8. bölüm · Mesafe

Bölüm 8: Final

Beyaz Yeşim

Sofradaki o ağır ve vakur havayı Selim Bey’in sandalyesini geri çekme sesi böldü. Bakışları hala biraz mesafeli ama Kaan'ın gösterdiği o sarsılmaz dürüstlükle yumuşamıştı. Halil Bey’e döndü ve sadece bir baş işareti yaptı.

"Halil," dedi Selim Bey, sesi gecenin serinliğinde tok bir şekilde yankılandı. "Bizim biraz mahallede tur atmamız lazım. Kendi aramızda, dünden bugüne ne varsa dökmemiz lazım. Gençler, siz de burada bekleyin."

Anneler, şaşkın ve tedirgin bakışlarla babaların bahçe kapısından çıkıp mahallenin karanlık sokağına doğru yan yana yürümelerini izlediler.

Yılların dostluğu, çocuklarının bu cesur hamlesiyle o gece uzun bir yürüyüşte sınanacaktı. Münevver Hanım ve Gönül Hanım da sessizce mutfağa, çay tazelemeye geçince bahçe bir anda Kaan ve Ayla'ya kaldı.

Kaan, babaların gidişinden sonra üzerindeki o ağır, korumacı zırhı yavaşça gevşetti. Ayla'ya baktı; Ayla hâlâ masanın kenarını sıkıca tutuyordu, parmak boğumları bembeyaz olmuştu. Deniz yerinden kalkıp sessizce yanına gitti. Neva’nın ellerini kendi avuçlarının içine aldı; Sadece sığınmak ister gibiydi.

"Bitti," dedi Kaan, sesi ilk kez titreyerek. "Söyledik Ayla. Herkese söyledik."

Ayla, dolan gözlerini Kaan'ın gözlerine dikti. "Babamın karşısında öyle duruşun... Kaan, ben hayatımda kimseden bu kadar cesaret almadım. Korktum, hala korkuyorum ama senin yanında o korku bile güzel geliyor."

Kaan, Ayla'yı bahçenin en karanlık köşesine, o yaşlı erguvan ağacının gölgesine çekti. Kimsenin görmediği, mahallenin fısıltılarının ulaşamadığı o dar alanda Ayla'yı belinden kavrayıp kendine çekti. Ayla da kollarını boynuna doladı. Bu, yılların birikmişliğinin, o beklemenin ve bugün verilen savaşın mükafatı gibi bir kucaklaşmaydı.

"Sana söz vermiştim," diye fısıldadı Kaan, burnunu Ayla'nın saçlarına gömerek. "Artık bitti."

Ayla, başını Kaan'ın göğsüne yasladı; kalbi maraton koşuyormuş gibi hızlı çarpıyordu.

"Evet, bitti.."

Kaan, Ayla'nın yüzünü ellerinin arasına aldı. Ay ışığı, Ayla'nın yüzündeki o huzurlu ifadeyi aydınlatıyordu. Tam o sırada, bahçe kapısının gıcırtısı duyuldu. İkisi de hızla birbirinden ayrılıp kendilerini toparladılar.
Selim Bey ve Halil Bey içeri girdiler. Yüzlerinde o ilk baştaki sertlikten eser yoktu. Aksine, yılların yorgunluğunu üzerlerinden atmış, ortak bir kararın huzuruna ermiş gibiydiler. Selim Bey, kızına ve Kaan'a baktı.

"Çok yürüdük, çok konuştuk," dedi Selim Bey, elini Kaan'ın omzuna koyarak. "Halil ile düşündük ki; biz bu çocukları birbirlerini sevsinler, birbirlerine sahip çıksınlar diye beraber büyüttük. Madem ki gönüller bir olmuş, madem ki Kaan evladımız bu kadar adam gibi durup niyetini ortaya koymuş... Bize sadece bu sevdadan yana olmak düşer."

Münevver Hanım ve Gönül Hanım mutfaktan fırlayıp bu sözleri duyunca gözyaşlarını tutamadılar. Selim Bey gülümseyerek kızına baktı. "Ayla kızım, yaşınızın, el alemin ne dediğinin bir önemi yok. Biz sizin mutluluğunuzla mutlu oluruz. Kaan artık sadece Halil’in oğlu değil, benim de damadımdır."

Kaan, Selim Bey’in eline uzandı ve bu sefer büyük bir saygıyla öpüp alnına koydu. Ayla ise babasına sarıldığında, yıllardır hissetmediği o özgürlük duygusuyla ciğerlerini doldurdu. Mahallede artık dedikodu değil, bir sevdanın zaferi konuşulacaktı.

Diğer tadımlık romanlar için profilime bakabilirsiniz 😊🫡