16. bölüm · Mucize’nin Öyküsü

Kalplerin Savaşı

Kübra Aydoğan

Kantin saati bitip de ders zili çaldığında, Mucize ve Defne masadan kalktı. Mucize çantasını omzuna takarken, gayriihtiyari bakışları yan masadaki Serkan ile saniyeliğine kesişti. Serkan’ın o koyu, derin ve sorgulayan bakışları, Mucize’nin kalbinin etrafına ördüğü o kalın duvarlara hafifçe çarptı. Ama Mucize, annesinin mezarı başında ettiği yemini anında hatırladı: Aşk bir zehirdir. Kalbinde bir aşka yer yoktu. Bakışlarını hızla çekti ve Defne ile birlikte kantinden çıktı.
Onlar uzaklaşırken Serkan da derin bir nefes alarak ayağa kalktı.
"Nereye Serkan? Dersin başlamasına daha var," dedi arkadaşları.
Serkan, ceketini tek hamlede omzuna atarken gözlerini kantinin çıkış kapısından ayırmadı. "Benim işletme dersim bekleyebilir beyler. Ama şu an çözmem gereken çok daha önemli bir denklem var."
Selen, Serkan’ın arkasından gitmek için hamle yapsa da arkadaşları onu durdurdu. Selen, tırnaklarını avucunun içine bastırırken içinden yemin ediyordu: Dört yıldır kimseye kaptırmadığı Serkan’ı, şehre yeni gelmiş bu gizemli kıza yar etmeyecekti.
Serkan ise çoktan koridora çıkmış, Güzel Sanatlar Fakültesi’ne doğru yürüyen o siyah saçlı kızın silüetini takip etmeye başlamıştı. Hayatında ilk kez bir kadının peşinden gidiyordu. Mucize, kalbini aşka kapatmış yeminli bir kadındı; Serkan ise hayatı boyunca aradığı o mucizeyi bulmuş, pes etmeye niyeti olmayan kararlı bir adam. İstanbul’un tarihi koridorlarında, iki inatçı kalbin büyük savaşı işte o an başlıyordu.