12. bölüm · Maskeli Balo
12. Bölüm
Yıllar önce...
"Sizi burada görmek harika Mark!"
Bir süre el sıkıştılar.
"Sizi gördüğüme çok sevindim. Davetiniz için ne kadar minnet duysak yetmez"
Uzun bir masa vardı karşılarında. Oraya oturdular ve önlerindeki leziz yemekleri yemeye başladılar.
Luneth salonun köşesinde dört dönüyor, ne kadar koşsa o kadar da gülüyordu.
Ama sonra gördüğü görüntüyle durmak bilmeyen kahkahalarının yerini büyük bir ölüm sessizliği aldı.
Sıcak,dans eden, turuncu bir şey. Alev
Yavaş yavaş ona yaklaşmaya yüz tutan alevlere baktı aval aval.
Alev ne demekti?
Ne işe yarardı?
Bunları bilseydi zaten bu kadar çok yaklaşmazdı. Elini turuncu dansa uzattı.
Sıcaktı. Çok sıcaktı. Çok sıcak tehlikeliydi. Beyni alarm gibi ötmeye başladı:
Tehlike! Tehlike!
Ama artık çok geçti.
Gözünü açıp kapamadan etrafını saran alevler arasında koşarak çırpınan birsürü insanın arasında yakıcı alevin kendisine doğru dansını izliyordu.
Etrafına baktı. İnsanlar koşuyor, çığlıklar atıyorlardı. Ellerinde bıçak vardı.
Vampirler ise koşuyor kaçmaya çalışıyor ve insanları ısırıyorlardı.
Luneth bir insanın kanının çekilmesini izleyecek kadar orada durdu.
Neler olup bittiğini anlamak çok zordu. Kafası alak bulak olmuştu.
Taa ki alev tam olarak bacağına sıçrayana kadar. Sıcak dans eden şey bacağına sıçramıştı.
Luneth çırpınmaya başladı, bağırıyordu. Yardım için bağırıyor ama kelimeler dudaklarından dökülmüyor,dökülemiyordu.
Bacağı tamamen bir şekilde yanıyordu. Ağlıyordu, çırpınıyordu ve bu küçük bedenden çıkamayacak kadar yüksek seste çığlıklar atıyordu.
Ama bacağı simsiyah bir şekilde kül rengine dönene kadar kimse onu duymadı.
Sonunda alev tenini yakarak diğer bacağa yavaş yavaş geçiyordu ki bir çocuk gördü karşısında. Sivri dişleri vardı.
Kural 1: Sivri dişlilere güvenme.
Tam Luneth daha da kaçmaya başlıyordu ki çocuğun üzerine attığı bir kova suyla kendine geldi. Canı çok yandığı için çığlıkları sürüyordu.
Çocuk Lunethin kolunu kavradığı gibi kaçmak için bir fikir aramaya başladı.
Hedef: Kapı.
Olasılık: Düşük.
Tehlike durumu: Oldukça yüksek.
Tam kolundan tutup koşmaya başlayacaktı ki çocuk Luneth'in bayıldığını fark etti.
Ve...bir ailenin ona doğru koştuğunu.
Günümüz
"Uyanıyor! Uyanıyor!"
Gözlerimi yavaş yavaş açarken duyduğum bu sesler ailemin sesiydi. Evdeydim. Koltuğun üzerinde yatıyordum. Etrafıma baktım. Ailem ve Noctaralar. Harika ikili.
"İyi misin canım?" dedi annem kolumu tutarak. Diğer kolumu ise Noctara Kraliçesi kavradı. "Uyandın mı tatlım?"
Yok hâlâ uyukluyorum ama gözlerim açık. O ne biçim soru ya?
Koltukta biraz doğruldum. "Ne oldu bana böyle?"
"Bayıldın" dedi yüzsüz Ravenor.
Neler olduğunu ve neden bayıldığımı asla hatırlamasam da Ravenor her türlü yüzsüzün tekiydi benim için.
"Biliyorum" dedim bilmememe rağmen.
Noctara Kralı koşarak buraya doğru gelmeye başladı. Elinde bir bardak su vardı. "Çekilin çekilin şimdi uyanacak!" diye bağırdı. Suyu içmem için vereceğini sanıyordum ama suyu yüzüme fışratacağını düşünmemiştim.
Yüzüme çarpan soğuk suyla tamamen koltukta doğruldum.
Herkes şaşkın şaşkın bir bana bir de Noctara Kralına bakıyordu. Sonunda yüzümü ellerimle silerek bu sefer sesli bir şekilde düşündüm.
"Bugün Dünyanın en saçma günü falan"
Bakışmayı kesen kişi ben olup ayaklandım ve üzerimi silkeledim. "Bugün...moralim bozuk. Lütfen bana dokunmayın. Odama gidiyorum" dedim ve merdivenlere doğru ilerledim.
Tek istediğim huzurlu bir uykuydu. Katie olayları, saçma salak bir maskeli balo ve şimdide aptal bir okçuluk dersi. Bunlar insanı yoruyordu. Odama girdim ve kapıyı kapadım. Kimsenin suratını görmek istemiyordum. Üzerimden sadece korseyi ve botlarımı çıkartarak yatağa atladım. Daha doğrusu kendimi attım. Örtüyü kafama kadar çektim.
Tamam, dinleneceğiz ve eski gücümüzü geri toplayacağız. Şimdi sadece uyumaya odakla-
Tık. Tık. Tık.
Kapı çaldı.
"Girme!" diye bağırdım her kimse kapıdaki.
Fazla bağırmışım olacak ki kapıdaki kimse bir süre durmuştu.
"Luneth?"
Ravenor.
"Ne var?"
"Konuşabilir miyiz?"
"Hayır"
"Neden?"
"İstemiyorum gerek yok"
"Ben olduğunu düşünüyorum. Kapıyı açar mısın?"
"Kapı açık zaten gerizekalı kapı kolunu çevirsen girebiliyorsun"
Kapı kolu açıldı. Örtüyü gerçekten nefes alamayacağım bir şekilde üzerime çektim.
Bir süre hiç ses çıkmadı. Fakat daha sonradan odamın köşesindeki sandalyeye oturduğunu duydum. "Açıkçası... seni kızdırdım sanırım"
"Ok kullanmak zordur ama evet kızdırdın"
"Özür dilerim"
"Tamam"
Sessizlik. "Sanırım artık ok kullanmayı öğrenmem gerekmiyor"
"Kılıç kullanmayı biliyorsun ya daha ne?"
"Nerden biliyorsun bildiğimi?"
"Her prense öğretiyorlar ya hani"
"O sizin kültürünüz insan"
"Beni ilgilendirmiyor vampir"
Derin bir nefes verdi. Bu sefer sinirlenen oydu. "Sorun ne biliyor musun?"
"Neymiş?"
"Kalıp bir düşüncen var. Bunu bozmuyorsun. Biz artık tekrar eskisi gibi olmak istiyoruz. Ama sen bunu engelliyorsun. Herkes tekrardan bize güvenmeye başlıyor ama sen bunu bile engelliyorsun. Neden peki? Sizin bir sözünüz yok muydu? İnsan bu hata yapar.
Vampirler hata yapamaz mı peki sence Luneth?"
Yutkundum.
"Herşeyi bildiğini sanıyorsun ama aslında hiçbirşey bilmiyorsun. Kendin hakkında bile"
Sandalyeden kalktığını duydum. Bu da ne demekti şimdi?
Herşeyi bildiğini sanıyorsun
Ama aslında hiçbirşey bilmiyorsun
Kendin hakkında bile...
Saçmalıyor. Kesinlikle saçmalıyor.
Yatakta doğruldum. Hayır, biliyorum ki!
Ya bilmediğim şeyler de varsa?
Benden saklananlar?
Ya...kendimi bile bilmiyorsam?
