5. bölüm · Oda İnsanları

5.Bölüm

Sinem Yazıcı Tolan

Gözlerim gecenin 02.00 ‘ında açılıyordu. Öyle susamıştım ki odamdan hızlıca çıkarak 5 kiloluk su şişesinin su kapağını açar açmaz hepsini içivermiştim. Kendimi öyle ferahlamış hissediyordum ki bir iki dakika sonra şişenin tamamen bittiğini görmüştüm. Bu bir tuhaflık mıydı yoksa normal miydi? Belki de şişe ağzına kadar dolu değildi ve ben yanıldım. İçtiğim su beni sabaha kadar rahat bırakır mı acaba? Sürekli tuvalete gidersem uyumakta çok zorlanacağım. Bir Odinsim ama can sıkıntısını giderebileceğim bir şey yok. Bu gibi zamanlarda yalnız kalmayı sevmiyorum. Özellikle de şimdi kendime öyle yalnız hissediyorum ki! Uyku düzenimin değişmesini bu sebeple istememiştim. Saçma da olsa bir düzenim vardı ve aklıma yalnızlığımı getirmiyordum. Şimdi tek düşündüğüm bu. Sanki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yeni kötü elli yıl ve bu odada geçirdiğim 30 gün artık zihnimde. Durdurmak istediğim birileri var. Yaşadığım onca şey sadece zihnimdeki bir odada tutulu. Ben hala olduğum kişiyim. Hiç fark etmediğim an da bilinmezlikler odasında kalan o kız oluyorum. Bu beni güçlü kılarken kendim olmayı bırakmaktan korkuyorum. Ailem, onlardan uzak tutmalıyım bunları ve uzak kalmalıyım onlara.
Dizimin çökmüş yerde düşünceli bir haldeydim işte.
‘’Odins için uyumam gereken son dört gün. ‘’ diyordum seslice. Sonra aklıma Barış’ın beni duyabileceği geliyordu.
‘’Barış, ‘’ diyerek durdurdum kendimi. Ne diyecektim ki bu saatte? En iyisi gece sporu yapmaktı.
İnternet üzerinden sporu yapmayı sevdiğim bir kadının videosunu açıyor ve onunla birlikte koşuyordum. Durduğum yerde koştuğum on dakikanın ardından canım sıkılıyordu ve halının etrafında koşmaya başlıyordum.
DİGDONG!
Spor yaparken kapının çalışını hemencecik fark ediyor ve videoyu durduruyordum. Kumandayı koltuğun üzerine fırlatışımla kapının deliğinden dışarıya bakıyordum.
‘’Barış’mış. ‘’ deyişimle ‘’Evet, ‘’ diyordu. Kapıyı aralayarak açıyor ve ‘’Bir sorun mu var? ‘’ diyordum.
‘’ Venüs, sana yoğun olduğumu söylemiştim. Çok gürültülüsün. ‘’
‘’Sadece spor yapıyorum. ‘’
‘’Spor seni yapıyormuş gibime geldi. Dava’m var ve sen gürültü yaptığın için odaklanamıyorum. ‘’
‘’İyi, sessiz yaparım. ‘’ diyerek kapıyı kapatacakken eliyle tuttu ve ‘’Sadece uyusan olur mu? ‘’ dedi.
‘’Bu benim ilk gece sporum değil, neden şimdi beni uyarma gereği duyuyorsun? ‘’
‘’Çünkü davam var. ‘’
‘’Bu ilk davan mı? ‘’
‘’Hayır ama… ‘’
‘’O halde bir sorun yok. ‘’
‘’Çalışamıyorum ama. ‘’
‘’Bu binada evli komşularımız var ve sen benim sporuma mı takılıyorsun? ‘’
‘’Onların ne yaptığına odaklanmıyorum. ‘’
Gözlerimi onun üzerine dikerek ‘’Bana mı odaklanıyorsun? ‘’ gibi sorgulayan bir soru sordum.
‘’Tabii ki öyle bir şey yapmıyordum. ‘’
‘’O zaman sporumu yapmama izin verir misin? Sadece yarım saat kaldı. ‘’
‘’Bana öyle dik dik bakamazsın Venüs. Bana ismimle seslendiğin için dikkatimi çektin. Yoksa sana ait sesleri özellikle dinlemiyordum. Neden ismimi söyleme gereği duydun? ‘’
‘’Vücudum ısınmışken spora devam etmeliyim. Çok susadım bekle. ‘’ diyerek bir bardak su dolduruyor ve içiyordum. Konuştuğumuz yerden devam ederek ‘’İstersen sen de yarım saat spor yap sonra Davana çalış. ‘’ gibi kendimce bir öneri sunuyordum.
‘’Daha mantıklı bir fikrim var. Gel benimle. ‘’
‘’Nereye? ‘’
‘’O ki bu kadar çok antrenman yapmak istiyorsun benimle dava üzerinde çalış. Bu da güzel bir spor. ‘’
‘’Ben ilkokul düzeyiyle ilgileniyorum. Gerisi beni aşar. ‘’
‘’Elli yıl bilinmezlikler odasında yaşayan kız konuştu. ‘’
‘’Şu sporu bitirmeden şurdan şuraya gitmem. ‘’
‘’İyi ben senin şu koltuğunda oturup senin sporunun bitmesini beklerim. Sonra da davamla ilgili konuşuruz. Girebilir miyim? ‘’
‘’Tamam, spor yapmayacağım. Evine git. ‘’
‘’Güzel fikir. Tatlı rüyalar. ‘’
‘’Sana da. ‘’ diyerek kapıyı kapatıyor ve o evine gider gitmez videonun sesini kısık açıyor ve sessizce spora devam ediyordum. Kapıma gelmesi uzun sürmüyordu ve geldiği gibi özel gücünü kullanarak kapıyı sonuna kadar ittirmişti. Ayağım havadayken kapının ardında onu görerek irkiliyordum.
‘’Ödümü kopardın! ‘’
‘’Venüs, sözünde durmalıydın. ‘’
‘’Kimsenin yan komşusu bir Odins değil ama benim yan komşum bir Odins ‘’ diyerek havada kalmış bacağımı indiriyordum.
‘’Bir avukatı kandıracak kadar cesaretlisin. ‘’
‘’Sadece yan komşumu kandırıyorum. ‘’
‘’Evine izinsiz girmeyecek biriyim. O yüzden videoyu hemen kapat. ‘’
‘’İzinsiz kapımı açabiliyorsun. Gir onu da kapat. ‘’ dedikten sonra mıknatıslığıyla kumandayı koltuktan çekerek eline alıyor ve televizyonu kapatıyordu.
‘’Bu kumanda yarına kadar ben de kalacak. Doğruca yatağına git. ‘’
Bir su bardağı su daha doldurup içiyor ve Barış’a cevap vermiyordum. Ona cevap vermediğim bu esna da bir su bardağı bir su bardağı derken ikinci beş kiloluk şişeyi de bitirmiştim. Kapının ardında Barış vardı ve ben bu suları ne ara bitirdiğimi anlayamıyordum.
Tam karşısına geçerek ‘’Barış sizin evde hazır su var mı? ‘’ demeyi hayal ediyordum ama onun yan komşu olarak benimle tartışmaya girmesi beni musluk suyundan içmeye itiyordu. Musluğu açarak bardak bardak su içmeye devam ediyordum.
‘’Yeter artık kusacaksın. ‘’ söyleminde bulunan Barış sonunda evime girerek beni musluktan uzaklaştırıyordu.
‘’Bırak beni. ‘’ diyerek onun kapattığı musluğa gitmeye çalışıyordum. Beni sımsıkı tutuyor ve ‘’Kendine gel. ‘’ diyordu. Belimi tutan kollarını tırmıklayarak onun kollarından kurtulmaya çalışıyordum. Öyle güçlüydü ki ondan kurtulabilmek için tüm gücümü kullanıyordum. Birden tüm kuyruklarım dışarıya çıkıyor ve onun kollarında gözlerim kıpkırmızı oluyordu.
‘’Bırak beni! ‘’
‘’Suyu bu kadar çok arzulaman normal mi görünüyor sana? ‘’
‘’Barış sana zarar verebilirim. ‘’
‘’Şu an uçuşan kuyruklarınla beni boğma tehliken olabilir ama senden önemli değil. ‘’
‘’İçim kuruyor. İçmek zorundayım. O orda ve benim içim onu istiyor. ‘’
Kolları arasında beni döndürüyor ve yüzü yüzüme bakıyordu.
‘’Mantıklı düşün Venüs. Şu an bir sorun var ve diğer Odinslerin yanın gitmeliyiz. ‘’
‘’Bırak diyorum. ‘’
‘’Anlın… ‘’
‘’İçim yanıyor. Su, su… ‘’
Belimi tutan bir eli anlımdan aşağıya iniyor ve çenemi tutuyordu. Yüzü yaklaşıyor ve suya hasret kalan dudağımı öpüyordu. Başını geri çekecekken onun dudaklarına yapışıyor ve kuruyan vücudumu onun dudağındaki sıvıyla ıslatıyordum. Kendini benden kurtardığında ondan kaçacak oluyordum ve elimi yakalıyordu. Kuyruklarım geri çekiliyor ve göz rengim normale dönüyordu.
‘’Az önce bilinçli hiçbir şey yapmadım, bana inan Barış. ‘’
‘’Bir an ağzımın kuruduğunu sandım. ‘’
‘’Dalga geçme lütfen. ‘’
‘’Venüs, az önce yüzün kurumuş bir ağaç gövdesi gibiydi. ‘’
‘’Ne? ‘’
‘’İçtiğin birçok bardak sudan sonra çeşmedeki suyu istedin. O suyu unutup bana odaklanmanı istediğim için seni öptüm ve vücudundaki ısıyı hissettim. Bu normal değil. ‘’
‘’Şimdi yüzüm nasıl? ‘’
‘’Eskisi gibisin. ‘’
Elimi başıma götürerek turluyordum evin içinde. ‘’Ne yapacağım şimdi? Ne yapmam gerek? Ne olacak şimdi! Ne demek bu , ne demek!!!! ‘’ bu sözlerle kendi kendim iyiyip bitirirken kapıyı kapatıyor ve beni kolumdan odama doğru götürüyordu. Tam odamdan içeriye girecekken onu durduruyordum.
‘’Odaya giremeyiz Barış ‘’
‘’Neden? ‘’
‘’Az önce beni öptün. ‘’
‘’Hayır, sen beni öptün. ‘’
‘’Her zaman haklı mı olacaksın sen? Kimse kimseyi isteyerek öpmedi ama oda sana zarar verebilir. Bu yüzden geri dur. ‘’
Kendi portalını oturma odamın duvarında açarak Cavidanın odasına portal aça izni yolluyordu. O esnada bana akıl vermekten geri kalmıyordu.
‘’Evine diğer Odinslerin izinsiz girmesini yasaklamalısın artık. ‘’
‘’Senin izinsiz girmeni yasaklasaydım şu an da kana kana su içiyordum. ‘’ o esna da portala giriş izni geliyor ve portaldan geçiyordum. Arkamdan gelen Barış ‘’Bizim kontrolümüz dışında su içmeyeceksin. ‘’ diyordu. Olanı biteni anlamayan Cavidan bize bakıyor ve ‘’Ne suyundan bahsediyorsunuz siz? ‘’ diyordu.
Barış ‘’Beş kilo suyu içtikten sonra çeşmeye saldırdı. Gözü dönmüştü ve o kuyrukları kıpkırmızı göz rengiyle ortaya çıktı. ‘’
Cavidan ‘’Çağdaşı da çağırdığım. ‘’
Barış ‘’İyi yaptın. ‘’ diyerek kollarındaki tırmıkları ve onlardan akan kanları gösterdi.
‘’Barış sana zarar vermişim. ‘’ Bir sandalyeye çökmüştüm.
Barış ‘’Sorun değil. Üzülme. ‘’
Gözlerimi kapatıp açışımla gözlerim kıpkırmızı açılıyordu. Barış oturduğum yerin yanına bir sandalye çekiyor ve bana sarılıyordu.
Cavidan ‘’Aranızda bir şey mi var? ‘’
Barış ‘’Her an ‘Su, ‘’ diye delirebilir. Onu sımsıkı tutmalıyım. ‘’
Cavidan ‘’Çağdaşı çağırmam iyi olmuş. En güçlümüz o. ‘’
‘’Bilemiyorum, ya hepinize zarar verirsem? ‘’
Cavidan eğiliyor ve ‘’Senin yanındayız. ‘’ diyerek bana destek veriyordu. Portaldan çıkan ışıklarla içeriye Çağdaş giriyordu ve görüntüye bakarak aklında beliren ilk soruyu soruyordu.
‘’Sen neden ona sarılıyorsun? ‘’
Cavidan ayağa kalkıyordu.
Barış ‘’Su içebilmesini engellemek için onu tutuyorum. ‘’
Çağdaş ‘’Bunu ondan rica et, ona sarılma. ‘’
Cavidan ‘’Galiba onun özellikleri bizden daha farklı şekilde ortaya çıkıyor. ‘’
Çağdaş ‘’Bu tuhaflığı bana kim açıklayacak? ‘’
‘’Çağdaş, on kilodan fazla su içtim. Sonrasında musluktaki suya ağzımı dayadım. Barış beni kurtardı ve onun kollarını bir hayvan gibi tırmaladım. ‘’
Çağdaş ‘’Tüm bunlar oldu ve yanında bu adam mı vardı? ‘’
Barış ‘’Vardım. İyi ki ben vardım yüzü kurumuş bir ağaç gövdesi gibi olmuştu.‘’
Çağdaş ‘’Peki şimdi neden kuruyan bir ağaç gövdesi görmüyoruz? Ne oldu da şu an bir su arayışında değil? ‘’
Barış ‘’Ö… ‘’ diyemeden ‘’Beni doğruca buraya getirdi ve kuyruklarım gittiğinde o belirtilerde yok oldu. ‘’ tüm bu sözleri söylüyordum. Barış yüzüme bakıyor ve neden gerçeği söylemediğimi içten içe soruyordu bana biliyorum.
Cavidan ‘’Sana şimdi su getireceğim ve tepkine bakalım. ‘’
Çağdaş ‘’Bence de. ‘’
Barış ‘’İçirmeyeceksiniz değil mi? ‘’
Cavidan ‘’Ben su getirirken siz de onu tutun. ‘’ diyerek su almaya gidiyordu.
Barış beni hiç bırakmıyordu ve birlikte ayağa kalkıyorduk.
Çağdaş ‘’Onu tek başıma tutabilirim. ‘’
Barış ‘’Onu az önce tek başıma tuttum. ‘’
Barış, Çağdaşa izin veriyordu ve biri bir kolumdan diğeri de diğer kolumdan sıkıca tutuyorlardı beni.
Cavidan suyu getiriyor ve gözümün önünde tutuyordu.
Çağdaş ‘’Dediğiniz gibi bir tepki vermiyor. ‘’
Barış ‘’Gözleri hala kıpkırmızı. ‘’
Cavidan ‘’Kuyrukları çıkmadı. ‘’
‘’Çünkü su içmek istemiyorum şu an. ‘’
Cavidan ‘’Neden? Suya odaklanmayı dene. Ne olduğunu görmemiz gerek. ‘’
‘’Tamam. ‘’
Ben suya odaklanmaya çalışırken hepsi bana bakıyordu.
‘’Yapamıyorum. ‘’
Çağdaş ‘’Aklına başka bir şey mi geliyor? ‘’ dediğinde bir iki kere öksürüyordum. Aklıma Barış gelip duruyordu. Başka bir şeye odaklanamıyordum!
‘’Odaklanamıyorum. ‘’
Cavidan ‘’Belki seni bırakmamız için bizi kandırıyorsundur. Sağ elini bırak Çağdaş, suyu tutsun. Ağzına götürürse görürüz. ‘’
‘’Gerçekten hiç istemiyorum. ‘’ diyordum ve Çağdaş elimi suya doğru götürüyordu. Onların isteğiyle işaret parmağımı suya daldırıyordum.
‘’Ahhh!!! ‘’ feryadımla birlikte Cavidan bardağı elinden düşürüyordu.
‘’Parmağım! ‘’
Çağdaş ‘’Duman çıkıyor. ‘’
Barış bebni tutmayı bırakarak parmağımın geri kalanını kurutmaya çalışıyordu.
Cavidan ‘’Parmağı suya girdiği gibi yok oldu. ‘’
Cavidan haklıydı parmağımın yarısı yoktu. Suya giren parmağımda kalan son su damlalarından beni Barış kurtarmıştı. Hepimiz parmağıma bakıyorduk ve parmağım yarım haliyle alevlenerek hücre bağlıyordu.
‘’Yarım parmak. ‘’
Cavidan ‘’Ben çok üzgünüm. ‘’
Çağdaş ‘’Bu demek oluyor ki o içtiğin sular son sularındı. ‘’
Barış ‘’Her su tanesinden uzak olmak zorundasın. ‘’
‘’Her gün sınavım var ve ben kalemi nasıl tutacağım? ‘’
Barış ‘’Gerçekten buna mı üzülüyorsun? ‘’
Cavidan ‘’Birimiz bu iş çözülene kadar ona bekçilik yapmalıyız. Sen yan komşususun Barış, onun yanında olabilir misin? ‘’
Araya giriyor ve ‘’Onun davası var meşgul. Çağdaş üç arkadaşımla tanışıyor zaten. Okula her gün farklı birini götürmemiş olurum. ‘’diyordum.
Çağdaş ‘’Tamam, gelirim. ‘’
Barış ‘’Sen polis değil misin? ‘’
Çağdaş ‘’Ayrıcalıklı bir polisim de kısaca sen. ‘’
Cavidan ‘’ Bu seni idare eder. ‘’ diyerek robotik bir parmak takıyordu elime. Robot parmak parmağımın yarısını tamamlayarak insan parmağı şekline bürünüyordu.
‘’Tıpkı gerçek parmak gibi görünüyor. Teşekkür ederim Cavidan. ‘’
Cavidan ‘’Parmağını gerçekten varmış gibi gösterebiliriz ama su başka bir yerine damlarsa bunu telafi edemeyebiliriz. ‘’
Çağdaş ‘’Sadece sınava gidip gelecek. Pek bir şey olacağını sanmıyorum. ‘’
Cavidan ‘’Umarım. ‘’
‘’Yarın görüşmek üzere. ‘’ diyerek üzgün üzgün barışın açtığı portaldan salonuma geçmiştim. Ardımdan Barış gelerek portalı kapatmıştı.
‘’Onlara neden anlatmadın gerçeği? ‘’
‘’Aranızda en küçük olan benim. ‘’
‘’Bu ilk öpücüğün mü? ‘’
‘’Dudağımın parmağım gibi yok olmasını istemiyorum. ‘’
‘’Tek diyeceğin bu mu? ‘’
‘’Beni durdurmasaydın belki de tamamen yok olmuş bir Odins olurdum. Bunun için sana çok minnettarım. ‘’
‘’Terlememeye çalış seni yok etmese de yakabilir. ‘’
‘’Yarınımın garantisi yok gibi. ‘’
‘’Vücudun kendi özelliklerine adapte olmaya çalışırken bir kristalin özelliklerine de adapte olmaya çalışıyor. İki güç birbirine savaş açmış durumda. İstersen yanında kalabilirim. ‘’
‘’Benimle yanmana göz yumamam. Git ve davanı kazan. ‘’
‘’Senden hoşlanıyorum. ‘’
‘’Bu gerçek bir his değil. ‘’
‘’Hislerim benim için zaten bir eziyet, dümdüz bil istedim. Seni rahatsız etmem. ‘’
‘’Seni rahatsız eden asıl benim ve ben iki gün öncesine kadar sadece annenle tanışıyordum. ‘’
‘’Sapıkça gelebilir ama ben seni zaten tanıdım. Dürüst olmak gerekirse cesaretimi toplayıp o tabağı getirmem gerçekten çok zordu. ‘’
‘’Yaşadığım karmaşıklığa dâhil olmamalısın. ‘’
‘’Yani bana ‘Sessiz kal, ‘ diyorsun. ‘’
‘’RİSK evime izinsiz girişleri yasakla. ‘’
‘’Mesafe koymayı seçiyorsun. ‘’
‘’Bunu yapmamı sen istemiştin. ‘’
‘’En azından kendi yoluma bakabilirim. ‘’
‘’İyi şanslar. ‘’
‘’Sana da. ‘’ diyerek evimden çıkıyordu. Kendimi karmakarışık hissederek yatağa giriyordum.
3333333333333333
Gün aydı veya aymadı pekte önemli değildi. Kendimi hissiz biriymiş gibi hissediyordum ve bu doğru değildi.
Çağdaşa ana kampüste buluşmak için portal daveti yollayarak ana kampüse gidiyordum. Yarım saate geliyordu yanıma.
‘’Günaydın, tek parça halindesin. ‘’
‘’Dışarıdan öyle görünüyorum. ‘’
‘’Bir parmağımda anahtar diğer parmağımda robotik bir parça var diyorsun yani? ‘’
‘’Daha çok hava iyi görünüyor diyorum. ‘’
‘’Denizi bulmak istiyorsun havaya bakınca. Onunla ilgili bir araştırma yaptım. Genellikle kafeteryada takılan biriymiş. Onu görünce hemen tanıyacağını düşünüyorum. ‘’
‘’Öyleyse beni şu kafeteryaya götürmeye ne dersin? ‘’
‘’İyi madem, yürümeye ne dersin? ‘’
‘’Olur. ‘’ dedikten sonra yan yana yürümeye başladık. Okuldan çıkıp söylediği kafeteryeya doğru yola koyulurken bir konuşma açtı.
‘’Neden sınıf öğretmenliği bölümünü okuyorsun? ‘’
‘’İlk başta sorsan yine şimdi vereceğim cevabı verirdim ama şimdi daha da yaşayarak vereceğim bu cevabı. Onlara severek öğreten kişi olmayı istiyorum. Daima yanlarında olabilecek bir abla gibi. ‘’
‘’Daima yanlarında olamazsın çocukları kandırma. ‘’
‘’Onların yüreğine girebilirsem daima yanlarında olurum. Ölene kadar bedenen yanlarında olmama gerek yok ki. ‘’
‘’Benim ilkokul öğretmenim derste uyuyordu ben onu öyle hatırlıyorum. ‘’
‘’Bu gidişle ben de derste uyuyan bir öğretmen olacağım. Geceleri hiç iyi geçmiyor. ‘’
‘’Odins rüyaları ağır gelir. Üç gün sonra düzelirsin. Geldik.’’
Kafeteryaya geçip masalardan birine oturmuştuk.
‘’Bak bunlar Denizin arkadaşları. ‘’ diyerek onların yanına gitmişti.
‘’Merhaba Can, ne yapıyorsunuz gençler? ‘’
Çağdaş iki sandalye çekerek masalarına oturuyordu. O oturunca ben de oturuyordum.
‘’İyi abi, arkadaşlar bu size bahsettiğim Çağhan’ın kuzeni Çağdaş abi. Polis olan. ‘’ diyordu Can.
‘’Ne içersiniz ben ısmarlayayım. ‘’ diyen Çağdaş benim biraz rahatsız olduğumu anlamıyordu. Hiçbir şey içemeyen ben şimdi içebilen insanları mı izleyecektim?
Masadakilerle sohbeti koyuydu Çağdaş’ın. Nihaye konuyu Deniz’e getiriyordu.
‘’Sizin kız tayfası nerde? ‘’
‘’Onlar okuldaydılar en son abi. Su ürünleri fakültesindeki konferans salonunda olabilirler. ‘’ diyordu içlerinden biri. Çağdaş gözlerime bakıyor ve masadan müsaade istiyordu.
Dışarıya çıktığımızda ‘’Uzun bir sohbet etmek yerine direkt Denizin yerini öğrenebilirdin. ‘’
Gibi bir sitemde bulunuyordum. Orada onların muhabbeti arasında konuşmayan bir kız olarak oturmak hiç eğlenceli değildi.
‘’Gününe bir renk katmış olduk. Okula gidip hemen bulacağız kızı. ‘’
‘’O zaman biraz daha hızlı yürümeyi dene. ‘’
‘’Venüs, ‘’ deyip kolumu durdurdu.
‘’Efendim Çağdaş? ‘’
‘’Yavaş yürüyen ben değilim sen aşırı hızlı yürüyorsun. ‘’
‘’Hayır, normal yürüyorum. Sen çok yavaşsın. ‘’
‘’Sana yetişmek için bu cüsseyle koşar adımlarla yürüyorum. Benim normal yürüyüş hızıma bile yetişemezdi senin ayakların. ‘’
‘’Yine mi bana bir şeyler oluyor? ‘’ diyerek sırtımı yolun duvarına dayadım.
‘’Yürüyüşünü sabit tutmaya çalış. İnsanlar bir tuhaflık olduğunu anlamadan önce Denizi bulup gidelim buradan. ‘’
‘’Giriş kapısından okula giremezsin. Kimliğin yok. Bu duvar üzerinde portal açıp okula girelim. ‘’
‘’Arkamızdan gelen teyzeler biraz uzaklaşsın, o zaman açarız portalı. ‘’
‘’Çok susadım ve acıktım. Yemek yemeye bile korkuyorum. Hızlı yürümekle kalori kaybederim ve daha çok susanırım. Neler oluyor bana? ‘’
‘’Dün portaldan geçtiğinde susamadığını söylemiştin. Belki portaldan geçince düzelirsin. ‘’
‘’Yalan söyledim. Portaldan geçince düzelmeyeceğim. ‘’
Nedense çekine çekine yüzüne bakmıştım ve o derin bir nefes vererek parmaklarını kıtlatmıştı. Her parmağı koro halinde uyumlu sesler çıkarırken karşıma geçerek çenemi kaldırdı. Bir daha da indirmemem için parmağını aynen orada bıraktı.
‘’Barışlaydınız, sonra ne oldu? ‘’
Dün geceden şimdiye kalan sular dişlerimin arasından geçerek yutağıma doğru iniyordu.
‘’Ne kadar sevimli göründüğünden haberin var mı? ‘’ dediği an gözlerim bir sağa bir sola kaçmaya çalışıyordu. Konuşmamı kolaylaştıracağına daha da zorlaştırıyordu Şimdi hiç diyemem ne olduğunu.
‘’Çeneni rahat bırakıyorum sen de nasıl daha iyi olabileceğini söyle ona göre davranalım. ‘’ dediğinde elini indiriyordu ve başımı titreterek okula doğru yürüyordum.
‘’Niye adımlarım demin ki gibi hızlı değil? Kaçmam gereken vakitte yavaşlayamazsın Venüs! Koşsam mı acaba? ‘’ içimden geçenlerdi.
Adımlarıma yetişmesi çok kolaylaştığı için yanıma kolayca geliyordu.
‘’Utandığın için hızlı yürüyemiyorsun. ‘’
‘’Utanacağım bir şey mi oldu acaba? ‘’ derken bile onun adımlarını geçmeye çalışıyordum.
‘’Dün Barış yanındayken utanacağın ne oldu? ‘’
Kaçırmıştım ağzımdan bir kere yalan söylediğimi. Barış’ın hislerine zarar vermeden gerçeğe yakın bir şeyler söylersem Barış’ı açık etmem.
‘’Bunu gerçekten bilmek istiyor musun? ‘’
‘’Merak ediyorum. ‘’
‘’Beni sımsıkı tuttu ve çeşmedeki suya ulaşmamı engelledi. Benim de gözüm dönmüştü. Kuruyan bedenim sadece Barış’ı öpmemi ve ondaki sıvıyla beslenmemi istedi. ‘’
‘’Sırf su için onu mu öptün? ‘’
‘’Evet, beni yargılarsınız diye söylemedim. ‘’
‘’O seni öpmeye devam etti mi? ‘’
‘’Hayır, kötü bir durumdaydım ve direkt portalı açtı. Sonrasını biliyorsun. ‘’
‘’Senin evinde ne işi vardı? ‘’
‘’Çok gürültülü olduğum için geldi. Girişe geldik sen portaldan geç ve ben de kartımla geçiyorum.‘’
‘’Gel buraya, ‘’ diyerek tam kartımı basacakken beni oradan uzaklaştırdı.
‘’Çağdaş kartım var benim. ‘’
‘’Bensiz hareket dahi edemezsin. Yeni bir özelliğin insanlar içinde belirebilir. ‘’ diyerek biraz daha yürüdük ve ilk fırsatta portaldan su ürünleri fakültesine geçiş yaptık.
‘’Çağdaş, senin Cavidan’la aranda ne var? ‘’
‘’Özür dilemen gereken konu hakkında soru sorma cesaretinde bulunuyorsun. Nerde şu konferans salonu. ‘’
‘’En üst katta. Daha önce su ürünleri fakültesinde defalarca bulundum. Kurs için geliyordum. ‘’
‘’Merdiven, asansör ve portal şıklarımız arasında. Seç bakalım. ‘’
‘’Merdiven derdim ama su istiyorum o sebeple asansöre binelim. ‘’
‘’Daha fazla utanırsan su istemen geçer mi acaba? ‘’
‘’Yürümeye başla. ‘’ diyordum ve bir iki adımıyla asansöre ulaşıyordu zaten. Asansörün tuşuna tıklamasıyla asansör açılıyor ve üst kata çıkıyorduk. Tabii asansörden inince kurs hocama rastlıyor olmamız biraz kötü oluyordu.
‘’Bu kim? ‘’ sorusunu hocamın net bir şekilde soruşunu duyabiliyorum. Tabii ki ilk sorusu bu değildi ama benim cevap veremediğim tek soru buydu.
Çağdaş ‘’Erkek arkadaşıyım. ‘’ diyerek hocamla el sıkışıyordu. Gülmekten başka hiçbir şey yapamayınca hoca gülümsüyor ve ‘’Kendinize iyi bakın. ‘’ diyordu.
Gülümsemem başım Çağdaşa doğru dönerken kayboluyor ve derin bir nefes veriyordum.
‘’Çağdaş, konferans salonu o tarafta. O tarafa bak. ‘’
‘’Şu denizi bulalım artık. ‘’ diyerek konferans salonunu tıklatarak açmıştık. Evet içeride dört tana kız vardı.
‘’Kusura bakmayın kızlar, biz Denizi arıyorduk. Burada mı acaba? ‘’ diyordum kendimi sevimli yaparak.
İçlerinden biri ‘’Deniz benim. ‘’ dediğinde Çağdaş ‘’Bu mu? ‘’ diyordu.
O kıza bakarak soruyordum. ‘’Ben 4.sınıf öğrencisi Deniz’i arıyorum. İsim benzerliği olan kişiler birbirini tanır. O nerede olabilir? ‘’
‘’Bu fakültede benden başka Deniz yok. İsimleri karıştırmış olmalısınız. ‘’
‘’Teşekkür ederim. ‘’ diyerek Çağdaşla beraber çıkıyorduk oradan.
‘’Bu kız o kız değil Çağdaş. ‘’
‘’O gün gördüğün kişinin bir Odins olduğuna emin miydin? ‘’
‘’Eminim. ‘’
‘’Adı her neyse bilerek bize hedef şaşırttı. ‘’
‘’Neden bir Odins bulunmak istemesin ki? ‘’
‘’Venüs, seni sen onu bulmadan önce buldu. Sana yalan söyledi. Onun bulunmaya ihtiyacı yok. ‘’
‘’O bizden biri ve bizimle olmalı. ‘’
‘’Bize bak Venüs. Biz bile aynı yerlerde yaşamıyoruz. Kıza izin verelim. Seni bulabildiğine göre istediğinde bizi de bulur. ‘’
‘’Son Oda insanından haberimiz yok. Belki başı derttedir ve bu kızı bulamazsak ona ne olacak? ‘’
‘’Sana ne olacak? Bir şey yiyemiyor ve içemiyorsun. Birkaç güne bu durum daha da dayanılamaz bir hal alabilir. ‘’
‘’Hala Cavidan’la ilgili bir itirafta bulunmadın. ‘’
‘’Konuyu değiştiriyorsun, güzel. Hadi gel benimle. ‘’ diyerek portalı açıyor ve portaldan geçiyorduk.
‘’Burası bizim odalara benziyor Çağdaş. ‘’

‘’Portalda kendi geçmişime gidebilirim. Bunu dün geceki dersinde almış olmalısın. ‘’
‘’Her Odins kendi geçmişini seyre çıkabilir. ‘’
‘’Sana bir şey göstereceğim. Ben eskiden çok fazla bilgisayar oyunu oynayan biriydim. Bir gün bilgisayarımın ekranında bir oyun belirdi. ‘’
Gözümün önünde Çağdaş’ın küçüklüğü vardı ve anlattıklarını gözlerimle görüyordum.
‘’Görüyor musun,? Cesaretli bir şekilde o oyunu açıyorum. ‘’
‘’Hayır, açma. Onu açmamalısın Çağdaş. ‘’ dememe kalmadan Çağdaşın küçüklüğü o oyunu açıyordu.
‘’Oyunu çoktan açtım. ‘’
‘’Orası bilinmezlikler odası. ‘’
‘’Çok üzgünüm Venüs. ‘’
‘’Bilinmezlikler odasını nasıl bir oyuna çevirebildiler! ‘’
‘’Sen anlattıktan sonra ben bunun bir oyun olmadığını anladım. ‘’
‘’Bilinmezlikler odasına giriş yapmadan önce Başkan bir onay bekliyordu. O odanın kapısını ilk açan kişi sen misin? ‘’
‘’Bir kızı kurtarıp kurtarmamak arasında bir seçim verilmişti ve o yaşta bütün çocuklar prensesi kurtarırdı. ‘’
‘’Seni kandırmışlar. ‘’
‘’Yedi Odinste buraya kendi seçimleriyle geldi Venüs. Ben o gün o oyunu açmasaydım seni oraya göndermezlerdi. ‘’
‘’Sen 10 musun? ‘’
‘’Hayır. ‘’
‘’Beni oraya gönderdiler ve senin o oyunu izlemene izin verdiler. Bu acımasızlık daha on yaşındaydın. ‘’
‘’Ben oyun sandım ve sana gereken kapıları açmaya çalıştım ama sen hiçbirinden çıkamadın. ‘’
‘’Oyunun sonunu hatırlıyor musun? ‘’
‘’Ekranıma çizgi karakterde gözlüklü bir çocuk çıktı ve sunucuma bir iksir yolladığını söyledi. ‘’
‘’10’un gözlükleri vardı. İksiri sana yolladığına göre bütün yazılımları yapan kişi de o. ‘’
‘’O da bizimle aynı yaşta bir çocuktu. ‘’
‘’Bu yüzden bize yardım etti. Asıl görevi Başkan’ın istediklerini yapmaktı ama o bize elinden geldiği kadarıyla yardım etmeye çalıştı. ‘’
‘’Diğer Odinslere de Başkan dediğin kişi bir şeyler yaptırmış olabilir. ‘’
‘’Bu yüzden tüm Odinsleri bulmalıyız. ‘’
‘’Beş yaşındaki bir kıza bunu yaptığım için çok özür dilerim. ‘’
‘’Bunu sen yapmasan başkasına yaptıracaktı. ‘’
‘’Tüm Odins evleri on yıl önce yapıldığı Odins kurallarında yazıyor ama ben doğduğumdan beri o odada büyüdüm. O gün için yetiştirilen bir çocuktum. Ben seçmeseydim onların tüm planları alt üst olurdu. ‘’
‘’Odins kurallarını ben yazdım ama sonradan hepsi değiştirildi. Muhtemelen kurallarda geçen odanın özelliğini alma kısmı kristali bilinmezlikler odasından çıkardığımda başladı. İşler bizim düşündüğümüzden daha büyük Çağdaş. Bilmemiz gereken çoğu şeyi bile unutmuş olabiliriz. ‘’
‘’Ben Odinslerin hafızası dışındaki insanların hafızasını silemem. Odinslerin silinen hafızalarını da geri getiremem. Ama sen gelecekte insan hatıralarına dokunan tek kişi olacaksın. Bizim hafızamızı senden başkası silemez. ‘’
‘’Bize iyilik olsun diye silmiş olabilirim. ‘’
‘’Bir şey unuttuysam bile bu sana karşı olan güvenimi kırmaz. ‘’
‘’Bana güveniyor musun? ‘’
‘’Beş yaşındaki kız çocuğuna güveniyorum. ‘’
‘’Sınavım! ‘’ diyerek kol saatime bakıyordum. Saat 17.02’idi.
‘’İki dakika geç kaldım. Hemen gitmeliyiz. ‘’ dediğimde Çağdaş sınav sınıfına portal açmıştı.
‘’Beni görmüyorlar mı? ‘’
‘’Portalın özelliğini unutma ve hemen bu son sıraya otur. Başarılar. ‘’ diyerek portala girdi ve ben arka sıraya oturdum. Arkamda portalda duruyordu.
‘’Hocam, sınav kâğıdı alabilir miyim? ‘’
‘’Az önce orda mıydın sen? ‘’ öğretmen dediğinde öğrenciler dönüp bana bakmıştı.
‘’Önünüze dönün. Getiriyorum kâğıt. ‘’
Öğretmen kâğıdı getirdikten sonra sınav sorularını çözmeye başlamıştım. Sınavım bitince arkamda duran Çağdaş’a ‘’Koridora git, geliyorum hemen. ‘’ diyerek kağıdı verip herkesten önce çıkıyordum sınavdan.
‘’En son girip ilk bitirmek nasıl bir his? ‘’
‘’Çağdaş inan artık bu sınavlar çok basit geliyor. ‘’
‘’Cavidan senin için bir şeyler araştırmış. ‘’
‘’Ona Denizin aslında Deniz olmadığını söyledin mi? ‘’
‘’Kendin söyle, iç karışmayacağım bu konuya. ‘’
‘’Sen şimdi portalı çoktan Cavidan’ın odasına ayarlamışsın. ‘’ diyerek portaldan geçiyordum.
‘’Hiç şaşırmadım. ‘’ diye eklemeden duramıyordum.
Cavidan ‘’Neye şaşırmadın? ‘’
Çağdaş portaldan gelerek ‘’Deniz sandığı Odins onu kandırmış. ‘’
‘’Hani karışmayacaktın? ‘’ gibi bakınca ‘’Kaşınmasaydın. ‘’ dedi.
‘’Yine neler oldu? ‘’
‘’Odins bilerek okuluma gelip beni bulup kandırmış. Görüntüsü dışında hiçbir şey bilmiyoruz. ‘’
Cavidan ‘’Bir bu eksikti. ‘’
‘’Sen benimle ilgili ne buldun Cavidan? ‘’
Cavidan ‘’Venüs, ‘’ dediği an ardından diyeceği kelimeleri bekliyordum. Bir an da Dolunay portaldan giriş yaparak ‘’Venüs, ‘’ diyor ve elime dokunduğunda gözleri yuvalarından çıkacak gibi oluyor ve içine ruh girmiş gibi titremeye başlıyordu.
Çağdaş ‘’Ne oluyor ona? ‘’
‘’Dokunmayın ona. ‘’
Cavidan ve Çağdaş panikle birbirlerine bakarken Dolunay elini çekiyordu.
Dolunay ‘’Senin sonun geldi. ‘’
Cavidan ‘’Bu ne demek Dolunay? ‘’
‘’Ne oluyor? ‘’
Dolunay ‘’Uyuyan volkanları uyandırdın. Bedenin artık bir insan bedeni kadar naif olmayacak. Odinslerden farklısın, sen kırma’sın. ‘’
Çağdaş ‘’Türkçe anlat! ‘’ diye bağırıyordu.
Dolunay ‘’Artık bir yeri kesildiğinde kanamayacak. Kesilen yer ya lavlarla ya da buzlarla kaplanacak. Vücudunda iki zıt özellikler var. Sağında volkanik güçler solunda buz kristali güçler baskın.‘’
Çağdaş ‘’Suya değdiğinde parmağı yok oldu. ‘’ dediğinde parmağımdaki robotik eli çıkarıyordum.
Dolunay ‘’Görüyor musun? Parmağının yarısı yok ama sanki hiç kesilmemiş gibi duruyor. Sağ parmağın olduğu için kan akmak ve pıhtılaşması yerine lavlar pıhtılaşarak hücreyi, dokuyu oluşturdu. ‘’
Cavidan ‘’İçimizden biri onu iyileştirebilir Dolunay. ‘’
Dolunay ‘’Bunu ben de ön gördüm. Odins dersleri seni daha da kötü yapıyor. Sanırım son üç günün kaldı ve yanında bir odinsin kalmasına izin vermelisin. ‘’
‘’Evet, son üç günüm. ‘’
Cavidan ‘’Hayır, son iki günün çünkü buraya geldiğin gün üç saat ayılamamıştın ve uyandığında gözlerin kıpkırmızı olmuştu. Bu ilk belirtiydi. İkinci gün su belirti oldu. Bu gün de Çağdaş’ın dediğine göre hızlı adımlar belirti. ‘’
Çağdaş ‘’O zaman durum daha da acil. ‘’
Cavidan ‘’İçimizdeki onu iyileştirecek kişiyi bulmalıyız. ‘’
Çağdaş ‘’İçimizdeki Odins bizden kaçarken onu nasıl kurtaracağız? Hala sayımız eksik. ‘’
Dolunay ‘’Sana ne olacağını bilmiyoruz. Dikkatli ol Venüs. ‘’
Cavidan ‘’Barış neden böyle önemli bir zamanda burada değil? ‘’
‘’Davası var. ‘’
Cavidan ‘’Bu gece seninle kalmamı ister misin? ‘’
‘’Gelecekten geçmişe geldiğime göre biri beni kurtaracaktır. Buna dayanarak tek olmak istiyorum. ‘’
Dolunay ‘’Gelecek değişebilir. ‘’
‘’Biz aynı insanlarız. Seçtiğimiz seçenekleri seçmeye devam edeceğiz. Benim geleceğim bu. ‘’
Çağdaş ‘’Gözümüzün önünde kal. ‘’
‘’Eğer bir gün daha geçireceksem onu da istediğim gibi geçirmeliyim. Siz beni zorlamadan ben evime gidiyorum ve şunu bilin ki artık salonumun ortasına gelemezsiniz. İzinleri kapattım. ‘’
Çağdaş ‘’Odins kılavuzundan bize kolaylıkla ulaşabilirsin unutma. ‘’
‘’Sağ olun, gidiyorum ben. Görüşmek üzere. ‘’ toplu selamlaşmanın ardından gitmiştim evime. Su içmemeli ve yemek yememeliyim. Birikmiş bulaşıkları da halledemem. Risk odanın dışındaki işleri halletmiyor. Temizlik, spor, pasta hiçbirini yapamıyorum. Barış’ın tabağı bile orda öylece bomboş bana bakıyor.
‘’Davası bitmiş midir? ‘’ dışımdan bile konuşamıyordum beni duyar diye.
Odins portalını taşıyabileceğim seviyeye geldiğim an da buradan taşınacağım. Şu tabağını doldurup geri vereyim. En azından RİSK bu tabağa güzel bir yiyecek koyar.
Tabağı alarak odama gidiyordum.
‘’RİSK Odins yardımcısı ana sayfayı aç. ‘’
Ana sayfa açıldığında bu gün olanların kaydını görüyordum.
‘’RİSK yardımcı kılavuzumdan Cavidanı görüntülü ara. ‘’
Cavidan ‘’Efendim Venüs? ‘’
‘’Cavidan yaşadığımız her şey birebir ana sayfada yazılı. ‘’
Cavidan ‘’Ben yazdım. ‘’
‘’Lütfen siler misin? ‘’
Cavidan ‘’Barış aramızda değildi. Aramızda biri yoksa güncel olan bir şeyi onunla paylaşırız. ‘’
‘’Bu benimle ilgili. ‘’
Cavidan ‘’Senin yan komşun, en çokta o bilmeli. ‘’
‘’İyi, kapatıyorum. ‘’
Cavidan ‘’Kızma bana. Hadi iyi akşamlar. ‘’
‘’Sana da. ‘’ diyerek kapatmıştım.
‘’RİSK böğürtlenli pasta istiyorum. ‘’ diyerek tabağı bölmeye koyarak ittirmiştim. İki dakika içinde böğürtlenli pasta hazır olmuştu.
Anahtarı ve tabağı alarak Barış’ın kapısına gitmiştim. Kapılarında hiçbir zaman ayakkabı olmazdı. O yüzden ayakkabı olmaması evde olmadığı anlamına gelmezdi. Zili art arda çalıyordum. Kapının zili benim zilim gibi ‘’DİNDONG DİNDONG’’ diye çalıyordu.
Barış’ın kapıyı açışıyla yanaklarım kocamanlaşıyordu.
‘’Sana böğürtlenli pasta getirdim. Neden kapının arkasında saklanıyorsun? ‘’
Barış ‘’Teşekkür ederim. ‘’ diyerek tabağı alıyordu.
Kolu çıplak ve yarısı gözükmüyordu. Yoksa!
‘’Evinde biri mi var? ‘’
Barış ‘’Hayır. ‘’
Kapıyı ittirerek içeriye giriyordum.
‘’Bakalım var mı, yok mu? ‘’ diyerek eve dalmam sonucunda oturma odasında kimsecikleri göremiyordum.
‘Odandadır o zaman. ‘’ diyerek odasının kapısından girecektim ki eliyle önümü kapatıyordu.
Barış ‘’Evime izinsiz giriyorsun. ‘’
Gözlerimle odanın içine bakıyordum.
Barış ‘’Rahatladın mı? ‘’
‘’Neden kapının arkasında saklanıyorsun o zaman? ‘’
Barış ‘’Banyoya girecektim çünkü. ‘’
O an alt kısmının bir havluyla örtülü olduğunu fark ediyordum.
‘’İzninle. ‘’
‘’Venüs, eğer sana su değdiğinde bir şey olmayacağına emin olsaydım seni kuru yerin kalmayana dek ıslatırdım. ‘’
‘’Yanlış anladım işte. Gideyim de yıkan. ‘’
‘’Bekle, giyinip geliyorum. Odama da öyle dalma. ‘’
‘’Dalmam. ‘’
Bu sefer uslu duruyordum. Öyle de hızlı giyiniyordu ki hemencecik gelmişti.
‘’Özelliklerim yüzünden böyle davranmış olmalıyım. Böyle bir terbiyesizlik daha önce hiç yapmadım Barış. ‘’
‘’Bu bir terbiyesizlik değil. Asıl adı kıskançlık. ‘’
‘’Daha üç gündür tanıdığım birini kıskanmam. ‘’
‘’O zaman bu gece seninle kalmam bir sorun olmayacaktır. ‘’
‘’Cavidan mı dedi? ‘’
‘’Evet, ‘’
‘’Deniz’in beni kandırmasına ne diyorsun? ‘’
‘’ ‘Çok çabuk konu değişiyorsun. ’ diyorum. ‘’
‘’Davan nasıl geçti? ‘’
‘’Ayağa kalk. ‘’
‘’Neden? ‘’
‘’Davamın nasıl geçtiğini göstereceğim. ‘’
‘’Portalda anı ziyareti mi yapacağız? Kalkıyorum. ‘’ ayağa kalkarak tam karşısına geçiyordum.
‘’Bizim buradaki avukatlar sadece miras işlerine giriyor. Sen de onlar gibi misin? ‘’
‘’Odins portalı varken dünyanın dört bir yanında olabilirim. ‘’
‘’

Onun evine kendi evimmiş gibi girmem çok uygunsuz olmuştu. Kendimi açıklayacak tek bir kelime dahi bulamıyorken ona ne söyleyebilirim bilemiyorum. Çok gereksiz bir tavır sergiledim ve bunu niye yaptım? Dün geceki öpücüğün beni etkilediğini yeni yeni fark ediyorum. Ben Venüs’üm ve kendime yakışan hareketler yapmalıyım.
Karşımda sessizce bekleyen biri varken o kuramayacağımı düşündüğüm kelimeden daha fazlasını söylemek zorundaydım. Bu galiba ilk başta iki kelimelik bir cümle olacaktı.
‘’Özür dilerim. ‘’
‘’Kendini kasmadan savunmanı yapabilirsin. Bu iki kelimeyle başlasa bile devamını getir lütfen. ‘’
‘’Yere oturabilir miyim? Sanırım otururken rahat bir dille konuşabilirim. ‘’
Koltuğuna oturmak gibi bir şansım yoktu çünkü kâğıtlar kırk yama gibi işlenmişti koltuğun üzerine.
Gözleriyle onay verince halının üzerine oturup ayaklarımı bağdaş kuruyordum. Ben oturunca oda karşıma geçip oturuyor ve ayaklarını benim gibi bağdaş kuruyordu. Onun bir diziyle diğer arasında olan mesafe benimkilerin arasındaki mesafenin iki katı olabilirdi.
‘’Çok hızlı ilerleyen yaşamlarımız var. Bir hafta önce hiçbir şey bilmiyordum ve şimdi suda çırpınıyor gibiyim. Geçmişim kafamın içinde öyle dolu ki onca hatıranın arasında gözüme çarpıyorsun. Bu çarpışının benim hareketlerimi değiştireceğini tahmin edebilseydim keşke. Bu konuda gerçekten başarılı değilmişim. ‘’
‘’Dün dediklerini çok net hatırlıyorum. Bu konuda aceleci olma. ‘’
‘’Duvarların ardında beni sürekli duyabilen biri var ve bu sensin. Sürekli olarak seni düşünmeme neden oluyor. Sen beni duyarsın diye konuşamıyorum bile. ‘’
‘’Duvarların ardındaki kişi ben olmasaydım dün ölebilirdin. Seni duyuyorum ama gerekmedikçe yaşamına müdahil olmuyorum. ‘’
‘’Düşündüğüm bir şey daha var. ‘’
‘’Nedir bu? ‘’
‘’Tüm bu özellikler ve oda olmasaydı kapıma o tabağı getirir miydin? ‘’
‘’Asıl görevimin ne olduğunu şu an anladım. Ben bir oda insanıyım çünkü seni her an koruyabilecek birine ihtiyacın vardı. Belki normalde o tabağı asla getirmezdim ama hepimiz senin kuyruklarınız. ‘’
‘’Hayır, gerektiğinde ben de seni koruyabilirim. ‘’
‘’Seni biz korumalıyız. ‘’
‘’ Cavidan’la konuştun değil mi? Evin en küçüğü gibi hissettiriyorsunuz beni. Benim yanımda olmanı istemiştir o ama ben tek olmak istiyorum. ‘’
‘’Hiçbirimizin böyle bir şansı yok. Hepimiz biriz. ‘’
‘’Çok ama çok acım ve hiçbiriniz buna yardım edemezsiniz. ‘’
‘’Eğlenceli bir şeyler yaparsan acıktığını unutursun. ‘’
‘’Eskisi gibi kolay değil. Ne yaparsam yapayım o açlık hissini hissedebiliyorum. Bu gün artık bitsin istiyorum ama gece olmasına daha çok var. ‘’
‘’Benimle zaman odasına gel. Benim en çok vakit geçirdiğim odalardan biri o. ‘’
‘’Zaman odasından döndüğünde gerçek dünyada beklediğin zamanın çoktan geçmesiydi değil mi? ‘’
‘’Evet, sen şimdi beş saat geçsin ve saat 22.55 olmasını istiyorsun Odins dersine yetişmek için. Bu odaya giriyorsun ve o odada ne kadar durursan dur o odadan çıktığında gerçek dünyada beklediğin o beş saat geçmiş olur ve saat 22.55 olur. ‘’
‘’O odaya peş peşe iki gün girilmiyordu değil mi? ‘’
‘’Evet, ‘’
‘’Gidelim. ‘’
Barış portalı Zaman odasına girmek için ayarlarken onun evine bakıyordum. Benim evimin yansıması gibi ama daha farklı. Bir de her eşyası özenle seçilmiş gibiydi. Buna rağmen her yeri iş argümanlarıyla doluydu. Tıpkı ben gibi. Ders çalıştığımda her yeri der kitaplarıyla, kâğıtlarla ve kalemlerle doldururum.
Barış ‘’Venüs Kristali zaman Portalına girmeye hazırlan. Gel buraya. ‘’
‘’Kolunu tutabilir miyim? ‘’
‘’Korkuyor musun sen? ‘’
‘’Korktuğum için değil. Neyse giriyorum. ‘’ diyerek portala girmiştim. Bembeyaz bir odaydı burası. Aslında ben daha koyu renkli bekliyordum. Bir tek köşeleri hafif kırık beyazdı ve bir kutu içine girmiş gibiydim. Odayı süzmeyi bırakıp arkama döndüğümde portalın ışıkları dinmişti. Duvarı yoklayarak portalın orada olmadığını iyice anlamıştım. Elimi duvara koyarak yeni bir portal açmak istesem de hiçbir işe yaramıyordu. Avcumun içine bakıyordum. Odins yardımcısının rengi sarıya dönmüştü. Portalı açamıyor ve hiçbir Odinse ulaşamıyordum. Barış neredeydi o halde? Duvarları teker teker yokluyordum. Tek bir çıkış kapısı için. Belki de burası rengi silinmiş bir odaydı. Aslında neresi olabilirdi burası? Düşün Venüs! Barış Portala girmeden önce bana Venüs Kristali dedi. Bu portalın dengesini şaşırtmış olabilir. Belki de bu yüzden beni beyaz bir odaya gönderdi. Nedeni bu değilse ne olabilir? Portal bir yanlışlık yaptıysa bunu bilinçli olarak yapmıştır. Nasıl çıkabilirim buradan? Burası zaman odası olamaz.
Mavimsi bir ışık beliriyordu duvarda ve ışığa dokunuyordum. Dokunmamla bir ekran beliriyordu duvarda.
‘’Beni tanıdın mı? ‘’ sorusuyla karşılaşırken karşımda bir siluet beliriyordu.
‘’Kimsin? ‘’
‘’Uzun zamandır karşılaşmak istediğin birisiyim. ‘’
‘’Gözlüklü çocuk. ‘’
‘’Dong Wook ‘’
‘’Uzak doğulu musun? ‘’
‘’Koreliyim. ‘’
‘’Bize neden yardım ediyorsun? ‘’
‘’…çünkü umut vaat ediyorsun. ‘’
‘’Ne umudu? ‘’
‘’Başkanın asıl planları bizleriz ve sen de benim gibisin. Onun kötü biri olduğunu biliyorsun. ‘’
‘’Bizim aramıza neden gelmiyorsun? ‘’
‘’Sizin dünyanızda kalacak bir yerim yok. ‘’
‘’Sen hayatta mısın? Bir yazılım olman beni ürkütüyor. ‘’
‘’Bir yazılım değilim ama bir yazılım gibi olmak zorundayım. ‘’
‘’Daha konuşmamız gereken çok şey var ve bunlar yüz yüze olmalı. ‘’
‘’Vakti geldiğinde yüz yüze konuşacağız. Artık bu odadan çıkabilirsin. ‘’
‘’Neredeyim bilmiyorum. ‘’
‘’Zaman odasındasın. ‘’
‘’Zaman odasında mıyım? Arkadaşımla birlikte giriyorduk odaya ama o burada değil. ‘’
‘’Her Odins bir sanise bile olsa farklı zamanda odadan çıkmak isteyebilir. Bu sebeple hiçbir Odins aynı an da aynı zaman odasına giremez. O farklı bir zaman odasına gitti. ‘’
‘’Sen bunları nereden biliyorsun? ‘’
‘’Odins kurallarını sen yazdın ve ben yazılımı insan doğasına uyarlamaya çalıştım. Bu yüzden Odins kurallarının bazı kısımları değişti. ‘’
‘’Demek onları değiştiren sensin. Bu odadan nasıl çıkacağım. Elimi algılamıyor. ‘’
‘’Tek yapman gereken dönmen gereken zamanı düşünmen. ‘’
‘’Sağ ol. Burası daha önce bu kadar beyaz mıydı? ‘’
‘’Burası sana göre şekillenen bir oda. Bir odayı bu kadar beyaz nasıl yapabildin bunu ben de anlamadım. ‘’
‘’Peki, şimdi ben geri döneceğim ama bir gün mutlaka seni görmek istiyorum. ‘’
‘’Umarım. ‘’
‘’Güle güle. ‘’ diyerek dönmek istediğim zamanı hayal ettim. Bu hayal Barış’ın zaman odasından bir dakika sonra odaya girmekti.
Portal duvarda belirdiğinde onun içinden geçiyordum.
‘’Barış, ‘’
‘’Saat 22.51 neden bir saat erkenden geldin? ‘’
‘’Çünkü senin geldiğin vakitten bir dakika sonrasını düşündüm. ‘’
‘’Şimdi bir saatin var. ‘’
‘’O portala girmeden önce beni uyarmalıydın. Seni bekledim. ‘’
‘’Herkesin kendi zaman odası vardır. Bunu bilmiyor muydun? ‘’
‘’Daha önce söylemeliydin. ‘’
‘’Her şeyi biliyormuş gibi görünüyorsun. ‘’
‘’Odinsle ilgili bir şeylerin benden sonra değiştiğini daha kaç defa söyleyeceğim? ‘’
‘’Bir şey bilmiyorsan nasıl çıktın oradan? ‘’
‘’Gözlüklü çocuk sayesinde çıktım. Yalan söylemek isterdim ama özel güçlerin sayesinde anlıyorsun. ‘’
‘’Ne gözlüklü çocuğu? ‘’
‘’Tüm hikâyeyi en baştan anlatmamı ister misin? ‘’
‘’Senin rüyana girdiğimizde bize yardım eden çocuk şimdide sana yardım etmeye geldi. Kim bu adam? ‘’
‘’Dong Wook, koreli. ‘’
‘’’Neden seninle ilgili bir şey olduğunda belirip duruyor? Belki de onu tanıyorsundur? ‘’ dediğinde bakışları benden başka bir yere odaklanıyordu.
Onu tanıma ihtimalim beş yaşındaki bedenin içindeki bana ait anılarda olabilirdi. Fakat onunla ilgili bir şey bilmiyordum. Buna öylesine emindim ki Barış’ın sorgulayan sözlerine kolayca ‘’Seni ondan daha fazla tanıyorum. ‘’ demiştim.
‘’Nerde nasıl konuşacağını iyi biliyorsun ama benim de kolayca inanacağımı sanma. Bu işin peşini bırakmayacağım. ‘’
‘’Bence bir an önce meslek değiştir. Doğruyu söylediğimi bile bile benim ağzımdan laf almaya çalışıyorsun ve bunu başaramıyorsun. Anlıyorum. ‘’
‘’Ha yani sakladığın bir şeyler var onlardan bahsetmiyorsun çünkü bir şeylerin ters gittiğini sezerim. Öyle mi? ‘’
‘’Niye beni konuşturmak için çabalıyorsun? Tanımadığım birisi hakkında bir Odinsten bir şey saklamayacağımı bilmelisin. ‘’
‘’Sorun tam olarak bu. Saklayan sen değilsin, senin içinde saklananlar var. ‘’
‘’Bir lokma dahi sokmadım ağzıma, pek sanmıyorum. ‘’
‘’Dalgaya alıyorsun ama yaşanacakların önüne geçemezsin. ‘’
‘’Farkındayım. Neden bu kadar endişelisin? ‘’
‘Koltuğun köşesindeki kağıtları kaldırıp biraz öteye iterek oraya oturdu. Eli anlının sol tarafına giderken dirseğini koltuğun kenarına koydu.
‘’Yardım alabileceğimiz bir büyüğün olması gerekir ama yok. Beşimiz yerine yedimiz de olsa biz acemiyiz. Üstelik senin başına gelenlere küçük çareler bulmak dışında yapabileceğimiz hiçbir şey yok. ‘’
O oturup konuşmasını yapınca bana sıra çoktan savmıştı. İttirdiği kâğıtlardan koltukta oturacak küçük bir yer görünüyordu ve kibarca oraya yani koltuğun ucuna oturarak yarı bedenimi onun koltuğa sırtını dayamış olan bedenine döndürdüm.
‘’Biz yedi kişiyiz işte, ya tek kişi olsaydım? O küçük çare dediğin şey benim hayatımı kurtardı. Sen benim hayatımı kurtardın. Daha kötüsünde de birlikte olacağız. ‘’ dediğimde elimi onun oturmuş dizine dokundurtmak için götürüyordum. Gerçek bir umut vermek istemiştim ona.
Eşofmanının altındaki beyaz tenini aklımdan geçirirken bir an bu bir teselli dokunmasından çıkmış ve beni etkileyen bir dokunuşa dönüşmüştü. O bile fark etmemişti bunu.
‘’Bu özellikler bizim özelliklerimize hatta kariyerimize uygun olarak ortaya çıkıyor. Ne amaç güderek bu işi başlattılar? ‘’
‘’ Ben de bilmek is-te-rim. ‘’ elim hala onun üst sağ bacağındaydı. Onun vücudundaki dokunma miktarım elimin içinde boşluk kalmayacak şekilde tutmamla artmıştı. O an ‘’Elin çok soğuk. ‘’ demesiyle onun pijamasından buz çatırtıları gelmeye başlamıştı.
‘’Venüs bacağım! ‘’ demesiyle elimi çekerek geriye doğru kaçtım. Koltuğun kenarında oturmak dengemi hemencecik sarsmıştı ve geriye kaçarken aynı zamanda düşerken koltuğun yüksekliğinden yaralanmaya kilitlenmiştim. Diğer elimle arkamdan destek almaya yeltenirken koltukta duran kâğıtlar tutuşmaya başlıyordu. Hemencecik iki avcumun içine ve olanlara baktım. Barış’a dokunan sol elimdi ve dizi az kalsın buz tutuyordu. Kağıtları yakan sağ elimdi ve tutuştu.
Barış omuzlarımdan tutarak beni koltuktan kaldırdı ve ‘’Ayakta kal! ‘’ derken tutuşan kağıtları söndürmeye çalıştı. İki avcuma bakarken Barış yangını söndürmeyi başarmıştı.
‘’İyi misin Venüs? ‘’
‘’Özel güçlerim dizini dondururken ve kağıtlarını tutuşturmuşken nasıl olmalıyım bilmiyorum. Dizini ısıtalım. Sıcak su torban var mı? ‘’
‘’Buna gerek yok. Sen dokunmayı bıraktığın an geçti. ‘’
‘’Dizine bakmama izin verir misin? İçim ancak öyle rahat edecek. ‘’
‘’Umursama, iyiyim. ‘’
‘’Peki kağıtların için yapabileceğim bir şey var mı? ‘’
‘’Bir daha yakmak gibi mi? Bunun için bilgisayarımdan yeniden yazdırabilirim. İster misin? ‘’
‘’İsteyerek yapmadım. Yedeklerin olmasına sevindim. ‘’
‘’Demek ki bir yere dokunmamalısın. ‘’
‘’Aldığım nefesin bile yakında beni öldürebileceğini düşünüyorum. ‘’ beni gözleyen gözlerine baktım ve ekledim ‘’Yarın durumum daha da kötüleşebilir. ‘’
‘’Yarın önemli bir işim vardı. ‘’
‘’Yanımda ol diye demedim. Bana bir şey olacağını düşünmüyorum ama olursa bilgisayarın içindeki o gözlüklü çocuğu bulun. Size yardım edecektir. ‘’
‘’İstersen işimi iptal edebilirim. ‘’
‘’Çağdaş yarın benimle. Saat yaklaşıyor ve odama gidip uyumalıyım. ‘’
‘’Seninle geliyorum. ‘’
‘’Rüyadayken iyi olacağıma eminim. İyi geceler. ‘’
‘’Bir şey olursa yardımcı kılavuzdan bana ulaşabilirsin. ‘’
Bir hüzün kaplamıştı sanki. Bakışlarım onun olmadığı her yerden ona doğru gitmeye istekli, kirpiklerim ağırdan ona doğru yolcu, bedenimse korkuyla kaplanmış ve zararsız biri olacağımı hissedene dek uzakta duracak olan. Giydiğimiz elbiseler bile değersiz adımlarımız giderken. Arkamda bıraktığım ve yanımda tutamayacağım, belki de bu yüzden yasaktır aşk. Ona bakınca yanaklarımın yukarıya doğru çıkmak için çırpınması, işte bunu engellemeyi henüz bilmiyorum. ‘’İyi uykular. ‘’ demesine bile az önce olanları bir tarafa koyarak gülmeye kalkışıyorum. Yanaklarım tam yukarı çıkacakken bir balık gibi oluyor ve yanaklarımı içeriye doğru çekerek dişlerimle tutuyorum. Tüm erkeksiliğiyle kapatıyor kapıyı. İçime bir ürperti giriyor ve avuç içlerimi o an açıyorum. Sol elim buz küre sağ elim volkanik küre gibi. Her avcu kendi parmaklarıyla buluşturuyorum. Her şey öyle normal geliyor ki. Ne o sıcaklık ne de o soğukluk beni rahatsız ediyor. Parmaklarımı açarak iki elimi kavuşturmak bana herhangi bir şey hissettirir miydi? ‘’Biri buz kristali diğeri lav, hadi ama ne olabilir ki? Vücut bana ait değil mi? ‘’ Çok yanlış bir düşündeydi bu. İki elimi kavuşturmamla bina koridoru gitmiş ve yerine lavlarla çevrili bir plato gelmişti. Lavlar ayağıma çarpıyor ve terliklerimle pijamamın paçalarını eritiyordu. Bir tek ayaklarıma bir şey olmuyordu. Lavlar öylece yaylanırken bana hiçbir şey olmuyordu. Ellerimi ayırdığım an bina koridoruna geri dönüyordum. İlk baktığım yer ayaklarım olmuştu. Ayakkabılarım ayağımda değildi. Buna rağmen tek lav tanesi bile ayağımın üzerinde değildi. Tekrardan ellerimi kavuşturdum ve yine lav platosundaydım. Bu plato kesinlikle sönmemiş bir plato. Neresi burası? Etrafa bakınırken sol avcumun kaşınmasıyla avuç içlerimi birbirine sürtüştürdüm o an yerin altından çıkan sesle yüzeye doğru bir şeyler yükselmeye başladı. Lavlar akış yönünü o yere doğru çevirdi. Beni bile isteye yüzeye çıkıyor olan o yere götürüyorlardı. Yüzeye çıkan önemli yerleri görünce bunun bir saray olduğunu anlamam uzun sürmedi. Fakat lavlar arasında yükselen buzdan ve kristallerden bir saray! Lavlar beni sarayın girişindeki buzun üzerine doğru bırakıyordu. Bir saraydan içeriye girmek kesinlikle bir rüya olmalıydı. Değildi, sarayın buzdan kapısı iki yana açılırken burnumun üzerine konan kar tanesiyle bu yerin gökyüzüne bakıyordum. Bembeyaz bir gökyüzü ve bulutları vardı. Hala ellerim birbirine bırakmamıştı ve ben uzun bir buz yolu yürümüştüm. Upuzun sofralarda olan tabaklar, çatallar her şey buzdu. Buzdan örgülü bir ip görüyordum yolun ortasında. Dikkatimi çekiyordu ve o ipi takip ediyordum. Yolun sonunda burada görebileceğim en güzel kapıyı görüyordum herhalde. Kristallerden süslemeler öyle özenliydi ki onlara bakmaya devam edersem buradan hiç çıkamayabilirdim. Kendi onlara bakmaktan alıkoyarak kapıdan içeriye girdim ve tahta oturan bir kadın gördüm. Bu ip sandığım aslında onun örgülü saçlarıymış. Yalnız bir gariplik vardı. Kadın hareket etmiyordu ve üstü buz kristalleriyle kaplıydı. Karşısına geçtim ve gözlerinin içine baktım. Gerçekten de kadın buz tutmuştu. Tereddütle diğer elimle birleşen sağ elime baktım ve bir buzu çözebilme ihtimalim olduğunu anladım. İçimdeki ses ‘’Yardım et. ‘’ demeseydi galiba korkarak kaçardım. En kötü ihtimalle avuçlarımı ayırırım ve koridora geri dönerim. Sağ elimi diğer elimden ayırmadan parmaklarımı bu kadına dokundurttum.
Biraz uzun sürse de kadının buzu çözülmüştü. Karşısına geçtim ve tekrar gözlerinin içine baktım.
‘’İyi misiniz? ‘’
‘’Kristaller! ‘’
‘’Ben o yaratıklar değilim. ‘’
‘’Kuyruklarım! ‘’
Kadının kuyruklarım demesi galiba benim arkamda beliren kuyruklaraydı.
‘’Onlar benim kuyruklarım. ‘’
‘’Nasıl olur? ‘’
‘’Bir kristalle yaptığım anlaşmayı kazandım ve kuyrukları benim oldu. ‘’
‘’Bir insanın kuyrukları olamaz. Bu döngüye uygun değil. ‘’
‘’Sizin de mi kuyruklarınız vardı? ‘’
‘’O yaratıklar uzun bir süre önce benimle ülkem için bir anlaşma yaptılar. Beni kandırdılar ve kuyruklarımı çaldılar. Sonra bir iksir yaparak soylarını mutasyona uğrattılar. Benim yedi kuyruğum artık hepsinde çıkar oldu. Bu sayede bir buz kraliçesini bile dondurmayı başardılar. ‘’
‘’Kuyrukları benden almayın lütfen. ‘’
‘’Sen beni kurtardın. Bütün kristalleri yok edeceğim ama sana dokunmayacağım. ‘’
‘’Bilinmezlikler odasına gitmelisiniz. ‘’
‘’Sen orayı nereden biliyorsun? ‘’
‘’Bir Odinsim. ‘’
‘’Yıllardır bir Odinsle karşılaşmamıştım. ‘’
‘’Başka Odinsler de mi vardı? ‘’
‘’Yasak gelene kadar vardı. ‘’
‘’Ne yasağı geldi? ‘’
‘’Kötü insanların varlıklara verebileceği zararlar yüzünden Odins odası bir daha kurulmadı. Bu odalar kurulurken ben insanlara kuyruklarımdan gelen güç sayesinde yardım ederdim. Biri neden tekrardan bunu başlattı? ‘’