16. bölüm · Maviyle Yazılmış Bir Hikaye

16. BÖLÜM: YANLIŞ RANDEVULAR VE YANLIŞ İNSANLAR

Hatice Kalbiye Özuğur

Bazen insanın en büyük savaşı, sevdiğinden vazgeçmeye çalışmaktır. Ne kadar uzaklaşmaya çalışsan da aklın hep ona gider, ne kadar unutmuş gibi davransan da kalbin onu aramaktan vazgeçmez. “Bitti” dersin ama içinden bir ses hâlâ onun geri dönmesini bekler. Birlikte yaşadığınız küçücük bir an bile günlerce aklından çıkmaz; bir bakış, bir gülüş, söylediği sıradan bir cümle bile onu yeniden yanında hissettirir. Belki artık aynı yerde değilsiniz, belki konuşmanız bile mümkün değil, belki hayat sizi başka yönlere sürüklüyor… Ama insan sevdiğinden bir anda vazgeçemiyor. Çünkü bazı insanlar hayatından çıksa bile kalbinden çıkmıyor. En acısı da onu hâlâ severken gitmesine izin vermek ve her gece “Acaba o da beni düşünüyor mu?” diye kendine sormak. Vazgeçememek bazen geri dönmek istemek değildir; sadece yaşananların senin için hâlâ çok değerli olduğunu kabul etmektir. Ve belki de insanın en zor öğrendiği şey şudur: Birini sevmeye devam ederken bile onsuz yaşamayı öğrenmek…

Aslında bu ayrılık planım sabah ortaya çıkan bir şey değildi. Günlerdir ne diyeceğimi, büromu ve boşanma davasının ne kadar süreceğini düşünüyorum. İki tarafta da herhangi bir sorun yoksa tek celsede bile boşanabilirsiniz ama bizdeki sorun Gonca hanımdı. Düğünüme son bir gün kala boşanma kararı onu delirtebilirdi. Çünkü ona göre itibar ve gurur herkesten ve her şeyden önemliydi; Oğlundan bile...

Ben büromu zaten tutmuştum, yani her şeyim hazırdı. Herhangi bir zorluk çıkmasın diye eşyalı bir yer tercih etmiştim.

Büroya gelip üzerimi değiştirdim; çünkü o muhteşem ötesi kıyafeti ağlayarak mahvetmiştim.

Üzerime siyah, boğazlı ve uzun kollu bir üst ile yüksek belli, bol paçalı siyah deri pantolon giydim. Üzerine siyah, kürk detaylı deri bir mont aldım. Ayakkabı olarak kalın topuklu ve platformlu siyah deri botlar giydim. Çanta olarak siyah, küçük bir Prada omuz çantası taktım. Takı olarak altın renkli zarif küpeler taktım.

Makyajımı da kıyafetlerime uygun şekilde yaptım. Yüzüme nemlendirici, fondöten, kapatıcı ve hafif kontür sürdüm. Yanaklarıma şeftali tonlu allık, gözlerime kahverengi far, siyah eyeliner ve maskara uyguladım. Kaşlarımı belirginleştirdim. Dudaklarıma kahverengi dudak kalemi, nude ruj ve parlatıcı sürdüm.

Saçımı sıkı ve sleek bir at kuyruğu yaptım. Bence bu kombin, tam da boşanma davasına yakışır bir tarzdı.

Mutfağa geçip su içecekken telefonuma Berkan'dan bir mesaj geldi:

Asya hanım konumunuzu atar mısınız? Valizlerinizi getireceğimde. :)

Hemen konumumu attım.

Yarım saate oradayım.

30 Dakika Sonra

Berkan'ın mesaj atmasından tam yarım saat geçmişti. Dosyalarımı ve çantamı alıp Berkan'ı beklemek için dışarı çıktım.

Beş dakika sonra önümde bir Mercedes Benz durdu. Gelenin Berkan olduğunu sanarak arabaya bakarken, kapıyı açıp inen Baran oldu.

Gözlerim şaşkınlıktan açılmışken, Baran gülümseyerek üzerimdeki kıyafetleri süzüyordu.

Duruşunu düzelterek "Berkan niye gelmedi? Bir şey mi oldu?" diye sordum.

Baran gözlerini gözlerime diktiğinde "Hayatımda hiç boşanmadım da... Şansıma bugünde senin boşanma davan var. Bu fırsatı kaçırmayayım, gidip izleyeyim dedim." dedi.

"Umarım şakadır," dedim ses tonumu değiştirerek.

"Maalesef..." dedi ve arabanın diğer tarafına geçip kapımı açtı.

Sorgusuz sualsiz arabaya bindim ve adliyeye doğru yola çıktık. Arabada ağır bir sessizlik vardı ve bu sessizliği bozan Baran oldu.

"Müvekkilin erkek mi?" diye sordu meraklı bir sesle.

Doğal olarak şaşırmıştım. 'Sana ne bundan?' diye sordum.

"Hani sabah demiştin ya, 'Davam var' diye... O elbiseyi müvekkilin için mi giydin?" bu sefer ses tonu kıskançlık ve kırgınlık arası bir şeydi.

"Bilmem... Yani belki bugün güzel gözükmek istemişimdir, olamaz mı?" dedim gülerek.

"O kıyafete gerek yoktu, güzel olman için." dedi ve sustu. Bende üstünü kurcalamadım.

Adliyeye geldiğimizde müvekkilim olan Pelin hanımı gördüm ve cübbemi giydim. Konuşmaya dahi vakit bulamadan duruşmaya girdik.

Salonda herkes yerini almıştı. Hâkim salona girdiğinde herkes ayağa kalktı. Hakim konuşmya başladı. "Oturabilirsiniz. 2026/184 esas sayılı boşanma davasının duruşmasına başlanmıştır. Davacı Pelin Demir ve vekili Asya Hanım hazır mı?"

Ayağa kalktım. "Hazırım Sayın Hâkim. Davacı Pelin Demir vekiliyim."

Hâkim karşı tarafa döndü. "Davalı Yağız Demir ve vekili Duru Hanım?"

Karşı tarafın avukatı ayağa kalktı "Hazırız Dayın Hâkim."

Hâkim dosyayı açtı. "Davacı taraf, dava dilekçesindeki iddialarını açıklamak üzere söz sizde."

Ayağa kalktım. Dosyamı masanın üzerine bıraktım ve önce müvekkilim Pelin'e baktım. Gözleri doluydu ama dik durmaya çalışıyordu.

Sonra hâkime döndüm. "Sayın Hâkim, bugün burada müvekkilim Pelin Demir adına konuşuyorum. Fakat anlatacağım şey yalnızca bir boşanma davasından ibaret değil. Bir insanın, hayatını birlikte geçireceğine inandığı kişi tarafından nasıl hayal kırıklığına uğratıldığını anlatacağım. Müvekkilim, davalı Yağız Demir ile evlenirken ona güvenmiştir. Birlikte bir hayat kurmuş, geleceğe dair planlar yapmıştır. Fakat davalı, evlilik birliği devam ederken başka bir kadınla ilişki yaşamıştır. Bu durum yalnızca müvekkilimin kalbini kırmamıştır. Evlilik içerisindeki güveni tamamen ortadan kaldırmıştır."

Duru hemen ayağa kalktı. "Sayın Hâkim, müvekkilim yaşanan olaydan dolayı pişmandır. Ancak davacı taraf olayları olduğundan daha ağır göstermektedir."

Karşı tarafa dönerek "Sayın meslektaşım, keşke dosyamızdaki deliller de sizin kadar kolay bir şekilde "olay" olarak adlandırılabilse." dedim. Salonda kısa bir sessizlik oldu. Dosyadan belgeleri çıkardım. "Biz burada yalnızca bir mesajdan bahsetmiyoruz. Dosyada bulunan yazışmalar, görüşmeler ve davalının kendi beyanları birlikte değerlendirildiğinde durum açıkça ortaya çıkmaktadır."

Sonra Yağız'a baktım. "Sayın Yağız Demir, size doğrudan bir soru soracağım." Yağız başını kaldırdı. "Eşiniz Pelin Hanım'la evli olduğunuz sırada başka bir kadınla duygusal bir ilişkiniz oldu mu?"

Yağız birkaç saniye sustu. "Evet." Pelin'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Yağız devam etti. "Ama onu kaybetmek istemedim."

Başımı hafifçe salladım. "İşte tam olarak anlatmak istediğimiz şey bu." Hâkime döndüm. "Bir insan hem eşini kaybetmek istemeyip hem de eşinin güvenini hiçe sayamaz. Bir evliliğin iki tarafı vardır. İki tarafın da birbirine karşı sorumlulukları vardır."

Yağız'ın avukatı yeniden söz almak istedi. "Müvekkilim hatasını kabul ediyor. Evliliğin devamı için çaba göstermeye hazır olduğunu da belirtmek istiyoruz."

Sakinliğimi bozmadım. "Sayın Hâkim, evliliği kurtarmak istemek ile güveni geri getirmek aynı şey değildir." Müvekkilime baktım. "Pelin Hanım'ın burada bulunmasının sebebi eşini cezalandırmak değildir. Kendisine yapılanları unutmak zorunda kalmadan hayatına devam edebilmek istemesidir."

Bir an durdum. "Sayın Hâkim, müvekkilim eşinin telefonunu kontrol ederek, şüphe ederek veya sürekli gerçeği araştırarak bir evlilik sürdürmek istemiyor. Çünkü evlilik, insanın her gün 'Acaba bugün bana doğruyu söylüyor mu?' diye düşünmesi gereken bir yer değildir. Evlilik güvenebildiğin yerdir."

Hâkim dikkatle beni dinliyordu. "Karşı taraf bunun bir hata olduğunu söylüyor. Ben de soruyorum: Bir hata birkaç saniyede yapılabilir. Peki ya sonrasında söylenen yalanlar Gizlenen konuşmalar? Saklanan gerçekler? Bunların her biri de mi hataydı?"

Salonda kimse konuşmuyordu. "Sayın Hâkim, ben müvekkilimin adına intikam istemiyorum. Ben onun adına yalnızca adalet istiyorum. Pelin Hanım bir evliliği kurtarmak için elinden geleni yapmış olabilir. Fakat artık bu evliliğin devamının kendisine zarar verdiğine inanıyorsa, hukuk önünde bu kararına saygı duyulmalıdır. Dosyada bulunan deliller ve davalının kendi kabulü dikkate alınarak, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının kabulünü ve müvekkilimin boşanma talebinin kabulünü talep ediyorum. Ve son olarak şunu söylemek istiyorum: Bir insan eşini kaybetmekten korkabilir. Ama onu kaybetmemek için önce ona verdiği güveni koruması gerekir. Yağız Demir o güveni korumamıştır. Müvekkilim Pelin Demir ise artık kendisini korumak istemektedir. Takdir Sayın Mahkemenindir." Yerime oturdum. Pelin elimi tuttu. Bu kez gözlerinde yalnızca üzüntü yoktu. Biraz da rahatlama vardı.

Hâkim dosyayı önüne çekti ve birkaç saniye boyunca belgeleri inceledi. Salondaki sessizlik gittikçe ağırlaşıyordu. "Davalı Yağız Demir, davacı tarafın iddialarına karşı söylemek istediğiniz bir şey var mı?"

Yağız ayağa kalktı. "Sayın Hâkim... Pelin'i gerçekten seviyorum. Yaptığım şeyin yanlış olduğunu biliyorum. Ama onu kaybetmek istemiyorum." Pelin başını öne eğdi.

Duru, Yağız'ın omzuna hafifçe dokundu ve ayağa kalktı. "Sayın Hâkim, müvekkilim pişmandır. Evliliğin kurtarılması için taraflara bir şans verilmesini talep ediyoruz."

Ben yeniden ayağa kalktım. "İtiraz ediyorum Sayın Hâkim."

"Buyurun."

"Karşı taraf sürekli olarak "pişmanlık" kelimesini kullanıyor. Ben müvekkilimin yaşadığı sürecin de göz önünde bulundurulmasını istiyorum." Yağız'a döndüm. "Yağız Bey, Pelin gerçeği öğrendiğinde ne yaptınız?"

"Önce inkar ettim."

"Sonra?"

"Sonra... her şeyi anlattım."

Başımı salladım. "Yani müvekkilim gerçeği kendi isteğinizle öğrenmedi. Önce gerçeği gizlediniz, sonra deliller ortaya çıktığında kabul ettiniz."

Duru ayağa kalktı. "Sayın Hâkim, müvekkilim zaten hatasını kabul ediyor. Bunun daha fazla uzatılmasının gereksiz olduğunu düşünüyorum."

Ona döndüm. "Ben de uzatmak istemiyorum Sayın Meslektaşım." Dosyayı elime aldım. "Hatta keşke her şey bu kadar kolay olsaydı. Keşke "Özür dilerim" demek, bir insanın güvenini yeniden inşa etmeye yetseydi."

Hakime baktım. "Ama hukuk, yalnızca sözlere değil, olayların tamamına bakar." Bir belgeyi hakimin önüne koydum. "Bu yazışmalar, davalının ilişkisinin tek seferlik bir olay olmadığını göstermektedir."

Duru belgeleri incelemek için öne eğildi. Yağız'ın yüzündeki ifade değişti.

"Ve daha önemlisi, bu yazışmaların bazıları müvekkilimin evliliklerinin devam ettiği döneme aittir."

Hakim belgeleri inceledi. "Davalı vekili, bu belgelere karşı diyeceğiniz var mı?"

Duru birkaç saniye sustu. "Belgelerin değerlendirilmesini mahkemenin takdirine bırakıyoruz."

Ben tekrar söz aldım. "Sayın Hâkim, müvekkilim bugün burada yalnız bırakılmamak için değil, hakkını aramak için bulunuyor." Pelin'e baktım. "Onun yaşadığı şeyin ağırlığını hiçbir belge tam olarak anlatamaz. Çünkü bazı zararlar kâğıt üzerinde görünmez." Tekrar hakime döndüm. "Bir insanın eşine güvenmesi normaldir. Ona inanması normaldir. Gelecek planları yapması normaldir. Anormal olan, bu güveni bilerek kullanmaktır."

Yağız başını kaldırdı. "Asya Hanım, ben Pelin'i hâlâ seviyorum."

Bir an sustum sonra sakin bir sesle cevap verdim. "Sevmiş olabilirsiniz. Ama bugün burada sorulan soru, onu sevip sevmediğiniz değil. Ona eş olarak davranıp davranmadığınız." Salonda yine sessizlik oldu. "Pelin'in sizden istediği şey mükemmel olmanız değildi. Sadece dürüst olmanızdı."

Yağız cevap veremedi. Hakim dosyayı kapattı. "Karar!" Herkes ayağa kalktı. "Davacı Pelin Demir'in haklı olduğu, davalı Yağız Demir'in sonuna kadar haksız olduğu kararı verilmiştir. Sonucunda ise davalı ve davacı karı kocanın boşaması doğru görülmüştür."

Duruşma bittikten sonra Pelin ayağa kalkar kalkmaz bana sarıldı. O kadar mutlu olmuştuk ki ikimiz de hafif mutluluk gözyaşları döktük.

Mahkeme salonundan çıkıp Pelin ile vedalaştım. Baran'a döndüğümde gülümseyerek beni izliyordu.

"Ne oldu?" diye sordum.

Beni hafif süzdükten sonra, "Harika bir avukatısın," dedi. Kafamı hafifçe eğdim ve yürümeye başladım.

Adliye çıkışına geldiğimizde "Sen git, benim işim var," dedim.

"Ne işin var?" diye sordu.

"Uras ile buluşup büroya geçeceğim," dedim hafif yorgun bir sesle.

Baran kaşlarını kaldırdı "Uras... O kim? Ben tanıyor muyum?" diye yine bütün sorularını önüme yağdı.

"Sen tanımıyorsun ama yakında tanırsın," dedim bıkkın bir sesle.

"Neden tanıyayım ki?"

"Boşanma avukatım o olacak çünkü," dedim ve derin bir nefes aldım. "Yanlış anlama, arkadaşım; liseden beri çok yakınız. Tuğba'da var, üçümüz açtık büroyu. Tabeleya baktıysan görmüşsündür A T U'yu.'

Baran sanki rahatlamış bir edayla, "Sana bakmaktan tabelayı göremedim ama yani benim için sıkıntı yok." dedi.

Tam o anda Baran'ın telefonu çaldı. Mine isimli biri arıyordu. Baran telefonu açtı "Efendim Mine?"

Baran'la yakın olduğumuz için kızın sesini duyabiliyordum. "Boşanıyormuşsun canım." CANIM "Akşam evindeyim kutluyoruz bak."

Sözlerinin gerisini duymadım çünkü arkama bile bakmadan çekip gittim. Baran'ın ismimi haykırışlarını duymadım bile.

Taksiye bindim ve şoföre konum verdim. Arkada ise Baran arabası ile bizi takip ediyordu.

Birden telefonuma bir bildirim geldi. Emir'dendi. Konuşmak istediği için konum istiyordu.

Arkamda benden kurtulduğu için kutlama yapacak adam ve telefonda beni sırtımdan vuran hain...

Artık ne anlatacak gücüm kaldı, ne de susacak hâlim. Her şeyden, herkesten biraz eksildim. Gitmek istemiyorum ama kalmak da eskisi gibi hissettirmiyor. Bazen insan, sadece yorulduğu için sessizce vazgeçiyor.

Ve benim de bir sabır noktam vardı. O da yavaştan taşıyordu.

Bölümü beğendiyseniz eğer yorum yapıp kalp atmayı unutmayın. Sizi Çoooooooook Seviyorum 💖💋💙🤍💛 İYİ OKUMALAR