28. bölüm · MAHFİ

ÖLÜMÜN SESİ

Melek Can

Her şeyin sesi vardır, yalnızlığın ve ölümün bile. İşin en garip tarafı hayatımızda her an karşılaştığımız yalnızlığında ölümün de sesine sağır olmamızdır. Ölüm bazen göz göre göre gelir ama biz ne sesine kulak veririz ne de gelişini görmek isteriz. Üç maymun derler kör, sağır ve dilsiz olur insanın kendisi. Yine de her ölüm birilerinde iz bırakır. Ölüm giden için değil kalan için daha sesli ve acıdır.
Bu nedenle gidenler için olduğundan daha fazla üzülür insan kalanlara ve acıları da yalnızlığı da yaşayan kalanlardır. Bu bana Özgür beyin yaşadığı acılardan sonra oğlunu geride bırakmayacağını düşündürüyordu. Tabi ki benim bu düşüncem katil havuzumu daraltmak için iyi bir başlangıçtı. Yine de kafamda yer eden düşüncemi delillerle desteklemediğim müddetçe bunların hepsi birer varsayım olarak kalacaktı.
Biz dava üzerinde konuşurken vakit akşamı bulmuştu bile. Sema ara ara uğrayıp bir ihtiyacımız olup olmadığını sormuş ve bize hem zaman hem alan açarak destek olmuştu. Akşam ezanı duyulduğunda Gökhan'ın telefonu çaldı. Gökhan masada duran telefonunu eline aldığında kaşları çatıldı. Çok geçmeden telefonu açıp kulağına yerleştirdi.
"Evet Sedat. Bir şey mi oldu?"
"....."
"Anladım, tamam bana resimlerini yolla. Peki senden istediğim dosya detaylarını hallettin mi?"
"..."
"Tamam hepsinin resmini bana yolla. Teşekkürler Sedat."
Dursun da ben de ne olduğunu anlamadığımızdan boş boş Gökhan'a bakıyorduk. Gökhan telefonu kapatıp masaya koyduktan sonra sıkıntılı bir nefes verdi.
"Hocam, az önce Özgür beyin oğlunun hastane kayıtlarına ulaşmışız ama bu sadece kaldığı süre ile sınırlı kalıyor. Savcılıktan izin almadan hastane daha fazla bilgi veremiyor. Yine de Sedat'ın bir tanıdığı vasıtasıyla ziyaretçileri hakkında bilgi alabildik. Ama bu da mahkeme de hiç bir işimize yaramaz."
Gökhan'ın asılmış suratına tezat benim yüzümde bir tebessüm oluşmuştu. Bakışlarımı Gökhan'da sabitleyip:
"Peki ziyaretçiler arasında tanıdığımız var mı?" diye sordum. Gökhan başını onaylar şekilde aşağı yukarı sallayarak evet dediğinde merakım daha da artmıştı.
"Aslında iki tanıdık ziyaretçisi varmış. Biri tahmin edeceğiniz gibi babası Özgür bey, diğeri ise aklınıza gelebilecek en son kişi."
Özgür beyin oğlunu yalnız bırakmayacağını tahmin ediyordum ama Gökhan'ı hayrete düşüren kişi bana göre bu olayların anahtar gizemlerinden biriydi. Gökhan yüzünde garip bir ifade ile bize bakarken Reis daha fazla dayanamayıp:
"Kim olduğunu bu gün söylemeyi düşünüyor musun Gökhan komiser?" dediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Gökhan hafif kaşlarını çatarak Reise cevap verirken sesi elinde olmadan sitemli çıkmıştı.
"Ya Reis sen de hiç sabırlı değilsin. Neyse diğer kişi Sudenaz'a tecavüz eden Mustafa Yakarcan isimli şahısmış. Umut hastaneye yatırıldıktan 4 yıl sonra onu ziyaret etmeye başlamış. Toplamda üç defa gelmiş ve en garip tarafı da Umut'un bu ziyaretleri kabul etmesiymiş."
Reisin kaşları duydukları ile çatılırken ben tek kaşımı kaldırıp hafifçe gülümsedim. Taşlar yerine oturmuştu ve geriye bu bulmacayı tamamlayacak bir kaç basit soru kalmıştı. Gökhan kollarını göğsünde birleştirip geriye yaslanarak devam ettiğinde ben duyduklarımı kullanarak resmi kendi aklımda tamamlamaya başlamıştım bile.
"Gariplikler burada da bitmiyor. Umut'un izini hastaneden sonra süremiyoruz zira sonrasında buhar olup uçmuş adam. Ama kayıt dışı olarak öğrendiğim kadarı ile Umut o dönem tekli bir odada değil iki kişilik bir odada kalıyormuş. Diğer hastayı öğrenmek için savcılığa başvurdum ve cevap bekliyorum."
Gökhan'ı hayrete düşüren durum benim için o kadar da hayret verici değildi. Açıkçası Umut'un hastane kaydı hayatında engel olacağı için yeni bir kimliğe bürünmesi en doğru olanıydı ve bunu sağlamak Özgür bey için hiç de zor bir iş değildi. Ayrıca uzun zamandır olayların içindeki bazı tutarsızlıklar Umut'un tek olmadığı düşüncesinin aklıma yatmasına neden olmuştu. Biz konuşmaya ara verdiğimizde Sema masaya gelip :
"Hocam bölmek istemezdim ama yeni gelecek eşyalar için aradılar. Malları indirmek için adam göndereceklermiş ama bazılarına sizin bakmanız daha iyi olur diye düşündüm." dediğinde konuşmaya ara verme zamanımız gelmişti. Sema'ya dönüp:
"Tamam kızım birazdan gelirim hem indirirken geçen sefer bazı eşyaları hırpalamışlar. Başlarında durmazsan hepsini ata ata indiriyorlar." dedim ve ayaklandım. Hem Reis hem de Gökhan ayaklandığında şaşkınlıkla bakakaldım.
"Hayırdır beyler neden ayaklandınız?"
Reis bakışlarını yumuşatıp :
"Yardım etmek için Melek." dediğinde güldüm.
"Sağ olun ama tek başıma halledemeyeceğim bir şey değil."
Biz konuşurken Gökhan'ın telefonu yeniden çaldı. Bu defa ekrandaki ismin yardımcısı olmadığı değişen ifadesinden anlaşılıyordu.
"Kusura bakmayın ben size yetişirim. Bu telefona bakmalıyım."
Gökhan hızla bizden uzak bir yere geçip telefonla konuşurken ben de reise imalı bir bakış attım. Reis ise gülümseyerek:
"Hadi şu işi bitirelim artık sonra da benim dükkana geçer yemek yeriz." dedi. İtiraz kabul etmeyen hafif alaylı sesi ile teslim olurcasına ellerimi kaldırıp arka taraftaki yükleme yerine doğru ilerledik. Biz oraya geldiğimizde kamyon daha yeni rampaya yerleşmişti. Gelen genç çalışanlar eşyaları indirmeye başladıklarında ben de son kontrolleri yapıp tamir edilecekleri ayırıyordum.
Bu arada Gökhan uğrayıp merkeze gitmesi gerektiğini söyleyip bizden ayrılmıştı. Hareketlerindeki telaş bir şeyler olduğunu gösteriyordu. Ne olduğunu sorduğumda "Şimdi değil hocam ama size haber vereceğim." diyerek hızla yanımızdan ayrıldı. O gittikten sonra bir saat kadar daha dükkanda malları düzenlemekle boğuşup aşırı yorulmuştuk.
Gelen çalışanlara paralarını ödeyip gönderdikten sonra Reis elini omzuma koyarak ona bakmamı sağladı.
"Zor bir gündü Melek, Sema kızımıza da söyle hazırlansın benim mekanda balık yemeye gidelim. Hem kafamız dağılır hem de biraz yorgunluğumuzu atarız."
Reisin ince düşüncesi içimi sımsıcak ederken Sema'yı da düşünmüş olması minnetimi ve mutluluğumu arttırmıştı.
"Tamam Reis, Sema ile hazırlanalım çıkarız."
Reis sözlerime karşın beni başı ile onayladığında Sema'ya seslenip durumu kısaca anlattım. Sema ile birlikte yukarı çıkıp giyinirken içimde hissettiğim garip huzur yüzüme bir tebessüm yerleştirmişti. Bu hülyalı halim Sema'nın sesi ile bölündü.
"Hocam belki sormam garip kaçacak ama Dursun Reis ile aranızda bir şeyler mi var?"
Bakışlarımı aynadan Sema'ya döndürdüm. Sema onu tanıdığım andan itibaren her zaman yanımda olan ve doğurmasam da kızım gibi gördüğüm biriydi.
"Tatlım sen benim için ailem gibisin. O yüzden sormanda bir gariplik yok ama nasıl desem her şey çok yeni. İkimiz içinde bu duruma isim koymak için çok erken. Gerçi Reis duygularından emin ancak ben daha net değilim dersem daha doğru olur."
Sema utangaç bir tebessümle başını salladı ve beni hayrete düşüren o cevabı verdi ki ben kolay kolay şaşıracak biri değildim.
"Anlamıştım zaten hocam. Reis hareketleri ile size verdiği değeri açıkça belli ediyor. Bir tek siz göremiyorsunuz sanıyorum."
Kaşlarım havalanırken duygulara körlüğümün tescillendiğini anlamıştım. Galiba birine karşı bir şeyler hissetme ihtimalim bana çok uzak geldiğinden Reisi görememek benim körlüğümdü. Dudağımın kenarı muzip bir tebessümle kıvrılırken:
"Tamam kızım hadi Reisi daha fazla bekletmeyelim." diyerek konuyu kapatıp aynaya geri döndüm. Aynadaki aksimde hafif kızaran yanaklarım ile derin bir iç çekip son kez saçlarımı düzelttim. Aşağıya indiğimizde reis bizi masada bekliyordu.
Hep beraber dükkandan çıktığımızda vakit epey geç olmuştu. Dükkanı kilitleyip Reisin arabası ile lokantaya geldiğimizde içeride sadece Reisin yardımcısı olan genç Orhan vardı. Reis bizi bir masaya yerleştirdikten sonra :
"Hanımlar bu saate pek bir şey kalmaz ama sabah gelen levrekten 5 tane ayırmıştım. Hemen hazırlatıyorum olur mu?" dediğinde ikimizde "Tamam" dedik. Bir saat sonra gelen yemeklerin kokusu burnuma dolduğunda ne kadar acıktığımı anladım. Hoş bir sohbet eşliğinde geçen yemek gece yarısına kadar sürdü.
Sohbetin başlaması ile Reisin yardımcısı Orhan da bize katılmıştı. Sohbet ne kadar zevkli olsa da vakit gece yarısını geçtiği için Reisten izin istediğimizde o da bizimle ayaklandı. Çantamı alıp telefonumu içine yerleştirirken Gökhan'dan gelen mesaj ile duraksadım.
Mesajı okuduğum zaman yüzüme geniş bir gülümseme yayılmıştı. Bu resmin eksik parçası yerine oturmuştu artık. Ben telefona gülümseyerek bakarken reisin sesi doldu kulaklarıma.
"Melek iyi haber mi?"
Bakışlarımı Reise döndürdüm ve başımı aşağı yukarı sallayarak onu onayladım.
"İyi haber Reis hem de bu düğümü çözmemi sağlayacak çok iyi bir haber."
Reis anlamaz bakışlarını bana sunup bir cevap beklerken çantamı koluma taktım.
"Yarın Reis yarın. Bu iş yarın sona erecek biraz sabır beklediğim son bir haber kaldı."
Reis endişeli bakışlarını bana sunduktan sonra:
"Tamam Melek nasıl diyorsan ama bu gün Sema ile birlikte kalıyorsunuz. Ben de kapınızda arabada bekleyeceğim." dedi. Ben ne kadar gerek olmadığını söylesem de beni dinlemediğinde ısrardan vazgeçip Reisin arabasına bindik. Yarın yüzleşmem gereken kişiler için dinç bir zihne ve bedene ihtiyacım vardı.