5.BÖLÜM:ALLAHTAN UMUDUNU KESMEZSEN ALLAH DA SANA YENİ KAPILAR AÇAR

Vaveyla Yazarı: Eymen Tonkal

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 5.BÖLÜM:ALLAHTAN UMUDUNU KESMEZSEN ALLAH DA SANA YENİ KAPILAR AÇAR

Boğaz'ın doğusunda yakılan fetih meşalesi, koca bir yılda Balkanlar’ın ve Anadolu’nun kaderini kökünden değiştiren devasa bir kasırgaya dönüştü. Sancak Hisarı ve Sultan Hisarı’nın düşüşünün üzerinden tam bir yıl geçmiş, 14 yaşındaki o genç bey Turanşah artık 15 yaşına basmış, kuzeni Eren ise 18 yaşında bıyığı yeni terleyen gürbüz bir alp başı olmuştu.
Göklerin ve yerin mülkü elinde olan Allah, kulunun ihlaslı gayretini ve umudunu karşılıksız bırakmamıştı. Bir yıl önce üç kesik kelleyle sarsılan Yunan Krallığı, Doğu’ya misilleme ordusu göndermeye hazırlanırken, Batı’dan gelen ilahi bir takdirle haritanın altı üstüne geldi.
İmparator Kratas, Sancak Obası’nı yutmak için Doğu’ya lezyonlarını sürmeyi planlarken, hırsının ve zulmünün bedelini kendi topraklarında ödemeye başladı. Selanik civarında asırlardır bastırılan halkın büyük ayaklanmasıyla Rumeli Devleti kuruldu. Mora Yarımadası’nda hakimiyet sağlayan Mora Krallığı batıdan bağlarını kopardı. Yunanistan’ın batı toprakları ise Arnavutluk’un eline geçti.
Balkanlar’ın kuzeyinde ise iki devasa ejderha boy gösteriyordu: Sırp Krallığı ve Kuzey Bulgaristan ile Moldova’yı bünyesine katarak sınırlarını Karadeniz’den Tuna’ya kadar genişleten Büyük Romanya Krallığı. (Güney Bulgaristan hâlâ zar zor Yunanların elinde tutunuyordu). Sırp Kralı ile Büyük Romanya, hezimete uğrayan İmparator Kratas’ı diz çöktürüp sarayını ağır vergilere bağladılar. Edirne ve Batı İstanbul dışındaki tüm topraklarını kaybeden, haraç ödemekten hazinesi tamamen boşalan Kratas; ne Doğu’ya büyük ordular çıkaracak dermana sahipti ne de Boğaz’ın karşı yakasına söz geçirebiliyordu.
İşte o an, Sancak Obası için "Allah’tan umudunu kesmezsen, Allah da sana yeni kapılar açar" kelamının tecelli ettiği an oldu. Düşman kendi derdine düşmüşken, Turanşah ve Eren boş durmadı.
Bir yıl süren çetin pusular, küçük hisar baskınları ve birleşen obalar sayesinde Doğu İstanbul topraklarının neredeyse tamamı (günümüz Anadolu Yakası’nın büyük bölümü) Türk kontrolüne geçti. Sancak Obası artık basit bir oba olmaktan çıkmış, kendi devletini ve beyliğini kurma eşiğine gelmiş devasa bir askeri güce dönüşmüştü. Omuz omuza veren iki kuzen, emri altındaki Türk boylarını birleştirmiş, cenk meydanlarında pişen 7 bin eğitimli, çelik zırhlı ve gözü pek alpten oluşan muazzam bir ordu kurmuştu.
Artık sıradaki hedef belliydi: Kocaeli uçlarının, Marmara geçidinin kilit taşı olan Gebze! Gebze Hisarı fetholunursa, Sancak Obası devlete giden yolda en büyük kaleyi ele geçirecek, Karahan Beyliği ve Akurt Beyliği sınırına dayanarak Doğu’nun ve Batı’nın kapılarını tamamen tutacaktı.
Sancak Hisarı’nın ulu otağında, akşam güneşinin kızıllığı ahşap sütunlara vuruyordu. Otağın ortasında Gebze ve Marmara hattını gösteren deri haritaya bakmakta olan Turanşah, omzundaki gümüş işlemeli kaftanını düzeltti. 15 yaşına basan bu genç yiğidin yüzündeki çocuksu hatlar gitmiş, yerine babası Turgut Bey’in heybeti ve keskin bakışları yerleşmişti.
Yanı başında duran 18 yaşındaki Eren, elindeki pusatın kabzasını sıkarak haritadaki Gebze kalesini işaret etti:
— "Turanşah’ım, 7 bin alpi çamlıklara pusuya çektik. Gebze Tekfuru, Konstantinopol’den yardım alamayacağını biliyor. Surlara kapandı ama erzakları ancak üç ay yeter. Eğer gece yarısı su kemerlerinin olduğu alt kapıdan sızarsak, iki güne kalmaz Gebze burçlarına sancağımızı çekeriz!"
Turanşah tebessüm etti. Kuzeninin omzunu sıktı:
— "Gördün mü Eren’im? Bir yıl önce 300 alple yola çıktığımızda 'Yunan bizi yutar' diyenler vardı. Biz umudumuzu Âlemlerin Rabbine bağladık, O da bize koca Doğu İstanbul’un kapılarını açtı. Kratas şimdi Sırp’a vergi yetiştirme derdinde. Gebze düşecek! Düşecek ki beyliğimizin temeli taş gibi otursun!"
Tam o sırada otağın keçe kapısı yavaşça aralandı. İçeriye, gümüş saçları yaşmak altından dökülen, yüzünde derin çizgilere rağmen asaletinden hiçbir şey kaybetmemiş olan Hatice Hatun girdi. Turanşah’ın anası, şehit Turgut Bey’in hatunu...
Anasının geldiğini gören Turanşah ve Eren derhal ayağa kalkıp hürmetle baş eğdiler. Turanşah adımlayıp anasının elini öptü:
— "Ana... Bir emrin mi vardı? Neden yoruldun otağa kadar?"
Hatice Hatun, oğlunun elini tuttu. Gözleri, 15 yaşındaki bu dev gibi duran yiğidin yüzünde dolandı. Ardından gözü köşedeki kınından yarı yarıya çekilmiş pusatlara kaydı. Yüreğine oturan o ağır taş, nefesini kesti. 2 yıl önce beyi Turgut’u toprağa vermişti. Onu kalleş bir tuzakta şehit vermenin acısı kor gibi ciğerini yakarken, şimdi tek evladını, ciğerparem dediği Turanşah’ını da kaybetme korkusu bir karabasan gibi gecelerini bölüyordu.
— "Turanşah’ım... Oğlum..." dedi Hatice Hatun, sesi hafifçe titreyerek. "Görürüm ki yine cenke hazırlanırsınız. Gebze derler, koca kaledir derler. Anan kurban olsun senin o tek bir teline... Baban Turgut’u o kara toprağa koyduğum gün yüreğimin yarısı gitti. Şimdi seni de o surların dibine gönderirken ananın içi nasıl dayanır sanırsın?"
Hatice Hatun başını Eren’e çevirdi, yaşlı gözleriyle ona baktı:
— "Eren’im... Sen oğlumun kanısın, canısın. İki yiğit çıktınız bu yola, Doğu İstanbul’u yurt ettiniz. Lakin ateş düştüğü yeri yakar. Her seferde 'Sıradaki hedef' dersiniz. Ananızın yüreği bu korkuyu taşımaktan yorulmadı mı?"
Turanşah anasının ellerini tuttu, kendi göğsüne bastırdı. Sesini olabildiğince yumuşatarak konuştu:
— "Ey benim güzel anam... Bilesin ki ben de, Eren de anamızın duası olmadan bir adım atmayız. Lakin bak etrafımıza! Güneyimizde vaadedilmiş toprakları ele geçiren Büyük İsrail durur, Doğu’da Görklühan dev gibi büyür! Eğer biz bugün Gebze’yi alıp beyliğimizi kurmaz, pusatımızı sağlam图 tutmazsak; yarın o zalimler gelip obamızı çiğner, seni de bacılarımızı da esir eder! Babam Turgut Bey bu topraklar için can verdi. Ben kaçarsam, babamın ruhu benden davacı olmaz mı?"
Turanşah anasının gözlerinin içine baktı, gözlerinde iman ve kararlılık ışıldıyordu:
— "Anacığım... Biz 'Allahtan umudunu kesmezsen, Allah da sana yeni kapılar açar' diyerek çıktık bu yola. Rabbim bize Yunan’ı kırdırdı, önümüzü açtı. Şimdi durmak, korkuya teslim olmak bize yakışır mı? Sen duanı eksik etme, gerisini Rabbime ve 7 bin albin pusatına bırak!"
Hatice Hatun, oğlunun gözlerindeki o sarsılmaz imanı görünce derin bir iç çekti. Yaşlı gözlerini silip ellerini semaya kaldırdı:
— "Alemlerin Rabbi olan Allah’ım... Eşimi aldın, oğlumu ve yiğitlerimi sana emanet ettim. Pusatlarını keskin, bileklerini bükülmez eyle! Seni koruyan, oğlumu da korusun..."
Gebze surlarının önüne varıldığında, beklenenin aksine kolay bir zafer kazanılmayacağı ilk günden anlaşıldı. Gebze Kalesi, etrafı devasa hendeklerle ve kat kat kalın surlarla çevrilmiş, içerisi mancınıklar ve kızgın yağ kazanlarıyla donatılmış geçilmez bir kaleydi. Tekfur, Konstantinopol'den destek alamayacağını bildiği için ölümüne bir savunma hazırlığı yapmıştı.
7 bin Sancak alpi kaleyi çepeçevre kuşattı. İlk hafta yapılan çetin huruç harekâtları ve koçbaşlarıyla sur kapılarına yüklenmeler, surlardan yağan oklu ve ateşli balistalar nedeniyle sonuçsuz kaldı. Turanşah ve Eren, alplerinin zayi olmaması için orduyu geriye çekip muhasarayı derinleştirdi.
İkinci ve üçüncü haftalarda çetin kış şartları bastırdı. Yağmur, çamur ve amansız soğuk kuşatma çadırlarını zorlarken, kale içinden gece vakti yapılan ani huruç baskınlarında çok sayıda alp şehit düştü. Eren, omuzundan aldığı bir ok yarasıyla kanlar içinde kalmasına rağmen cenk meydanını terk etmedi; Turanşah ise gece gündüz nöbet tutup alplerine moral verdi, erzak hatlarını açık tuttu. Gebze surları adeta çelikten bir duvardı ve kolay pes etmeye niyeti yoktu.
Ancak umutsuzluk anlarında Turanşah hep anasının duasını ve Rabbine olan imanını hatırladı. Kuşatmanın dördüncü haftasında, yani tam bir ayın (30 günün) sonunda beklenen kırılma gerçekleşti. Kalenin altındaki su kanallarını bulmak için gece gündüz kazı yapan lağımcı alpler, kentin ana su deposuna çıkan gizli tüneli patlatmayı başardı.
günün gecesinde, dolunay gökyüzünü aydınlatırken Turanşah ve Eren komutasındaki 500 seçkin alp tünelden kale içine sızdı. İçeride çıkan amansız ve kanlı boğuşmada kale kapıları dışarıda bekleyen 6 bin 500 alpe açıldı.
"Allah! Allah!" nidaları Gebze sokaklarını inletirken, bir aydır süren kanlı ve yoğun mücadele nihayete erdi. Gebze Tekfuru bizzat Turanşah’ın pusatıyla etkisiz hale getirildi.
Tam bir ay süren ve amansız mücadelelere sahne olan bu kuşatmanın sonunda Gebze tamamen fetholundu! Gebze’nin en yüksek burcuna gök mavisi Sancak bayrağı çekildi. Bu fetihle birlikte Sancak Obası artık sadece bir oba değil, temelleri sağlam bir şekilde atılmış, Marmara'ya hükmeden resmi bir Beylik haline geldi

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

14okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.