7. bölüm / 8
MesafeBölüm 7: Sona doğru
Bölümler 8Şu an: Bölüm 7: Sona doğru
Akşam çöktüğünde mahalledeki o alışılmış huzur, yerini iki evin arasındaki gergin bir bekleyişe bırakmıştı.
Yemek, Ayla’ların bahçesindeki o büyük, emektar ahşap masada yenecekti. Babalar; Ayla’nın babası emekli öğretmen Selim Bey ve Kaan’ın babası esnaf Halil Bey, yılların dostluğuyla karşılıklı oturmuşlardı. Ancak bu sefer masada sadece yemek kokusu değil, söylenmemiş sözlerin ağırlığı vardı.
Ayla, titreyen elleriyle servis tabaklarını masaya koyarken, Kaan'ın kendisine dikilen bakışlarını hissediyordu.
Masanın ucunda, her zamankinden daha dik ve vakur bir şekilde oturuyordu. Üzerine temiz bir gömlek giymiş, saçlarını düzeltmişti; tam bir karar anı adamı gibi duruyordu.
Selim Bey, çorbasından bir kaşık aldıktan sonra kaşığı tabağın kenarına yavaşça bıraktı. Bu, konuşma başlıyor demekti.
"Halil," dedi Selim Bey, sesi tok ve sakindi. "Biz seninle bu masada çok ekmek böldük. Çocuklarımızı beraber büyüttük. Ama bugün duyduklarım... Mahalledeki o asılsız fısıltılar beni hem üzdü hem de düşündürdü. Deniz evladımız, dönünce biraz... farklı bir yol çizmiş kendine sanki."
Halil Bey mahcup bir tavırla oğluna baktı. "Selim, gençlik işte... Kaan biraz fevri davranmış olabilir."
"Baba," diyerek söze girdi Kaan. Sesi masadaki tüm çatal bıçak seslerini kesti. "Fevri değilim. Ve bu bir 'gençlik hatası' da değil. Ben bugün annelere niyetimi açıkça söyledim, şimdi senin ve Selim Amca’nın yüzüne de söylüyorum."
Ayla’nın annesi Münevver Hanım, elindeki peçeteyi sıkarken sessizce dua ediyordu. Ayla ise masanın bir köşesinde, nefesini tutmuş bekliyordu.
Kaan, bakışlarını doğrudan Selim Bey’in gözlerine dikti.
"Selim Amca, sen bana dürüstlüğü öğreten adamsın. Şimdi senden öğrendiğim o dürüstlükle karşındayım. Ben Ayla'yı seviyorum. Onu korumak için, onunla bir hayat kurmak için buradayım. Sizin o 'aradaki yaş farkı' dediğiniz şey, benim için aşılması gereken bir engel değil, sadece bir sayı."
Selim Bey kaşlarını çattı. "Kaan, sen ne dediğinin farkında mısın? Ayla senin ablan yerinde! Bu mahallede, bu ailelerde böyle şeylerin yeri yok. İnsanlar yüzümüze nasıl bakar?"
"İnsanlar yüzümüze değil, bizim birbirimize nasıl baktığımıza baksınlar Selim Amca. Ben Ayla'yı küçük çocuk gözüyle görmeyi yıllar önce bıraktım. O benim için mahallenin 'Ayla Ablası' değil, kalbimin sahibi. Ve ben bu sofraya, bu gerçeği saklamak için değil, onurlandırmak için oturdum."
Masada ölümcül bir sessizlik oldu. Selim Bey, yıllardır "oğlum" dediği bu gencin bu kadar cesur ve bu kadar adam akıllı karşısında durmasına hem şaşırmış hem de içten içe bir saygı duymuştu. Ama gururu hala direniyordu. Bakışlarını kızına çevirdi.
"Ayla," dedi Selim Bey, sesi bu sefer daha kısıktı. "Sen ne diyorsun? Bu çocuk ne anlatıyor böyle?"
Ayla, hayatında ilk kez babasının gözlerinin içine bu kadar net baktı. Kaan'ın masanın altından uzanıp gizlice dizine dokunan eli, ona ihtiyacı olan tüm cesareti veriyordu.
"Baba," dedi Ayla, sesi pürüzsüz ve kararlıydı. "Kaan artık çocuk değil. Ve ben de artık onun 'ablası' değilim. Onu seviyorum. Eğer bu mahallede yaşamanın bedeli duygularımızı inkar etmekse, ben o bedeli ödemeye hazır değilim. Kaan'ın yanında kendimi ilk kez gerçekten 'ben' gibi hissediyorum."
Selim Bey ve Halil Bey birbirlerine baktılar. Yılların dostluğu, çocuklarının bu sarsılmaz iradesi karşısında bir sınav veriyordu. Kaan ayağa kalktı, Selim Bey’in önüne bir bardak su koydu ve eğilip onun eline uzandı ama öpmek için değil, sadece güven vermek için sıktı.
"Bize zaman verin demiyorum Selim Amca," dedi Kaan. "Sadece bize engel olmayın. Çünkü biz zaten beraberiz. Bu sofrada bu gerçeği kabullenirseniz, ailemiz büyür. Reddederseniz... Biz yine beraber oluruz ama sizsiz oluruz."
Bu, bir rest değil, bir hakikatti. Selim Bey derin bir iç çekti, bakışları yumuşadı. Masadaki o ağır hava, yerini hüzünlü ama umutlu bir kabullenişe bırakmaya başladı.
Bölüm etkileşimi
