2. bölüm · Oda İnsanları
2.Bölüm
Karantina günlerinden sonra, okulda yüz yüze eğitimle buluştuğumuz şu günlerde içimde tuhaf bir değişim yaşıyorum. Güneş, baharın taptaze ısıtıcı ışınlarını yayarken, ben vücudumda yoğun bir soğuk ve ateş hissediyorum. Sanki vücudumda iki farklı iklim var; bazen terlerken, bazen de titriyorum. Düşüncelerim kafamda uçuşurken, arkadaşlarımla geçirdiğim her an bu dengesizliğin ağırlığı altında kalıyorum.
Okulun arka bahçesindeki çardakta otururken Elif, “Venüs, gel seninle biraz çalışalım. Zaten yazılı var, hadi çabuk!” diyerek beni yanına çekti. Gözlerinde neşenin yansımasını gördüm ama içimdeki soğuk hisle gülümsemem zorlaştı. “Tabii, Elif. Hangi konudan başlayalım?” dedim, ama içimdeki gerginliği saklamak için zorlanıyordum. Sıcak ve soğuk arasındaki bu dengesizlik, her an beni ele geçiriyordu.
Elif’in yanına oturdum. O an, elimi masanın üzerine koyduğumda yanlışlıkla onun eline değen elimle benden elini kaçıran arkadaşım: “Ölü müsün? Bu ne, ölüye mi tuttum sanki?” dedi, gülerek. Yüzümdeki gülümseme dondu kaldı. Hemen, “Hayır, hayır! Dondurucudan mı çıktım ben?” diye espri gibi karşılık verdim ama içimde bir gülüş var, dışarıda bir gerginlik. Elif’in yüzündeki şaşkınlık, hissettiklerimi gizlememi zorlaştırıyordu.
“Gerçekten soğuksun, Venüs,” dedi Elif. Gözleri üzerimdeydi. “Bir şey mi var, iyi misin?” Soruları hızla sıralıyordu ama cevap vermek istemedim. “Sanırım havadan, biraz üşüdüm,” dedim, kendimi toparlayarak. Ama o an kendi yeltenmişti elimi tutmaya, diğer elimdeki sıcaklıkla karşılaştığında o benim yüzüme bir kaygı yerleşti.
Elif, “Ama iki elin farklı sıcaklıkta! Nasıl olabiliyor bu?” diyerek benimle dalga geçerken endişeliydi de.
“Bilmem ki, hadi devam edelim çalışmaya.”
Ders çalıştığımız esnada ağzıma aldığım bir yudum suyu yutar yutmaz ağzımdan etrafa yayılan yoğun buhar arasında havada beliren kristalleri elimle yakalayıp ders çalıştığım arkadaşımdan gizlemiştim. O an, elimi masanın üzerine koyduğumda, Elif’in gözleri üzerimdeydi.
“Bir sorun mu var Venüs? Odaklanamıyorsun bir türlü ders çalışmaya.”
“Sadece biraz konular zor gibi.”
Tam o anda Gamze aramıza katıldı. “Ne yapıyorsunuz burada? Evde çalışmadınız mı?” diye sordu, enerjik bir ses tonuyla. Elif, gülümseyerek ona döndü. “Hayır Gamze, ders çalışmaya çalışıyoruz ama Venüs hasta sanırım. Sen de bir baksana. Venüs’ün ellerinde gariplik yok mu sence de?” dedi. Korkmuştum iki elim arasında git gide artan bu sıcaklık farkından ama kapıldığım endişeye mahsur kalmadan ortamdaki dinamiği koruyabilirdim. Gamze sol elime dokunduğunda sanki içimden gelen bir şeyle ısımı yükseltmiş ve arkadaşımın eline zara vermeyecek kıvama getirebilmiştim bir şekilde ısımı.
“Bu ne dondurucudan mı çıktın?” diye takıldı bana. “Hayır, ne alakası var?” dedim, ama o an ellerimden birinin aşırı sıcak diğerinin dondurucu gibi soğuk olduğunu adım kadar iyi biliyordum. Evet, çok enteresandı yaşadıklarım ama ilk kez bu kadar belirgindi bedenimde.
“Gerçekten, bir şey var mı?” dedi Gamze, ciddi bir ifadeyle. Arkadaşlarımın kaygılı bakışları beni daha da sıkıştırıyordu.
“İyiyim, merak etmeyin!” diye geçiştirdim ama kendi sesimdeki titreme, içimdeki dualiteyi saklamaya yetmiyordu.
Elbisemin kollarını çekiştirip dururken, Gamze benimle uğraşmaya devam ediyordu.
“Bu sıcakta donacak gibi görünüyorsun!” dedi, gülerek. “Bilmiyorum, belki de seninle konuşmak beni sıcak tutuyor,” dedim, içimdeki dondurucunun kaygısını gizlemeye çalışarak.
“Ama gerçekten, iki elin aynı anda farklı sıcaklıkta olabiliyor mu? Bunun bilimsel bir gerçekliği var mıdır?” diye sordu Elif. Cevap veremedim, sadece “Evet, sanırım bazı şeyler bende böyle,” dedim, içimdeki dondurucu soğukla gülümsemeye çalışarak.
Gamze, Elif’in gözlerindeki kaygıyı hemen fark etti. “Gerçekten soğuksun, Venüs ve bence hemen bir hastaneye gitmelisin” dedi. Sorular ve öneriler hızlıca sıralanıyordu arkadaşlarımın sözlerinde ama ben cevap vermek istemedim. “Sanırım havadan, biraz üşüdüm,” dedim, kendimi toparlayarak.
Gamze, “Ama iki elin farklı sıcaklıkta! Nasıl olabiliyor bu?” diye sordu, aynı soruları tekrarlarken şaşkın bir ifadeyle. Cevap vermedim, sadece “Belki de ben de bu sınavdan alacağım notlar gibi birkaç derece yanlışımdır,” dedim. İçimdeki soğuk ve sıcak birbirine girdiğinde, bu açıklama yeterli olmuyordu.
Gamze gülümseyerek, “Tabi biz seni her halinle kabul ederiz de yarın bir gün sevgilin olunca adamı yakarsın da dondurursun da.”
Gülümsemiştim.
“Hala rüyamdaki adam çıkagelmedi. Hala vaktim var.”
Elif “Neyse bir anlığına bunu unutup çalışalım yoksa vize günümüz kötü geçecek,” dedi.
“Tamam, ama bir şartla; soruları sen soracaksın! Bir de bu sorular benim ısımla ilgili olmayacak.” Dediğimde iki arkadaşımda kahkahalara boğuluyordu.
Elif gülümseyerek, “Hadi, devam o halde,” dedi. Sıcak ve soğuk hislerim arasında gidip gelirken, kızların kalp atışları aşırı yüksekti. Odaklanamıyordum notların hiçbirine çünkü aklım sadece değişimlerdeydi. Onların damarlarından akan kanların sıcaklığı ve ben çıplak gözle ne derece bu kadar hayale kapılır hale geldim? Tıpkı bir kurt adam gibi.
Arkadaşlarım gülüşüp sohbet ederken, ben içimdeki karmaşayı gizlemeye çalışıyordum. Onların neşesi, benim içsel savaşımın ağırlığını hafifletmiyordu. Her an, bir yerlerden kaçma isteğiyle doluydum. Ama onların yanında olmaktan da vazgeçemiyordum; içimdeki asıl değişim, arkadaşlarımın gözlerinden uzak kalıyordu. Yine de, her şeyin normal gibi görünmesini istiyordum. Kendimi gizlemek, içimdeki ateş ve soğuk arasında gidip gelmek zorundaydım. Bir gün bu değişimi anlatabilecek miydim? Bunu merak ediyordum, ama içimdeki bu gizemi korumak, belki de en büyük savaşım olacaktı.
Sınav vakti geldiğinde, kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Elif’le birlikte kelebek sistemiyle gerçekleşen sınav yerlerimize gittik, öğretmenin sesini duyarken kendimi sıkışmış hissettim. Her soruyu doğru yapabilmek için mücadele ediyordum ama aklımda sürekli olarak farklı imajinasyonlar beliriyordu. Göz kapaklarımı normaline göre daha uzun süre kapatmam gerekliydi sanki. Çok yoğundu bu istek. Sanki bir şekil belirecek gibiydi göz kapaklarımın karanlığında, belki de beliriyordu ama ben iradeli olmakla savaş halindeydim. Niye gözlerimdeki beni sıkan bu şey yerinden fırlayacak kadar keskindi? Gözlerimi kapatmama konusunda direnirken sorularla ilgili odağım kayıyor ve sınav süresi bitiyordu. Saat ve öğretmenim sözü aynı şeyi çağrıştırmıştı zaten ve bitmişti artık eziyetli sınav hali. İşte o an da hiç beklemediğim bir şey oluyor ve gözlerimi bana kapattırmak isteyen o şey her neyse sınıfın penceresine bir projektörmüş gibi gözlerimden yansıyordu pencere camına.
Vize sınavı sonrasında arkadaşlarla soruları konuşurken, yanlış yaptığım soruların zihnimde belirmesi beni bitiriyordu. O kadar üzülüyordum ki; bu soruları doğru yapabilirdim. Şimdi, o hataları belli etmeden bu konuşmalardan kaçmam gerekiyordu. Okul koridorunda her iki adımda “Şu soruyu ne yaptın?” sorusuyla karşılaşmak beni, koridorun diğer ucundaki çıkışa yöneltmişti. O çıkışı pek kimse kullanmıyordu. Adımlarımı temkinli bir şekilde değiştirerek, az önce konuştuğum arkadaşlara “İyi günler.” deyip asıl arkadaşlarıma yakalanmadan gitmeliydim sınav mekânından.
Merdivenlerden inerek, okulun çıkış kapısına doğru ilerledim. Arkamda Elif ve Gamze'nin gülüşmeleri, sınav hakkında neşeli sohbetleri yankılanıyordu. Ama ben, onların yanında olamamanın yüküyle içimde bir boşluk hissettim. Dışarı çıktığımda, güneşin sıcak ışınlarıyla yüzleşirken içimdeki soğuk, dışarıdaki sıcakla çatışmaya devam ediyordu. Sınavda yaptığım hataların ağırlığı üzerimdeyken, kendimi bir kenara çekip düşünmek istedim. O pencere camında beliren şekil neydi? Dışarıdaki soğuk ya da sıcak beni pek rahatsız etmiyor; asıl rahatsız eden şey, kendi bedenimdeki bu zıtlık. Gözlerimden çıkıp bir camda beliren görüntü, arkadaşlarımın bile artık bendeki değişimleri görür olması ve en önemlisi de onlara zarar verme korkusu. Bazen içimdeki ateş öyle bir şekilde yanıyor ki, her şeyi alev alev yakacak gibi hissediyorum. Keşke karantina öncesindeki o son gecede başıma girmeseydi o ağrı. İşte o andan beri bedenimde belirmeye başlayan bu emareler bir türlü peşimi bırakmıyor. O sıcaklık, belki de beni hayata bağlıyor; ama bir o kadar da korkutucu. Sonra birdenbire, o sıcaklığın yerini dondurucu bir soğuk alıyor. Bedenim sanki iki ayrı dünyada yaşıyor: bir tarafım yanarken diğer tarafım donuyor.
Arkadaşlarımın yanında gülümsemeye çalıştığımda, bu çelişkili duygular içimde bir savaş başlatıyor. Gözlerimdeki parıltıyı kaybetmemek için savaşıyorum ama içimdeki bu çatışma beni yavaş yavaş içime kapatıyor. Soğukluk, beni uzağa itiyor; ateşse beni ileriye sürüklüyor. Kendimi ifade etmeye çalışırken, sıcaklığım ve soğukluğum birbirleriyle dans ediyor. Biliyorum ki, belki bir gün bu zıtlıkların birleştiği noktada kendimi bulacağım. Ama o güne kadar, bu içsel çatışma benimle kalacak. Kendimi anlamak ve kabullenmek için daha çok cesarete ihtiyacım var. Venüs’üm ben, bir denge arayışında; belki de bu yolculuk, beni gerçek benliğime götürecek.
Yavaş adımlarla okulu geride bırakırken, bu karamsar düşüncelerden sıyrılmak için kendime söz verdim: "Her şey yoluna girecek." Belki de bu sınav, sadece akademik bir aşama değil, aynı zamanda içsel bir yolculuğun başlangıcıydı. Gelecekteki ben, tüm bu karmaşanın üstesinden gelebilecekti.
Elimdeki notlar ve içimdeki kaygılarla yeni bir sayfa açmak üzereydim. Sınavdan ne alırsam alayım, önemli olan bu değişimle nasıl başa çıkabileceğimdi. Adımlarımı hızlandırdım; belki de baharın taze başlangıcıyla, ben de kendimdeki değişimi kucaklayacaktım.
