34. bölüm · Nefretten doğan neşe

Biz marketten çıkamicaz

Esma Nur

Rumi ve diğerleri çantalarını geçici eve bıraktıktan sonra, akşam için bir şeyler almak üzere yakınlardaki markete girdiler. Kapı üstündeki küçük zil “çınn” diye ses çıkardı.
Mitsuri’nin gözleri anında parladı.
“Bak Obanai! Şunlara bak şunlaaar! Japon dondurması, mochi, ramen— hepsini özlemişim!”
Obanai derin bir nefes aldı.
“Mitsuri… sadece gerekli şeyleri alacağız demiştik.”
Mitsuri bir saniye düşündü.
“Evet, gerekli şeyler… mesela dondurma kesinlikle gerekli.”
Rumi, market arabasını sürerken hafifçe güldü.
“Bence tartışmayı kaybettin, Obanai.”
Sanemi arkadan seslendi:
“Et reyonu nerede, et? Asıl gerekli olan belli.”
Mira, Zoey ve Nanjun da aynı marketteydi ama Rumi onların geldiğinden hâlâ habersizdi. Üçü de daha uzakta, başka bir reyonda saklanır gibi dolaşıyordu.
Zoey fısıldadı:
“Yakalanmadan alışveriş yapmak zor işmiş.”
Mira kıkırdadı:
“Gölgelerde gezen koruyucu tayfa gibiyiz.”
Nanjun ise gözlerini Rumi’den ayırmadan yürüyordu:
“Sadece uzak durun… fark etmeden yanında olduğumuzu bilsin yeter.”
Rumi ise raflara bakıyordu. Bir kavanoz reçele uzandı. Küçük bir an durdu.
“Bunu annem alırdı hep…” diye mırıldandı.
Mitsuri bunu duydu ve yanına yaklaştı.
“İstersen alalım. Geçmiş acı olsa bile… tatlı bir şeyler de hak ediyoruz.”
Obanai sessizce sepete attı.
“Alındı bile.”
Tam kasaya yaklaşacaklardı ki, market hoparlöründen hafif bir anons yapıldı. Rumi irkildi. Kalbi bir an hızlandı. Sanki geçmişten bir gölge geçip gitmiş gibiydi.
Nanjun uzaktan fark etti. Derin bir nefes aldı.
“Merak etme… yalnız değilsin artık,” diye fısıldadı, onun duyamayacağını bile bile.
Mitsuri, Rumi’nin koluna girdi.
“Bu, normal bir gün olacak. Alışveriş, yemek, gülmek. Sıradan şeyler bile bazen mucizedir.”
Rumi gülümsedi.
“Evet… sıradan bir mutluluğa bile razıyım.”
Kasadan çıktıklarında akşam güneşi market camına vuruyor, içeriye sıcak bir ışık düşüyordu. Poşetler ellerinde, ama asıl ağır olan poşetler değil; yaşanan her şeydi.
Ve yine de…
Marketin otomatik kapıları açıldı, serin hava yüzlerine vurdu. Bu kez Rumi arkasına baktığında saklanan kimse yoktu — çünkü artık hepsi yan yanaydı.
Mira kolunu Rumi’nin omzuna attı: “Kaçak takiple gelmek güzeldi ama böyle daha güzel.”
Zoey sırıtıyordu: “Resmen itiraf ettik. Şimdi resmî olarak birlikteyiz.”
Nanjun ciddi ama yumuşak bir sesle: “Yanındayım demiştim. Sözümü tutuyorum.”
Rumi gülümsedi, gözleri hafifçe doldu: “İyi ki… geldiniz.”
Mitsuri hemen market arabasına atladı: “Tamam! İlk olarak tatlı reyonu!”
Obanai iç çekti: “Yine başlıyoruz…”
Sanemi, et reyonuna doğru yürürken homurdandı: “Tatlı değil, PROTEİN.”
Rumi rafların arasında yürürken artık arkaya bakmıyordu — çünkü herkes görünür ve yanındaydı. Konuşmalar üst üste biniyor, gülüşmeler yayılıyordu.
Zoey bir paket cips gösterdi: “Bunu alıyoruz. Tartışma kabul etmem.”
Mira: “Film gecesi de yapıyoruz.”
Mitsuri: “Ve düğün planlarını tekrar konuşuyoruuuz!”
Obanai kızardı: “Mitsuri— burada mı şimdi?!”
Rumi poşetlere bakıp derin nefes aldı.
İlk defa, uzun zamandır ilk kez, kalbi sakinleşmişti.
“Evet” dedi içinden,
“Bu… aile gibi.”
Kapıdan çıkarken güneş yüzlerine vurdu. Poşetler ağırdı — ama artık yükü tek başına taşımıyordu.