1. bölüm · Oda İnsanları
①.Bölüm
“Yavaşça kuruyor bedenimdeki her zerre. Kıymetini bilemeyecek kadar devasa şimdi, karşımda olabilecek yaşama nedenim. Yok şimdi, kaybettim kendimi sende bulmak şerefine. Şimdi ne vazgeçmek ne de ilerlemek var önümde. Daha ben sorgulayamadan işledi içime ve benden aldı önce.”
Laptopumun ekranında açılan e-kitabın sayfaları arasında kaybolmuşum. O an, karakterin acısı benim içimde yankılanıyor. Kitabın sonundaki cümle, derin bir boşluk bırakıyordu içimde. "Bir kitabın sonu böyle bitebilir mi?" diye geçiyordu aklımdan.
“Mutsuz hikâyeleri duymaktan o kadar sıkıldım ki; hiç okumadığım kadar kitap okudum ve ders çalıştım bu günlerde. Karantina süreci yalnızken zor geçiyor ama bu hikâyeler yalnızlığımı daha da derinleştiriyor. Şükürler olsun ki yarın karantina süreci bitiyor. Baharın gelişiyle ortalık yeniden şenlenecek. Vize ve finalleri verdim mi, geriye sadece bir yıl kalacak.”
Bu düşünceler beni biraz neşelendiriyor ama içimdeki daralma, karantina sürecinin sıkıntılarıyla daha da belirginleşiyor.
Gece, sıradan bir gece. Odada sadece klavyemin tuşlarının sesi yankılanıyordu. Duvarlarda asılı olan resimlerin solgun renkleri, bu karanlık ruh halimi yansıtıyordu. Etrafa yayılan hüzün, sanki odadaki her eşyanın içine sızmıştı. Yastığa yaslanırken, içimdeki bıkkınlığı atmak için bir heyecan arayışına giriyordum.
Kendimi, bir parça özgürlük özlemi içinde kaybolmuş buluyorum. Hayatımda bir şeylerin değişmesini istiyorum; belki de içinde bulunduğum bu monoton döngüden kurtulmak için bir macera arıyorum. Venüs, işte bu benim adım. Islak bir yudum serin hava, açık pencereden içeri süzülürken yüzüme çarpıyor. Sanki dışarıda bir şeyler oluyor. İçimdeki heyecan, beni dışarı sürüklemek için can atıyor.
Yarın, karantinanın bitişiyle baharın gelişiyle bir şeylerin değişmesini umut ediyorum. Dışarıdaki dünya, hapis olduğum bu evden çok farklı olmalı. Hayatımda yeni bir sayfa açmak, belki de bu karantinanın beni sıkıştıran duvarlarından kurtulmak için bir fırsat. Artık daha fazla beklemek istemiyorum. Bir gün sonra, hayatım tamamen bilimkurgudan fırlayacak gibi görünüyor; belki de bu sıkıntılı günlerin ardından gelen o taze heyecan, beni bekliyor.
Her şeyden uzaklaşmak ve içimdeki karamsarlığı geride bırakmak için sabırsızlanıyorum. Belki de yarının sabahı, beni bekleyen sürprizlerle dolu bir gün olacaktır.
Gece odama geçip, uzandığım yastığımın yumuşaklığına karşın, içimdeki huzursuzluğu dindiremiyor. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes alıyorum. Aniden aklımda beliren bir düşünce, içimdeki karanlığı daha da derinleştiriyor: Ya yarın bir şey değişmezse? Karantina sonrası hayatıma devam ederken, her şeyin eski düzenine dönmesinden korkuyorum. Oysa, en çok istediğim şey yeni bir başlangıç.
Bir an için, yıldızların geceyi süslediği o sonsuz gökyüzüne dalıyorum. Hayal gücümde hayal ettiğim maceralar, beni oradan oraya sürüklüyor. Kalbimdeki merak, her an yeni bir keşif yapmak için yanıp tutuşuyor. Belki de kendime ait bir dünya yaratmalı ve o dünyada bambaşka bir ben olmalıyım.
Evin içerisindeki sessizlik, aniden beliren bir sesle paramparça oluyor. Kulağımı tırmalayan o ses, “Bilgisayarımı az önce kapatmamış mıydım?” düşüncesini aklıma getiriyor. Yalnız yaşadığım bu öğrenci evinde, bilgisayardan çıkan başka bir ses yoktu nihayetinde. Yanılıyor olmalıyım, diyorum içimden. Fakat, bir dizüstü bilgisayar olmasına rağmen, sesinin bu kadar şiddetli gelmesi sinirimi bozmaya yetiyor.
Oturma odasına gitmek için kendimi zorlayarak, içimdeki öfkeyi bastıramadan oraya yöneldim. Odanın karanlığında, her şey belirsiz bir gölge gibi görünüyordu. Bilgisayarım, koltuğun üzerinde duruyordu ve ekranı kapalıydı. Kapalı olduğundan emin olmak için ekranı kaldırdım ama içimdeki merak, sesin kaynağını bulmamı sağlıyordu. Ekranı dikkatlice kapatınca, dışarıdan çatıdan gelen güvercin sesleriyle irkildim. "Bu kadar bağrışmaları, ben uyumayayım diye mi yapıyorlar?"
Güvercinlerin çatıya yaptığı işkenceler, her sabah beynime kazınıyordu ama o seslere dikkat etmediğim için gece çıkardıkları sesleri duymuyordum. Birden, belki de bu bağrışmalar normaldi, diye düşündüm. Hüzün ve yalnızlık iç içe geçmiş, evin havasında yoğun bir melankoli yaratmıştı. Odanın karanlığı, düşüncelerimin içindeki belirsizliği daha da artırıyordu.
Odama adım attığım an, içimdeki ses yeniden başlamıştı. Bir an için bu sesin dondurucudan gelebileceğini fark ettim; çünkü o sürekli aynı şekilde yankılanıyordu. Odamdan çıktığım anda ses kesilmişti. Dondurucunun yanına gitmek yerine, odama bir adım atıp sonucu görmeye odaklandım. İçimde bir huzursuzluk kabarıyor, her şeyin üstünde bir sis perdesi gibi yayılıyordu. Bu ses, yalnızca odamın içindeyken mi duyuluyordu?
Ama sonra anladım ki bu ses ne bilgisayardan, ne güvercinden ne de dondurucudan geliyordu. Gelen ses tamamen kafamın içindeydi; öyle silikti ki algılayacak kadar yüzeyde değildi, ne de artık duyulmayacak kadar alçaktı. Bunu düşünürken kendimle pek fazla savaşmadım. Burası benim evim, defalarca bu odada yattım. Adımı atar atmaz o sesin kulağımda belirmesini bekledim ama belirmedi. O halde, kesin dondurucu bu sesi çıkarıyordu. Düşüncelerimle savaşmaktan vazgeçerek yatağımın üzerine atladım ve gözlerimi yumdum.
Karanlık beni sararken içimdeki huzursuzluk hâlâ devam ediyordu. Uyumak için kendimi zorlamak, bu kaosun içinde bir nebze huzur bulma çabası gibiydi. O an, sanki ruhum karanlık bir tünelin içindeydi; her köşe, her gölge, her kayboluş bir başka kaygıyı ortaya çıkarıyordu. Sanırım bir şeyler gerçekten değişiyordu ve bu değişim, içimde derin bir yerlerde yankılanıyordu. Kafamın içinde öyle bir ağrı belirmişti ki, idraki bozacak kadar güçlüydü; sanki düşüncelerim bir fırtına halinde savruluyordu.
Kendimi kaybetmiş gibi hissediyordum; ama belki de bu, yeniden doğuşun eşiğindeydim. İçimdeki kaos, değişim arzusuyla birleşince, beni derin düşüncelere sürüklüyordu. Aniden, karanlıkta yankılanan o belirsiz sesin kaynağını bulmak zorundaymışım gibi bir his belirdi.
Her şeyin ortasında kaybolmuşken, zihnimde yankılanan sesler birbirine karıştı. Zihnimin derinliklerinden yükselen bir ses, beni çağırıyordu; belki de içimdeki bu sessizlik, yanıtını arayan bir çağrının yankısıydı. Kafamı kurcalayan düşünceler, günün belirsizlikleriyle birleşip bir girdap oluşturmuştu. Bir an için, derin bir nefes alıp bu girdabın içine atılmaya karar verdim.
Karanlık bir labirentte yürüdüğümü hissettim; her adımda içimdeki huzursuzluk daha da büyüyordu. Ama belki de bu yolculuk, kaybolmuş olan beni bulmak içindi. Kafamın içindeki ağrının yoğunluğu, beni dondurucu bir soğukla sarmalamıştı ama aynı an da alevler içerisinde yanıyor gibiydim. Bir an, bu kaosun içinde kaybolmak yerine onun bir parçası olmayı seçtim; belki de her şeyin kaynağı buradaydı ve ben bu kaynağın nerede olduğunu nedensizce biliyor gibiyim.
Hissettiğim ama sustuğum tarafımdaki karanlık beni yeniden sararken, artık korkmuyordum çünkü karantina sürecinde içim yeniden düzenlenmiş gibiydi. Sadece geleceğin belirsizliği içimde bir merak yaratıyordu. Uyumak için kendimi zorlamak, bu karmaşanın içinde bir nebze huzur bulma çabasıydı, ama belki de karanlık benimle birlikte bir yolculuğa çıkmaya hazırdı.
Bir an, içimdeki bu savaşın sona ereceğini hissettim; belki de yarının sabahı, karanlığın ardında bekleyen o yeni ışığı göreceğim.
