11. bölüm · Maskeli Balo
11. Bölüm
Sonunda ormana gelmiştik. Burada ok atmak için güzel bir kütük bulana kadar uğraşmıştım.
Ama sonunda bulmuştum. Bu sene meyve toplayıcılığı erken başladığı için bütğn ağaçların altında insanlar vardı. Neyse ki bu ağaçta kimse yoktu.
"Tamamdır. Hazır mısın?" dedim onu karşıma alarak.
"Oldukça"
Sırtımdaki ok çantamdan bir ok ve yay çıkarttım. "Öncelikle, hedefin karşıdaki ağaç"
dedim işaret parmağımla göstererek. "Onu vurmaya çalışacaksın ama tabii ki öncelikle ben öğreteceğim"
Yayı eline vermeden önce bendeki duruşunu görmesi gerekiyordu. Ters tutarsa facialar oluşabilirdi.
"Şimdi," birkaç adım uzaklaşıp yanına geçtim. "Yayın sağlam kısmını istediğin elinle tutarsın"
Yayı kavrayarak sağ elimle sabitledim. "Yayın kenarından görebildiğin kadar oku hizalarsın"
Sırtımdaki çantadan bir ok çıkartarak yayla berbaer yerleştirdim. "Hazır olduğunda ve yay hizaya geldiğinde yayı değil, oku bırakırsın" Oku bıraktım.
Ve BAM!
"Ve BAM!"
Ok sabit hızıyla kütüğün tam ortasına saplandı. Gülümseyerek yüzümü ona döndüm. Elimle yayı çevirirken "Nasıl? Havalı öyle değil mi?"
"Yarışmada da çok iyiydin ama açıkçası daha yakından bakınca çok daha iyisin Bayan Laf Bükücü"
"Git şimdi al o oku ordan"
Parmağımla tıpkı bir köpeğe attığı sopayı gösteren sahibi gibi ileriyi gösterdim. Şaşkın bakışları üzerimde gezindi. "Ben mi?"
"Yok ya kuşlar alıp getirir şimdi sen zahmet etme"
"Oku fırlatan sensin! Neden ben getiriyormuşum?"
"Çünkü öğretmenin olarak ben öyle istiyorum"
Sinirli bir bakışla gözlerini devirdi ve taa karşıya giderek oku alıp geldi.
Bugün hem bebek bakıcısı hem de köpek eğitmeni olacaktım, belli.
"Refleksler Bay Aptal, refleksler!"
diyerek yayı ona fırlattım. Şaşırtıcı bir şekilde yakaladı. Umursamadan oku da eline tıkıştırdım. "Şimdi dediğim gibi önce yayı kendine göre hizala. Omzular ve baş dik! Sağ bacak önde!" dedim omzuna vurarak. "Vücudunu yan çevir! Yay yüz hizasında!"
"Uzaktan bı kadar dikkat gerektirmeyen bir spora benziyordu" diye ağzının içinde birşeyler mırıldandığında güldüm.
"Ama gerçekte öyle değil işte ne yazık ki! Ellerini düzgün yerleştir!"
Ellerini biraz kenara kaydırarak yayı yüz hizasına çıkardı. "Güzel, hızlı öğreniyorsun çekirge"
"Çekirge?"
"Offf şakayı bile anlamıyorsun çok sıkıcısın!" dedim. Bugün zaten sinirim tepemdeydi. Bir de onun canına okumak sinirimi azaltmama neden oluyordu.
Yıllar sonra özüre gelmişler sanki bizden hiçbirşey almamışlar gibi, bir de anlayışlı mı olacağız? Biraz sürünsünler hem sabahın köründe gelmek neymiş ya?
Sol tarafım bunu söylerken sağ tarafım o tarafi iteklemeye çalışıyordu.
Ama en azından düşünmüşler ve telafi etmeye çalışıyorlar bu da güzel bir şey değil mi? Hem Ravenorla aynı yaştayız. O zaman o bile küçüktü. Yani ona kızmamıza gerek yok.
Sağ taraf aklımı çelmeye çalışırken sok taraf beni kendime getirdi.
Biz bunlar yüzünden kaç yıl zorbalandık. Hatırlamıyorsun sanırım.
Kahretsin ki hatırlıyordum.
Beynimi sulandıran düşünceleri bir kenara bırakıp karşımdaki iki saniye susmayan Ravenora döndüm.
"Şimdi ne yapmalıyım?"
"Şimdi çeneni kapaman gerekiyor"
Hevesle sorduğu bu soruyu laf sokarak cevapladığım için hayalleri yıkılmışçasına yayı indirdi. "Ciddi soruyorum ben ama"
"Bende ciddi konuşuyorum işte!" dedim gülmemek için adeta yanaklarımı ısırarak.
"Luneth!"
"Off tamam be geldik!"
Yeni bie ok çıkardım çantamdan. "Bunu oraya gösterdiğim hizada yerleştirmen lazım"
Okun sivri ucunu yayın arkasına sokmaya çalıştı. "Böyle mi?"
"Öyle olmaz ya oku döndüre döndüre atarsın ne uğraşıyorsun, dik koy"
"Artık dalga geçmesek mi?"
"Dalga geçmeyecek sıfat olsa sende..." diye mırılndandım.
"Ne?"
"Yok bir şey"
Oku aldım ve düz yön olacak şekilde yaya yasladım. "Tamam şimdi hedefine odaklan" degip karşıdaki ağacı gösterdim. Tek gözünü kıstı ve odaklandı. Yayı yamuk tutuyordu. Düzeltsin diye eline hafifçe vurdum. Ama drama kraliçesi eline vurmamla irkilerek elini kaydırdı. Ok kafamın yanından geçerek yere çakıldı.
Başımı teyet geçmişti. İkimizde ağzımız açık bir şekilde oka bakmayı sürdürdük. Bakışlarımı ona çevirdim. Bir süre daha ağzım açık baktıktan sonra ensesine bir tane tokat indirdim.
"Ne yapıyorsun hayvan? Vuruyordun lan beni!"
Ağzı açık bakma faslını o da bitirerek bana baktı.
"Bunu bende beklemiyordum..."
"Aptal!"
Yalan yoktu. Gerçekten korkmuştum.
"Özür dilerim, valla bilerek olmadı. Bir şeyin var mı?"
Biraz yaklaştığında hâlâ koparmışçasına atan kalbimin adına
"Çekil be! Aklım çıktı!" dedim.
Bir süre ikimizde sustuk. Nefes alış verişlerim normale döndüğünde ve birazcık sakinleşip kafasını patlatma hissim geçtiğinde derin bir nefes verdim. "Tamam, olur öyle kazalar" dedim omzuna hafifçe vurarak. "Affettin mi?" dedi çocukça bir hevesle.
Yıllardır affedememişim şimdi mi affedeceğim?
"Affettim" dedim yalandan. Hemen yüzüne bir gülümseme oturdu.
"Şimdi git oku al"
"Yaa" diye sızlandı "Köpek mi eğitiyorsun okçu mu? Neden sürekli okları geri topluyoruz ki? Daha bir sürü ok var"
"Çünkü okları boşluğa atmaya devam ettikçe oklarımın niteceğini biliyorum bu yüzden git al onu"
Oflaya puflaya da olsa gidip aldı ve geri geldi.
Biz bu kavgaları yaparken etrafa çocuklar dolanmıştı. Oyun oynuyorlardı.
Oku alıp geldiğinde kısa bir uyarı geçtim:
"Çocuklara dikkat et gebertirim seni"
Başını salladı.
Tekrar oku öğrettiğim gibi tutarak nişan aldı ve oku fırlattı. Tam o anda ordan koşan bir kız çocuğu gördüm. Hayır, nolur aklımdaki senaryo gerçekleşmesin!
Ama gerçekleşti. Küçük kıza doğru gelen ok hızlandığında koşarak yetişmeye çalıştım. Tabii ki de olmadı ama bu sefer bir erkek çocuğu koşarak kızı kucağına aldı ve kurtardı. Ok ağaca saplandı. Derin bir nefes verdim.
Hemen yanlarına koştum. Arkamdan eksik olmayan Ravenor da gelmişti. "Biz...çok özür dile-"
Erkek çocuğu ayağa kalkarak kızın önüne geçti ve kollarını iki yana açtı. Tıpkı korumak ister gibi. "Kardeşimi hedef mi alıyorsunuz?" diye bağırdı bize karşı. Bağırmak değilde sanki sinirini üstümüze tükürür gibiydi.
Ravenor durumu ele aldı. "Bilerek olmadı küçük adam. Yeni atış yapmaya başlı-"
"Peki ya vurulsaydı? Ne halt yiyecektiniz?"
Küçük birine göre fazla haklıydı. Ravenoru dövesim geliyordu. "Çok özür dileriz dikkat edeceğiz" dedim. Başını iki yana salladı.
"Senden beklemezdim Prenses Luneth"
Donup kaldım. Hayatım boyunca bu kelimeyi çok duymuştum ama hiç halktan duymamıştım. Hiç halk benden nefret etmemişti. Hiç halk benim kötü niyetli biri olduğumu düşünmemişti.
Çocuk kardeşinin elinden tutmuş ilerlerken ben öylece kalmıştım. Öfkemi Ravenora kusmak istedim. Evire çevire dövmek istedim ama boğazıma oturan yumru sinir duygumu bastırıyordu. Onun yerine bir üzüntü sarıyordu bedenimi.
"Ben çok aptalım" dedi Ravenor.
Öylesin.
"Eve gidelim." dedim sadece
Yol boyu ne o bana sataştı ne de ben ona. İtibarım çizilmişti.
Sakin ol Luneth
Yine onlar yüzünden!
Elimdeki yayı sıkmaya başladım.
Yine onlar beni yaralıyolar!
Hayır, kazaydı.
Bana yaptıkları yetmiyormuş gibi özür niyetine daha da kötü davranıyorlar!
Sadece...kaza
HAYIR KAZA FALAN DEĞİLDİ İŞTE ONLAR BİZİ YAKMAYA ÇALIŞTILAR!
Adımlarım durdu. Elimdeki yayı kavrayışım
güçlendi.
"Luneth...sen iyi misin?"
Arkadan gelen birkaç bulanık sesi duymak istemiyordum.
Anıları karıştırıyor muyum?
Ben bunları haketmiyorum!
Yoksa hakediyor muyum?
Burdan gitmek istiyorum.
"Luneth, kendine gel"
Alın beni burdan!
Yavaş yavaş sıcaklamaya başlıyordum.
Niye buradayım ki ben?
"Luneth!"
Omuzlarımdan sarsan biri vardı.
Nefes alış verişlerim hızlanıyor.
Al.
Ver.
Al.
Ver.
İhanetleri yut, geçmişi unut.
Herşeyi unut Luneth herşeyi. Hatırlama olan biteni.
Çığlıkları yut, geçmişi kapat.
Alevleri unut, gökyüzüne bak.
Hayır, bekle...
Neden herşeyi affediyorsun ki?
Ona bi bakasana.
Yüzüme eğilip beni sarsan kişiye baktım.
Herşey o ve onun gibilerinin suçu.
"Yardım edin!"
Hepsinin amacı kötü.
Nefes al, ver.
Kan kokusunu al.
Geçmiş...sahi neydi geçmiş?
Çığlıklar mıydı geçmiş, alevler mi?
Kaos muydu geçmiş, acı mı?
Geçmişi kapat.
Tıpkı şuan kapanan gözlerin gibi.
