2. BÖLÜM: HANÇERİN YEMİNİ VE İLK CENK

Vaveyla Yazarı: Eymen Tonkal

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 2. BÖLÜM: HANÇERİN YEMİNİ VE İLK CENK

Sancak Obası’nda zaman, obanın çam kokulu rüzgârları gibi hızlı akmıştı. Turanşah’ın doğumunun üzerinden tam bir yıl geçtiğinde, oba çadırı ilk defa bu kadar neşeli ve umut dolu bir güne uyanmıştı. Bir yanda Sancak Hisarı’nın tekfuru Alex’e verilecek ağır vergilerin kasveti hüküm sürse de, bugün Turgut Bey’in çadırında evladının ilk yaşının bereketi kutlanıyordu.
Türk geleneklerine göre, bir yaşına basan erkek çocuğunun önüne gelecekteki nasibini simgeleyen nesneler koyulurdu. Çadırın ortasındaki keçe kilimin üzerine geniş bir tepsi yerleştirildi. Tepsinin içinde ilmi simgeleyen bir kalem, bereketi simgeleyen bir buğday başağı, ticareti simgeleyen bir gümüş akçe ve Turgut Bey’in gümüş kakmalı hançeri vardı.
Hatice Hatun, kucağındaki minik Turanşah’ı yavaşça kilimin üzerine bıraktı. "Haydi benim aslanım," diye fısıldadı. "Seç nasibini, yürüyeceğin yolu göster bize."
Küçük Turanşah, emekleyerek tepsiye doğru ilerledi. Parıldayan akçeyi ve kalemi teğet geçerek doğrudan babasının gümüş kakmalı hançerine yöneldi. Sağ elini uzattı... Avucunun tam ortasındaki kan kırmızısı hilal doğum lekesi, hançerin kabzasıyla temas ettiği an adeta parıldadı.
Turanşah, hançeri bir yıllık bir bebeğin acemi tutuşuyla değil; parmaklarını kabzaya bir savaşçı edasıyla kilitleyerek tuttu. Sanki bu çeliği ilk defa tutmuyordu; sanki doğmadan önce de elinde hep bu pusula vardı.
Hatice Hatun, duygulanarak Turgut Bey’in yanına sokuldu:
"Beyim... Senin oğul senin gibi yiğit olacak, cihana kafa tutacak."
Turgut Bey, avucunda hilal mühür taşıyan evladına bakıp gururla gülümsedi:
"Ben ona inanıyorum Hatice’m... Bu evlat, parçalanmış bu toprakları, dağılan boyları ve tüm Türkleri tek bir bayrak altında toplayacak."
Yıllar su gibi aktı, o minik bebek 5 yaşına bastı. Sancak Obası’nın geniş talim meydanında Turanşah, yaşıtlarından çok farklı bir heybetle büyüyordu. Henüz 5 yaşında olmasına rağmen obanın en huysuz taylarına korkusuzca yaklaşıyor, eğerine tutunduğu gibi at koşturmayı öğreniyordu.
Ancak obadaki herkesi asıl şaşırtan şey, eline tahta kılıç aldığındaki maharetiydi.
Güneşin tepede olduğu bir ikindi vakti, Turgut Bey ve ağabeyi Kerem Alp, meydanın kenarından talim yapan çocukları izliyordu. Turanşah, kendinden yaşça büyük kuzenlerini birer birer tahta kılıç hamleleriyle alt etmiş, meydanda tek başına kalmıştı.
Kerem Alp’in 8 yaşındaki oğlu Eren, obanın en güçlü ve iri kıyım çocuklarından biriydi. Kendisinden 3 yaş küçük olan Turanşah’ın herkesi yenmesine dayanamayarak tahta kılıcını çekti ve meydana adım attı.
"Henüz benimle dövüşmedin Turanşah!" dedi Eren kendinden emin bir edayla. "Ben senin abinim, beni yenemezsin!"
Turanşah gülümsedi. Sağ elinin avucundaki hilal lekesini tahta kılıcın kabzasına sıkıca bastırdı. Eren hızla ileri atılıp kılıcını yukarıdan aşağıya doğru savurdu. Fakat Turanşah, 5 yaşındaki bir çocuğun reflekslerine sahip değildi; adeta bir komutan gibi çevik bir adımla yana kaydı, Eren’in kılıcını boşa çıkardı ve tahta kılıcının kabzasıyla Eren’in bileğine sertçe vurdu.
Eren’in kılıcı elinden düşerken, Turanşah kılıcının ucunu Eren’in göğsüne dayamıştı bile.
Talim meydanındaki alplar alkışlarla tezahürat yapmaya başladı. Kerem Alp, şaşkınlıkla kardeşine döndü. "Turgut... Bu çocuk 5 yaşında ama kılıcı zihniyle değil, ruhuyla sallıyor. Eren ondan 3 yaş büyük ve çok daha iri, ama hamle bile yapamadı."
Turgut Bey, gururla oğluna baktı. Turanşah, tahta kılıcını indirip kuzeni Eren’e elini uzatmış, onu ayağa kaldırıyordu. Sağ avucundaki hilal mühür, batan güneşin ışığı altında bir kez daha ışıldıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

19okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.