyla kapatılmıştı. İnsanların üzerindeki kıyafetlerin çoğu yırtık ve yamalıydı.
Alex biraz ileride kolunun biri olmayan bir adam gördü.
Başka bir evin önünde, bacağını kaybetmiş yaşlı bir kadın oturuyordu.
Toprağın üzerinde hâlâ eski kan lekeleri vardı.
Fakat Alex'in en çok dikkatini çeken şey bunların hiçbiri değildi.
Doğa yok gibiydi.
Ağaçların çoğu kurumuştu. Yerdeki otlar solmuş, çiçeklerin renkleri neredeyse tamamen kaybolmuştu. Sanki ada yıllardır nefes almıyordu.
Alex etrafına baktı.
Burada tam olarak ne olmuştu?
Tam o sırada uzaktan bir çocuğun sesi duyuldu.
— Geldiler!
Alex başını çevirdi.
Yedi, belki sekiz yaşlarında bir çocuk, üzeri başı toz içinde köye doğru koşuyordu.
— Geldiler! Geldiler!
Çocuk yaklaştıkça köydeki insanların yüzleri değişmeye başladı.
Az önce Alex'i izleyen insanlar bir anda başlarını çevirdiler.
Bir kadın çocuğunun elinden tutup evine çekti.
Bir adam dükkânının kepengini indirdi.
Başka biri kapısını kilitledi.
Kimse soru sormuyordu.
Kimse bağırmıyordu.
Herkes ne yapması gerektiğini biliyor gibiydi.
Alex olduğu yerde kaldı.
Bunlar neden korkuyor?
Yakındaki bir evin penceresi aniden açıldı.
— Hey! Mercimek! Buraya gel!
Alex başını kaldırdı.
Penceredeki adam eliyle onu çağırıyordu.
Alex fazla düşünmeden eve doğru yürüdü.
Kapı açılır açılmaz orta yaşlı adam onu kolundan tutup içeri çekti.
Kapı hemen arkasından kapandı.
Alex kaşlarını kaldırdı.
— Ne oluyor?
Adam parmağını dudaklarına götürdü.
— Sessiz ol.
Köye yaklaşan atların sesi yavaş yavaş duyulmaya başlıyor.Yaklaşık 20-30 kişi köye yaklaşıyordu. Ön tarafta duran bir adam vardı,lider oydu gibi duruyor. Adamın sağ gözünün çevresinde parlayan bir dövme vardı ve geri kalan gruptakilerdede buna benzer dövmeler bulunuyor.
"O adamlar da kim? Dövmeleri neden parlıyor."
Yaşlı adam bu soruya şaşırdı ve meraklı bir ses tonuyla.
"Ne yani o dövmenin ne anlama geldiğini bilmiyor musun? Bu dünyada hâla o dövmelerin ne anlama geldiğini bilmeyen birinin kalacağını hiç düşünmezdim."
Yaşlı adam perdeleri çekti ve evin içi karanlık oldu.
"Dışarı çok bakma seni fark etmesinler."
"Neden farketmesinler? O dövme ne anlama geliyor?"
"Savaş hakkında ne kadarını biliyorsun?"
"Ne savaşı"
"Yaklaşık 16 yıl önce insanlar ve melekler huzur içindeydi. Melekler insanları korurdu ve kollardı. Bu meleklerin hepsinin gücü eşit değildi özellikle baş iki meleğin gücü. Bu iki baş melek Melekler Diyarını ve Blekanı korurdu ama sonra bir gün baş iki melekten biri olan Ariel ve meleklerin büyük bir kısmı insanlardan nefret etmeye başladı. Bu insanlardan nefret edenler önce baş iki melekten biri olan WhiteSwani öldürdü sonra ise Blekana gelip insanlara saldırdılar. Her yeri yıktılar özleri olan çoğu kişiyi öldürdüler. Her yeri kana buladılar insanları evsiz ve savunmasız bıraktılar ve bunu yaparken zevk aldılar. İnsanların çoğu hâla meleklere inanıp kendilerine merhamet göstermesini istiyor ama melekler hiçde etrafa yıkım açmayı durduracak gibi durmuyor.Tabi çoğumuz Whiteswan dışındaki meleklere inanmayı ve sevmeyi bıraktık. O gördüğün işaret ise her melekde olan ve her melekte farklı yerde ve farklı şekilde olan parlayan dövmeler. Eğer öyle dövmeli birini görürsen uzak dur. Dövme ne kadar büyükse o melek o kadar tehlikelidir."
"Biliyordum bu hikayeyi ama meleklerin işaretlere sahip olduğunu ilk defa duyuyorum."
"Garip birisin mercimek."
"Hadi ama bana böyle demeyi kesin."
Alex birkaç saniye sessiz kaldı ve gözünün önüne gelen turuncu saçını eliyle yana atarak konuşmasına devam etti.
"Bu dövmeli tehlikeli adam niye köye geldi ne istiyor."
"Ariel'in adamlarından biri olan Hostis bu bölgeyi kontrol ediyor."
"Hostis ne lan köpek kovar gibi."
"Bu lafları Hostis'in önünde de söyle bakalım sağ çıkıyor musun?
Dışarıdan gür bir ses gelir.Hostisin yanında olan başka bir yeşil saçlı kadın melek, elindeki altın işlemeli borazandan bağırıyor.
"Herkes evlerinden çıksın! Çıkmayanları öldüreceğiz."
"Gereksiz konuşma ve beni takip et çocuk. Ölmek istemiyorsan tabi."
"Yok kalsın ölmek istemem."
Köydeki herkes evlerinden çıkıyor.Yaşlı kadınlar, çocuklarını arkalarında saklayan anne ve babalar ve geri kalanların suratından korku okunuyor. Çocuklar korkudan ağlıyor anne ve babalarda sanki çocukları ağlasa onlara zarar vereceklermiş hissine kapıldıklarından çocuklarını susturmaya çalışıyorlar. İnsanların çoğu yaralı ve kıyafetleri yırtılmış ve o melekler bu insanların önünde temiz ve yeni kıyafetleriyle duruyor. Alex gitgide bu duruma daha da sinirlenmeye başlıyor.
Hostis'in mavi saçları omzuna kadar geliyor.Gözünün altında parlayan dövmenin spiralleri hafif mavi rengine çalıyor. Bütün meleklerin ünüformaları aynı değildi ama hepsinin üniformasında aynı siyah renkli şal var.
Hostis suratındaki ciddi ifadeyle konuşmaya başladı.
"Siz zavallı insanlar bendeniz ४ତରփदर tabi sizin dilinizde Hostis."
Hostis insanlara doğru küçümseyici bir bakış attı."Siz insanların bizim korumamızı hak etmediğinizi zaten biliyorsunuz."
Hostis ciddi bir ifadeye büründü.
"Biliyorsunuz değil mi? Sizin ne kadar aşağılık varlıklar olduğunuzu bildiğinizi bana söyleyin."
İnsanlar hep bir ağızdan konuştu.İnsanların bu durumdan hoşlanmadığı belliydi ama yapacakları başka bir seçenekleri yoktu.
"Biliyoruz efendim."
"Güzel o zaman şimdi bana söyleyin. Sizin kendi kendinizi kontrol etmeyi hak etmediğiniz için sizi biz kontrol etmeliyiz anlıyorsunuz değil mi?"
Köşede bir oğlan korkudan titriyordu başka bir yerde aileler çocuklarına ne söylemesi gerektiğini söylüyordu. Herkesi ve herşeyi korku sarıyordu.
İnsanlar konuştu
"Anlıyoruz efendim."
"Güzel."
Hostis konuşmaya devam etti.
"Ama bir problem var."
Hostis eliyle arkasındaki kadına bir işaret verir.
"Şimdi size emirlerine karşı gelirseniz ne olacağını göstereceğim."
Bir grup insan birbirlerine bağlı şekilde herkesin önüne oturulur. Bazılarının vücudundaki kesikler kıyafetinde kan izi oluşmasına sebep açmış. Ten renklerinin bir ölüden farkı yok.Hepsi çok sessiz ve korkmuş. Aralarındaki küçük bir kız çocuğu korkudan titriyor. Küçük kızın gözleri ve saçları ağacın büyüleyici rengi kadar yemyeşil. Küçük kızın serçe parmağındaki tırnağı yok bacağında ise kıyafetin yırtılmasıyla gözünen bir çizgi halinde bir yanık izi var. Kollarındaki morlukların bazıları yeni.
Hostis'in suratındaki öfke okunuyordur.
"Eğitim alanındaki bazı sizin köyünüzden olan öz kullanıcıları sorun çıkarmaya başladı."
Bölüm etkileşimi
