1. BÖLÜM: SANCAK'TA AÇAN HİLAL

Vaveyla Yazarı: Eymen Tonkal

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1. BÖLÜM: SANCAK'TA AÇAN HİLAL

3.Dünya Savaşı’nın ardından Marmara’nın kadim toprakları tanımsız bir karanlığa bürünmüştü. Bir zamanlar İstanbul’un doğu kapısı sayılan, çam ormanlarıyla kaplı Sancaktepe sırtları; şimdilerde Bizans’ın küllerinden doğan Konstpol İmparatorluğu’nun uç sınırlarındaki Sancak Obası’na ev sahipliği yapıyordu.
Oba, varlığını koruyabilmek için Sancak Hisarı’nın zalim tekfuru Alex’e her mevsim ağır vergiler ödemek zorundaydı. Tekfur Alex, topladığı altın ve zahireyi Boğaz’ın öte yakasındaki büyük imparator Kratas’a iletir; Turgut Bey’in obası ise vergisini hiç aksatmadığı için İmparator Kratas’ın gözünde diğer asi beyliklere kıyasla "uysal ve saygın" bir topluluk olarak görülürdü. Ancak bu saygınlık, özgürlüğün değil, ağır bir bedelin karşılığıydı.
O gece Sancak Obası’nda fırtınalı bir sessizlik vardı. Turgut Bey’in çadırının önünde nöbetçilerin meşaleleri rüzgârda çatırdıyor, içeriden ise Turgut Bey’in eşi Hatice Hatun’un sancılı çığlıkları yükseliyordu. Turgut Bey, elinde kılıcının kabzasıyla çadırın önünde bir aşağı bir yukarı voltalıyor, gözlerini Sancak Hisarı’nın karanlık siluetinden ayıramıyordu.
Aksakalını rüzgâra vermiş olan Oba İmamı, Turgut Bey’in yanına yaklaştı.
"Sabret Turgut Bey’im," dedi alçak ama vakur bir sesle. "Sabır, en karanlık gecenin sonunda şafağı getirendir."
Tam o sırada çadırın kapısı açıldı. Ebe kadın, kucağında beze sarılı bir bebekle dışarı çıktı. Yüzünde şaşkınlık ve huşu dolu bir ifade vardı.
"Müjde Turgut Bey’im! Bir erkek evladın oldu... Lakin..." Ebe kadın duraksadı, bebeği Turgut Bey’e uzatırken elleri titriyordu. "Lakin bu çocukta daha önce hiç görmediğimiz bir hal var."
Turgut Bey bebeği kucağına aldı. Kundak bezi biraz açıldığında, bebeğin minik sağ eli dışarı kaydı. Turgut Bey ve Oba İmamı gördükleri şey karşısında donakaldılar. Bebeğin sağ avucunun tam içinde; serçe parmağının dibinden başlayıp başparmağına kadar kavis çizen, cildine adeta mühürlenmiş gibi duran kan kırmızısı bir hilal doğum lekesi vardı.
Turgut Bey derin bir nefes alarak Oba İmamı’na döndü. "Hocam... Bu neye işarettir? Avucunda hilal taşıyan bir evlat neyle müjdelenmiştir?"
İmam bebeği kucağına aldı. Gözlerini kapatıp uzun bir süre sessizce dua okudu. Çadırın etrafındaki rüzgâr bir anlığına kesilmiş, sanki zaman durmuştu. İmam gözlerini açtığında gözlerinde derin bir ışık parıldıyordu. Bebeği Turgut Bey’e geri uzatırken tane tane konuştu:
"Bu çocuk, avucunda bir pusula ile doğdu Turgut Bey. Sağ eliyle tuttuğu toprağa mühür basacak, sol eliyle zalimin krallığını yıkacak. Buna öyle bir isim ver ki... En öz, en katıksız Türkçe isim olsun. İsmiyle yaşasın, ismiyle devleşsin."
O gece Turgut Bey gözüne uyku girmeden çadırında oturdu. Sabaha karşı hafif bir uykuya daldığında rüyasında devasa bir harita gördü. Sancaktepe sırtlarından başlayıp Konstantinopol surlarını aşan, Roma’ya kadar uzanan ve gökyüzünü kaplayan ulu bir Türk imparatorluğunun gölgesi tüm dünyayı kaplıyordu.
Gözlerini açtığında güneş Sancak Obası’nın üzerine doğuyordu. Turgut Bey, kucağındaki bebeğin avucundaki hilale bakıp fısıldadı:
"Senin adın Turanşah olsun oğlum. Avucundaki mühür, Türk’ün birleştiği günün sancağı olsun."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.