27. bölüm / 31
MAHFİAYRINTI
Bölümler 31Şu an: AYRINTI
- 1 HAVADA PUS VAR550 kelime
- 2 ÖLÜMÜN ADI KADIN1.130 kelime
- 3 FİKİR TEATİSİ1.227 kelime
- 4 YOKUŞ1.178 kelime
- 5 KÖR GÖZLER1.170 kelime
- 6 GERÇEKLERLE GELEN1.194 kelime
- 7 GEÇMİŞTEN GELEN1.293 kelime
- 8 DEDİKODU VE GERÇEKLER1.621 kelime
- 9 GÜNDOĞDU1.457 kelime
- 10 YENİDEN1.466 kelime
- 11 HER BİRİ BİR GÜNEŞTİ ASLINDA1.110 kelime
- 12 RESME YANLIŞ YERDEN BAKMAK1.386 kelime
- 13 GEÇMİŞTE KALAN GÖLGELER1.338 kelime
- 14 PAYLAŞILAMAYAN ACILAR1.224 kelime
- 15 ACININ ŞİFRESİ1.174 kelime
- 16 SESSİZ YAŞAYANLAR1.263 kelime
- 17 SUSKUN YÜREKLER1.285 kelime
- 18 MERHAMETTEN İNTİKAMA1.160 kelime
- 19 GÖRMEK İSTEMEDİĞİM GERÇEKLER1.146 kelime
- 20 GERÇEĞİ SAKLAYAN KAYIP BİR ANI1.100 kelime
- 21 ACIMASIZLIKTA SAKLI BİR İPUCU1.105 kelime
- 22 KÜÇÜK ANLARIN ÖNEMİ1.436 kelime
- 23 FARKINDALIK1.409 kelime
- 24 YENİ BİR PENCEREDEN BAKMAK1.421 kelime
- 25 BAKMAKLA GÖRMEK ARASINDA1.213 kelime
- 26 NEDENSİZ NEDENLER1.329 kelime
- 27 AYRINTI1.395 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 ÖLÜMÜN SESİ1.271 kelime
- 29 SON DÜĞÜM1.287 kelime
- 30 PERDE KAPANDI1.759 kelime
- 31 FİNAL1.446 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hayat ayrıntıların içinde saklıdır aslında. Bazıları için önemsiz olsa da genelde her insan için önemsediği, dikkat ettiği bir ayrıntı vardır. Mesela benim dikkatimi çeken ayrıntı karşımdakinin gülüşüdür. Herkes farklı bir şekilde gülümser, kimisi tüm varlığı ile kimisi gözleri ile kimisi de sadece yüzündeki maskenin izin verdiği kadarıyla. Ama her gülümsemenin ardında o kişiden bir parça yattığı gerçeği benim için hiç değişmez.
Bir laf vardır ve herkes fütursuzca kullanır bu lafı ama altında yatanı kimse bilmez. "Gözler kalbin aynasıdır." gerçekten de gözler kalbin aynasıdır. İnsanlar gözleri ile konuşabilir, gülebilir ya da nefretlerini sunabilirler. Bu yüzden en güzel gözler gülen gözlerdir. Ve gözler insanın ruhunu ele veren en iyi ayrıntılardır bana göre.
Mezarlıkta o kimsesiz mezarın başında sessizce duran Erdem'in yüzünde hüzün görünse de gözleri çaresizce yaşadığı yalnızlığın kırıklarını taşıyordu. Erdem'in aklında bir ton soru olduğunu bilmek için çok zeki olmaya gerek yoktu. Ama benim aklımda tek bir soru vardı "Neden şimdi?"
Ben kafada bu düşüncelerle boğuşurken vakit öğleyi geçmiş güneş isimli isimsiz bütün mezar taşlarının üzerinde parlıyordu. Bazıları eski bazıları yeni ama hepsi tek gerçeklikte birleşmişti. Bu bazı insanlarda korku hissi yaratsa da bana sadece yaşadığımız hayatlara hala yanımızda oldukları sürece kıymetlerini bilmem gerektiğini hatırlatıyordu. Bu düşünce kafamda dönüp dururken buraya geldiğimizde dikkatimi çeken eski mezara takıldı gözlerim. Sorularımdan biri için cevap o mezarda saklıydı eminim ama hala tam olarak istediğim netlikte değildim.
Katilimizin bana bıraktığı mesajlarda kendini anlamam için ipuçları olsa da onu bulacak hiç bir bilgiyi içermiyordu. Peki şimdi bizi buraya yönlendiren olayın tam da bu zamana denk gelmesi tesadüf müydü? Yoksa bu tesadüfi durum başka nedenlerle kurgulanmış bir sahne miydi? Ya da bizi buraya başkası mı yönlendirmişti? Olayların bu küçük mezarlıkla bir bağlantısı olduğu fikri aklımda bir türlü çıkmıyordu.
Tam o anda baktığım eski mezarın olduğu yere üç genç kız geldiğinde kaşlarım hafif çatıldı. Ne olduğunu anlamak için beklerken yanımda bir hareketlilik hissettim. Başımı sağ tarafa çevirdiğimde benimle aynı yere bakan Reis ile çatık kaşlarım düzeldi. Reis bakışlarını bana çevirmeden konuştuğunda aklımda oluşan soruların cevaplarından biri gün yüzüne ulaştı.
"Umut ne garip şeydir, insanı bir mezara bile bel bağlatacak kadar güçlü ve çaresiz değil mi Melek?"
Ben de bakışlarımı yeniden eski mezara yönlendirdim. Reis haklıydı ve umudun ışığına pervane gibi giden çaresiz insanların bu resimdeki en önemli ayrıntı olduğunu daha net anladım.
"Haklısın Reis, hem de çok haklısın."
İkimizde eski mezara baktığımız sırada Sadık elindeki su bidonu ile gelen kızların yanına seri adımlarla ilerlemişti. Sadık, pek çok mezar bekçisinin aksine yüzündeki yaraya rağmen hoş bir delikanlıydı. Sakin yapısı ve yumuşak ses tonu insanlarla kolay anlaşıp kaynaşmasını sağlıyordu. Gerçi onu mezarlığın dışında çok az görürdüm ama yine de bu uyumlu olduğunu anlamam için yeterliydi. Kızlar elindeki su dolu bidonu alırken Sadık'a minnetle bakmış ve bir şeyler söylemişlerdi. Sadık hafifçe başını eğip kızları onaylamıştı ki bu sırada Reisin tok sesi doldu kulağıma.
"Sadık aradığımız kişi olabilir mi dersin Melek?"
Reis bunu düşünmekte haklıydı ama kaçırdığı bir nokta vardı ki o da aradığımız kişinin profili. Sadık pek çok noktada bu izlenimi sağlıyordu ve bu olayda bir rolü olduğu kesindi ama yine de bu kadar planlı bir cinayetler serisi için eksik kalıyordu.
"Sanmıyorum ama yine de göz ardı edilemeyecek biri Reis."
Konuşmamız Erdem'in üzgün sesi ile bölünürken şimdilik burada işimiz bitmişti.
"Hocam çok teşekkür ederim. Artık gidebiliriz."
Erdem başını eğip bizi beklerken Sadık da işini bitirmiş ve bize doğru yönelmişti. Reisle kısa bir an bakıştığımızda gözlerinde şüpheyi çok net görmüştüm. Tekrar karşıya döndüğümde Sadık yanımıza ulaşmıştı bile.
"Gidiyor musunuz hocam?"
Yüzüme sakin bir tebessüm yerleştirip:
"Evet Sadık, ben daha sonra yine uğrarım. Kendine dikkat et." dediğimde beni başı ile onaylayarak elini uzattı. Uzattığı eli kabul edip tokalaştıktan sonra diğerleriyle de vedalaştığında üçümüz aracın olduğu yere doğru sessizce yürümeye başladık. Araca bindiğimizde de yol boyunca da sessizlik devam etti. Ben de bu arada boş durmamış Gökhan'a mesaj atarak kapatılan cemaatin bu bölgedeki katılımcılarının listesini istemiştim.
Mahalleye ulaştığımızda Reis, aracını dükkanın önüne park etmişti. Erdem bizden ayrılırken bizde Reis ile dükkana geçmiştik. Garip bir gündü ve günün daha yeni başladığını telefonuma gelen mesajdan anlamıştım.
GÖKHAN: Hocam oraya geliyorum müsait misiniz?
Ben mesaja bakarken boynumda hissettiğim sıcak nefes ile dikleştim. Başımı hafif geriye döndürdüğümde Reis ile göz göze geldik. Çatılmış kaşları ile ekrana bakan Reis bakışlarımı hissetmiş olmalı ki gözleri gözlerimi buldu. Nefesim kesilirken bir adım öne ilerleyerek aramıza mesafe koydum.
"Cevap yazmalısın Melek."
Hafif eğdiği başı ile bana bakan gözleri bir an algılarımı bozsa da bu çok uzun sürmedi. Hemen kendime gelip telefonuma geri döndüm.
HOCA: Dükkanda ve müsaitim Gökhan, bekliyorum.
GÖKHAN: 10 dakikaya oradayım hocam.
Mesaj Gökhan'ın önemli bir bilgiye ulaştığını gösteriyordu. Kafamdaki soruların cevaplarına daha da yaklaşmamı sağlayacağına inandığım bilgiler. Ama Reisin yanı başımda nefesini kulağımda hissederken bu bilgileri analiz etmem zor olacağından hemen hareketlenip iki adım öne ilerledim.
"Sanıyorum Gökhan bizim için önemli bilgiler getiriyor Reis ne dersin?"
Reise dönerek söylediklerime Reis yüzüne yerleştirdiği yarım bir tebessüm ile cevap verirken yüzündeki çapkın ifade kalbime hiç iyi gelmemişti.
"Öyle görünüyor Melek. Bu arada sabah çayı yeni demlemiştik Gökhan gelene kadar ısıtalım mı?"
Reisi başımla onayladığımda yüzündeki o gülüşü bozmadan mutfağa yöneldi. Ben de bu fırsattan istifade ne zaman tuttuğumu bilmediğim nefesimi verebilmiştim. Bu adam ne zaman hayatıma bu kadar girmiş ve hangi arada kalbime bu kadar etki eder olmuştu bilmiyordum. Ama bildiğim bir şey varsa hayatımın ikinci baharında gönlüm çiçek açmaya başlamıştı. Yüzüm düşüncelerimle ısınırken dudaklarım benden izin almadan kıvrılmıştı.
Reis çayı hazırlarken ben de kasanın arkasındaki masaya oturduğumda Sema'nın bir müşteri ile ilgilendiğini fark ettim. Bütün bu yaşananlar sırasında en büyük ve sessiz destekçim Sema olmuştu. Müşteri dükkandan çıkarken Sema arkasını dönüp bana baktı. Yüzünde hafif bir tebessüm oluşurken seri adımlarla yanıma geldi.
"Hocam, Erdem iyi mi?"
"İyi olacak Semam iyi olacak. Sen ne yaptın canım? Seni çok yalnız bıraktım."
Sema'nın yüzündeki tebessüm kocaman bir gülüşe evrilirken kısılan gözleri içimi sıcacık etti. Sema gülüşünü bozmadan konuşurken bende tüm dikkatimi ona vermiştim.
"Hocam, Neriman abla sizi görünce yetiştirecektir ama ben ondan önce davranayım. Nuran ablanın büyük kızı hamileymiş, siz gittikten sonra uğrayıp tatlı bırakmıştı."
Nuran değerli dostum ve emekli bir meslektaşımdı. Nuran hocanın kızı uzun zamandır bir bebeği olmasını istiyordu ama hayat işte bizim isteklerimizi her zaman bizim istediğimiz zamanda vermiyordu. Nuran hocanın sevincini anlayabiliyordum, kızı ve damadı uzun zamandır tedavi görüyorlardı. Sonunda aldıkları haberin onları nasıl mutlu ettiğini ancak tahmin edebilirdim. İşte o an fark ettiğim ayrıntı ile duraksadım, ben bunu nasıl kaçırmıştım ki?
Gülüşüm yüzümde donarken yaşadığımız olaylardaki gizemlerden birinin daha kilidi kırılmıştı. Ve artık olayları daha net bir şekilde görebiliyordum. Düşüncelerim beni ele geçirirken duyduğum tanıdık ses ile kendime gelip bakışlarımı kapıya yönelttim. Kapıda nefes nefese bana seslenen Gökhan'ın yüzündeki ifade ile oturduğum yerden kalktım. Gökhan hızla içeri girdiğinde masanın üzerine elinde tuttuğu dosyayı bıraktı.
"Haklıydın hocam haklıydın."
Gökhan'a "İçeri geçelim Gökhan." dedikten sonra Sema'ya döndüm.
"Kızım dükkan sana emanet. Bizim biraz işimiz var."
Sema beni başıyla onaylarken ben de masadaki dosyayı alıp arka tarafa geçmek için geriye döndüm. Döndüğüm an kapıda bizi izleyen Reis ile bir an duraklasam da hemen kendimi toparlayarak adımlarımı hızlandırdım. Bizim oraya geldiğimizi gören Reis de gerisin geri dönerek mutfakla dükkan arasındaki masaya yöneldi. Masaya geçip oturduğumuzda Gökhan'ın nefesi yerine gelmeye başlamıştı ama telaşı hala gözler görünür haldeydi.
"Hocam haklı çıktın, Ragıp denen itin bulunduğu yer Özgür beyin kurduğu bir vakfa ait. Ama bina kentsel dönüşüme girdiği için cesedi fark edebilmişiz. Araştırmayı derinleştirdiğimde vakfa ait 5 yapı daha buldum ve hepsine de ekipler gönderdim. Şu ana kadar üç cesede daha ulaştılar."
Ben Gökhan'ı tüm dikkatimle dinlerken önüme koyulan bir bardak çay ile kafamı kaldırdığımda reisin endişeli ifadesini gördüm. Haklı olmak ilk defa beni bu kadar mutsuz etmişti. Bakışlarımı reisten çekerek:
"Gökhan otopsi sonuçları çıktı mı? Diğer cesetlerin kimlik tespiti yapıldı mı?" dediğimde Reis de yanımdaki sandalyeye oturmuştu bile. Gökhan masaya koyduğum dosyaya uzanıp aldı ve açıp içinden bir kaç kağıt parçası çıkardı.
"Otopsi elime ulaştı ve hiç hoş şeyler yok içinde. O yüzden resimleri es geçip kısa özet geçeceğim. Kurban ağır işkenceler görmüş, pek çok kemiği kırılmış ve tavana asılıp ölüme terk edilmiş. Bazı uzuvları kesilmiş ve en garibi erkeklik organı ağzının içinde bulundu."
Gökhan'ın söyledikleri ile yarattığım profilin son kısmı da tamamlanmıştı. Tek eksik nokta vardı ve bu da bizi katilimize götürecek en önemli bilgiydi.
"Peki Özgür beyin oğlu Umut'un evden gönderildikten sonraki hayatı hakkında bir şeyler bulabildin mi?"
Gökhan derin bir nefes verdikten sonra başını kaldırıp:
"Araştırıyoruz hocam." dedi. Kafamda netleşen parçalar yerine yerleştiğinde başta gördüğüm resimden daha da korkunç bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu anlamıştım. Ve sona yaklaşırken bu resmin arkasında bambaşka şeylere baktığımı fark ettim.
Bölüm etkileşimi
