7. bölüm / 9
NADİDE7. Bölüm ~ Ait Olunan Yer
Bölümler 9Şu an: 7. Bölüm ~ Ait Olunan Yer
- 1 1. Bölüm ~ Kuruluş949 kelime
- 2 2. Bölüm~ Son14.033 kelime
- 3 3. Bölüm~ Sondan Başlangıça13.728 kelime
- 4 4. Bölüm ~ Rüya Gibi17.423 kelime
- 5 5. Bölüm~ Mahkumiyet16.911 kelime
- 6 6. Bölüm ~ Kurtuluş9.581 kelime
- 7 7. Bölüm ~ Ait Olunan Yer15.426 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8. Bölüm ~ Tamamlanan Kavuşma21.482 kelime
- 9 9. Bölüm ~ Çarpışma15.780 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Biz geldikk! Nasılsınız?
Şu sıralar pek müsait değildim.. Bu yüzden bölümü yazmama rağmen atamadım. Bir şeyleri yoluna koymaya çalışıyorum... Affedin.
Hâlâ berabersek... Yeni bölüme hazır mıyız? Artık geçmişte değiliz. Şu andayız. Sizde bu andaysanız haydi başlayalım!
Bölüm şarkısı : Sezen Aksu- İhanetten Geri Kalan
✧༺♥༻✧
Derin bir nefes aldım.
Yeniden yaşamayı hissettim.
Bütün bedenim titriyordu. Fazla adrenalin çarpıntı yapmıştı sanırım. Gözlerimi aralamadan önce sakinleşmeye çalışıyordum. Sesleri duyuyordum. Kuşların kanat seslerini, cırcır böceklerinin seslerini, ileride akan nehrin sesini, daldan dala koşan sincapların tatlı gürültülerini... Tabi bir de gökyüzünde uğulduyan bir rüzgar sesi vardı ama oldukça huzurlu hissetmeme engel olamıyordu.
Ormandaydım. Rarenyum ormanında. Matiest Krallığının ormanında. Ait olduğum yerde.
Yerde kollarımı iki yana açmış, gözlerimi kapatmış bir şekilde yatıyordum. Kalbimin sakinleşmesini bekliyordum. Dünya bana hiç iyi gelmemişti. Ben buraya aittim. Burası benim evimdi. Yuvamdı. İnsan hiç evinden , yuvasından ayrı bir yerde mutlu olabilir miydi?
Olamazdı. Ben de olamamıştım zaten.
Şu anda canım evrenim deyip toprağı öpmüyorsam tek nedenim üşeniyor olmamdı.
Yattığım yerden özlem gidermek oldukça iyiydi. Derin bir nefes daha aldım. Bu temiz kokuyu bile özlemiştim. Gözlerim yanıyordu. O kadar çok ağlamak istiyordum ki... Benden iki yılımı almışlardı. Ellerimin altındaki çimenlere asılırken gerçekliği hissetmeye çalışıyordum hâlâ. Gelmiştim. Geri dönmüştüm. Beni göndermek, getirmemek için yaptıkları onca şeye rağmen geri gelmiştim.
Şimdi yapmam gereken tek bir şey vardı. Geri çıkmak için beklemek.
Boğazımda bir yumru oluştu. Yapacağım geri dönüş, kendime çektireceğim bu eziyet... Akla mantığa uymuyordu ama yapacak başka bir şey yoktu. Şimdi oturup üzülmeye gerek yoktu. O yumruyu yok etmek zordu ama başardım. Üzülmek yoktu. Kendimize verdiğimiz sözleri unutmamamız lazımdı. Ayak sesleri duyduğumda gözlerimi araladım ve özlemini duyduğum O gökyüzüne sonunda kavuştum. Güneş daha yeni yeni doğuyordu ve hava sonbahara kaydığından olsa gerek biraz limoniydi. Sonbahar dediğime bakmayın ilkbahar ayı bu Krallık'ta hiç sona ermiyordu. İlkbahar zamanlarında ne kadar karışık olabiliyorsa öyleydi hava. Ama yine de her şeye rağmen oldukça eşsiz bir şölen sunuyordu bana.
"Dünya ölüm haberini konuşurken senin ormanda keyif yapıyor olman gerçekten çok trajikomik... " diyen Andrey abim sağ tarafıma oturdu. Egor abim de sol tarafıma oturdu. Ben ise kollarımı karnımın üzerine koydum ve yatmaya devam ettim. Çimenler o kadar rahattı ki...
Dünya yansa umurumda bile olmazdı. Dünya yanabilirdi zaten istediği kadar. Benim derdim bu evrendi.
"Kaç saattir burada baygınım ben? " dedim. Baya olmuş olmalıydı. Buna uyuma diyemezdik bence. Ben bayılıp kalmıştım. Başka türlüsü olamazdı .Yani evden çıkarken güneş çoktan doğmuştu aslında. Bu durum kaşlarımı çatmama neden olunca kaşımda bir sızı, bir ağırlık hissedince elimle oraya dokundum. Minik bir bant elime çarptı. Sanırım direksiyona kafamı vurduğumda olmuştu. Bu kadarına da şükürdü. Yanmadan arabadan çıkmayı başarmıştım neticede.
Neticeye bakmak lazımdı.
"Bir günü devirdin." dediğinde Egor abim, şok içinde ona döndüm.
Neticeye bakma işini çokta abartmamak gerekiyordu sanırım.
"Geldiğim günde değil miyim? " dedim dehşet içinde. Başını iki yana salladı gülerek. Tövbeler olsun... Ben kaç gündür uyuyordum?
Ophelia evreni sen kurtaracaksın derken benim uykuya dalınca evren yanana kadar kalkmayacağımı hesap edememişti bence. Böyle koruyucu mu olurdu?
"Hayır. Bir gün geçti. " dediğinde ciddi olması beni daha da şoka sokmuştu. Kendimi ayıplamayı bırakıp ona çevirdim gözlerimi.
"Ben bütün gece burada mı yattım? " dedim.
"Hayır , canım hepimiz burada yattık." dedi bana seni burada yalnız bırakacağımızı düşünmen ne kadar da komik der gibi yüzüme gülüyordu. "Sen orman evimizin bir üst modeli iki katlı orman evimize gitmek istemedin. Seni rahat bırakmamızı istedin. Bizde seni burada bırakamayacağımız için burada yattık. " dedi Andrey. Ciddilerdi. Aracın içinden çıktıktan sonrasını hatırlamıyordum. Başımı vurduktan sonrasını biraz düşündüm. Yavaş yavaş geliyordu zihnime anılar. Beni uyandırdıklarını hatırlamıştım. Çirkef yanımın ortaya çıkması ise yüzümü buruşturmama neden olmuştu.
Uykuluyken ben , ben değildim.
"Dinlendin mi bari? " dedi Egor abim gülerek. Ben de sorusuna gülerek salladım başımı.
"Çok iyi geldi. Topraklama gibi düşünün. " dediğimde ikisi de gülmüştü. Kollarımı iki yana uzalttım.
"Kaldırın beni. "dediğimde kollarımdan tutarak kaldırdılar. Oturur pozisyona geldim onlar gibi.
Üçümüzde sessizdik. Garipti. Ne onlar beni tam anlamıyla tanıyordu ne de ben ama alışmıştık birbirimize. Bir yılda tamamen birlikte olamasak da birbirimizin hayatlarında oldukça iz bırakmış, eski izleri yeniden hatırlamıştık. Ailemi bulmuştum. Dahası eski ailemden intikamımı almaktı.
"Ne kadar karıştı ortalık? " dedim. Gözlerim ağaçlardaydı. Buradan, bu andan hiç kopmak istemiyordum ama yapmak zorundaydım. Halletmem gereken şeyler vardı. Kurtarmam gereken bir Rarenyum vardı. Sonra Ophelia rüyalarda beni azarlardı falan. Dellenmesini istemezdim. Sonuçta bir ölüydü. Bazen benimde uyurken ölü olduğumu söylüyordu. Korkutucu ama bir o kadar güven veren bir kadındı.
"Dünya mı? Rarenyum mu? " dedi Andrey abim. Anlamsız bakışlarım ona döndü.
"Rarenyum? Misty buraya dönmemiş miydi? " dedim. Rarenyum'dakilerin bu kadar erken haberinin olmasını beklemiyordum açıkçası. Gerçi benim hesabıma göre ben bir gündür de uyumuyordum. Hayatın benim tahminlerim ile ciddili problemi vardı.
"Hayır." dediğinde Egor abim, onu buldu bakışlarım. " Saate uymadın. Misty daha evdeyken kaza yaptığın için ona erken haber ulaştı." dedi Egor. Neden saate uymadığımı merak ettiklerini biliyordum.
"Kalbimin sorun yaratacağını hissedince çok beklemek istemedim. " dedim. Bu arkasına sığındığım bir bahane değildi. Kalbim gerçekten zorlanacak gibi olmuştu. Hemen ardından da dengeyi kaybetmiştim.
"İlaçlarını kullanman gerekiyor. Kahvaltı yapacağız. " dedi Andrey abim.
"Tamam yaparız sonra. " dediğimde itiraz ediyordu ki elimle ağzını kapattım. Mavi ve yeşil karışımı gözlerini belerttiğinde bende belertmiştim. Egor abim ona böyle bakınca olduğu yere bazen sindiği oluyordu. Denemekten zarar gelmezdi.
"Rarenyum peki? " dedim. Andrey abim ile uğraşmayı bırakmıştım. Misty'nin bunu haber edip etmediğini merak ediyordum.
"Burası daha fena bir halde. " dedi Egor abim sıkıntılı bir şekilde.
"Misty ve diğerleri, yani dünyadakiler bir şekide durduruldu. Arabada kül oldu. Planladığımız gibi bilinmeyen bir ceset koyduk. Kötü bir insandı zaten.. Bu yönden için rahat olsun. Kötü kısmını açmak istemiyorum. " dedi Andrey abim yüzünü buruşturdu. Sanırım cidden çok kötü olmalı ki böyle bir tepki vermişti. Tamam dercesine başımı salladım. İyilere zarar gelmediği sürece sorun yoktu.
" DNA sonuçlarını da değiştirdik. Arkadaşlarından birine de ceset teyiti konusunda doğru demesini istedik. Sen olduğunu söylettik. Yani erişmek isterlerse sen artık dünyada bir ölüsün. "
Sen artık dünyada bir ölüsün...
Zaten hiç yaşamamıştım ki.
"Rarenyumda... " dedi Egor abim. Tahmin ettiğimden daha da karışmış olmalıydı ortalık. " Alexander seni arıyor. "dediğinde acı bir kahkaha atmıştım. Buna engel olamamıştım. İsmini duymak artık canımı yakmıyordu. Aksine ismini öyle bir yere düşürmüştü ki ben de sadece acı hissettiriyordu.
" Nişanlısını bırakıp benim peşime mi düşmüş?! "dedim sinirle gülerek. Gerçekten şaka gibiydi. Ben onu, her şeyi unuttuğumda buradan gönderilirken neredeydi? Amber'in göndermesine nasıl izin vermişti? Ortak planları mıydı?
Benden bir anda, hiç beklemeden vazgeçmiş olması o kadar çok canımı yakıyordu ki. Yakacaktım canını.
Alexander Matiest... Matiest Krallığı'nın veliahtı. Tahta oturacak kral adayı. Su elementi büyücüsü. Rarenyum evrenin su kontu ve benim bu hayattaki tek aşkım...
Ben Rarenyum'a ilk gelişimde on sekiz yaşımdaydım.
Ben Rarenyum'dan gönderildiğimde ise yirmi altı yaşındaydım.
Sekiz yıl. Onunlaysa soluksuz bir yedi yıl. Kocaman bir yedi yıl. Hep onunla geçmişti. Ben gerçekten ona aşık olmuştum. Onun da bana oldugunu sanmıştım ama ben buradan gönderildikten sonra öğreniyordum ki evleniyor. Değer miydi? Değer miydi bunca yaşanana? Yakışmış mıydı bize böyle düşmanca bir son?
Ne güzel hayallerimiz vardı...
Ne güzel bir geleceğimiz olacaktı...
Ama o geleceği yok etmişti.
Ona hak verdiğim tek konu bu geleceği yok ederken tek olmamasıydı.. Benimde unutarak yaptığım katkıyı es geçmemek lazımdı.
Ama ben değil de o unutsaydı ben yine de ondan vazgeçmezdim.
Bakalım beni yeniden her şeyi hatırlamış halde karşısında görünce ne olacaktı?
Nasıl fırtınalar kopacaktı?
Ateş perisi geri döndü dedirtecektim herkese.
Nadide olduğum bir süre gizli kalmalıydı. Şayet bu durum ortaya çıkarsa işte o zaman ortalık fena halde karışırdı. Bu şu anda gizlemem gereken bir durumdu. Zaten daha bu evrende olduğum bile bilinmezken nadideyim diye ortaya çıkmam kendi topuğuma sıkmam demekti. Ortama adapte olmam gerekiyordu en başta. Çünkü benden sonra bir şeyler istemeden de olsa değişmiş olmalıydı.
Zaman her şeyi değiştirirdi. Beni bile değiştirmişti. Evreni mi değiştirmeyecekti?
Gözlem yapmam lazımdı. Evrenin, krallıkların ne durumda olduğunu anlamam lazımdı. Beni sadece bilgisizlik ve o yok edebilirdi. Bunu demek hoşuma gitmiyordu ama bir düşmanda en korktuğum şey benim bakışıma kadar tanıyor olmasıydı.
Benim kaybetmeme neden olacak birisi varsa o da Alexander Matiest olurdu. Eski beni çok iyi tanıyordu. Hamlelerimi tahmin etmek ve bana engel olmak zor olmazdı onun için. Zekiydi. Akıllıydı. Güçlüydü.
Ama ben de artık tanıdığı o kadın değildim.
Sadece onu gördüğümde irademi koruyamamaktan korkuyordum.
Beni hiçbir zaman olmak istemediğim biri gibi davranırken görmemişti. Ne kadar delirdiğimi bilmezdi. Ne kadar tehlikeli olduğumu bilmezdi. Bilmesini gerektirecek kadar nefretimiz yoktu, savaşımız yoktu. Hatırladığım şeylerde biz oldukça iyiydik. Hatta öyle iyiydik ki ben şimdi neden bu durumda olduğumuzu anlayamıyordum.
Beni göndermişti. O da yapmıştı bunu. Biliyordum. Amber bunu tek başına yapamaz mıydı? Yapardı ama ben savaş döneminde Matiest'teydim. Beni buradan öyle savaş ortasında çıkarıp dünyaya atmaları mümkün değildi.
Bilmediğim şeyler vardı. Hissediyordum. Hatırlamadığım o savaş dönemi her şeyi çözecekti.
"Neden beni arıyormuş? Öldüğüme inanmamış mı ? " dedim en nihayetinde. Düşünmekten sıkılmıştım. Abilerim başını salladığında oflamadan edememiştim. Neden inanmıyordu ki? Hâlâ his teorisine mi inanıyordu yoksa? İnanırdı tabi. Nihâyetinde beni dünyaya bıraktığında da orada olup olmadığımdan emin olmalıydı değil mi? Sonra bir bakardı gözünü kapattığı gibi ensesindeyim. His bağımızı en kısa zamanda yok etmemiz lazımdı. Böyle yaşaya-
"Amber Homaris ve Owen Matiest'i zindana atmışlar. " dediğinde Egor abim, şok geçirdim bir kez daha.
"Dan diye söylemesene! " diyerek kızdı Andrey abim. Cidden kalbime inecekti. Ne demek zindandalar? Nasıl zindana atılmışlar? Neden atılmışlardı ? Bana ne demek istemesem de söz konusu onlar olunca her şeye rağmen bilmek istiyordum.
Ayrıca ben alt tarafı bir güncük uyumuştum ! Bir günde daha neler olmuştu kim bilir!
"Neden zindandalar? Tane tane anlat. Ne yapmışlar? " dedim. Nasıl olabilirdi böyle bir şey?
Onca şeye rağmen neden hâlâ onlar için bir iyi niyet besliyordum? Salak mıydım ben?
Canımı yakmışlardı ama yine de canları yansın istemiyordum. Şaka gibi kadındım vallahi!
"Krallık dedikodusu mu bilmiyorum ama Amber Homaris'in krallığa giriş yasağı varmış. Dün sabah senin yaptığın kaza sonrası sarayı basmış. O sarayı basarken Homarisliler Matiest krallığına yerleşmiş, kamp kurmuşlar. Savaş başlattığını söylediler. Birisi dedi ki o tarafsız olmak zorunda değil mi? Öbürü de dedi ki Amber Homaris tarafsız olmak zorundadır ama rüzgar perisi sadece evrenedir. Anlamadım ama rüzgar perisi olması herkesi daha da galeyana getirdi. Durduramamışlar. Bir şekilde onu zindana atmışlar. Dünden beri zindandaymış. " dediğinde anlamaya çalışıyordum. Kaza yaptığım için vicdan mı yapmışlardı?
Ya da ölünce mi akıllarına gelmiştim?
Ölünce mi kıymete bindirmişlerdi?
Neydi bu? Kim gömecek kavgası mı?
"Owen peki? " dedim. Onun derdi neymiş?
"Owen da krallığı yaktığı için yine zindan cezası almış." dediğinde duyduklarımı sindirmem zaman alacaktı. Ama farkettiğim şeyle abime döndüm. "Yine derken? "
"Daha önce de defalarca kez yakmış, yıkmış dediklerine göre. İlk zindanı değilmiş. "
İlk zindanı benimleydi zaten... İlk olmazdı ama daha yakıcı bir detay vardı.
Alexander gerçekten Owen'ı kendi isteğiyle zindana mı attırmıştı?
Oysa kıyamazdı... Ama hayır eskidendi o kıyamam tavırları. Şimdiyle karıştırmamam lazımdı. Kıyardı.
O en çok bize kıyardı.
"Lyndon? " dedim. Maziyi yok etmek için şimdiye tutunuyordum. Bakalım o ne yapmıştı?
" O , Misty'nin yanında. Alexander göndermiş onu oraya. Muhtemelen cenazeyi getirmek için.. "dediğinde Egor abim, anladım dercesine başımı salladım.
Hem beni göndermelerine izin vermişlerdi, hem de başıma bir şey geldiğinde yanımda olmak istiyorlardı. Ölüm mü değerliydi yoksa dirim mi? Ne dönüyordu burada? Kalbim pat pat atıyordu. İçime bir kez şüphe düşmüştü ya... Artık içimi kemirecekti. Ben ölünce rahata etmeleri gerekmez miydi? Neden her şey birden arap saçına dönmüştü?
"Amaya... " dediğinde Andrey abim düşüncelerimden sıyrılıp ona döndüm. "Bilmen gereken bir şeyler var. " dedi. Onun da kafası karışık gibiydi. Gözlerindeki karmaşayı hissediyordum. Bu içimde bir yerlere dokundu. Dünyada her şey kontrolümüz altındaydı ama burada her şey birbirine girmişti. İpleri elimize almazsak baştan kaybedecektik.
"Geçişlere sınır koymuşlar." dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Krallıklar arasında mı? " dedim. Bir yolunu bulur geçerdik ki... Yakalanma pahasına büyü yapardık. Hallederdik. Bu bir sorun olmamalıydı.
"İki yıl önce..." dediğinde boğazıma bir yumru oturmuştu. Devam etmesi için başımı salladım ama duyacağım şeylerden korkuyordum. Gerçeklerden kaçma dedikçe kendime , yine kendimi kaçmamak için direnirken buluyordum.
"Prens ve prenseslerin dünyaya geçmesi Rarenyum evren konseyince yasaklanmış. Yani... " dedi. Devamını getirmese de ben anlamıştım. Andrey abim derin bir nefes aldığında Egor abim ile göz göze gelmişti. Egor abime döndü bakışlarım.
"Bugün bilgelerden birine rast geldim. Bize geçiş kanunlarının konseyde değiştiğini söyledi. İki yıl önce koyulmuş... " dedi Egor ve mahvolacağım şeyi de peşine ekledi. " Alexander tarafından. "
Dünyam daha ne kadar yıkılabilirdi? Ben daha ne kadar yıkılacaktım? Daha ne kadar canımı yakacaklardı? Daha ne kadar canımı yakacaktı bu adam?
Beni yalnızlığa mahkûm etmişti. İçimde ona karşı o kadar büyük bir nefret vardı ki gün geçtikçe daha da artıyordu. Her öğrendiğim ile onu yok etme isteğim daha da büyüyordu. O beni gün geçtikçe yok ediyordu. Alexander Matiest ya benim sonum olacaktı ya da ben onun sonu olacaktım.
Çimenleri sıktığımı fark ettiğimde derin bir nefes aldım.
"Yani onlar bana isteseler de ulaşamazlar mıymış? " dediğimde ikisi de başını salladı. Yüzümde acı bir gülümseme oluştu. Ben yıllardır onları suçlarken, yanıma gelmedikleri, kendilerini hiç göstermedikleri için lanetler ederken onların elinin kolunun bağlı olduğunu bilmek beni yıkmıştı. Haksızlık mi etmiştim onlara? İsteseler de gelemiyor olmaları yine de bana ulaşmalarına engel miydi yani?
Gelemezlerdi. Bu geçiş yasağı artık krallıkları değil evreni ilgilendirmeyi başladığı saniye konsey onların gücünü bile yok etmek pahasına, evrenin dengesi adı altında, onları durdurmak zorunda kalırdı.
Krallıkların hatta Alexander'in bile onları durdurmaya gücü yetmemişti değil mi? O yüzden bu yasağı koydurmuştu.
Gökyüzünde bir şimşek çaktığında üçümüzünde bakışları oraya döndü. Gökyüzü bir anda kararmıştı. Sanki büyük bir kasvet gelmiş ve Matiest Krallığı'na çökmüştü. Sanki birileri benim içimden ettiğim laneti onlara uygulamalı olarak sunuyordu.
"Ben bir kontrol edeyim. " dedi Andrey abim. Başımızı salladık Egor abim ile aynı anda. Egor abim yerden kalktı. Ardından da beni kaldırdı ve biz biraz uzaklaştık Andrey abimden.
Andrey abim, toprak elementi büyücüsüydü. Yani toprak elbüycüsüydü. Abilerimin ikisinin de güçlü bir element ve büyü yeteneği vardı. Dünyada güçleri kullanmak yasak olduğundan anlattıkları kadarını biliyordum. Şimdi ise ilk kez görecektim.
Güçler demişken...
Bakışlarım yeri dinlemek için eğilen Andrey abim ve benimle birlikte onu izleyen Egor abime döndü.
"Bana nadide olduğunuzu neden söylemediniz? " dediğimde ikisinin de bakışları şaşkınca bana dönmüştü. Sorgulayan bakışlarına güldüm. Gülerken kalbime inceden bir sızı girince göğsümün üzerine bir şeyin varlığını hissettim. Onun varlığı tamamen çıkmıştı aklımdan.
"Sen.. Nasıl anlad-"
"Bir saniye abi! " dedim telaşla, Andrey abımı durdurarak. Tişörtün altına elimi soktum ve kağıdı koyduğum yerden aldım. İkisi de sorgular şekilde ne yaptığıma bakıyorlardı. Haklılardı bu bakışlarda. Benim de yanımda böyle yapsalar ben de merak ederdim.
Kağıdı salladım elimde.
"Dün gece Ophelia bana görevimi anlatırken soyumuzu anlattı. Gilvestlilerin kim olduğunu artık biliyorum. " dedigimde kaşları havalanmıştı ikisinin de aynı anda. " Nadide olduğunuzu da ondan öğrendim. "dedim. Birbirilerine baktılar kısa bir an.
" Kız gerçekte öğrenemediği şeyleri sübliminal şekilde öğreniyor resmen! "dedi Andrey abim gülerek. Mutlu olmuştu sanırım öğrendiklerime.
" Biz nasıl anlatsak diye kafa patlatıyorduk. İyi olmuş söylediği. "dedi ve kağıda değdirdi gözlerini Egor abim. " O da Kral Olaf'in soyunda kendini belli edecek ilk nadideye bıraktığı vasiyet mi? "
Şimdi şaşıran bendim. Gerçi neye şaşırıyorsam.. Bu evrende ben haricinde herkes her şeyi bir şekilde biliyordu.
"Tam olarak o. Bunu nasıl saklayacağız? " dedim. Egor abim etrafını işaret etti. Oldukça güvenilir bir bakış atmıştı bana.
"Biz istemesek kuş uçmaz burada..."
Gözlerim etrafta gezindi. Biz güvendeydik. Ana saraydan ve merkezden kuzeyde, eskiden kralın büyük abisinin , şu anda ise büyük amcasının işlerini yürüttüğü kuzey kanadındaydık. Orman ucsuz bucaksızdı. Yürüyerek ya da buradan atla çıkmak uzun sürerdi. Emindim bundan. Hem Egor ve Andrey abim gizli büyüleri ile ormanı koruyorlardı. Yani haklıydı. Onlar istemese kuş geçmezdi buradan.
"Bunu biraz sonra detaylıca konuşuruz çocuklar... " dedi Andrey abim. Ellerinin arasında kahverengimsi, beyazımsı duman ve hayaleler oluşurken yer hafiften sarsılmıştı ama bunu biz dikkat ettiğimiz için hissetmiştik.
Andrey abim sessizdi. Toprağı ve sesleri dinliyordu. Büyüsü ile bu şimşeklerin kaynağına ulaşacak olmalıydı.
Egor abim elini omzuma attığında ben de kollarımı ona doladım. Şu anda tam olarak bir sarılmaya ihtiyacım vardı.
Beklemek en zor şeylerden biriydi. Gerçekten eli kolu bağlı olunca insanın beklemek zor oluyordu.
Onlar iki yıl burada hapislerdi... Bu gerçek onlara karşı ördüğüm dikenlerin bana batmasına neden oluyordu.
Haksızlık mı ediyordum?
"Amber Homaris bugün çıkacaktı. Biliyorsun ki bir prenses bir günden fazla zindanda kalamaz. " dedi Andrey abim. O konuşmaya başlayınca ona odaklandım. Hâlâ yer ile iletişimdeydi. Bize bilgi veriyordu.
Dediği şeyi ise elbetteki biliyordum. Prens ya da prensesler bir günden uzun kalırsa bu hanelerine eksi olarak işlerdi ve ileride tahta otururken sorun yaratırdı. Amber de bir taht adayıydı. Her ne kadar üç tane abisi olsa da Kral Homaris hâlâ bir aday açıklamamıştı. Yani en son öyleydi ki sanırım iki yılda da değişen hiçbir şey olmamıştı. Yoksa ondan da veliaht diye bahsederlerdi.
"Amber gelmiş. " dedi Andrey ve ellerini yerden çektiğinde bir şimşek daha çaktı gökyüzünde. Yerden kalkarak yanımıza geldi. Biz de sarılmayı bırakmıştık.
"Gelmiş derken? Burada zindanda değil miydi zaten? " dedim. Alexander onu hem zindana attıracaktı ve bunu Homaris'te yapacaktı. Asla gerçekleşmeyecek bir şeydi. Amber Homaris'te zindana atılsa bir gün değil bir saat bile dolmadan çıkardı.
"Amber zindandan çıkınca Homaris'e döndü denilmişti. Ama baya güçlü bir grupla Batı kanadından giriş yapmışlar. Batıdalar. Veliaht prenses Victoria Terra da yanında. " dedi Andrey. Victoria Terra, Terra Krallığı'nın veliahtıydı. Yine onunla da yakındım eskiden. Victoria bir su elementi büyücüsüydü. Bir elbüycü idi. Özelleşmiş gücü sayesinde kar perisi olarak bilinirdi.
Rüzgar perisi ve kar perisi bir arada olduğundan güneşin burada olmasını beklemek aptallık olurdu. Zaten gökyüzü ben uyandığımda olduğundan daha kapalıydı.
"Ben de bir dinleyeyim bakayım. Dertleri neymiş? " dedi Egor abim bizden uzaklaşırken. Ellerinin arasında saniyeler içinde bir rüzgar kütlesi dönmeye başlarken hafif bir uğultu duymuştuk ama bu uğultu büyüyle bir araya gelince yok olmuştu. Sessiz ve derinden hallediyordu. İşi biliyordu...
"Krallığa saldırı var." dediğinde kaşlarım çatıldı. Krallığa saldırı mı oluyordu? Bu beklendik bir şeydi.
"Amber savaş açacağım dediyse boşuna konuşmamıştır zaten. "dedim. Eski bilgilerime dayanarak bunu söylemek mümkündü.
Sonuçta her şey değişmek zorunda değildi.
" İyi de... Neden? Şimdi mi değere bindin sen?" dedi Andrey abim. Üfledi bu duruma. Yaşadıklarımı en az benim kadar özümsemişlerdi. Artık dertlerim onların da derdi haline gelmişti. Ve herkesten bana yaşattıkları yüzünden nefret ettikleri aşikardı.
Beynimde dönüp duran bir sürü ihtimal vardı. Ama bir tanesi vardı ki geldiğimden beri içimi yiyip bitiriyoedu bir kenarda da ona kulak vermiyordum. Sanırım onu dinleme zamanım gelmişti.
İçimdeki şüpheyi serbest bıraktım.
Öldüğüme inanmamış olabilirler miydi?
"Saldırı krallığa değil. " diyen Egor abim ile ikimizin de çatık kaşları ona döndü. Rüzgarını elinin içinde toplayıp bize doğru geldi.
" Alexander Matiest'e yönelik bir saldırı bu. . "dediğinde kaşlarım havalandı. Ortalık karışıyordu. İplerin elimde olması gereken bir dönemde neden ortalık karışıyordu. Neden? Ne için? Her şey birbirine girmişti!
İntikam yeminleri ederek geldiğim şurada daha büyük bir çukura düşmüştüm.
" Senin için. "dediğinde Egor abim düşünmeyi bırakıp ona döndüm. Benim için mi? Neden?
"Neden? Nedeni neymiş? " dedim oflayarak. Şu anda en son istediğim şeydi Amber'in savaş açıp ortalığı birbirine katması! Planımı bozuyordu!
" Bir şey daha var. "dedi Andrey abim. Ona döndüm. Daha ne olabilirdi? Hayır başımıza bir taş yağmadığı kalmıştı! Daha ne olacaktı ?Gözleri Egor abime değdi. Egor abim başını sallayıp ona onay verdi. Ne oluyordu?
" Ben sabah sen uyurken Rarenyum da neler olduğunu öğrenmek adına bir gezintiye çıktım. Biriyle tanıştım. Dimitrov diye sarışın bir çocuk. Çok kafa dengi duruyordu. Buranın yerlisiyim falan dedi. Soyundan bahsetti. Dedesini anlattı uzun uzun. "dediğinde gözlerimi kıstım. Dimitrov? İsim tanıdıktı. Dimitrov... Abime şüpheli gözlerle döndüm. Gözümün önüne yüzü gelince başımı salladım hevesle.
" Bilge Algendors'un torunu mu? "dediğimde abim şaşkınlıkla kaşlarını kaldırıp beni onayladı. Dimitrov ile mi tanışmıştı? Dimitrov...
" Evet evet... Algendors dedi. Kötü mü yaptım?! "dediğinde başımı iki yana salladım. Yüzümde bir gülümseme oluştu. Yanlış değil, bilmeden çok doğru bir şey yapmıştı. Dimitrov'un her şeyden haberi olurdu. Bu evrende dedesinin bilge olmasını en etkili şekilde kullanıp o diyar benim bu diyar senin dercesine gezen bir adamdı Dimitrov. Dedikodular için doğru kaynaktı.
Ama tehlikeliydi. Beni yakından tanıyordu. Eğer abimin sorduklarından ben olduğumu anladıysa benim varlığım benden habersiz ortaya çıkmış bile olabilirdi.
Çünkü burada bir şüphe kanıta dönebilirdi. Her an.
"Güvenilirdi en son bıraktığımda. Ne konuştunuz? Ama en önemlisi... Beni tanımamış olmalı!" dediğimde hemen konuya girdi.
"Kendimi Egor olarak tanıttım. " dediğinde Andrey abim, Egor abim göz devirmişti.
"Ne kadar da akıl almaz derecede gizli bir kimlik... " dediğinde Egor abim istemsizce gülmüş ve ona destek vermiştim. Andrey abim ve bu çılgınlıkları...
"Bölmeyin beni. Alırım ayağımın altına ikinizide! " dedi ve ters bakışlarını bir kenara bırakıp anlatmaya devam etti. Ciddiyetle onu dinliyorduk. Konu mühimdi ve ben oldukça geriliyordum şu anda. Her kaytarış birer kaçış girişimiydi aslında.
"Yeni geldim falan dedim. Konuştuk ettik derken ateş perisini sordum. Çocuk böyle bir hayatı sorguladı. Ateş perisi ünvanı dolmadı ki hiç dedi. " dediğinde kaşlarım çatıldı. İçime bir keder otururken kalbim korkuyla çarpıyordu.. Nasıl ateş perisi ünvanı hiç dolmadı? Ne demek ateş perisi ünvanı yok?
Bendim o.
Ateş perisi bendim.
Beni nasıl... Hadi beni geçtim. Ateş perisini nasıl yok etmişlerdi?
"Bozuntuya vermedim. " dedi Andrey abim. Can kulağıyla onu dinliyordum. "Owen'i sordum. Amber'i sordum. Alexander...Senin en çok üzen kişileri sordum Kısacası. " dedi. Zorlukla yutkunmuştum. Şu kalbim stresten oldukça hızlı atıyordu.
"Amber ve Alexander'in arası çok kötüymüş. Birbirlerinin krallıklarına girme yasakları var ama Amber Homaris'im yine rüzgar gibi esti geçti. Derdi ne bilmiyorum ama haklı olmasa Owen Matiest de abisine karşı durmazdı sanırım dedi. " dedi Andrey abim Dimitrov'un dediklerini aktarırken. Kısa bir es verdirten devam etti. Oldukça kafası karışıktı onunda.
"Dimitrov dedi ki.. Özellikle Amber Homaris... Ona gerçekten hayran gibiydi. Neyse işte... Amber Homaris yeri göğü birbirine kattı. Rarenyum Evrensel üst kurulunu bile toplattı. Nedenini bilmiyoruz ama dokuz kurucu yasa sunma ve kabul etme hakkını Amber Homaris'ten aldı. Alexander Matiest'e verdi. Zaten o günden sonra düşman kesildiler birbirlerine dedi Dimitrov. "dediğinde nefes bile alamayacak kadar şoka girmiştim.
" Yani... "devamını getirmek zordu.
" Yani Alexander, Amber'in yetkilerini elinden almış. Amber ,evren değiştirmeyi muhtemelen senin için istiyordu. Alexander engel olmuş. "dediğinde Andrey abim, her kelimesinden haklılık fışkırıyordu resmen. Her şey oldukça mantıklı gelmeye başlamıştı şu anda. " Tabi bir ihtimal bu dediklerim. Amber Homaris için. "diye ekledi Andrey abim.
" O değilde... Amber senin ölmediğine nasıl bu kadar emin? "dediğinde Egor abim. Bütün dertlerimin arasında kaşlarım bir de bunu için catıldı. Panikle büyüdü gözlerim.
" Emin derken? "dedim panikle.
" Sen ne duydun ki? "dedi Andrey abim de.
" Savaş nedeni Alexander'in onu evrenden çıkmasına izin vermeyip, elinden yetkilerini alması değil ki... O şu anda Amaya'yı bana vereceksin diye savaş açmış durumda. Öyle diyorlardı. "dediğinde elim kalbime gitti. Kalbimin atışını elimin içinde hissedince içimden kendime lanetler yağdırmıştım.
" Kolumu sıksana bir. "dedim Egor abime kolumu uzatarak. Anlam vermese de dediğimi yaptı. Sıktığı yer acıdığı için değil, uyandığımdan beri farketmediğim için inledim huysuzca.
" Ne oldu kızım? "dedi Andrey abim halime anlam veremezken. Kendime olan sinirim ile onlara döndüm.
" His kilidim bozulmuş. Amber benim his bağımdı. Ölmediğime bu sayede emin oldu tabi! "dediğimde içinde bulunduğumuz duruma küfretmek ne yazıkki hiçbir çareye yaramamıştı. O hissettiyse...
" Alexander ?! "dediğinde Andrey abim içten içe kendime lanet ediyordum. Bahtıma ve kaderime.
Nasıl fark etmezdim?!
" Onunla da! "dediğimde ikisi de ofladı. Buradan döndürebilir miydik? Hislerim geldiği için benim yaşadığımı anlamışlardı. Oyun olduğunu öğrenmiş olabilirlerdi. Hiçbir şey planladığım gibi değildi. Her şey kontrolüm dışında ilerliyordu şu anda.
Bir elim saçıma giderken ileri geri dolanmaya başladım. Diğer elimde kağıt vardı. Bir şeyler düşünmem lazımdı. Bir şeyler bulmam lazımdı. Gözlerimi kapattım. Adımlarım durdu. Sakin olmaya çalıştım.
"Yerini bulamazlar. " dedi Egor abim.
"Emin misiniz? " dedim. Hâlâ aynı şekilde nefes egzersizi yapıyordum.
"Eminiz. Sen hislerini kilitledin biz de senin konum haritanı kilitledik. " dediğinde Andrey abim gözlerimi açtım ve onlara döndüm. İkisi de oldukça kendilerinden emin şekilde bana bakıyorlardı. Yerimi bilmiyorlarsa hâlâ bir umut var demekti.
"Sadece yaşadığımı biliyorlar o zaman. " dedim tereddütle. Bir sessizlik oluştu aramızda.
"Belki onu da bilmiyorlardır. " dediğinde Egor abim. Dalgın bakışlarını yerden çekip bana baktı.
"Amber dışında senin yaşadığına inanan yok gibi Amaya... Bence Alexander da inanmıyor. Sadece şüpheye düştü. Misty ve Lyndon apar topar gittiler dünyaya. Muhtemelen kaza sonrası hastaneleri kontrol ediyorlar. Her şey bu sabah oldu. Yani yaşandığını yeni anladılar muhtemelen. "
"Amber ortalığı çok ayağa kaldırmasa aslında... Misty ve Lyndon ,eli boş dönünce Alexander senin izini sürme konusunda ısrarcı olamaz. Polarsiler buna izin vermez. "dedi Andrey abim. Bir şeyler düşünmem lazımdı. Bir şeyler yapmamız lazımdı. Amber'in ne kadar ileri gittiğini anlamam lazımdı. Eğer ortalığı çok velveleye vermediyse bu işgali çekmeliydi ve o düğün kurulmalıydı. Her şey plana uygun olmalıydı.
Yapılacak tek bir şey vardı şu anda. Gözlem yapmak.
"Meydana ineceğiz. Ne de olsa kimse beni tanımıyor. "dedim. Başka yapacak bir şeyimiz olmadığının farkındaydılar.
"Yüzleşmem gerekiyor ama önce ortama bakmalıyız. Adım atmadan önce emin olmak istiyorum. "
İkisinin de bakışları üzerimdeydi. Bunu yapmam gerektiğinin farkındaydılar. Ama endişe ediyorlardı çünkü ben hafıza kaybını da boşuna yaşamamıştım. Yanımda olduğu kadar uzağımda olan bir sürü düşmanım vardı. Tek yanlış yine beni ölüm ile yüz yüze getirebilirdi. Hata hakkım yoktu. Zaman da yoktu. Hızlı ve doğru karar vermem gerekiyordu.
Amber Homaris ondan bir iki yıl önce beklediğim savaşı şimdi açmıştı ama bilmediğim o kadar çok şey vardı ki... Bunun ilk savaşı olup olmadığını bile bilmiyordum. Karşısına çıkmak şu anlık istediğim bir şey değildi ama şöyle de bir gerçek vardı.
Amber Homaris'i şu anda durdurabilecek tek kişi bendim.
Çünkü o bu savaşı benim için açmıştı.
"Meydana gidelim. "
✧༺♥
Yüzümdeki fuları biraz daha burnumun üzerine gelecek şekilde çektim. Tanınma ihtimalime karşı önlem almıştım. Dikkat çekmiyordu çünkü insanların çoğu fular takıyordu. Sonuçta bir savaş vardı ve kim dost kim düşman belli değildi.
Sert bir rüzgar sokaklarda dolanırken siyah pelerinime daha da sıkı sarılmıştım. Uzun zaman sonra şu pelerini giymek o kadar iyi gelmişti ki bana. Bir gün şu pelerini özleyeceksin dediklerinde bir taraflarımla gülmüştüm kesin, hayatta son güler iyi güler diyerek cevap vermişti bana.
Yandan koluma dokunan Andrey abime döndü bakışlarım. İkisi yine ortalarına almış bir şekilde geziniyorduk sokakta. Daha meydana inmiş değildik ama meydana varana kadar ara sokaklar bile ana baba günü gibiydi. Herkes tetikteydi. Amber'in ismi dillerden düşmüyordu. Birilerine soralım demiştik ama kimse bir şey bilmiyordu.
Egor abimin dediği gibi herkes birilerinin sözüyle galeyana gelmiş gibiydi.
"İyisin değil mi? " dedi Andrey abim. Derin bir nefes aldım. Kulübeden hazırlanıp ayrılmadan önce karnımın doyduğundan emin olmuş, ilaçlarımı içirmiş, dualar okuyarak çıkarmıştı kapıdan.
"İyiyse bile iyi olduğu için kötü olacak kız. Dakika başı soruyorsun. " dedi Egor abim. Sorun yoktu ama sordukça kendimi dinlediğimde bir gerçekti. Ama Egor abim bezmiş durumdaydı. Andrey abimin bir diğer konuyu hemen ardından gündeme getireceği de kesindi. Muska mı yapsak acaba demişti kapıdan çıkarken. Egor abim biz büyücü müyüz deyince, Andrey abim neyiz diye yükselmişti. Büyücü oldukları doğruydu ama muskayı sadece büyücü olanlar yapardı. Elbüycü haliyle muska yapacağına olan inancı tamdı Andrey abimin.
Egor abim onu bu konudan vazgeçirmek için uğraşıyordu.
"Sakın Andrey! Sakın bana muska deme! Bırakırım seni büyücülerin kapısının önüne, yeni ailen orası olur! " dedi Egor abim o konuşmadan.
"Ama Egor.. Bak biraz düşünsen mantıklı olduğunu anla-"
"Ben mantığımı seninle kaybettim zaten. Ne mantığından bahsediyorsun? Dön önüne. Dikkat çekiyoruz. "
Oysa birbirilerine bakmadan kavga ediyorlardı. Telepatik anlaşıyorlardı.
Meydan görünür gibi olduğunda adımlarımı yavaşlattım. Amber Homaris meydanda demişlerdi. Oraya girersem onunla göz göze gelme ihtimalim vardı ve ben buna şu anda hazır hissetmiyordum.
Abilerime köşeye geçelim dercesine dürttüm. Bir grup vardı. Hararetle konuşuyorlardı. Kadınların yanına doğru yaklaştım. Abilerim hemen arkadaydılar.
Yanına yaklaştığımız grupta bizim gibi maske takmışlardı. Kim bilir kaç saattir buradaydılar.
"Kim bu Amber Homaris? Neden basıyor krallığımızı? " dedim yanımdaki kadına. Gözlerini büyüterek bana döndü. Bir an herkesi başımıza toplayacak sandım. Herkesten farklı bir tepki vermişti. O bana öyle bakınca sanki yanlış bir şey demişim gibi elimi özür diler gibi kaldırdım.
"Yanlış bir şey mi söyledim?! " dedim. Sesimdeki korku beni bile şaşırtmıştı. İş götürürdü bu rol.
"Tanımıyor musun? "dedi kadın bana doğru tereddütle bakarak. Hâlâ çığlık çığlığa herkesi toplayacakmış gibi duruyordu.
Yakından tanırdım. Eskiden diyemediğim için başımı iki yana salladım.
"Tanımıyorum. Tanımam mı lazımdı? "dedim. Kadının yüzünde fular vardı ama gülümsediği fulara rağmen gözlerinden belli oluyordu.
Amber deyince yüzler bile gülüyordu. Şaka gibiydi ama gerçekti.
"Tarihe adını altın harfle kazıtacağına herkes emin. Onunla tanışma şerefine nayil olmak bile büyük bir şey! "dedi kadın. Yanlış yerde miydim ben? Homaris krallığı tarafında falan mıydık? Matiestliler de severdi Amber'i ama iki yılda bu derecede bir bağlılık nasıl kurmuştu ki?
"Tanışıyor musunuz? "
"Keşke ... Keşke görsem. Görmedim. Ama görmek çok isterdim. Bir buçuk yıldır krallığından neredeyse hiç çıkmayan kadın iki gündür bu krallıkta. "dedi hayran hayran. Fena Amber Homaris fanına denk gelmiştim sanırım.
"Görmeden nasıl bu hayranlığı bekleyebiliyorsun? Herkes gibi birisi olduğunu söylediler." dediğimde göz devirdi bana. Toz da kondurmuyordu .
"Yenisin sen. Belli. Anlatayım sana.. Hayran kalırsın. " dedi kadın bana yaklaşarak... Abilerim de arkadan dinliyorlardı ama rahatsızlık verecek kadar yakında değillerdi. Zaten kadın Amber'i anlatmaya o kadar hevesliydi ki şurada olay çıksa önce ben bir anlatayım , siz sonra edin kavganızı derdi. Öyle bir hevesle duruyordu yanımda.
"Normalde balo günleri dışında Amber Homaris'in krallığımıza girişi yasak ama o girdi. Nasıl yaptı bilmiyorum ama sınırı olmayan bir kadın." dediğinde Amber'i bildiğim halde söylediklerine yükselmemek imkansızdı. Tabi bunda kadının heyecanı ve anlatış şekli de oldukça büyük bir paya sahipti.
" Ama dün herkes onun bir kırmızı daha doğrusu Amber Homaris'in gri çizgisi olduğunu öğrendi. Herkes birinden bahsediyor. Homarisliler sabah bastılar krallığı. Amber Homaris, veliahtımız ile sarayda yüz yüze gelmiş.. Veliahtımız onu durdurmamış diyorlar!"dediğinde olayın vahameti tam olarak şöyleydi.
Bir kadın vardı ve onu durdurmanın tek yolu zindana atmaktı. Ondan sadece yirmi dört saat kadar kurtulabiliyordunuz.
Veliahtlarının gücünün bir kadına yetemediğini konuşuyordu herkes.
Her şeye rağmen o kadar keyiflendirmişti ki bu durum beni. Anlatamayacak kadar yoğun yaşıyordum o duyguyu.
"Amber Homaris'i zindana attı veliahtımız. Amber Homaris zindana girdi, büyük bir kalabalık toplandı. Meydana inin denildi. Evrende bir şeyler ters gidiyor dendi. Rüzgar perisini susturmak istiyorlar dendi. Onun en yakını olan kişi... Yan çarı diyorlar. Zelze sanırım adı. O içerdeyken Zelze organize etti her şeyi. Sonra bi ateş perisi söylentisi dolanmaya başladı ortalıkta. "dedi ve duraksadı. " Aslında... Ateş perisi.... "dediğinde kalbim teklemişti." Tanıdık ama değil gibi de... Yine de Amber Homaris bir buçuk yıldır süren savaşını bu sefer sesli dile getirdi. "dedi kadın. Sanki anlattığı her anı yeniden yaşıyordu.
" Ateş perisi ölmedi diyorlardı. Her kapıyı çalıp ayaklanma çıkardılar. Terra'da karışmış durumda. Veliaht prenses Victoria Terra ile veliahtımız arasında soğuk rüzgarlar dönüyor. Bir söylentidir dolanıyor. Amber Homaris'in arkadaşıymış sanırım ateş perisi. Ben buraya geleli beş yıl oldu ama.. Bilmem bu arkadaşını. Kimse bilmiyor, tanımıyor. Anlamıyoruz bağlantıyı ama Amber Homaris diyorsa doğrudur. "dedi kadın. Bu bağnaz bir inanç değildi. Gayet görmüş, bilmiş ve derinden hissedilen bir inançtı.
"Amber Homaris, Krallığımıza saldırıyor. Ya düşmansa? "deme gafletinde bulundum ama kadının bana kötü kötü bakmasıyla hemen pişman oldum.
"Amber Homaris düşman olamaz, ancak siz Amber Homaris'in düşmanı olursunuz. " dedi kadın. Baktım bir süre yüzüne öylece. Duyduğum her şey bildiklerimi yok ediyordu resmen. Sersemlemiş hissediyordum.
"Eyy Matiest halkı! " diyen gür bir ses sokağın başında yankılanınca kadın hevesle oraya dönerken ben geriye adımlamıştım.
"Gidelim." dedim abilerime. Bir fısıltı gibi çıkmıştı dudaklarımdan ama onlar duymuşlardı.
"Evinize dönün! Veliahtımızın halkımıza son uyarısıdır! " dedi o gür ses. Bir yerlerden sesler yükselirken biz insan kalabalığının arasında kalmıştık. Ne ileri gidebiliyorduk ne geri. Bir elimle Andrey abimin kolunu tuttum diğer elimle Egor abimin. Durmamız gerekiyordu. Ortalık sakinleşene kadar bir köşede durmak zorundaydık. Yoksa hem dikkat çekecektik hem de ortalık yerde kalacaktık.
Bir anda ortalığın bu denli karışması akıl alır gibi değildi.
"Ne yapacağız ? " dedi Andrey abim.
"Düşünüyorum." dedim ama tam o esnada gökyüzünde bir şimşek çaktı. Halktan itiraz sesleri yükseldi.
"Veliahtımızın size de bir haberi var Prenses Amb-"
"Veliahtın boş yapmasın. Dediğimi yapsın. " diyen Amber'in sesini duyduğumda kalbim onunla aynı yerde olmamız yüzünden hızlanmıştı. Amber'in sesindeki o duygusuzluk resmen bütün herkesin nefesini kesmişti. Ortalığın karışması artık akıl alır gibi olmaya başlamıştı çünkü kaynağı Amber'di.
"Son uyarı. "dedi o gür sesli adam. Elçi olmalıydı. Genelde onlar gelirdi böyle haber vermeye.
" Oradan bakınca ben şaka yapıyor gibi mi duruyorum? Benimde son uyarım. "dedi Amber aynı ifadesizliği ile.
" Veliahtımız istediğiniz şeylerin mümkün olmadığını söylememi ve sizin bir an önce bu saçmalığa bir son vermenizi istedi prenses Amber. "dedi Elçi. Amber'in sinirden kudurduğuna emindim. Elçi konuşmayı bitirir bitirmez bir kahkaha koyvermişti.
" Zelze! Duydun mu?! Saçmalık diyor! "
"Prensesim. İstekleriniz. Unutmayın. " dedi Zelze. Hep yaptıgı gibi durdurmuyor gaz veriyordu. Her şeyi daha da zora sokacaklardı.
"Doğru isteklerim. " demişti Amber. Sonra daha da yükselerek devam etti. "Söyle o veliahtına. Bana dün gece zindana attırdığı ,süresi dolan büyücümü geri versin. Ben büyücümü istiyorum. Ayrıca bu sabah bilgemi de atmış zindana. Onu da geri istiyorum. Bir de git ona de ki rüzgar perisi meydana yapışmış. Ayıramıyoruz. Ayrıca ! Bana ateş perimi versin. Ona verdiğim süre doluyor. " dediğinde Amber, abilerim ile göz göze geldim. Ben buradaydım ama Amber beni onun elinde sanıyordu. Ortalığı ciddili ayağa kaldırıyordu. Hatta çoktan kaldırmıştı.
"Ölü birini nasıl verelim?! " diyen yeni eklenen ses ile ağzım şaşkınlıktan açıldı. Canım dostum gelmiş... Kıyamam ya nasıl da üzülmüştür şimdi benim için. Arkamdan onlara karşı nasıl davrandığını hep merak etmiştim. Şimdi canlı canlı şahit olacaktım.
"Acımıza saygın olsun biraz! " diye devam eden Misty ile etrafa bir sis yayılmaya başlarken kaçış planı düşünmeye çalışıyordum. Burada kalmamız çok tehlikeliydi.
"Ondan bir kez daha öldü diye bahsedersen sana ölümün nasıl bir şey olduğunu gösteririm. Sen git bana sahibini getir Misty. Sarayda hangi deliğe girdiyse o veliahtınız buraya gelecek ve bana ateş perimi verecek. " dedi Amber. Bir rüzgar esti. Çok sert bir rüzgardı. Sanki gelecek olanın habercisiydi.
"Sana diyorum ki o öldü! Öl.. Dü! Anlaman mı gıt? Kabullen ve git krallığında zırla Amber. Senin kuruntularını kimse önemsemiyor. " dediğinde Misty etrafı bir sis kaplarken ne yapmaya çalıştığını anladığım için can havliyle abilerimin koluna asıldım.
"His bağını hissedip hissetmediğini öğrenmek istiyor. Bilerek kışkırtıyor. Bir şey yapmamız lazım. " dedim. Tekrar his kilidi yapmamız büyü haritamı yakın takibe aldılarsa anlaşılırdı. Bu büyük büyüyü yaparken konum haritam zarar görürdü. Bu yüzden yapmamıştık. Belli ki Mistyler dünyada bir şey bulamamışlardı. Hâlâ yaşadığımı hisseden Alexander beni bulmayınca şüpheye düşmüş olmalıydı. Normal bir şekilde gelip sorsa Amber ona asla demezdi. Biliyordu. Kışkırtsın diye gönderilmişti Misty.
"Ben onu-" diyen Amber'in sesini kesen gökyüzünde beliren oldukça güçlü bir şimşek çakması olurken hemen ardından uğultulu bir rüzgar başlamıştı.. Ellerimi kulağıma kapatmak zorunda kalmıştım. Öyle kulak tırmalayan bir sesti. Egor abim kolumu tutup beni bir yere çekmeye başlayınca sorgulamadan ilerlemeye başladım ama kulaklarım acıyordu resmen. İnsanların dikkati tamamen dağılmıştı. Bu aradan sıvışmamızı kolaylaştırırken kendimizi daha sakin bir sokağa attığımızda tenha bir köşe bulduk ve durduk. Rüzgar da uğultu da eş zamanlı olarak sona ermişti.
"Hay ben senin rüzgarının tınısına neyleyim Egor! Kulağım kanadı resmen! " dedi Andrey abim sinirle. Kulağında olan ellerini çekmeye korkuyor gibiydi. Elimi indir dercesine salladım. Geçmişti o uğultu ama sanki beynimde yankısı devam ediyordu.
"Dikkat dağıtmam lazımdı. Bu geldi aklıma. Belki onun yaptığını düşünürler. " dedi. Kastettiği kişi Amber'di. Sanmıyordum. Amber güçlerini geliştirmediyse ki geliştirse bile bu uğultuya ulaşamaz gibiydi. Sanırım sadece Egor abime özel bir şeydi bu uğultulu rüzgar. İlk defa şahit olmuştum böyle bir rüzgara da zaten.
"Ne yapacağız? " dedi Egor abim bana dönerek. Plana göre oldukça gerideydik. Benim bir şeyler dememi bekliyorlardı çünkü benden habersiz hiçbir şey yapmayacaklarını söylemişlerdi. Bu emir almak değildi. Birbirimizden habersiz hareket etmiyorduk ve onlar ayrıca koruyucu olduğum için iplerin benim elimde olmasını doğru buluyorlardı.
"Beni takip edin. " dedim arkamı dönüp ilerlemeye başladım.
"Nereye? " dedi Andrey abim hemen bana yetişerek.
"Her şeyi daha yakından görmeye. " dedim. Delirmiş olabileceğimi mırıldandı arkamdan. Duymuyorum sanıyordu ama duyuyordum. Sadece umuruma alamayacak kadar önemli düşüncelerim vardı.
Pelerinimin kapüşonundan dışarı çıkan artık tarçın bakır demeye yorulup sadece kızıl dediğim saçımı fazla dikkat çekici olduğundan geri sokarken bir başka sokağâ girmiş bulunuyorduk. Sesler deminki gibi yakından gelmeye başlayınca sislerin de arttığını farkettim. Misty buraya yakın olmalıydı. Girmedim o sokağa. Dümdüz devam ettim. Meydanın etrafında çember çiziyorduk resmen. Kraliyet askerlerinin olduğu yere yaklaştığımıı farkedince sakinliğimi korudum. Ara sokağa girdim. Meydan tam olarak karşımda kalırken oranın karışık olduğunu, Misty ve Amber'in birbirine girdiğini farkettim. Onları inceleyecek zamanım yoktu. Dümdüz meydana doğru ilerledim. Sokak meydana bağlanacakken sola döndüm ve askerlerin radarından çıkmış olduk.
Ve karşımda Meybar vardı. Girdim hiç düşünmeden içeri. Sanırım tüm bu karmaşa yüzünden herkes dükkanı boşaltmıştı. Kimsecikler yoktu. İlerledim. Üst kata çıktım. Her zaman geldiğim mekana bu kez tek başıma değil abilerim ile gelmiştim ama oturmaya değil. Konum değiştirmeye.
Cama doğru ilerledim ama çok yaklaşmadım.
"Kızım... Bugünü mü bekliyordun atlı kovalıyormuş gibi yürümek için?! " dedi Andrey abim nefes nefese.
"Sen yaşlısın ya ondan tıkandın Andrey. "
"Abilerim." dediğimde hemen bana odaklandılar. İkisi de dikkat kesilmişlerdi.
"Söyle abisinin gülü. " dedi hemen Andrey abim. Her şeyi yaparım kardeşlerim için moduna geçmesi çok hoştu. Tam da ihtiyacım olan şeydi.
"Şurada büyük ambar var. Matiest'in en büyük ambarı meydandadır. Amber tam olarak oranın etrafını sarmış. Oraya geçersek hem güvende oluruz hem de ben Amber ile konuşabilirim. Ama önce oraya geçelim. " dedim. İşaret ettiğim yere baktılar. Sonra bana baktılar. Tam olarak burunlarının dibine gitmeyi kastediyordum. Amber ve büyücüleri büyü yaptıysa anında yakalanırdık alana giriş yaptığımızda.
"Abim? Bu sence de oldukça riskli değil mi? " dedi Andrey abim vazgeç der gibi. Biliyordum. Riskliydi ama risk almazsam ona ulaşamazdım.
"Kar yağdıran birisi geldi. Ortalık daha da karışıyor. Veliaht prenses Victoria Terra sanırım. " dedi Egor abim camdan dışarı bakarken. Bize döndü. Cebinden bir iksir çıkardı. " Yapalım. Ne olacaksa olsun. Yoksa bu deli kadın evrenin sonunu getirecek. "
İksiri yere döktü. Geçit kapısı açıldı. Kapıya yaklaştım.. Bunu sesli söylemek istemiştim. "Matiest'in meydan ambarına. " dedim. Kapı yeşile dönerken bizi doğru yere sorunsuz getirmesini istiyordum. Derin bir nefes alarak geçit kapısından geçtim.
Geçide girdiğim gibi akımını hissettim. Üzerimden geçen akımın son bulduğunu hissedince gözlerimi araladı.. Geçide girince istemsizce kapanıyordu gözleriniz.
"Gelip bizi alan olmadığına göre yakalanmadık. " dedi Andrey abim mutlu bir şekilde.
"Şunu ben desem anında ensemizde biterlerdi. " diye mırıldanarak ambarın merdivenlerine ilerledim. Alt kata geçit kapısı ile gelmiştik. Bir sürü raf vardı. Burası boş bir ambardı aslında. Tarihi eski diye ne yıkılıyordu ne de kullanılıyordu. Süs gibi bekletiyorlardı.
"Ambar deyince içi dolu sanmıştım. " dedi Egor abim.
"Süs için duruyor burada. Balo zamanları sergi falan yapıyorlar. Evrende resime en değer veren krallık Matiesttir. " dedim açıklama yaparak. Diğer krallıklar resmin kötüye kullanılmasından dolayı pek takdir etmezlerdi ama Matiest krallığı sorun yaratsa dahi resmin önünde durmazdı. Sadece kraliyet ailesinden olanların resmini çizmek yasaktı. Bu zaten evrensel bir kuraldı. Evrensel bir yasaktı.
Üst kata ulaşınca cama doğru yaklaştım. Perdesi bile vardı buranın. Sandığınız kadar yıkık dökük de değildi. Meybar'in barından daha temizdi.
Perdeden dikkatlice dışarı baktım. Tam o an alana birilerinin geldiğini farkettim. Lyndon mıydı o gelen? Sanırım oydu. Görmeyeli saçlarını mı uzatmıştı? Sanırım saçlarında değişikliğe giden tek ben değildim. Bu nedense iyi hissettirmişti. Lyndon, Misty'i geriye çekerken Amber ve Victoria'ya bir şeyler demişti. Beden dillerinden anladığım kadarıyla da Amber onu kovmuştu. Lyndon ona parmak sallarken gök gürlemiş, Misty de sevgilisini geriye çekmişti. Her şeyi o yapmamış gibi bir de ayırıyordu. Şaka gibiydi. Gerçekten çok sinsiydi. Kesin ben bir şey yapmadım Amber saldırdı demişti. Beklerdim ondan öyle bir iftira.
Uzaklaştım pencereden.
"Bana Zelze'yı bulup getirmelisiniz. Amber'in karşısına burada çıkamam. Onunla yalnız bir yerde konuşmam lazım. Zelze onu ikna edecektir. Onu buraya getirebilir misiniz? " dedim. Oldukça zor bir şey istiyordum.
"Biz onu senin kadar tanımıyoruz. Amber'in sağ kolu gibi bir şey sanırım. Bizimle gelmesi için ikna edici bir kozumuz olmalı. " dedi Egor abim haklıydı.
"Deyin ki... Rüzgar ateşini yanlış yerde arıyor. Gel ve gör. Ateş perisi seni bekliyor. İnanmazsa da ikinci sarma Savaşı'nın sebebi sarma değil Amber'in büyü suçu işlemesiydi. O sarma sadece gerçeği gizleyen bir bahaneydi. Bunu zaten bir ben, Owen, Amber ve Zelze biliyorduk. İnanacaktır. "dediğimde yüzlerinde bir gülümseme oluştu. Bu kesinlikle onu ikna edecekti.
Aslında büyü suçu da sayılmazdı. Amber'in, Polarsi prensi olan su elbüycüsü Buz Kontu Perry Polarsi'ye yaptığı grip büyüsü açığa çıkmıştı. Oklar bir anda Amber'e dönmüştü. Amber sinir olduğu insanları büyü yoluyla hasta yapabiliyordu. Bu açığa çıkarsa başı yanacağı için Owen ile ikisi bu suçun güme gitmesi için sarma savaşı yapmışlardı. Boşa geçen bir haftaydı. Bir hafta sonunda Homaris krallığında oturup yoğurt eşliğinde sarma yemiştik ve savaşın dedikodusunu yapmıştık.
Güzel günlerdi...
Abilerim benim dediklerimden sonra hızlıca yanımdan ayrılmışlardı. Ben de bir duşa geçip onları beklemeye başladım.
Çok değil beş on dakika sonra adım sesleri yankılanmaya başladı boş duvarlarda. İçten içe tedirgin olsam da her şeyin yolunda olduğunu hissediyordum. Sadece sessizlik pek normal değildi.
"Amaya... Biz geldik? " diyen Egor abimin sesini duydum. Ben olduğum köşeden çıkana kadar yere ağır bir şeyin düşüş sesi kulaklarıma geldi. Onları gördüğümde beni şoka sokan yerde bir doksan baygın yatan Zelze'yı görmek olmuştu.
"Ne yaptınız adama? " dedim onlara kızarak. Egor abim hemen Andrey abimi işaret etti.
"Valla ben onu ikna etmiştim. Bu şak diye bayılttı adamı. "
"Çok sorguluyordu. Ayrıca çok konuşuyor! " dedi Andrey abim huysuzca.
"Adamın dediği iki üç kelime vardı Andrey! Senin derdin o değil gerçi. Anladım da susuyorum. " dedi Egor abim. Zelze'nin başına toplanmış bulunuyorduk. Ellerimi belime koyup ikisine ters bir şekilde baktım.
"Neymiş derdi? " dedim Andrey abimi kast ederek. Egor abim güldü bu soruma. Bu gülüş yaktım seni Andrey gülüşüydü.
"Zelze'ye ateş perisi dediğimiz anda siz benim kardeşimi nerden tanıyorsunuz dedi. Onu dediği gibi bayılttı zaten. " dedi ve elini onun omzuna atıp sıktı alayla. " Kıskandı abisi. "dediğinde dik dik Andrey abime baktım.
Egor abimin elinden kurtulup bana baktı masum masum. Kesinlikle masum olmayan ama öyle olmasını istediği anlarda büründüğü bakıştı bu.
" Her ağzını açan kardeşim diyor sana. Kaç kişiler kızım bunlar? Ben hiç alışık değilim böyle şeylere. "dediğinde kaşlarımı havaya kaldırdım. Ofladı.
" Tamam alışmaya çalışırım. "dediğinde aynen öyle yap dercesine başımı salladım ve Zelze'yı işaret ettim. Hemen geriye adımladı. "Bak ona hayır işte. Ben bayılttığımı ayıltmam. Prensiplerim var. "
"Hay götm. Prensipleri varmış. Bak sen şuna... " dedi Egor abim. Zelze'yi sarsmaya başladı. Biraz uzaklaştım ondan. Öldü sanıyordu neticede hâlâ bir yanları. Hortladı sanmasındı beni. Bir hortlama vakasıyla uğraşmak istemezdim.
"Başım... " diyerek ensesini tuttu Zelze. Gözlerini acana kadar sızlanmıştı. Ben de bu süre zarfında abime oldukça ters ters bakmıştım. O ise hiç umursamamıştı. Şu iş bitsin konuşacaktık bu konuyu daha detaylı. Zelze yattığı yerden doğrulduğu gibi abilerimi gördü ve haliyle en son onlarla konuştuğu için kendini savunmaya geçmişti. Ellerinin arasında dönen toprak elementini görünce anlık duraksamıştık.
"Kimsiniz siz?! " dedi sertçe. Beni görmemişti daha. Arkasında kalıyordum.
"Sana zarar vermek değildi niyetimiz. " dediğinde Egor abim, Andrey abim homurdanmıştı. Zelze ayağa kalktı ve abilerime siper alırken arkasında birinin varlığını daha yeni hissetmiş gibi temkinlice bana dönmüştü. Göz göze gelmiştik.
"Kimsiniz oğlum siz??! " diye yükselince daha fazla gerilime gerek yoktu. Yeterince ayılmıştı
Yüzündeki fuları çözdüğümde gözleri beni bulmuştu ve elementi onun şaşkınlığından dolayı ellerinden kaçmış, duvara çarpmıştı.
"Beğendin mi yaptığını?! " dedi Andrey abim duvardaki çukuru işaret ederek. Ona bulaşmak için bahane arıyordu resmen. Zelze onu duymuyordu ki.. Kilitlenmiş bir şekilde bana bakıyordu. Pelerinin kafasını açtım. Gözleri saçlarıma değince sanki gerçekliğimle yüzleşmiş gibiydi. İrkilerek geriye adımladı.
"Sen... Tanrım... Rüya mı bu? Kafamı çok mu sert vurdum? " diye mırıldandı kendi kendine. Tereddütle ona doğru bir adım attım. Adımıma baktı. Daha da büyüdü bakışları. Cidden hortladım sanıyordu. " Yaşıyorsun? Gerçeksin? "
"Benim. Gerçeğim. " dediğimde sesimi duymak onu ürpertmiş gibiydi. Saçlarıma dokundu gözleri. En son gördüğünde açık kahverengi saçlarım uzamış, rengi değişmişti. Sanırım gerçekliğime tutunduğu tek daldı bu.
"Nasıl? Biz... Nasıl olabilir böyle bir şey? "
"Zelze..."
"Gerçekten sensin! " dedi daha da şaşırırken.
"Bu bile böyleyse diğerlerine nasıl söz geçircez acaba?! " dedi Andrey abim. Zelze kardeşim dedi diye kıl olmuş gibiydi. Onun bu hallerine ilk defa şahit oluyordum.
Ona döndü bakışları Zelze'nin. Yalancı bir öksürükle boğazını temizledi. Sonra bana döndü. Bu kez şaşkınlık yoktu gözlerinde. Bir özlem vardı. Bir burukluk vardı. Boynu büküldü biraz. Aradaki mesafeyi kapatıp kapatmamak konusunda tereddüt ediyordu. Gözlerindeki acı canımı yakarken kollarımı araladım. Beklemedi. Düşünmedi. Tabiri caizse koşarak geldi yanıma ve sıkıca sarıldı bana. Öyle sıkıca ve özlemle sarıldı ki şu ana kadar dolmayan gözlerim doldu da taştı.
O tanıdıklarım arasında benim için yapabileceği şeyler sınırlı tek insandı. Amber'in sağ koluydu ve neticede sağ kolların imkanları bir prense, prensese göre daha azdı. Ben onu hiç suçlamamıştım çünkü elinden hiçbir şey gelmeyeceğini biliyordum.
"Öyle korktum, öyle üzüldüm ki... Amber hissetmiyorum diye ortalığı birbirine katınca inanmamıştım. Amber hissetmedim dedi diye inandım yoksa ben senin... İnanır mıyım? İyi ki yaşıyorsun Amaya... Hoş geldin. Kardeşim. "dediğinde uzaklaştı benden. Dolan gözlerini elinin tersiyle silerken ellerini hemen ardımdan omuzlarıma yerleştirdi. Gözleri yüzümde gezindi.. Nefes nefeseydi. Ellerinin altındaki bedenimi sanki kaybolacakmış gibi tutuyordu.
" Kırgınsın sen bana... Kızgınsın... Her şeyi hatırlıyorsun değil mi? Gerçi benimki de soru mu? Hatırlamasan neden burada olasın... Özür dilerim Amaya ben engel olamadım. Biz yapa-"
"Öğrendim. Yani... Duydum bir şeyler. " dedim. Titrek bir nefes alıp gözlerine çevirdim gözlerimi. Dudaklarımda gayr-i ihtiyarı bir tebessüm oluştu.
"Sana kırgın ya da kızgın değilim Zelze. Elinden geleni yaptığına eminim. Gücünün bir yere kadar yettiğine de eminim. Biliyorum... " dedim ve sustum. Artık bildiklerim ve bilmediklerim birbirine girmiş durumdaydı.
Kimi suçlayacağımı bilmiyordum.
"Amber'e kırgınsın. Kızgınsın... Owen'a... " dedi ve yutkundu. Aklıma ne geldiyse gözlerinde bir öfke belirmişti ama kendini tutup devam etti. " Ama hiçbir şey göründüğü gibi değil. Burada bugün olan şeyler de şov değil... "dedi ve sinirli bir nefes aldı. Sanki aklımda dönen soru işaretlerini görüyormuş ve beni haklı buluyormuş gibiydi.
" Her şeyi sana anlatabilirim. Anlatmak çok isterim ama... Buna vaktim yok. Benim Amber'in yanına gitmem lazım. Yokluğumu fark eder... Yanlış yorumlarsa sarayı basar. Basmak için bahane arıyor zaten. "dedi Zelze hızlıca. Başımı salladım. Haklıydı. Amber onun yokluğunu da Alexander'a bağlayabilirdi.
" Onu durdurmamız gerekiyor. "dedim. Kaşlarını çattı.
" O her şeyi senin için yapıyor. Yaşıyor olman ona geri adım attırmayacaktır. Hepten yaktı gemileri. "
Ne yazık ki bunun da farkındaydım. Amber Homaris şu iki yılda değişmek bir yana daha da güçlenmişti. Buraya gelene kadar karşımda duygusuz, beni göndermesi gerektiğini savunan, geri dönmemin doğru olmadığını savunacak, tamamen değişmiş birini bulmayı bekliyordum.
Ama bu benim bir yılda kendimi hazırladığım her şeyden çok farklı bir durumdu. Amber benim için savaşıyordu ve içimden bir ses bu ilk savaşı değil diyordu.
Ve daha da korkutucu olan şeyse içimdeki o sesin onu suçladığım için pişman olacağımı dile getiriyordu.
Kısacası inandıklarım gerçeklere oldukça zıt ilerliyordu.
"Dudurmam lazım Zelze. Ne yap et... Onu bana getir. Haf Dağı'nda onu her zamanki yerimizde bekliyor olacağım. " dedim.
"Gelmez... " dedi başını iki yana sallayarak. " Ben senin yaşadığını söylesem bile gelmez. Alex'e verdiği süre dolmadan şuradan şuraya gitmez. "dediğinde kaşlarımı çattım.
" Ne süresi bu?" dedim. Omuz silkti. Ne demek bilmiyorum? Amber... Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
"O süre dolmadan onu buradan çıkaracak bir şey bul Zelze. Lütfen... Bak. Onu durdurmazsak hem kendini hem beni hem de herkesi yakacak. Yakmaya da kararlı. Vazgeçirmek zorundayız." dediğimde uzun uzun gözlerime baktı. Ardından sıkıntı dolu bir nefes aldı ve bana tekrar sarıldı. Bu sanırım tekrardan varlığımı hissetmek ve şükretmek içindi.
"Elimden geleni yapacağım. " dedikten sonra geri çekilmişti. Gitmek için arkasını dönmüştü ki abilerimle göz göze geldi. Ardından bakışları tekrardan bana döndü. Onları işaret etti gözleriyle.
"Onlar kim? " dediğinde, yüzümde bir gülümseme oluştu. Yan yana duran ikiliye baktım. Nasıl da heybetli görünmüşlerdi gözüme.
"Abilerim." dediğimde ilk bir kaç saniye yüzüme bakakaldı.. Bir afalladı.. Bir şaşırdı ama öyle mutlu oldu ki sonra bu mutluluğuna anlam veremedim başta.
"Abilerini bulmana çok sevindim Amaya... " dedikten sonra onlara keyifli bir bakış atınca Andrey abim yüzünü buruşturmuştu. Hiçbirimiz onu dikkate almadık. Zelze aklına gelen her neyse daha da keyifle döndü bana.
"Amber'i nasıl ikna edeceğimi buldum. On dakikaya kalmaz orada oluruz. " dedikten sonra hızlıca ayrılmıştı yanımızdan. Gözden kaybolana kadar baktım arkasından.
Egor abim camın yanında durmus, biraz perdeyi aralayıp dışarıyı gözlüyordu. Andrey abim ise yanıma gelmiş, kolunu omzuma atmıştı.
"Baya sadık birisine benziyor. " dediğinde Egor abim, onun güvenilir olduğuna emin olmuş gibiydi. Sessiz sessiz köşede karakter analizi yapıyordu demek.
"Öyledir. Amber on bir yaşındayken tanışmışlar. On bir yaşından beri onunla. Nerden baksan on yedi yıl. " dedim mazinin gücüne atıfta bulunarak. Abim anladım dercesine başını salladı. Sonra bana döndü perdeyi kapatarak.
"Ne konuştuklarını duymak ister misin? " dediğinde Egor abim kaşlarımı çattım.
"Bu imkansız bir şey.. " dediğimde dudaklarında anlam veremediğim bir gülümseme oluştu. Bazen bilerek anlamadığım şekilde konuştuklarını düşünüyordum.
"Bizim olduğumuz yerde imkansız diye bir şey olmaz kardeşim." dediğinde içimde istemsizce bir özgüven duygusu patlak vermişti. İmkansız diye diye geldiğim noktada yine imkan dahiline getirmiştim her şeyi.
"Onun sana kardeşim demesi hiç hoşuma gitmedi. Bize ondan bahsetmemiştin " dedi Andrey abim. Konuyu değiştirmiş olsa da ses etmedim. Dediklerine odaklandım. Owen ve Amber dışındaki kardeşim diyenlerden bahsetmediğim doğruydu. Neden bahsetmediğim de haklı bir gerekçeye bağlıydı.
"Ben sadece suçladığım kişileri anlattım size. Zelze benim suçladığım birisi değildi. Onun gücü bir yere kadar yetebilirdi. " dedim ve durdum. Diğerlerinin güçleri neden yetememişti? Konsey yüzünden mi? Amber'in yetkilerini konseyde Alexander ele geçirmişti. Peki ya Owen? O neden hiç yoktu ortalarda?
"Nasıl hissediyorsun? Bu son olanlar hakkında.." dedi Andrey abim kıskançlığı bir kenara bırakıp ne hissettiğime odaklanarak. Ona değil Egor abime döndüm ve elimi uzattım. İksir istediğimi anlamıştı. O iksiri verirken Andrey abime çevirdim bakışlarımı.
"Suçladığım herkesin bu hikayenin mağduru çıkmasından korkuyorum. "dedim açık açık.
Buraya gelene kadar onları suçlarken en ufak şüphem yoktu ama şimdi bu şahit olduğum her şey beni bir pişmanlığa itiyordu.
Ya herkes çok iyi bir oyuncuydu, hâlâ bana oynuyorlardı ya da ben kendimi kör bir inanca kaptırmış, kalbimi kendi başıma yok etmiştim.
Ve ikincisinin olması için her şeyi yapmaya razıydım.
♥༻✧
"Burası olduğundan emin misin? " dedi Andrey bana şüpheyle bakarak. Tam bir şey demek üzereydim ki bir rüzgar esti. Ağaçlar o rüzgar ile bir yana eğilirken ben gülümsedim.
"Rüzgarın geldiği yöne gideceğiz... " dedim kendimden emin bir şekilde ve rüzgarın estiği yönün tersine doğru ilerlemeye başladım. Abilerim de el mahkum peşime düştüler. Başka seçenekleri yoktu çünkü. Doğru yolda olduğumu bilen tek bendim.
Zelze'yi gönderdikten sonra geçit iksiri ile buraya geçmiştik ama abilerim bu rüzgarın insanı alıp uçurmak ister gibi şiddetle esen yerinde ne işimizin olduğunu sorguluyorlardı. Birazdan anlayacaklardı.
Gerçi buna da Amber karar verecekti. Ben şu anda geçmişle şimdi arasında bir risk alıyordum.
Uçuruma yani dağın tepesine yaklaştıkça rüzgar artmaya başlamıştı. Biz Amber ile her zaman bu tepede buluşurduk. Yani eskiden... Eskiden öyleydi. Şimdi nasıl olacaktı? Hiçbir fikrim yoktu. Homaris Af Dağı birbirimizi affetmemizi sağlayacak mıydı?
Homaris Af Dağı'nın efsane diye anlatılan bir hikayesi vardı. Haf, onun kısaltılmasıydı. O zaman evreni tanımak için aldığım dersleri dinlerken Amber de abilerinden kaçmak üzere benimle derse girmişti. Ben anlatılanlardan O kadar etkilenmiştim ki bana O dağa yani buraya gelmeyi teklif etmişti. Ben de kabul etmiştim.
Efsaneye yani daha doğrusu tarihe göre... Yüce kahin Ophelia günlerden birinde aşık olduğu adama , yüce nadide Valentino'ya çok sinirleniyor ve onun yanından gidiyordu. Ama öyle bir siniri vardı ki gücü olsa dağı taşı delecek bir sinirmiş bu sinir. Nereye gideyim nerede ondan uzak kalırım derken adımları onu bu dağın eteğine çıkarmış. Sinirden gözü dönmüş bir kez. Gururu geri dönmesine izin vermiyor ya çıkmış dağın sonuna kadar. En sonuna vardığında bir uçuruma geldiğini görmüş. Uçuruma doğru yaklaşmış. Bütün şehir ayaklarının altında. Buradan düşse kimsenin ruhu duymaz. Ama aşk buya o sinirle o göz dönmesiyle bile Valentino'yu düşünmüş. Ben ölür gidersem ona ne olur diye düşünmüş. Ona olan kızgınlığı sevgisinden, siniri aşkından üstün gelirken onun yokluğu ile ne yapardım ben diye düşünmüş Ophelia. Kalbinde bir ağrı belirmiş. İçi yanmış resmen. Kahrolmuş bu düşünce ile. Onsuz bir dünyada yaşamak istememiş. Onsuz bir dünyada nefes almamayı dilemiş. Geri döndüğünde ise Valentino ile göz göze gelmiş. Onu bir anda karşısında görmenin şaşkınlığı ile geriye adım atınca ayağı kaymış. Eğer Valentino tam zamanında onu belinden tutmasaymış, Ophelia uçurumdan aşağıya düşecekmiş. Tutmuş ve çekmiş onu kendine. Benden gidiyordun demek, demiş. Ophelia'nın gözleri dolmuş hemen. Senden gitmek mi? Ölüyordum. Görmedin mi? , demiş o da. İkisi de bakmış birbirine aşk dolu gözlerle. İşte o an affetmiş Ophelia Valentino'yu. Bu aşkın önünde hangi sinir durabilirmiş ki? O gün bu gün derken bu dağın adı af dağı olarak kalmış...
Sanırım Ophelia'ya bir sonraki rüya görüşmemizde bu efsanesinin doğru olup olmadığını sormam lazımdı. Mesela onsuz bir dünyada nefes almamayı gerçekten dilemiş miydi? Ne dilediği önemliydi. Dilek konusunda onunla aynı şeyleri yaşıyorsam benim için şakayla da olsa bir şey dilememesini tercih ederdim.
Ben yeterince kendi dileklerimle başıma bela açıyordum çünkü.
Adımlarım uçurumu gören O düzlüğe çıktığında daha kimsenin gelmediğini görmem biraz olsun gerginliğimi almıştı. Yüzümdeki maskeyi çıkardığımda onlara da çıkarmalarını söylemiştim. Daralmıştım yahu.
"Eee kimse yok burada? " dedi Andrey abim.
"Sen anamın karnında nasıl durdun çok merak ediyorum Andrey. Kadın bir tek sana olan hamileliğinden yakınıyor! " dedi Egor abim. Bunu hatırlıyordum. Anılarımda bir kadın, muhtemelen benim için anne olan o kadın, ben kaynanamı mı doğurdum diye sürekli hayıflanıyordu. Sanırım Andrey'in kaynana hallerinin sebebi genlerden kaynaklanıyordu.
Bir yeşil geçit kapısı ileride açıldığında elimle sessiz olun dercesine vurdum ikisinin de omzuna. İkisi de kestiler seslerini. Şu gergin anlarsa erkeklere yüklenen mizah ve hayatı boş vermişlikten istiyordum.
Çok mu şey istiyordum?
Sanırım bunun cevabına erişmek pek mümkün olmayacaktı.
Geçitten çıkan iki kişinin sırtı bize dönüktü. Onlara odaklandım. Nefes bile almadan oraya bakıyordum çünkü nefes alarak bu anın gerçekliğini sindirmek istemiyordum. Yine kendimden bile kaçmaya çalışıyordum.
"Bana bak Zelze! Eğer o bir taraflarına kazık sokmak istediğim Alex'i benim elimden kurtarmak için beni buraya getirdiysen seni bu yardan atarım! " dediğinde Amber eliyle uçurumu işaret ediyordu. Sanırım iki yıl Amber'den hiçbir şey eksiltmemişti. Aksine ona daha da sinir yüklemiş gibiydi.
"Sen beni buradan atınca kim koşacak emirlerin peşinde? " dedi Zelze. Rütbeden çıkmışlardı ve rütbeden çıktıklarında Zelze asla sözünü esirgemediğinden Amber daha da sinir olurdu.
"Sanki normalde çok koşuyorsun! Tek dediğin sakin ol prensesim. Derin nefes alın prensesim! Asaletinizden ödün vermeyin prensesim! Prensesim de prensesim! Prensesin batsın Zelze! " dedi Amber sinirle.
"Ama sinirleniyorsun.. Sonra sakin olmama yardım etmedin diye bana kızıyorsun. "
"Yanlış hatırlıyorsun. Ben asla öyle şey yapmam. " dedi ve etrafına bakındı ama arkasını dönmedi. " Niye geldik buraya? Bak beni tehdit ettiğin için geldim. Seninle görüşmek isteyen var dedin. Nerede hani? "dediğinde Amber, Zelze biraz dönünce bizi görmüştü. Gülümser gibi oldu. Onu nasıl ikna etmişti buraya getirmeye.
"Ben seni tehdit etmedim Amber. Sen tehditle bir şey yapmazsın. "
"Seni bayıltırım dedin bana. "
"Sen çok zorlayınca onu kendin de yapıyorsun! Ayrıca ben sana Amaya'ya dair bir iz buldum. Abisi olduğunu iddia eden iki adam beni kaçırdı dedim. Sen gelsin beni de kaçırsınlar dediğin için şu an buradayız. " dediğinde Zelze, istemsizce dudaklarımda bir gülümseme oluşmuştu. O her haliyle bıraktığım gibiydi. Amber sanırım itiraz etmeye hazırlanıyordu ki abilerim iki yandan dürttüler beni.
"Onu asla kaçıramayız Amaya." dedi Andrey abim hemen. Daha buraya gelmeden şöhretine hakimlerdi. Onun neler yapabileceğini düşünmek için tanışmaya bile ihtiyaç duymuyorlardı.
"İsteyeceksen bile unut. " dedi Egor abim de. Amber'e kaşlarını çatmış bir şekilde bakıyordu.
Biz fısıltıyla konuşuyorduk aslında ama Amber bir anda susmuş ve buraya dönmüştü. Gözleri şoktan büyürken göz göze geldik.
Hava elementlilerin kulakları iyi duyar derlerdi her zaman.
Geriye doğru sendeledi. Gözlerini kapattı. Sonra tekrar açtı. Sanırım bir sanrı olduğumu falan sanıyordu. Başını iki yana salladı. Sonra gözleriyle beni süzdü. Tekrar geri adımladı. Zelze'ye çarptı. Ona döndüğünde eliyle onun koluna yapışmıştı.
"Tamam. Kabul.. Götür beni. " dedi Amber birden. Böyle bir tepki beklemiyordum. Zelze de bunu beklemiyor olacak ki hepimizin kaşları çatıldı.
"Nereye götüreyim Amber? Getirdim ya seni buraya. " dedi Zelze kafası karışmış bir şekilde. Amber yine benim olduğum yere baktı. Amber ondan biraz uzaklaştı. Bana doğru bir adım attı ama ikinciye cesaret edemeden dolan gözleriyle Zelze'ye döndü ve ellerini ona doğru uzattı.
"Delirdiğimi kabul ediyorum. Kaçmayacağım şifahaneden. Sana izin veriyorum. Gidelim. Tedavi olalım." dediğinde içim sızlamıştı. Beni hayal sanıyordu ve şifahaneyle ne yaşamıştı? Merak ediyordum.
Zelze'nin bakışları yumuşadı ve onu omuzlarından tutup bana doğru çevirdi.
"Halüsinasyon değil." dediğinde afallamıştım. Amber halüsinasyon mu görüyordu? Neden her merak ettiğim şeyin sebebi canımı yakacakmış gibi hissettiriyordu?
"Nasıl değil? Off Zelze. Sen de delirdin. Sana ilaçları ben kullanmam sen kullan demiştim. İleri derece şizofreni teşhisi koyacaklar ikimize de. " dedi Amber sitemle.. Hâlâ bana bakıyordu. Zelze başıyla gel der gibi bana işaret yapınca tereddütle ikisine baktım. İleriye doğru adımlamam ile Amber ruhunu koyacak gibiydi.
Yine de onlara doğru adımladım.. Amber, nefesini tutmuştu. Hatta öyle bir andı ki rüzgar bile esmeyi bırakmıştı. Temkinlice onlara doğru adımlıyordum.
"Öncekiler sana doğru geliyor muydu Amber?"
"Öncekiler ne gerizekalı! Ben şizofren değildim. Alt tarafı meydanda iki kişiyi o sanıp peşine düştüm. Beni şifahaneye götürüp abilerime koz veren sendin! " dediğinde Amber, benim yüzümden bunları yaşadığını tam anlamıyla anlamıştım. Ve öyle berbat hissediyordum ki... Hayatı mükemmel değildi. Bir sürü zorluk yaşamıştı. Muhtemelen halen de yaşamaya devam ediyordu.. Bir de ben dert olmuştum ona. Özür dilerim Amber. Senin hayatına girdiğim için. Senin arkadaşın, dostun, kardeşin olduğun için ama bu bencillikse bile umurumda değil çünkü ben hâlâ senin arkadaşlığını, dostluğunu, kardeşliğini istiyorum.
"Özür dilerim Amber... Şimdi ana odaklanır mısın? Senin en son gördüğün Amaya kızıl değildi. Bence buradan yola çıkarak onun gerçek olduğuna inanabilirsin. " dediğinde Zelze, Amber'in zorlukla yutkunmasına şahit olmuştum. Gözleri dolarken sesi geldiğinden beri ilk defa zayıf çıkmıştı.
"Ben onun en son gördüğümde de saçlarının rengi farklıydı Zelze... " dediğinde bu canını yakmış gibiydi. Beni en son nerede gördüğünü bilmiyordum. Hatırlamıyordum. Aramızda iki üç adım kala durdum.
Elimi öne doğru uzattığımda bakışları elime doğru düştü. Bakışları bir elim bir de gözlerim arasında gidip gelirken ellerini pelerinin altından çıkardı. Titreyen elini bana doğru uzattı. Ellerimiz birbirine dediğinde gözünden bir damla yaş süzülürken Amber'i kolay kolay ağlamayacağını biliyordum ve bu an benim için de oldukça yıkıcı olmuştu.
Normalde ona dokunmamam lazımdı. Ondan intikam almak için bana dokunmasına da izin vermemem gerekirdi ama onun bu hali, geldiğimden beri evrende yaptıkları... Ona karşı olan nefretimi ve öfkemi çoktan yok etmişti. Nedenini bilmiyordum ama Amber bu hikâyenin gerçekten mağduruydu. Hem benden hem de sağlığından olmak üzereydi. Ama olmadığına emindim. Amber deli değildi, herkesin öyle düşünmesi için düşmanları onu öyle lanse ediyorlardı. Misty benim düşmanımsa onun hayli hâyli düşmanı olurdu. Beni gördüğünü sandığı anlarda belki de onun ya da bir başkalarının oyununa kurban gitmişti.. Bilmiyordum ama şu anda hiçbir şeyin önemi yoktu.
Elini daha sıkı kavrayıp onu kendime doğru çektim ve sıkıca sarıldım. Sanki evrendeki her şey durmuştu ve biz iki eski dost kalmıştık. Zelze yanımızdan ayrılmamıştı ama bizden biraz uzaklaşmıştı. Amber bana sarılmak için bir kaç saniye beklemişti. Şaşkındı. Hatta kelimenin tam anlamıyla şoka girmişti. Kollarını bana doladığında onun bana sarılmasına o kadar çok ihtiyacım olduğunu yeniden farkettim. Yeniden hissettim ve bu çok değerli bir şeydi.
Onlar yanımda yokken Egor abimin sarılışının kime benzerdiğini artık biliyordum. Aslında hayır. Benim abim bana Amber gibi sarılıyordu. Amber sanki böyle kaybetmekten korkuyormuş gibi sarıyordu insanı. Amber sarılınca insanın hiç uzaklaşası gelmiyordu mesela. Egor abime de sarıldığımda böyle hissetmiştim en başından beri.
"Yaşıyorsun... Ben hissettim. " dedi Amber. Sesi oldukça boğuk geliyordu ama anlıyordum. Geri çekilmek istedim ama izin vermedi. Daha sıkı sarıldı. "Gitme. Muhtemelen benden nefret ediyorsun ama gitme. En azından şimdi gitme. " dedi Amber. Boğazıma bir yumru oturmuştu. Gitmiyordu. Gözlerimin dolduğunu bile fark etmemiştim.
Bazı insanların sarılışında rahatladınız, bazı insanların bakışında, bazı insanlarınsa sadece kokusunda.
Amber ile bu sarılma bu hissi hiç yaşamayanlar için anlamsız gelecekti. Ne var? Altı üstü bir sarılma diyecekti insanlar. Ama değildi. Her şeyini kaybedip de yapayalnız kalınca insan bir sarılmanın bile değerini anlıyordu. Etrafında ailesinden kimse olmayınca bir yabancının kollarının arasında özlediği , hasret duyduğu o sıcaklığı hissedince kopamıyordu.
Amber hâlâ bana ailemmiş gibi sarılıyordu.
"Gitmiyorum. Gitmek istesem geri dönmezdim değil mi? " dedim. Bıraksak sonsuza kadar böyle kalacaktık sanki. Hiç bırakmaya niyetli değildi ama bir şey oldu. Ben konuştuktan sonra bütün bedeni kaskatı kesildi ve sonra bedeni kollarımın arasına düşüverdi. Sesimi duyunca mı yaşadığıma ikna olmuştu?
Bir anda kollarımın arasına yığılınca tutamadım ama neyseki Zelze yanımızdaydı. Amber'i o tutmuştu. Amber yere yığılmadan önce onu tutmuş ve başını korumuştu Zelze. Onlarla birlikte yere çöktüm bende. Bir endişeyle bakıyordum onlara.
"Bayıldı. Beklediğim bir şeydi. Sorun yok. Ayılır biraz sonra. " dedi Zelze yatıştırıcı bir sesle. Hic endişeli değildi. Aksine fazla alışmış duruyordu ve bence bu durum Amber'in bayılmasından daha korkutucu bir durumdu.
"Amaya herkes hortladığını sanıyor. Hani his bağındı kızım bu senin? " dedi Andrey abim. Bilmiyorum dercesine omuz silktim.
"His bağıysınız da o ara ara his kaybı yaşıyordu zaten. " dediğinde Zelze, içim acımıştı. Dünyada yaptığım his kilitlerini de hissetmiş olmalıydı. Onları yaparken aklıma gelmiyor değillerdi ama odaklanmak istemediğim için düşünmüyordum onlar hakkında. Çünkü o zamanlar onları düşünmek sadece acı veriyordu, kalbimi kırıyordu.
"Sen onu yaptıktan sonra o yüzden Misty hemen etrafında bitiyordu demek... " dedi Egor abim ve sorgulayıcı bakışlarını Zelze'ye çevirdi. "Her hissetmediğinde böyle ortalığı birbirine mi katıyordu? "
Zelze başını salladığında içimde bir pişmanlık oluşurken kalbim sızlamıştı. Kendime yüklenmem gereken noktada bile yüklenemiyordum. Şaka gibiydi ama gerçekti.
"Ama bu kez hissettiğinde çok kötü oldu. Sonra biz kaza haberini aldık derken gerçekten inandı. " dedi Zelze. Sıkıntıyla ofladı. " Krallık bastı. Savaş başlattı." dedi Zelze gözlerimin içine bakarak. Biraz suçlu hissedince kendimi açıklama gereksinimi hissettim.
"Yapmak zorundaydım. " dediğimde başını iki yana salladı.
"Bana açıklama yapmana gerek yok Amaya. Düşmanım haline de gelsen ben seni suçlamam. Dünyada ne yaşadığını hiçbirimiz bilmiyoruz ama tahmin edebiliyoruz. " dedi Zelze, ona beni suçlamadığı için minnetle bakarken abilerim de yanımıza çökmüşlerdi.
"Şimdi ortalığı bu kadar karıştırıp buraya geldi ya. Fark edilir mi? Güvenlik açısından soruyorum. " dedi Andrey abim. Zelze sorun olmaz gibisinden başını sallayınca biraz olsun rahatlamıştık.
"Victoria'ya ben Amber'i şifahaneye götüreceğim, iyice kontrolü kaçırdı dedim. Biz gelene kadar idare edecek ama bundan Amber'in haberi yok. " dedi Zelze. Hâlâ baygın halde yatan Amber'e tereddütle baktı. Ayılmış olsa belasını düreceğine emin olduğundan rahat rahat konuşuyordu o baygınken.
"Hastalığı ne? " dedi Egor abim benim sormaktan kactigim şeyi sorarak. Korkuyordum benim yüzümden bir hastalığı olmuştur diye. İki yıl ne kadar az görünen ama bir o kadar da uzun olan bir zamandı. Ben ne kadar kötü hâle geldiysem onlar bir hayli beter olmuş gibiydi.
"Bir hastalığı yok. " dedi Zelze dediğinde yalan mı söylüyor diye gözlerinin içine içine bakıyordum. " Gerçekten yok. "dedi bana bakarak. Biraz daha böyle bakarsam yemin edecek gibiydi.
" Halüsinasyon dedin? "dedim sorgular bir şekilde. Gözleri benimle amber arasında gidip geldi. Sanırım konuşup konuşmamak arasında kalmıştı ama en sonunda pes etmişti.
" Komadan çıktıktan sonra gerçeği kabul edemeyince birkaç kez seni gördüğünü sandı. O kadar." dediğinde elim ayağım buz kesmişti resmen. Komadan çıktıktan sonra derken? Nasıl koma?
" Ne koması? Zelze... Amber'e ne oldu? "dedim. Sesimden ne kadar gergin olduğum anlaşılıyordu. Bana tereddüt dolu bakıyordu.
" Hâlâ kalp sorunun devam ediyor mu? "dediğinde hemen başımı salladım. " İlacını içmeden geçmişi konuşmayalım o zaman Amaya. "dediğinde öyle kötü hissetmiştim ki duyacaklarımdan şimdiden korkmuş bulunuyordum.
Panik ve gerçeklerden korkan kalbimin geliştirdiği kaçış mekanizması tam şu anda bütün bedenimde yankılanıyordu.
Kaç diyordu bedenim. Gerçekler yok edecek seni. Kaç Amaya kaç...
Sen bu değilsin diyordu ama içimdeki ses. Onlara sırtını mı döneceksin? Baksana.. Yokluğun nelere sebep olmuş. Almayacak mısın intikamını? Yanında olmayacak mısın kardeşim dediğin insanların?
Alacaktım ama artık bu sadece benim intikamım olmayacaktı.
"İlaçlarım yanında mı abi? " dedim Andrey abime dönerek. Başını salladı. Elimi uzattım ona doğru. O her daim yanında taşıyordu.
"Ayılır mı bugüne? Yoksa ayıltayım mı? " demişti Egor abim Zelze'ye bakarak. İlacımı içerken ben de Zelze gibi sorgular bir şekilde ona bakıyordum.
"Nasıl yapacaksın onu? " dedi Zelze. Abilerime oldukça mesafeli bakıyordu. Yeni tanıyordu neticede. Bence güzel bir başlangıç yapmışlardı. En azından Egor abimle. Andrey abim ılımlı konuşsa da ters ters bakmayı ihmal etmiyordu.
"Yanımda nane yaprağı var. " dediğinde üçümüzünde sorgular bakışları ona dönünce göz devirdi. " Şu anda benim yanımda nane yaprağı olmasını mi sorgulayacağız? "
Haklı bir isyandı ama yanında nane yaprağı taşımasını sonra konuşacaktık. Detaylıca. Geçmiş anılarımda sanki onunla bitki aradığımı anımsıyordum. Şu sıralar onlarla ilgili her şey bana geçmişi çağrıştırıyordu ve her an geçmişte yaşadıklarımın hissiyatı ile cebelleşiyordum.
Zelze başını salladığında sanırım o da benim gibi bir nane yaprağının ne gibi bir mucizesi olduğunu merak edıyordu. Egor abim cebinde taşıdığı kilitli minik poşetinden çıkardığı nane yaprakları ile etrafımızda dolanıp Amber'in başına vardı. Nane yaprağını biraz eliyle ezip Amber'in burnuna yaklaştırdı. Bir kaç saniye sonra Amber kıpırdanmaya başladı. Sanırım kokusundan rahatsız olmuştu. Amber burnundaki nane yaprağını itmek isteyince Zelze onun kolunu tutmuştu. Abim yaprağı geri çekmedikçe daha da huzursuz olmuştu. Bir şeyler mırıldandı. Elini kurtarmak ister gibi savurunca Zelze'ye elinin tersiyle çarpmış bulunmuştu.
"Baygınken bile zarar veriyor. " diye mırıldandı Zelze. Amber yavaş yavaş gözlerini aralarken ilk gördüğü yüz Egor abim olduğundan olsa gerek kaşlarını çatmıştı. Gözlerini kapatıp açtı bir kez. Anlamsız bir ifade oluştu yüzünde.
"Sen de kimsin? " dedi Amber oldukça tehditkar bir tonda. Egor abim bize döndü.
"Yeterince ayıldı sanki. " dedi olduğu yerden geriye çekilirken. Amber , Zelze'nin desteği ile doğrulurken yeniden göz göze geldiğimizde o ifadesizlik yok olmuştu. Yine bayılacak diye korkmuyor değildim. Sanki ne düşündüğümü anlamıştı.
"Bayılmam." dedi sadece. Sonra Zelze'ye döndü. " Bayılmam değil mi? "
"Yok yok. Sen bu enerjiyle Matiest'in amelini kapatırsın. " dedi Zelze onu yerden kaldırırken. Şimdi hepimiz yine ayaklanmıştık. Amber elini alnına yaslayıp bir bana bir de diğerlerine baktı.
"Hepiniz gerçeksiniz değil mi? " dediğinde hepimiz başımızı salladık. Rahat bir nefes koyverirken belli belirsiz gülümsemişti. Zelze'ye döndü.
"Saat kaç bu arada? "
"Güneş birazdan batacak Amber. " dedi Zelze. Gözlerim ufukta batmaya yakın , bulutların arasından belli belirsiz görünen güneşe değdi. Kaybolmak üzereydi.
"Sen..." dedi Zelze'ye, elini salladı git dercesine. " Bak bakayım Alex'e haber ulaşmış mı? "dedi ve sonra yüzünde oluşan zaferimsi gülümsemesi ile devam etti. " Bir de Freda'nın ne kadar çıldırdığını detaylıca öğren. Tamam mı? "
"Konuşun. Birlikte gidelim. İnsanlara ben ne diyeceğim? Ayrıca sen ne süresi verdin? Altı üstü zindandan çıktıktan sonra iki saat kayboldun ortalıktan! " dedi Zelze sitemle. Amber'in gözleri bana değdi.
"Yapmam gerekeni yaptım. Git dediklerimi yap Zelze. Ben gelmiyorum. " dedi ve bana yönelik konuştu. " Konuşacağız değil mi? Her şeyi... "dediğinde başımı sallamam ile oldukça rahatlamıştı.
" Prensesim. Ben konseye ne diyeceğim? Adamlar beni sizi ortadan kaybolmamanız için tembihledi diyorum. "dediğinde Zelze, Amber ısrar ettiğinden olsa gerek sinirlenmeye başlamıştı. Ona döndü ters bakışları ile.
" Sen benimle misin yoksa onlarla mı Zelze? "
"Duymamış olayım bu soruyu. " dedi Zelze de aynı ters bir sertlikle.
"O zaman... Git ve dediğimi yap. Olurda birisi sana konseyi ileri sürerse Amber selam söyledi dersin. " dedi ve inatla baktı ona. " Gittiğinde sorun çıkmayacağını anlayacaksın zaten. "
Zelze bana ve abilerime döndü.
" Durduramazsanız bayıltın. "dediğinde Zelze, Amber onun omzuna vurmuştu. " Oldu olacak zararsızdır, ısırmazda de. "dedi sinirle. Ardından bir geçit kapısı açtı. Zelze biraz daha oyalanırsa onu geçit kapısına itecek gibiydi.
"Git artık. " dedi ve geçit kapısını gösterdi. Zelze'ye ikna olsun diye başımı salladım. Bir delilik yapmasına engel olmak için buradaydık zaten. Yeterince delirmiş, ortalığı karıştırmıştı çünkü.
"Ha.. Bu arada. Büyücümü almayı unutma. " dediğinde Amber, Zelze bundan bıkmış gibi bir onayla geçitten geçince biz kalmıştık. Amber ise homurdanmaya devam ediyordu. " Bilgemi almak için yarın dayanırım kapısına. Aynen... Yarın da basarım krallığı. "
Abilerim yine aynı anda iki yandan koluma dokundular. İkisine de bir bakış attım.
"Biz ilerdeyiz. " dediğinde Andrey abim başımı salladım. Onlar bizden uzaklaşırken Amber bana oldukça gergin bir bakış atmıştı. Sanırım nasıl davranacağını bilmiyordu. Açıkçası bende bilmiyordum.
Arkasını dönüp uçuruma doğru ilerlemeye başladığında nereye gittiğini biliyordum. Her zamanki oturduğu yere gidip oturdu. Sağındaki yer bana aitti. Solundaki yer ise Owen'a. Gidip kendi yerine oturmamı bekledi. Gözlerim o ve uçurum arasında gidip gelirken gerçeklerden kaçma dürtsüne engel oldum ve gidip yanına oturdum. Uçurumla aramızda beş altı adım vardı. Homaris krallığı ayağımızın altında görünürdü oraya oturunca. Fazla yaklaşmaya cesaret edemez değildik, riske girmeye gerek yoktu. Gerçekten yüksekliği fazla bir uçurumdu.
Nedendir bilmem ayaklarımızın altında uzanan Homaris'e bakarken, eskiden dinleyip de anlamadığım bir satır aklıma düşmüştü. Şöyle diyordu şarkıda.
Bir hasrettir, bir intikam... İhanetten geriye kalan.
İhanetten geriye neden hasret ve intikam kaldığını artık anladığım yaştaydım. İhanete uğraşmış hissederken bile bir hasret duyuyordum onlara karşı. Peki ya şimdi? Onları hâlâ çabalarken görüyordum. Bu noktada şu soru ortaya çıkıyordu.
Kim ihanet etti?
Onlar mı? Ben mi?
Titrek bir nefes aldığında kendinde konuşma gücü bulmaya çalıştığını anlamıştım. Herkese gösterdiği o yıkılmaz, duygusuz kalkan gibi kalp konu biz olunca oldukça kırılgan oluyordu ve Amber kırılınca gerçekten kıran bir kadındı.
"Beni dinleyecek misin?" dediğinde ona çevirdim gözlerimi. O zaten bana bakıyordu. Onu dinleyecek miydim? Onu o kadar çok dinlemek istiyordum ki... Buraya gelene kadar beni bilerek terk ettiklerini sanıyordum ama buraya gelince her şeyin arap saçına döndüğünü fark etmiştim. Rarenyum bıraktığim gibi değildi. Çok değişmişti. Sanki benimle birlikte bütün neşesi yok olmuştu ya da bana öyle geliyordu çünkü benim içimdeki o neşe çoktan ölmüştü. Tarifi olmayan duygular içindeydim. Amber ona bakmam ile daha da dikleştirmişti omuzlarını. Aradığı gücü bulmuştu. Çabalayacaktı. O hiçbir zaman pes eden bir kadın olmamıştı. Benim için çabalayacaktı. Belki yeniden belki de defalarca kezden sonra bir daha.
Burada bütün ikilemlerimden kurtulacaktım.
"Çünkü ben seni dinlemek istiyorum." dedi ve belli belirsiz bir nefes aldı. "Ne yaşadığını merak ediyorum? Ne zaman hatırladığını merak ediyorum. Buraya nasıl geldiğini merak ediyorum. Zelze abileri var dedi bana. Gerçekten buldun mu abilerini? Merak ediyorum... " dedi ve duraksadı. Gözlerine bir hüzün oturdu. " Ama bunları bilmemi istemezsen saygı duyarım Amaya. Çünkü sen ne yapsan, ne desen benim itiraz etmeye hakkım yok. Ben seni koruyamadım. Senden gelecek her şey kabulümdür. "
Senden gelecek her şey kabulümdür...
Bize ne yaşatmışlardı böyle?
Bizi nasıl bu hâle getirmişlerdi?
Kırıldım. Hayata karşı o kadar çok kırıldım ki pişmanlık üzerime bir anda çullandı sanki. Haksızlık yapıyordum. Hiçbir şey bilmeden onları suçlamam hataydı. Bana öyle anlatılmış diye onları suçlamam hataydı. Tam da onun istediği gibi bir korku ve nefret oluşmuştu zamanla içimde. Beni etkilemedi sanmıştım ama o sürekli kuzenlerim diye anlattığı hikayeler ile benim bilinç altıma oynamıştı. Ben şimdi gördüklerimi bu yüzden yadırgıyordum çünkü benim beklediğim Rarenyum böyle değildi. Benim beklediğim dostlarım böyle yasta değildi.
Benim arkamdan kimsenin ağlamamış olması gerekiyordu.
"Anlatırım." dediğimde hüzün dolu gözlerinde bir umut ışığı parıldar gibi olunca derin bir nefes aldım güç olması adına. Ona döndüm yönümü tamamen. " Amber. "dedim ellerini tutarak. Bedeni buz gibiydi. Amber genelde stres yaptığında ya da bir şeyden delicesine korkup dışarıya renk vermediğinde böyle buz keserdi.
" Sana uzun uzun anlatmak isterim her şeyi. Ne yaptığımı, nasıl hatırladığımı ya da abilerimin beni nasıl bulduğunu... Her şeyi anlatırım ama şimdi değil. Şimdi anlatamam çünkü anlamaya çalışıyorum. "dediğimde anlayışla başını salladı. Beni anlardı hep. Bilirdim. Yine anlamıştı.
" Nasıl bu hale geldiğimizi anlamaya çalışıyorsun değil mi? "dediğinde başımı salladım. Gözlerini kapattı kısa bir an. Konuşmadan önce kendine kısa bir an tanımıştı böyle. Elleri ellerimi nihayet tuttuğunda gözlerini araladı.
" Ben de bilmiyorum kardeşim. "dediğinde gözlerimiz dolmuştu. Kardeşim... Ondan bunu duymayı bile özlemiştim. " Ben hem seni hem Owen'ı hem de yetkilerimi kaybettim. Bir anda bütün evren başıma yıkıldı sanki. Ben hiçbir şeye engel olamadım. Özür dilerim. Ben ikinizi de koruyamadım. "dediğinde gözünden bir damla yaş düşmüştü.
Ağlamayı bilmeyen Amber Homaris'e ağlamayı öğretmişlerdi.
" Sen uyandığında hiç kimseyi hatırlamıyordun. Hepimizden korktuğunu ve bize bomboş baktığını hatırlıyorum sadece. "dedi ve duraksadı. Gözlerinden bir ifade geçti ama çözemedim. " Sonra... Ben öğrendim ki seni Alex bu evrenden göndermiş. "dediğinde sinirli bir gülüş belirmişti yüzünde. Acı çektiği oldukça anlaşılıyordu. " Alex'in böyle bir karar almasına hakkı yok. Alex böyle bir şeyi tek başına yapamaz. Yapmaya kalksa bile konseyden izin çıkartamaz. Ben izin vermezdim. Bunu bildiği için yokluğumdan faydalanmış. Konseydeki yetkilerimin hepsini kendi üzerine geçirmiş. "dediğinde Alex'in sadece beni değil, onu da kırdığını farkettim. Amber de beklemediği yerden almıştı darbeyi. Aynı benim gibi.
" Konseye senin hafıza kaybı yaşadığını, hatırlayana kadar bu evrende kalamayacağını sunmuşlar. Benim de seninle yakın olduğum için ve bir diğer sebepten dolayı sağlıklı karar veremeyeceğimi, senin dünyada daha güvende olacağını kabul ettirmiş. Alex ve Lyndon... "dediğinde bunu az çok bildiğim için şaşırmamıştım. Konseydeki yetkilerini elinden aldıklarını biliyordum. Benim takıldığım baksa bir şey vardı. Amber kendi yaşadığını benden saklıyordu.
" Bir diğer sebep ne? "dedim. Gözlerini kaçırdı. "Amber... " dedim inatla.
Sıkıntılı bir nefes aldı. Ofladı istemsizce " Nasıl oldu bilmiyorum. "dediğinde kendine kızgın olduğunu farkettim. Amber kontrolü dışındaki her şeye kızabilecek potansiyele sahipti.
" Ben üç ay komaya girmişim. Senin hatırlamadığını hatırlıyorum. Sonra Owen ile ne yapabiliriz diye konuşuyorduk. Ondan sonrası yok bende. Bayıldım mı? Zehirlendim mi? Uyudum mu bilmiyorum ?! Bir uyandım. Üç ay geçmiş. Owen yok. Sen yoksun. Zelze bile hatırlamıyordu seni. "dediğinde içim ürpermişti. Zelze bile mi hatırlamıyordu? Nasıl ?..
Sanki yaşayan bir hayalet gibiydim.
Herkes için.
"Öğrendim ki seni gönderme kararı Rarenyum halkını galeyana getirmesin diye unutma büyüsü yapmışlar herkese. Seni hafızalarda saklamışlar. Seni şu anda kraliyet aileleri haricinde kimse hatırlamıyor. Seni benim de hafızamda saklayacaklarmış... O kadar kötü ki... "dedi, bunu yapmadıkları için şükür ediyordu. İşin garip yani ben de şükrediyordum. Ya geri döndüğümde onlarda beni hatırlamamış olsaydı.
İhtimâli bile insanı öldürüyordu tekrar tekrar.
" Zelze kraliyet ailesinden olmadığı için o da büyünün etkisinde kalmış.. Ben onun neden hatırlayamadığını anlayamadım başta. Bana Krallık'tan çıkma yasağı koydurmuş Alex babam ile anlaşıp. Beni hiçbir anlaşma bağlamaz Amaya. Bastım Matiest krallığını. Aynı dün sabah yaptığım gibi. Kral Matiest amca araya girmese birbirimizi yok ederdik biz Alex'le. Kral Matiest dedi ki... Oğlum ve evren konseyi bir karar almışlar. Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü resmen. Alex ben komadayken yerime geçmiş. Yerime geçmesi bir şey değil, seni evrene geri getirmeye çalışmayayım diye bir de evrendeki prens ve prenseslerin artı bir de zelze'nin evrenden çıkış yasağı koydurmuş. Ben her dünyaya gelmeye çalıştığımda konsey engel oldu. Adam göndermeye çalıştım bir şekilde haberi oldu. Hepimizin konum haritasını izletiyorlar yani. Ben o arada bir de bu unutma, saklama artık her neyse o büyüyü yaptıklarını öğrendim. Zelze'yi büyücülerime götürdüm. Kırdık bir şekilde o büyüyü ama evrendeki neredeyse herkes seni unutmuş durumda. "dediğinde şu anda en az onun kadar sinirliydim.
" Amaya ben çok uğraştım. Yanına gelmek için. Seni heri getirmek içine. Alex dediki o orada iyi. Yalnız değil. Senin yanına o Misty yılanını koymuşlar bir de. Nasıl iyi olabilir?! Beni durduramadığı gibi iyileştiğimi öğrenince odasından çıkacak gücü bulan Owen da tepesine bindi ya... Başına dert olduk. Bizi yan yana getirince bir şekilde ortalığı karıştıracağımızı biliyordu. Beni Homaris Krallığı'na, Owen'ı da Matiest Krallığına mahkum etti resmen. Hem birbirimizle görüşmemiz hem de birbirimizin Krallığına girmemizi yasakladı."
Gözlerim sinirden kapanırken içimde ona karşı bir öfke daha da harlanmıştı. Amber ellerimi saha da sıkı tuttuğunda gözlerimi araladım.
"Owen... Sen? Nasıl yaptınız ayrı? " dedim. Yapamazlardı ki... Onlar benden de önce yan yana olan iki insandı ve ben istemeden ikisini ayırmıştım. Hem kendimi onlardan ayırmıştım hem de onları birbirlerinden...
Bu hikayenin bir suçlusu varsa o da bendim.
Bunu artık daha çok hissediyordum. Artık emindim.
"Owen'i benden ayrı tutmak kolay oldu onlar için. "
"Nasıl ? " dedim ama kalbime bir sızı işlemişti inceden. Neden onun iyi olmadığını hissediyordum... Ben dünyadayken de sık sık kötü hissederdim. Bunu bazen Owen'ın başının belaya girdiği için öyle hissettiğimi düşünürdüm. Tıpkı şimdi olduğu gibi.
Hisler yoksa insan ölmüş demekti.
Hisler vardı , yaşam vardı.
"Owen senden sonra... Beni de kaybettiğini düşününce.. Şeye kalkışmış. " dedi Amber. Aldığım nefesin boğazıma battığını hissettim. Sanki bedenime bir hançer saplanmıştı. Kaynıyordu içim ama hiç kan yoktu. Amber'in ağzında gevelediği şeyin ne olduğunu çok iyi anlamıştım. Ona kızmaya hakkım yoktu. Ben de kalkışmıştım çünkü o söylemeye bile korktuğumuz şeyi yapmaya.
"Alex son anda engel olmuş sanırım. Sonra bana ulaşamayınca sana ulaşamayınca, kendine de zarar veremeyince krallığı yakmaya başladı. Durduramayınca ya ilaçla uyuttular onu ya da zindana attılar. Benimle görüşmesine de izin vermiyorlar ama biz bir şekilde görüşüyoruz."dedi ve bana her şeyi temkinli bir şekilde anlatmaya devam etti.
"Eğer onun karşısına çıktığında kriz geçirirse korkma olur mu? Bazen sinir krizi, bazen panik atak geçiriyor. " dediğinde her şey o kadar ağır gelmişti ki. Amber'in ellerinden ayırdım ellerimi. Sanki nefes alamıyordum. Yüzüme kapattım ellerimi. Şu anda canım o kadar çok yanıyordu ki... Yok olmak istiyordum.
Her şeye ben neden olmuştum.
Her şey benim unutmam yüzünden olmuştu. Amber'in yaşadıklarına ben neden olmuştum. Ophelia o savaşı benim başlattığımı ve benim sonlandırdığımı söylemişti. Owen'ın yaşadıklarına da ben neden olmuştum. Eğer ben onların hayatlarında olmasaydım biz bunların hiçbirini yaşamazdık. Zarar ziyandan başka bir şey değildim.
Hep bir savaşa sebep oluyordum. Sonucunda da kendim dahil herkesin zarar görmesine neden oluyordum.
Ellerimin üzerinde eller hissettim. Amber ellerimi yüzümden uzaklaştırdı. Gözlerinde bir suçlama görmek istiyordum. Böyle yakama yapışsın neden unuttun beni demesini istiyordum. Neden sen gelmeye çalışmadın demesini istiyordum. Beni suçlarken ne yaşadığımdan haberin var mıydı demesini istiyordum.
Bana böyle anlayışla bakmasın istiyordum. Bana böyle affetmiş gibi bakmasın istiyordum.
"Sen bizi affedersen biz seni zaten affetmiş oluruz Amaya... Ben sana hiç kızmadım. Hiç kırılmadım. Geri döndüğün için mutluyum. " dedi ve ellerini üzerimden çekti. Sol elini kaldırıp yumruk haline getirdi ve yumruğunu bana uzattı.
Gözlerimin dolmasına engel olamadım. Boğazıma bir yumru oturmuştu.
Bizim yumruk tokuşturmalarımız meşhurdu bir zamanlar.
"Gel... Eskisi gibi olalım. Hepimiz yaralıyız. Hepimizin zarar gören yanları oldu. Bu acı yarıştırmak değil... Hepimiz bir başlangıç noktasındayız. Tıpkı yıllar önceki gibi... " dedi ve içli bir nefes aldı.
"Sıfırdan başlayamayacak kadar birbirimizi tanıyoruz. Kaldığımız yerden devam edelim. Bizden çalınan iki buçuk yılın hesabını soralım. " dediğinee dediğinde kaşlarım duyduğum şeyle çatıldı. İki buçuk yıl mı? Bir buçuk değil miydi? Yanlış mı saymıştım ben?
"İki buçuk yıl? " dedim. Sesim fısıltı gibi çıkmıştı. Yalancı bir öksürükle boğazımı temizleyip dikleştim oturduğum yerde. " İki yıl olmadı mı? "
Başını iki yana salladı.
"Ben üç ay komada kaldım Amaya... Sen ben komaya girdiğimde buradaydın. Uyandığımda yoktun. İki buçuk yıla yakındır yoksun burada. İki yıldan bir hayli fazla oldu. " dediğinde ona oldukça bitmiş bir bakış atmıştım. Üç ay fazladan orada kalmıştım ve bunu duymak o kadar kötü hissettirmişti ki. Belki tam buçuk değildi ama iki yıldan fazladır mahvolmuş durumdaydık biz.
Amber yumruğunu sallayıp cevap beklediğini gösterince derin bir nefes aldım. Buraya geliş amacım hem yüzleşmek hem de görevimi yerine getirmekti. Yüzleşmenin intikam gibi olacağını sanmıştım ama intikam alacak kimse olmadığını görmüştüm. En azından intikam almak istediğim iki kişinin suçsuz olduğunu görmüştüm ve inanıyordum. Onlara kendimden bile daha çok güveniyordum. Zaten onlara olan güvenim beni bu kadar kırmış ve yok etmişti.
"Affetmesi gereken ben değilim. Sizsiniz. Unutan bendim. Her şeye sebep olan bendim. " dedim ve gözlerimi onun kararmaya başlayan havada bile oldukça belli olan Amber gözlerine çevirdim. Elimi yumruk yapıp yumruğuna yasladım.
"Bir intikam almamız lazım. Bizden çalınan yıllar için. " dediğimde yeniden değil, kaldığımız yerden başlamayı kabul ettiğim için o kadar mutlu olmuştu ki sevinci bana da bulaşmış, kalbime merhem gibi dokunmuştu.
"Soracağız tabi. " dediğinde ona uyarı dolu bir bakış attım.
"Böyle oraya buraya saldırarak değil. " dedim ve ikilemde kalarak devam ettim. Güvenmediğimden değil, iki yıldan fazla bir zaman sonra karşısına benim görevim var şöyle böyle yapmam lazım demenin ağır geleceğini düşündüğüm için bir ikileme girmiştim. Yine de ucundanda olsa bahsedebilirdim sanırım.
"Benim... Yerine getirmem gereken bazı görevler var Amber." dediğimde kaşları çatıldı. Gülen yüzü oldukça ciddi bir hal aldı. Tüm dikkatiyle dinliyordu beni.
" Sana ve Owen'a birlikte anlatmak istediğim şeyler. Dünyada geçirdiğim zamanla da alakalı. Sonra anlatacağım ama ben şimdi senden bir söz istiyorum. "dedim açık açık.
" Söz. "dedi cümlem biter bitmez. Ona ters bir bakış attım. O da bana attı. " Canımı iste canımı vereyim kızım. Bana hangi şeyi yapma dedin de yaptım? "dediğinde gözlerimi belerterek bakmak zorunda kalmıştım. Amber Homaris hiç değişmemişti.
" Hangi yapma dediğimi yapmadın diye sorsak daha kolay olur işimiz. "dediğimde keyifle gülmüştü.
" Oraları karıştırmayalim şimdi. "dedi ve bakışı daha durgun bir hal aldı. " Owen ile ne zaman görüsceksin? Görüşeceksin değil mi? "dedi sonra benim konuşmama izin vermeden devam etti hızlıca. " Ben vallahi gidemem yanına. Bakamam yüzüne. Benden önce gör onu. Ya da birlikte gidelim. Götürürüm ben seni. Kimsecikler de anlamaz. "
"Amber... Sakin. " dedim. Tamam dercesine baktı yüzüme. "Owen'ı görmeye gitmek için ortalığın biraz durulması lazım. "
"O biraz imkansız... "
"Farkındayım." dedim ona, sen yaptın bakışı attığımda oldukça gururlu bir bakış atmıştı bana. Yaptığı hiçbir şeyden pişman değildi tabii ki. Yaptığı ve pişman olmadığı son şeyleri merak ediyordum. Tam sormak üzereydim ki arkadan ses gelince dikkatimiz dağıldı. Zelze gelmişti. Abilerime bir şeyler diyordu hararetle, onlar bizim olduğumuz yeri işaret edince hemen buraya dönmüstü.
"İşte şimdi keyfim daha da yerine geldi. " dedi Amber ayağa kalkarak. Ona sorgular bakışlarla bakmaya başladığımds umursamadı. Elini uzattı. Tereddüt etmeden tuttum elini. Kalkmama yardım etmişti böylece. Bize doğru gelenlere doğru döndük. Onlara doğru ilerledik ve uçurumdan uzaklaştık.
"Sen bu kadar şeyi nasıl yaptın?! İki saat içinde hem de! " dediğinde Zelze, kızmıyordu. Aksine öyle mutluydu ki, hatta az daha yükselse Amber'i alnından öpecekmiş gibi bakıyordu.
"Halloldu sanırım. " dedi Amber.
"Ne hallollaması kızım! Alex'i geçtim... Freda yana yakıla seni arıyor evrende. " dedi Zelze ve aklına gelen şeyle güldü. Hemen ardından bombayı ortaya bıraktı. " Düğünü iki hafta ertelettin ya! İnanılmazsın! "
Şok içinde abilerimle bakıştık.. Ne yapmıştı ne? Aynı şaşkınlık ile Amber'e döndüm.
"Hak etmişti. Kapıma cenaze çelengi göndermeden önce düşünecekti onu o sarı yılan Freda. Az bile yaptım. " dedi Amber. Cenaze çelengi mi? Benim adıma olduğunu anlamak çok zor değildi. Kaçırır mıydı hiç benim ölme fırsatımı!
"İki hafta ertelendi mi şimdi düğün? " dedim yine de bir umut. Suratımdan düşen bin parça olduğundan olsa gerek Amber kaşlarını çatmıştı.
"Üzüleceğimiz kısmı kaçırdım.. Hangi noktada üzülmemiz lazım? " dedi Amber.
"Ben düğünde ortaya çıkmayı planlıyordum. " diye mırıldandım.
"Plan yattı mı yani? " dedi Andrey abim oflayarak. Ben belli belirsiz başımı sallarken Amber abime döndü.
"Yatmadı da su aldı diyelim ona... İki hafta sonra çıkarsın ortaya. Hem... Anlatman gerekenleri anlatırsın. "dedi Amber. Bu dediği mantıklıydı ama iki hafta uzun bir süreydi. Ya anlarlarsa burada olduğumu... Dünyada bulamayınca elbet anlayacaklardı.
" İyi de.. Senin hissettiğini o da hissediyor. Dünyada bulamayınca burayı aramaya başlayacaklar. "dedi Egor abim. Aynı şeyleri düşünmüştük.
" Aramaya vakitleri olacağını pek sanmıyorum. "dedi Amber oldukça kesin bir dille.
" O ne demek? "dedim. Amber ben yerine Zelze'ye döndü.
" Tebrik etmen gereken başka bir şey yok mu Zelze? "dediğinde Amber, Zelze sanki bunu sormasını bekliyormuş gibi bir heyecan ve mutlulukla bize baktı.
" Bu kadın varya... Konseydeki yetkilerini tekrar aldı ve Alex'i resmen şutladı.. Ben gelirken Alex konseye açıklama yapıyordu." dediğinde mutlu olmuştum. Amber benim yüzümden yetkilerini kaybetti diye üzülmüştüm ama üzüntümü yaşayamadan geri kazanması gerçekten onun benzersiz birisi olmasından kaynaklanıyordu.
"Alex'i ben değil sen yendin aslında. " dedi Amber bana dönerek. Kaşlarım çatıldı.. Ne demek istiyordu?
"Ben bir kumar oynadım. Konseye gittim ve her şeyin bir haksızlık olduğunu, bana seni koruma şansı verilmediğini söyledim. Güneş batana kadar Alex, ateş perisini getiremezse yetkilerin bana verilmesini talep ettim. Süre az falan dediler. Ben de dedim ki evrenin ateş perisi öldü diyorlar. Ya canı tehlikedeyse... Onun bulamamasını mı bekleyeceğiz falan dedim. Bilirsin ki konseyin kalbine gıden yol evrenden geçer. Kabul ettiler. Başka şansları yoktu. Eğer sen... "dedi Amber be derin bir nefes aldı. " Karşıma çıkmak için çok değil bir iki saat beklemiş olsaydın ben seni aramak için dünyaya gelecektim. Alex'e iki yıldır yaptırmadığı hatayı tek günde yaptıran yine sen oldun. "
"Oha! " dedi Andrey abim. Bu hepimizin ortak tepkisi olabilirdi. Gerçekten inanılmazdı.
" Zeki kadın. Hoşuma gitti. "dedi Andrey abim büyük bir mutlulukla. Valla ne yalan söyleyeyim ben de bir gururlanmıştım. Kendimle değil. Amberle. Krizi bile büyük bir fırsata çevirmişti. Düğünü o kadar uzağa ertelemiş olması hoşuma gitmemiş olsa da yaptığı her şey çok değerliydi.
" Tanıştıracak mısın bizi? "dedi Amber bana bakarak. Gülümsedim.
" Onlar seni tanıyorlar. Anlattım. "dediğimde bana tereddüt dolu bir bakış attı.
" Yaptığımız her şeyi anlattıysan beni deli sanıyor olmalılar. "dedi abilerime dönerek. Gülmemek içine dudaklarımı birbirine bastırdım. Egor abim umarım bir noktada ona deli demezdi. Diyecekmiş gibi bakıyordu. Riske girmeye hiç niyetim yoktu. Onların yanına geçtim.
" Andrey, büyük abim. "dedim. Sonra Egor abimi gösterdim. " O da küçük abim, Egor. "
"Ben Amber ki siz zaten biliyorsunuz, bu da benim çocukluktan beri korumam, arkadaşım artık her ne derseniz her şeyim olan Zelze. " dedi Amber tatlı tatlı. Ardından abilerime döndü. " Tanıştığıma memnun oldum."
Abilerim sadece baslarını sallamışlardı. Amber yüzünde bir tebessüm ile Egor abime döndü. Arada ona kaçamak bakış attığını farketmiştim ama önemsememiştim. " Seninle daha önce karşılaşmış olabilir miyiz? Yüzün hiç yabancı gelmiyor. "dedi Amber şüpheyle.
" Sanmıyorum. "dedi Egor abim hemen. Amber'in büyülerinu bozduğunu biliyordum ama onunla hiç yüz yüze gelip gelmediğini bilmiyordum.
" Bana öyle geldi sanırım. "dedi ve bana döndü.
" Benim artık gitmem lazım. Senin yanına gelemem. Bir birlik ayarlayıp dünyaya seni aramaya göndermem lazım. Owen ile bir an önce konuşursan o da Krallık'ta abisini ve diğerlerini oyalar. Victoria ve Myron'in Alex'le arası kötü zaten. Sana yaptıklarını kabullenmediler. Araya mesafe koydular. Onlar da seni burada iki hafta gizleme konusunda yardım edeceklerdir. "dedi Amber. Başımı salladım. Önceliğim Owen olacaktı.
" Owen'a gideceğim zaman sarayı boşaltırsak iyi olur. Ben gizlice girerim. "dedim.
" Biz? "dedi Andrey abim hemen.
" Sarayda tek başıma daha rahat hareket ederim. Konuşuruz bunu evde. "dedim. Bu konuda oldukça fikir ayrılığı yaşayacak gibiydik. Bakışlarından belliydi.
" Biz önden görüşsek aslında onunla? "dedi Zelze.
" Ona bu konuda yalan söyleyemem. Görüştüğümüzü saklayamam. "dedi hemen Amber. Bu konuda Owen'a yalan söylemek istemiyordu. Beni de riske atmak istemiyordu.
" Ben söylerim. "dedi Zelze. " Yani abilerinin sana ulaştığını, ona dair bir iz bulduğunu falan söylerim. En azından yaşadığına eminiz. Sana ulaşmak isteyebilir derim. Bir anda görünce yüksek tepki vermez böylece. "dediğinde Zelze, Amber onun omzuna gururla iki üç kere vurdu.
" Zehir gibi zihin. "dediğinde gülmüştük hepimiz.
" Şimdiden teşekkür ederim Zelze. "dedim.
" Duymamış olayım. Sizin için her şeyi yaparım. "dedi ve Amber'e döndü.
" Prensesim. "dedi Zelze. Uzakta bir yeri işaret etti." Geçit kapıları açılmaya başlandı. Misafirleriniz var. "
Amber'in de bizimde bakışlarımız oraya döndü. Yer yer belirip yok olan mor geçit kapılarından gelenin Polarsiler olduğu belliydi. Amber'in yüzünde bir gülümseme oluştu ama hemen duraksadı.
"Ama olmaz böyle... Zelze... Ben sinirlenemiyorum şu anda! " dedi Amber büyük bir sinirle bizlere dönerek.
Sinirlenemediği için sinirlenen tek insan olabilir miydi?
"Bende bunu diyecektim prensesim. Ne yapacağız? Şimdi sizin durulmanız Alex'i oldukça şüpheye düşürecektir. Hatta Amaya'ya ulaştığınızı falan düşünürse artık hiç peşinizden ayrılmaz. " dedi Zelze. Amber ileri geri yürümeye başladı.
"Senin yetkileri hemen verdiler mi yoksa bir bedel ödemen istendi mi? " dedi Egor abim. Bu yani hiç sorgulamadığımı farkettim. Evet onlar Amber'i tanıyor, ona güveniyorlardı ama geri yerine geçmesk için koşul koşmamışlar mıydı?
"Hayır aslında... " dedi ve bana döndü. "Senin geri gelmeni benim sağlamış gibi yaparsak benim yetkilerimi aldığım kesinleşir. Diğer türlü Alex'i tam anlamıyla şutlayacak bir şey bulmam lazım. Konsey seninle görüşmek isteyecektir. Hat-"
"Senin getirdiğini düşünmeleri... Seni hedef haline getirecek. " dediğimde sözünü kesmeme aldırış etmemiş, hatta bir kaç saniye farkettiğim şeyle duraksamıştı.
"Dikkat bende olursa yapman gereken her şeyi yapman kolaylaşır Amaya. Mantıklı düşün. " dedi Amber. Bir şeyleri başarmak için onu kalkan gibi kullanmak istemiyordum. Yeterince acı çekmiştik. Bir de bu yüzden zarar görmesini istemiyordum.
"Konu tartışmaya kapalı. " dedi Amber, artık nasıl bakıyorsam bu konuda tartışacağımız kesindi. Zelze'ye döndü.
"Benim büyücümü verdiler mi? " dedi Amber.
"Ne büyücüymüş arkadaş... " diye yanımdan mırıldanan Egor abime dirsek atmak zorunda kalmıştım. Amber duyarsa küplere binerdi. Amber'in büyü gücü olmadığını bilmiyorlardı sanırım. Amber sadece bir elsahtı. Büyücülerim diye ondan tutturuyordu. Çünkü kendisi büyü yapamıyordu ama yaptırdığı büyüler bir büyücünün yaptırdıklarından bile fazlaydı.
Bir yağmur yağmaya başladığında Amber göz devirdi.
"Üff... Kim çeker şimdi Giller'i?" dedi bıkmış bir şekilde. Giller... Hatırlıyordum onu da. Polarsi prenslerindendi. Amber ile evlenmek isteyen birisiydi. Hâlâ öyle miydi?
"Giller Polarsi mi? Hâlâ peşinde mi? " dediğimde mutsuz bir şekilde başını salladı ama aklına ne geldiyse sinirlenmişti. Ona iki üc gaz versek zaten moda girerdi. Gazlama ile çalışıyordu çoğunlukla.
"İllet! Virüs gibi! Evleneceğim diyor başka bir şey demiyor. Kesin geldi canım , birtanem nasılsın demeye... Hayır krallığa giriş yasağı koydurdum. Onu yataklara da düşürdüm. Dokuz canlı resmen! Bak yine sinir oldum! "
"Prensesim... " diye sıkıntılı bir şekilde mırıldandı Zelze. Eyvah... Geliyordu gelmekte olan. Amber'in hiç hoşuna gitmeyecek bir şey diyecekti değil mi?
"Bana sakın kötü haber verme. " dedi Amber sinirle.
"Ama vermek zorundayım. .. Hani siz meydanda Misty ile-"
"Anma şunun adını.. Bak içim ürperdi. Kod adı kullan Zelze! " dedi Amber araya girerek. Ben onların bu haline alışkındım ama abilerim oldukça şaşkın bir şekilde izliyorlardı.
"Sarı çiyan ile birbirinizi yerken bir uğultulu rüzgar duymuştuk ve savaşmayı bırakmıştık ya.. " dediğinde bakışlarım anlık abime döndü. Göz göze geldik. Sanırım bulamamışlardı. Andrey abime döndüm. O da aynı şeyi düşünüyordu. Gülümsedik istemsizce.
"Buldun mu? Sana o rüzgarın sahibini bul demiştim. " dedi Amber. Savaşını böldüğü için muhtemelen sinirlenmişti ama gücün sahibini de merak ettiği kesindi. Öyle normal bir şey değildi çünkü orada olan.
"Bulamadım ama Giller... Onu kendisinin yaptığını, sizi korumak için yaptığını iddia etmiş. Konseydekiler konuşurken duydum. " dediğinde Zelze bir sessizlik oluşmuştu. Ağzımız açık kalakalmıştık!
Bu şeytanlığın kaçıncı seviyesiydi?
"Nasıl kanıtlayacakmış?! Ay bir saniye... İdrak edemedim. " dedi Amber. Duraksadı... Eli ayağı sinirden titriyordu sanki. İleri geri yürümeye başladı. Sinirden kudurması an meselesiydi. Hatta çoktan ipler elinden kayıp gitmiş olabilirdi. Zelze tetikte bekliyordu çünkü.
"Ya ondan o güç nasıl çıksın?! Onda onu yapacak yürek yok bir kere! Gelecek ve benim savaşımı durduracak gücü kullanacak! Hem de beni korumak için! " dedi Amber, sinirle kendini işaret etti. "Beni ya beni! Benim onu Polarsi meydanından sallandıracağımı düşünüp yine yapmaz o onu! "
"Kanıtlayamazsa sorun ne? " dedi Egor abim. Tabi rahattı o. Kimin yaptığını biliyordu sonuçta. Amber'in neden bu kadar sinirlendirdiğini Giller'in ne kadar kurnaz ve seytan olduğunu bilmediği için anlayamıyordu tabi.
"Zelze! İhtimaller?! " dedi sadece Amber. Bizden biraz uzakta nefes egzersizi yapmaya başladı. Sakin kalıp iyice düşünmeliydik. Hepimiz.
"Şimdi şöyle... Üç ihtimal var. Birincisi Chester'in yardım edip büyü ile bu rüzgarı taklit etme seviyesine erişebilir. İkincisi Giller bunu yapan kişiyi bulup onun gücünü almak için uğraşıp, başarılı olabilir. Üçüncüsü de tekrar güç kanıtlaması yapmadan konseyin aklına girmeye çalışır. Konseyde eski gücümüz yok, biraz güç kazanmazsak ikna olmaları çok da uzun sürmez. Evren kral Homaris'in rüzgar kontu için dediklerinden dolayı zaten merak ediyordu. O uğultuyu herkes duydu. Ve emin olun halk da o kişinin rüzgar kontu olmasını isteyecek. "dedi Zelze.
" Ben kendimi yardan atarsam tüm sorun çözülecek! "dedi Amber sinirle. Sonra durdu. " Ben niye atlıyorum?! Giller'i atalım. Sorunu kökten çözelim! "
Onu umursamadık hiç birimiz. Abime döndü bakışlarım. Sanırım şu anda neyin içine düştüğünü sorguluyordu. Vallahi ben de bu kadar büyüyeceğini düşünmemiştim abiciğim. Özür dilerim.
"Rüzgar kontu olunca ne oluyor tam olarak? " dedi Egor abim.
"Amber onu öldürmezse evlenmesi bekleniyor. " dedi Zelze. O kontluk dolarsa Amber'in kan dökeceği kesindi. Amber'i elde tutmak için yapıyorlardı. Amber eğer veliaht seçilmeden evlenip giderse Homaris krallığında hiçbir hakkı kalmazdı. Abileri bunu istiyordu. Sanırım hâlâ veliaht seçilmemişti. Amber'in sırf evlenmemek için veliaht yarışına girdiğini sadece biz biliyorduk. Ucunda özgürlüğü elinden alınmayacak olsa asla veliahtlık için uğraşmazdı o. Bunu da sadece biz biliyorduk.
Andrey abim gülmemek için kendini zor tutarken, Egor abim hayatı sorguluyordu. Onlara döndüm. Zelze cimenlerle kavgaya giren Amber'in yanına ilerlemişti.
"Bunu detaylıca anlatırım ben size. Şu anda bir şey yapmalıyız. " diye fısıldadım.
"Canımı iste canımı vereyim abicim de evlilik olmaz. Ben evlenmeyi düşünüyorum. " dedi Egor abim ve sesini biraz daha alçalttı. " Bak bunu arkadaşın potansiyel deli olmasıyla hiç alakası yok. Ben böyle mutluyum. "
Amber'in uzakta olması konuştuklarımızı duymayacağı için mükemmel bir zamanlamaydı. Onu göz ucuyla kontrol ettim. Zelze kendini dinletmek için paralıyordu onu.
"Amber de evlenmek istemiyor zaten. İstemese neden uğraşsın?! Rüzgar Kontluğunu dolduracak potansiyeldeki herkesin ayağını kaydırmak için çabalıyor. " dedim. İkna olması lazımdı. Amber'in evlilik gibi bir amacı yoktu. " Anlatacağım ben her şeyi... Bir şey yapmamız lazım. Chester işin içine girerse Amber'i durduramam. "dedim. En büyük korkum da buydu zaten.
" Chester ne alaka şimdi? "dedi Andrey abim nefretle. Ondan topluca nefret ediyorduk.
Nefretimizi bile hak etmiyordu da neyse...
" Amber'in veliaht olması Chester için bir sorun. Amber kaybettiği yetkiler öyle azımsanacak şeyler değildi. Chester onun veliaht olmasını ihtimale bırakmazdı. Bu yüzden bu evlilik işini çıkardı. Sadece Polarsi'den değil. Hilton da adaylar vardı en son. Hatta diğer krallıklardan da. "dedim. Egor abim ve Andrey abim birbirlerine bakmışlardı.
" Evlenirse veliaht olamaz. "dedi Andrey abim. Egor abim de sıkıntılı bir şekilde başını salladı. Ondan böyle bir şeyi zaten istemezdim. Çöpçatanlığım eskide kalmıştı. Benim kendimi hayrım yoktu. Bir de anlaşmalı şeylerle hiç uğraşacak değildim.
" Amaya. "diye seslenen Amber ile abilerimden uzaklaştım. Bize doğru geliyorlardı. " Biz gidiyoruz. "
Ne yapacağını bakarak anlamaya çalıştım ama çok zordu. Hiçbir şey anlaşılmıyordu. Zaten her zaman derdim. Amber'in sinirinden değil sessizliğinden korkacaktınız.
"Ne yapacaksın ? "dediğimde tehlikeli bir gülümseme kuşandı dudakları. Yakacaktı ortalığı.
"Yapmam gerekeni. " dedi ve derin bir nefes alıp bana yaklaştı. Ellerimi tuttu.
"Owen ile bir an önce konuşmanı istiyorum. Herkesle aynı anda savaşamam Amaya. Alex , konsey, Gilller, biraz sonra Yarik gelir, abilerim, Freda... Farkındaysan tek bir hamlemle hepsi başıma üşüştü. Seni bulabileceğimin hepsi farkında. Ama senin beni bulduğundan haberleri yok. Bunu iyi değerlendirmemiz lazım. "dediğinde gözleri saçlarıma değmişti anlık olarak.
" Sen zaten ortalığı çıkınca sadece saçınla bile yakacaksın ortalığı. "dediğinde ne demek istediğini anlamadım ama sorgulayamadım da. Benden bir destek bekliyordu çünkü.
" Başını belaya sokma demek çok istiyorum ama yapacaksın. "dedim bezmiş bir şekilde.
" Hayır bu sefer ben sokmayacağım. Sadece oturup izleyeceğim. "dediğinde kaşlarım çatıldı.
" Nasıl? "
"Orası da ben de kalsın... " dedi gerilerken. Ellerimiz ayrıldığında bana son kez baktı ve Zelze'ye döndü.
"Polarsi Krallığı'na gidelim Zelze. Giderken düğün çelengi yaptıralım. Unutmuşuz gibi yaparız. Hadi gel. Çok eğleneceğiz. " dedi Amber geçit kapısını açarken.
"Ya ya... Ne demezsin. " dedi Zelze onun arkasından giderken.
Onlar gittiler. Biz kaldık yine üçümüz geride.
Uçuruma doğru ilerledim. Abilerim de peşimdeydiler. Homaris Krallığında açılıp kapanan kapıları gördüm. Sonra gökyüzünde Amber'in yaptığını bildiğim şimşekler çakmaya başladı.
Amber Homaris...
Hem benim için hem de kendisi için her şeyi yerle bir edecek bir insandı.
Benim onun düşmanlığına değil , dostluğuna ihtiyacım vardı ve onu bu yolda yalnız bırakmazdım.
"Eve dönelim. Konuşmamız gereken şeyler var. "
Konuşmamız gereken o kadar çok şey vardı ki...
✧༺♥༻✧
Daha her şey yeni başlıyor derken ciddiydik... Bölümü nasıl buldunuz? Uzun bir bölüm olduğu için konuşma bir sonraki bölüme kaldı...
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, en kısa zamanda yeniden buralarda olacağımm 🩶
Bölüm etkileşimi
