31. bölüm · MAHFİ

FİNAL

Melek Can

İnsan hayatını nasıl yaşarsa yaşasın sona yaklaştığında geride bıraktıkları için endişelenir. Bu endişe geride kalan insanlar için değil yarım kalan yaşanmışlıklarınız ve yaşayamadığınız zamanlar için duyulan bir endişedir. Bu yüzdendir ki her yaşta ölüm kişiye erken gelir. Hiç kimsenin sona yaklaştığında tamamen hazır olduğuna inanmayan biri olmuşumdur.
Şu an gördüğüm manzara karşısında hissettiklerim tam olarak buydu. Hayatın zorlukları içinde parçalanmış iki ruhun sona giderken kendilerince tamamlanmak için çırpınışları. Sadık'ın çaresiz duruşu ve Umut'un sakin ama yorgun görüntüsü hayatı kendileri için hiç yaşamadıklarını düşündürüyordu bana.
Umut bey ilacı aldıktan sonra kısa bir süre daha buruşmuş yüzü ile dursa da aldığı sakin bir nefesle geriye doğru yönelerek başını koltuğun sırtına yasladı. Tabi bunlar olurken ne olduğunu anlamayan Gökhan'ın sinirli sesi araya girdi.
"Biri bana burada ne olduğunu söyleyebilir mi? Drama filmi çekiyoruz sanki."
Gökhan'ın tepkisi ile bütün bakışlar ona döndü. Öfkeden kızarmış suratı ile karşısında anlamlandıramadığı görüntüye bakıyordu. Umut beyin yüzünde hafif bir tebessüm oluştuğunda Sadık olduğu yerden kalkıp masaya yöneldi. Gökhan bu hareket karşısında silahını kınından çıkarıp Sadık'a doğrulttu.
"Sakın ani bir hareket yapma."
Gökhan'ın tok sesi karşısında Umut beyin ince ama keskin sesi araya girdi.
"İtiraf ediyorum. Her şeyi ben tek başıma planlayıp yaptım Sadık sadece benim basit uşağımdır. Yazılı itirafımı getirmeye gidiyor."
Gökhan kısa bir an duraksadıktan sonra:
"Yavaş hareket et, en ufak yanlışında seni vurmaktan çekinmem bilesin." dedikten sonra Sadık yeniden masaya yönelip bir çekmeceyi açarak bir dosya çıkardı. Ardından bize dönüp yine sakin adımlarla dosyayı Gökhan'a uzatırken göz yaşları artık akmaya başlamıştı. Gökhan dosyayı alıp bana uzatıp:
"Hocam kontrol edin lütfen." dediğinde açıp içindeki itirafı sessizce okudum.
"Evet Gökhan bu bir yazılı itiraf."
Dosyayı kapattığımda Gökhan o makul soruyu sordu .
"Neden?"
Aslında bu sorusunun içinde pek çok soru yatıyordu. Neden itiraf ediyor? Neden kaçabilecekken şu an burada? Neden elimde kesin delil olmadığını bildiği halde vazgeçti?
Havada kalan sorusuna sakin bir tonla cevap verdim.
"Çünkü ölüyor?"
Hala ne olduğunu anlamayan Gökhan şaşkın bir ifade ile bana döndü.
"Ne demek ölüyor?"
Yüzümde kırık bir tebessüm oluşurken derin bir iç çektim.
"Basbaya ölüyor Gökhan. Özgür beyin ailesi ile ilgili anlattıklarını düşün. Hem kızını hem de torununu ilik kanserinden kaybetti. Aynı aileden bu kadar kişinin aynı hastalık nedeni ile ölmesi sık rastlanan bir durum değildir. Bu hastalık ailede birden fazla kişide varsa genetik bir sorun olduğunu gösterir. Üstelik ne Umut ne de Özgür bey ilik veremediğine göre onlarda da bir sorun olduğunu düşünüyorum. Ayrıca ilik nakli sonrası iyileşememe çok nadir görülen bir durumdur."
Gökhan kaşlarını çatarak bana anlamsızca baktığında anlattıklarımı bir yere koyamadığını fark ettim. Bu yüzden açıklamamı genişletmem gerekiyordu.
"Özgür bey ve eşi akrabaydılar. Bunu evine gittiğimizde gördüğüm Özgür beyin duvarında çerçevelenmiş liseler arası müzik yarışması plaketinden anladım. Eşinin soyadı hiç değişmemişti. Ailede kötü huylu bir kanser geçmişi olmalı ve akraba evliliği ile bu tamamen açığa çıktı diye düşünüyorum. Büyük oğlu dışında tüm çocuklarında hatta torununda bile ortaya çıkmıştı."
Konuşmaları sessizce dinleyen Reis ben susunca kendi bulduklarını sıralamaya başlamıştı ki ben bile bu kadarını beklemiyordum.
"Umut kanser olduğunu öğrendiğinde Özgür bey iş kılıfı altında onu Almanya ya gönderdi. Tabi bu arada Umut fırsatı değerlendirip Mustafa Yakarcan ı da aradan kaldırdı. Bu işi yaparken de hiç zorlanmadı çünkü Mustafa denen it Umut'un kendi oğlu olduğunu düşünüyordu."
Ortamda sözlerimiz sessizliği tetiklerken Umut beyden hafif kıkırtı ve ardından "Aptal" kelimesi duyuldu. Onun bu hali odada sadece Gökhan için garipti . Gökhan bize ziyaretçi listesini gönderdiğinde sanıyorum Reis de ben de aynı sonuca varmıştık. Reise kısa bir bakış attığımda başı ile beni onayladı.
"Mustafa Yakarcan Sadık'ın babasıydı ama Umut'un annesi tecavüzünden önce hamileydi. Zaten Umut'un annesinin intiharını tetiklemesini kolaylaştıran da bu gerçekti. Tabi Umut o zamanlar bu adamı daha sonra kullanırım düşüncesi ile geri çevirmeyerek Almanya da işini kolaylaştırmıştı. Ama Almanya'daki tedavi ne yazık ki tam olarak işe yaramadı ve tahminimde yanılmıyorsam Sadık'ın ablası ölmeden bir yıl kadar önce hastalık yeniden nüksetti. Özgür bey oğlu için ne kadar uğraşırsa uğraşsın tedaviler sonuç vermedi. Kanserin artık dönülmez bir yola girdiği haberi de Sadık'ın ablasının ölümüne denk geldi. Sonrası zaten malum değil mi?"
Umut bulunduğu yerden kımıldamadan kısık bir sesle konuştuğunda herkes o yana döndü.
"Zeki bir kadınsınız Melek hanım. Sadık'ın dediği kadar hem de."
Sonrasında kısık nefesler alırken bulunduğu yere daha da yayıldı. Gökhan için hala cevaplanmamış son bir neden vardı. Yüzümdeki tebessüm solarken ona da cevap verdim.
"Umut ölmeden önce her şeyi Sadık'a devretmiş olmalı. Ne kadar psikopat olsa da geride kalanları, onları koruyup adını yaşatabilecek birine bırakması gerekiyordu. Bu nedenle son kalan gücü ile bir itirafname yazarak Sadık'ı olayların dışına attı ve itirafını ulaştırıp Sadık'ı temize çıkarabilmek içinde bizi buraya çekti."
Umut'un yüzünde geniş bir tebessüm yerleşirken bir anda başı yana düştü. Sadık hızla Umut'un yanına giderek nabzını kontrol ettiğinde sertçe yutkunup üzerine kapanarak ağlamaya başlamıştı. Reis Gökhan'a dönüp:
"Artık bitti, ambulansı arasanız iyi olur Gökhan komiserim." dedi. Gökhan kısa bir şaşkınlığın ardından elini telsizine atıp yardımcısına talimatlar verirken bizde sakince kapıya yönelmiştik. Dışarı çıktığımızda içeri sağlık görevlileri girmeye başlamışlardı. Geriye dönüp baktığımda Gökhan'ın hıçkıra hıçkıra ağlayan Sadık'ı kelepçelemiş olarak evden çıkardığını gördük.
Başkaları için ne kadar garip görünürse görünsün Sadık için üzülmüştüm. Yaşadıkları hiç de kolay değildi ve her şeye rağmen sonuna kadar dayanmaya çalışmıştı. Omzumda hissettiğim iri eller ile başımı çevirdiğimde Reisin şefkatli gözleri ile karşılaştım.
"Anlamadığım son bir konu kaldı Melek."
"Umarım cevabını biliyorumdur Reis."
Reis sakince gülümsediğinde bu bildiğine inanıyorum demekti. Aynı şekilde hafif bir tebessümle tek kaşımı kaldırdım ve sorusunu beklediğimi ima eder gibi başımı salladım.
"Umut bizimle konuşurken kendisine zarar verdiğini ve bunu göstermekten çekinmediğini söylemişti. Ama ben Umut'un bedeninin görünen hiç bir yerinde yara izi falan görmedim."
Başımı anladığımı belirtir şekilde salladıktan sonra:
"Reis, Umut orada kendisinden değil de Sadık'tan söz ediyordu. Büyük ihtimalle Sadık'ı bulabilmemiz için ortaya attığı bir şeydi. Çünkü bu olayın anahtarı ve beyni Sadık'tı, eğer onu bulamasaydık çözüme ulaşmamız belki de imkansız olurdu. Hatırlasana mezarlıkta Sadık'tan şüphelenmeni sağlayan ilk olarak ellerinde ve bileklerindeki yara izleriydi. Sadık kendini bildi bileli duygusal acılarından uzaklaşmak için kendine zarar veriyor olmalı, yüzündeki yara başta olmak üzere pek çok eski yarasına bakarak bunu söyleyebilirim."
Reis anladım der gibi başını aşağı yukarı salladıktan sonra :
"Acıktım Melek, bu işte bittiğine göre güzel bir yemeği hak ettik ne dersin?" deyince hayretle gözlerim açıldı. Bu adam her durumda beni şaşırtmayı başarıyordu.
"Reis az önce yaşananlardan sonra nasıl acıkabiliyorsun anlamıyorum."
Reis gülüşünü genişleterek elini omuz hizamın az altından sırtıma yerleştirerek beni çıkışa yöneltti.
"İnsanım ve yemek yemem lazım."
Derin bir nefes alıp Reisin beni yönlendirmesine izin verdim. Bu olay burada kapanmıştı ve artık rahat bir nefes alabilirdim.
...
ÜÇ HAFTA SONRA
Öğle yemeği yemek için geldiğim Reisin mekanında cam kenarında denizi seyrederken yaşadıklarımızı düşünmeden edemiyordum. Yaşananların üzerinden tam tamına üç hafta geçmişti ve bu süre zarfında pek çok şey olmuştu. Umut zeki bir adamdı ve itirafını hazırlarken Sadık'ı korumak için onu eylemlerine yardım için tehdit ettiğini eklemeyi ihmal etmemişti. Ne kadar savcı Sadık'a yardım ve yataklıktan dava açsa da bir sonuca ulaşamamışlardı.
Umut'un cenazesi ölümünden bir hafta sonra yapılmış ve işin en garip tarafı düşünülenin aksine pek çok gelen olmuştu. Bu arada Umut ve Sadık'ın çabaları boşa gitmemiş cemaat olarak adlandırılan dolandırıcı topluluk dağılmış pek çok kişi de tutuklanmıştı. Bu tutuklanmaların ardından Sadık'ın bir gecede sırra kadem basması da ayrı bir garipti.
Bu arada Hafız geri işine dönse de masa başı bir göreve verilmişti. Şimdilerde emekli olması konuşulmaktaydı. Bir kaç defa Hafız'ı görsem de beni görmemezlikten gelerek yoluna devam etmesi de ayrı bir olaydı. Bu süre zarfında bende Reis ve ona olan duygularım hakkında düşünme şansım olmuştu. Yaşadığım duygulara bir şans versem de ağırdan almak istediğimi belirterek hayatı akışına bırakmıştık.
Düşüncelerimi bölen reisin masaya elinde iki tabak çipura ile gelmesi olmuştu. Başımı kaldırıp gülümseyerek baktığım Reis aynı şekilde bana karşılık verdi.
"Yemekler hazır Melek sultan soğutmadan yiyelim mi?"
Önüme koyduğu tabağa iştahla bakıp:
"Eline sağlık Reis." dedim. Bu arada Reis önüme bir gazete koyduğunda şaşkınlıkla kaşlarım havalandı.
"Manşete bak, garip bir durum o adamlardan birini tanıyorum."
Reisin sözleri üzerine gazeteyi elime aldığımda gördüğüm haber gerçekten ilgi çekiciydi.

Şimdiye kadar üç erkek bir kadın cesedi bulunmuştu. Görsellere baktığımda pozisyonları da dikkat çekiciydi. Bakışlarımı Reise çevirip:
"Burada tanıdığın kim Reis?" dedim Reis eli ile ilk resmi gösterdi.
"Hakan Günşer, askerden tanıyorum. Bir süre birlikte görev yapmıştık ama yaralandığında görevden ayrıldı."
"Hımm."
Gazeteyi kenara koyup yemeğimizi yerken haber hakkında bir miktar konuştuk. Yemek bittiğinde Reis bize kahve hazırlatıp karşıma oturduğunda uzanıp elimi tuttu. Ne olduğunu anlamaz bakışlarım onu bulurken beklemediğim bir hamle ile elimi dudaklarına götürüp ufak bir öpücük kondurdu.
"Reis..."
Yanaklarım kızarırken başımı eğdiğimde Reisin tok ama yumuşak sesi kulaklarıma doldu.
"Kaçma benden Melek, eğer bir şans verdiysen adım atmama izin vermelisin."
Mahçup bir tebessüm dudaklarımda yer ederken bakışlarımı reise döndürüp elimi tutan elini sıktım. Bir yola girmiştik artık, benim için gizemli yeni bir yol olsa da yolculuk beni şimdiden mutlu etmeye başlamıştı bile. Gerisi mi yaşayıp görecektik.