25. bölüm · MAHFİ
BAKMAKLA GÖRMEK ARASINDA
İnsanlar bakmakla görmenin aynı şey olduğunu düşünürler. Oysa ki her bakan göz görecek diye bir kaide yoktur. Bakmak gözlerimizin eylemi iken görmek beynimizle kalbimizin ortaklaşa yaptığı bir eylemdir. Bu yüzden bakmakla görmenin aynı olmadığı söylenir. Buna en güzel örnek insanların maskeleridir, o maskeler baktığımız yerde bizim gözümüzün önündedir. Ama önemli olan o maskenin altında saklananları görebilmektir. Bunu mümkün kılan ise gözlerin baktığından ötesine bakabilmekte yatar.
Bu bana yıllar evvel yaşadığım bir olayı anımsattı. O zamanlar ufak bir kasabaya fen öğretmeni olarak atanmıştım. Her sınıftan sadece bir tane olan bu küçük okulda herkesin güler yüzlü oluşu beni fazlasıyla mutlu etmişti. Aradan geçen üç ayın sonunda çocukların bazılarının yüzündeki tebessüm garip bir şekilde rahatsız edici gelmeye başladı. Hani vardır ya yüzleri gülen gözleri karanlık dedikleri, işte çocuklarda öyle bir ifade görmeye başlamıştım.
Daha önce çalıştığım okullarda gözlerimi kapatmadığım için sürüldüğüm bu okulda sanki bir tiyatro sahnesinde gibi hissediyordum. Önceleri yanlış anladığımı düşünmeye çalışsam da zaman bana yanlışın bende olmadığını en acı şekilde göstermişti. Okulun ilk yarısı bitmek üzereyken hayatına son vermeye çalışan bir öğrencimle gözlemimin yanlış olmadığını fark etmem bir oldu.
Olay kasabada hızla duyulsa da insanlar kendilerine dokunmayan yılanın onları ilgilendirmediğine kanaat getirip geride durduklarında benim için işin rengi değişmişti. Adım adım takip ettiğim ipuçları beni bölgenin nüfus sahibi olan kişilerinden birinin oğluna getirdiğinde gördüklerim anlam kazanmaya başladı. Diller lal gözler kör olunca ne kadar zorlansam da öğrendiklerimi kendime saklamayarak jandarmaya gittim. Ama beklediğim gibi kurbanların aileleri bile arkamda olmadı ve sonuç olarak yeniden sürgün olmak bana kaldı.
Ne söylersem söyleyeyim baktıkları ile kalan insanlar ile korku sağ olsun benim için beklenen sonu hazırlamıştı. Bu nedenle bakmakla görmenin görmekle adım atmanın farkını birinci elden tecrübe etmiş oldum. Kurban olan kıza ne oldu dediğinizi duyar gibiyim, sizce ne olmuş olabilir? Olayların sonucunda sürüldüğüm başka bir ilçede o kız çocuğunun kendisine bunları yaşatan adama kuma olarak verildiğini öğrendim. Sonuç olarak olan yine genç ve savunmasız bir çocuğa olmuştu ve ben bazı istisnai durumlar haricinde sonucu değiştirememiştim.
Her gittiğim yerde ben mi belayı çekiyorum diye düşünsem de sonunda anladım ki her yerde kötü insanlar vardı ve bunu görenlerin çoğu da bakmakla görmek arasındaki farkı anlayamayacak kadar kör. Bu yüzden gittiğim her yerde 4 seneyi tamamlamakta zorlanarak meslek hayatımı sürdürmüştüm. Bu gün ise gözlerimle gördüklerim hala bana göremediklerim olduğunu düşündürüyordu.
Dün gece Dursun reis ile yaşadığımız ufak yakınlaşma gece boyunca kalbimin ritmini arttırırken bana uykuyu haram etmeye yetmişti. Sabaha karşı uyumanın etkisi ile sabah uyandığımda saatin dokuzu bulduğunu fark edip hızla yataktan çıktım. Reisi hem yerinden etmiş hem de sabah kalkıp bir kahvaltı bile hazırlayamamış olmanın tedirginliği ile üzerimi değiştirip kaldığım odanın banyosuna geçtim. İşlerimi hallettikten sonra üzerimi tekrar kontrol edip odadan çıktım. Kendimi uzun zaman sonra ilk defa genç bir kız gibi hissediyordum. Hiç bir yaşımda böyle bir heyecan yaşamadığım için garip ve acemi olduğum duygular beni zorlamıyor desem yalan olurdu.
Aşağı kata indiğimde ise hazır bir kahvaltı sofrası ve sofrada reis ile sohbet eden Gökhan beklemediğim bir manzaraydı. Kısa bir an şaşkınlık beni ele geçirse de hemen kendimi toparlayarak yüzüme sakin bir tebessüm yerleştirdim. Seri adımlarla sofraya geldiğimde bana dönen reisin ve Gökhan'ın bakışları ile yerimde durdum.
"Günaydın beyler."
Reis de Gökhan da masadan ayaklanarak günaydın dedikleri sırada reis seri hareketlerle yerinden ayrılıp yanıma geldi. Ben ne olduğunu anlamamanın şaşkınlığı ile kaşlarımı havalandırırken elini belime uzatıp tüy gibi hafif bir dokunuşla beni masaya yönlendirdi.
"Kaç gündür yorgunsun, sen uyanamayınca ben de kahvaltı hazırladım."
Çektiği sandalyeye otururken kuş misali çırpınan kalbime içimden göz devirdim. Sandalyeye oturduğumda karşımda ağzı kulaklarında sırıtan Gökhan ile yanaklarım da kızardığında tamam olmuştum.
"Reis, bu kadar zahmete gerek yoktu, yorulmuşsun sabah sabah."
Nezaketen söylediğim sözler dudaklarımdan titrek çıktığı için kıkırdayan Gökhan'a göz devirdikten sonra:
"Gökhan seni bu saatte buraya getiren sebep kahvaltı değil herhalde." dedim. Gökhan 'ın yüzüne yerleştirdiği gülüş sözlerim ile sekteye uğramıştı. Hafif bir öksürükle konuya girerken bu gelişinin asıl nedeni masaya bomba gibi düştü.
" Yeni bir ceset daha bulundu hocam. Sabah erken saatlerde isimsiz bir ihbar ile tespit ettik."
Derin bir nefes alırken içimdeki çocuk bu günlük mesaisine son verdi.
"Kim olduğunu tespit ettiniz mi?"
Gökhan önündeki çaydan bir yudum alırken reis de bana çay dolduruyordu. İkisi de işlerini bitirdiğinde Gökhan bulduklarını sıralamaya başladı.
"Bulduğumuz kişi bir erkek, öleli epey zaman olmuş ve bu yüzden kimliğini tespit etmek zaman alacak. Bu arada Sudenaz ve diğer kızların hayat haritasını çıkardım. Kızlar için yaptığım araştırmada cemaat dışında ortak bir kesişme noktası buldum. Tüm kızların ölmeden kısa bir süre önce aynı çiçekçiye yolları düşmüş."
Kaşlarım çatılırken Gökhan yeniden çayına uzanıp bir yudum aldı. Yüzündeki ifade düşüncelerinin kendisini fazlasıyla rahatsız ettiğini gösteriyordu.
"Çiçekçi hakkında işe yarar bir şey yok sanıyorum."
Sözlerimi onaylar şekilde başını sağa sola salladıktan sonra konuşmasına devam etti.
"Çiçekçi yaşlı bir adam ve ailesi de yok. Onu özel kılan tek nokta Özgür beyin serası için özel bir bitki yetiştirmesi. Bu çiçekçinin düzenli müşterilerini araştırdım ve bu isimler arasında sadece Ahmet bey tanıdıktı. Ama en ilginç olanı her ayın 17 sinde mezarlığa bu çiçeklerden bir buket sipariş verildiği oldu."
Bu bazı noktalara açıklık getirse de hala bilmediğimiz bir kaç cevapsız soru vardı. Aklımda artık eksik parçalar bir bir yerini bulurken bu işin sonunu yine de göremiyordum.
"Çiçeği sipariş eden ile ilgili bir bilgi var mı?"
Gökhan parmaklarını bardağın ağzında gezdirirken başını sağa sola salladı. Derin bir nefes alıp bana döndüğünde bulduğu gerçekler ve onları birbirine bağlayamamanın verdiği bezginliği yüzünden okuyabiliyordum.
"Siparişi Umut vermiş ama ödemeyi nakit yapmış. Ödeme yapanla ilgili sorularıma aldığım cevap da beklediğim gibi değil. Ödeme mezarın üzerine konulan bir zarfla yapılıyormuş. Zarflardan birini çiçekçiden alıp adli tıbba gönderdim ama pek de umutlu değilim."
Reisin önüme koyduğu bardağa uzanıp bir yudum aldığım sırada önüme konulan tabak ile başımı kaldırdığımda Dursun'un sıcacık bakışları beni karşıladı. Kalbim benden izinsiz göğsümü döverken yanaklarımın kızarmasına neden reisin ilgili sözleriydi.
"Melek sultan, önce yemeğini ye ki gün içinde gücün de aklında seni yarı yolda bırakmasın."
Elime çatalı alıp özenle böldüğü böreklerden birini ağzıma götürdüm. Bu sırada Dursun da Gökhan'a benim sormayı düşündüğüm soruyu yöneltti.
" Bu işin ana merkezi Özgür bey gibi. Genel olarak hayatını biliyoruz ama mülklerini de araştırsak daha yararlı olmaz mı? Oğlu cinayetler için bu mülklerden uygun olanı tercih etmiş olabilir."
Gökhan yerinde dikleştiğinde bu fikrin ona yeni bir ipucu kapısı açmasının verdiği heyecanı net olarak görmüştüm. Reis akıllı bir adamdı ve neredeyse paralel bir düşünce yapımız vardı.
"Reis aklınla bin yaşa. Gerçi ben ufak bir araştırma yaptırmıştım ama çok da detaya girmeyi düşünmedim. Hemen ekipteki arkadaşlardan detaylı bir araştırma yapmalarını isteyeyim."
Bu arada ben de yemeğimi yarılamış ve kafama takılan bir kaç soru için konuşmaya katılmıştım.
"Gökhan, senden benim için Özgür beyin ilk eşinin ölümü için hazırlanan raporu bulmanı istiyorum. Tabi bir de oğlunu yatırdığı kliniğin adını ve orada aldığı tedavi bilgilerini bulabilirsen çok iyi olur."
Benim sözümü tamamlamam ile Gökhan masadan ayaklandı. Yüzündeki aydınlanma girdiği çıkmaz sokakta bir yol bulmanın rahatlamışlığını içeriyordu.
"Tamam hocam bilgilere ulaşır ulaşmaz size haber veririm. Bu arada kapıya bir ekip yerleştirdim. Ne olur ne olmaz bir sıkıntı yaşamayın diye."
Gökhan'a gülümseyerek teşekkür etsem de buna gerek olduğunu düşünmediğim gerçeğini dile getirmedim. Gökhan'ı yolcu etmek için ayaklandığımda reis beni durdurdu.
" Sen kahvaltını bitir ben Gökhan'ı geçiririm."
Gökhan da aynı şekilde oturmamı işaret edince başımla selam verip kahvaltıma döndüm. Olayın büyük çoğunluğunu aklımda çözmüştüm geriye sadece katille ilgili gerekli kanıtları bulmak vardı. Yine de emin olmadan konuşmak istemediğim için susmak şu anlık en doğru karardı.
