3. bölüm / 7
Lotusun Kalbi2- Beyaz Geyik
Bölümler 7Şu an: 2- Beyaz Geyik
- 1 Küllerin Zehirli Kehaneti1.074 kelime
- 2 1- Ayazın Kucağında İki Yabancı3.360 kelime
- 3 2- Beyaz Geyik1.136 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 3- Hiç Mi Sevmemişler Seni1.804 kelime
- 5 4-Kurbandan Arta Kalanlar1.497 kelime
- 6 5-Cellat Geri Döndü1.463 kelime
- 7 6-Yargıç2.766 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Titriyordum. Bileklerimi hissetmiyor sadece içimdeki titremeyle savaşıyordum.
Kolumdaki zincirler kolumu kaldırmama engel olurken Alaric denilen hain veyl'e büyük bir açlıkla daha da yaklaştı. Birbirlerinin nefeslerinş duyduydarından emindim. Alaric dudaklarını büküp sahte bir üzüntüyle:
"Ah beyaz geyik, seni böyle görmek üzücü."
Veyl öyle dikkatle bakıyorduki bakışlar öldürebilseydi Alariz şuan bin parçaya ayrılmıştı.
Odayı Veyl'in kahkahası doldurduğunda bende şaşkınlıkla onları izliyordum.
"Ah Alaric ! Ah!" Dedi kahkahalarının arasından.
"Çok aptalsınız," Deyip gözleri beni buldu. Kıyafetlerim parçalanmış, yaraların kanamaya başlamış ve ağrılarım başlamıştı.
"O kadar aptalsınız ki beni bir kız buluyor. Bende seni zeki sanmıştım, yanıkmışım." Dedi bir anda Alaric'e dönüp. Veyl'in gevşekliği Alaric'in dişlerini sıkmasına yetmişti.
Veyl kimdi?
Nasıl Alaric'i tanıyordu?
Nasık bir düşmanlık vardı?
Veyl'in yüzü geniş bir gülümseme aldı.
Babam hep derdi; "Her zaman avcı avcı, av da av olmaya mahkumdur. Unutma bir oyunda güç varsa o oyunun sonunda bir sağ bir ölü vardır."
Veyl' in gülümsemesi Alaric'i kışkırtmaya yetiyordu. Veyl ona yaklaşıp fısıldama ihtiyacı duymadan en yüksek ve gür sesiyle bağırmaya başladı.
"Ah! Alaric ah! Üzüldüm ama beni hiç tanımamışsın. Sanırım sana hatırlatmam gerekecek." Dedi buz gibi erkeksi sesi . Duvarlar duyuyor ama bir ceset gibi gömüyordu.
"Unutma her zaman avcı avcı olmaya, av da av olmaya mahkumdur. Ve unutma ! Bir oyunda güç varsa o oyunun sonunda bir sağ bir ölü vardır!"
Babamı tanıyordu. Onun sözlerini biliyordu. Alaric omzunu dikleştirip hızlı bir refleksle Veyl'in boğazını sıktı.
Veyl’in boğazına sarılan parmaklar, Alaric’in öfkesinden beslenen birer pençe gibiydi. Etraftaki hava bir anda ağırlaştı; sanki oda, içindeki nefretin yükünü taşıyamayıp daralmaya başlamıştı. Veyl ise nefesi kesilmesine rağmen o küstah gülümsemesini yüzünden silmedi. Gözleri hâlâ benim üzerimdeydi; sanki o kanlı bakışlarıyla bana bir şeyler fısıldıyordu.
Alaric, dişlerinin arasından tıslayarak konuştu:
"Babanın kemiklerini sızlatacak kadar çok konuşuyorsun. Ama bu oyunun ölüsü o değil, yanındaki bu zavallı olacak."
Alaric, elini Veyl’in boğazından çekip hızla bana yöneldiğinde çığlığım boğazımda düğümlendi. Zincirlerin şıkırtısı sessiz odayı bıçak gibi kesti.
Alaric, masanın üzerinde duran, ucu kor gibi parlayan gümüş bir hançeri eline aldı. Veyl’in bakışları sertleşti, kahkahası bıçak gibi kesildi. Alaric yanıma ulaştığında, hançerin soğuk metalini değil, yaydığı o kavurucu sıcaklığı çıplak karnımda hissettim.
Çığlıklarım odayı doldurduğunda Veyl zinzirlerden kurtarmaya çalıştı. Kan akıyor nefes alamıyordum. Benim çığlıklarımın yanında Alaric'in gür kahkahası yankılanıyordu.
Veyl,
İzliyordu. Kafamı geriye atıp Veyl'e baktığımda gözlerin sadece boşluk gördüm. Acı çekmeme fırsat verilmeden hançer vücüdumdan bir anda çekildi. Çığlık atmamak için dudaklarımı ısırmıştım.
Ellerim yere düşmüş görüş açım kararırken üşüdüğümü fark ettim. Titrememi arttıran şey Alaric' in gür kahkahası oldu. Elindeki hançeri odanın diğer ucuna attığında duvara vurup yere düştü. Demirin tiz sesi odayı doldururken en son hatırladığım şey Vey' in renkli gözleriydi.
Dört saat sonra
Acıyla uyandığımda burnumun dibinde iki farklı renk göz görmüştüm.
Kaçmadı.
Daha uzun baktı.
Sanki yüzümün her santimini ezberlemek ister gibi.
O herkesden farklıydı. Tip olarak tanımasamda kişişik olarakta farklıydı. Kaşlarının altına kadar olan hafif dalgalı siyah saçları vardı. Saçlarının aksine teni hiç görmediğim kadar beyazdı. Kakın dudakları elmacık kemiklerini hafif belli ederken ilk defa kokusunu içime çekebilme şensı buldum. Böyle bir yerde bir koku ağrımı geçirmeye yetmişti.
Gözlerini benden alıp karnımdaki yaraya baktı. Konuşmamıştı. Resmen onun bedeli olmuştum ama bir şey diyeyordum. Oda borcunu sanırım yaramı sararak ödemişti. Sesimi düzeltip tiz çıkmaması için fazladan özen gösterdim.
Sırtımı soğuk duvara yaslayıp zincirlerimin çıkardığı sinir bozucu sesi dinledim. Veyl ise sanki beş yıldızlı oteldeymiş gibi rahat bir tavırla karşımda tünemiş, sargılarımı kontrol ediyordu.
"Bana öyle bakma," dedim ters ters. "Sanki her an üzerime atlayıp beni parçalayacakmışsın gibi duruyorsun."
Veyl, sargının ucunu hafifçe sıkıştırırken tek kaşını kaldırdı. O iki farklı renk gözü üzerimde gezindi. "Parçalamak mı? Seni bu halde parçalamaya kalksam elimde kalırsın. Çok konuşma da nefesini sakla, rengin hala kireç gibi."
"Rengim kireç gibi çünkü karnımda bir delik var, dahi!" diye çıkıştım. "Ayrıca şu sargıyı biraz daha gevşek sarabilir misin? Nefes alamıyorum."
"Nefes alamıyorsan yaşıyorsun demektir," dedi düz bir sesle. Dudaklarında belli belirsiz, alaycı bir kıvrılma belirdi. "Alaric seni vurduğunda bu kadar sesin çıkmıyordu. Ne oldu, canın mı yerine geldi?"
"Senin o uyuz tavırların sağ olsun, sinirim acımın önüne geçti," diye mırıldandım. "Nereden buluyorlar sizi? Hepiniz mi böyle duygusuz bir fabrikadan çıktınız?"
Veyl tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki, mahzenin ağır demir kapısı kulak tırmalayan bir gıcırtıyla ardına kadar açıldı. İçeri giren ışık gözlerimi kamaştırırken, o bildiğim, tüylerimi diken diken eden kahkahayı duydum.
Alaric, elinde parlayan bir anahtarlıkla içeri daldı. Botlarının taş zemindeki yankısı, odadaki bütün havayı emip götürmüştü.
"Vay vay vay..." dedi Alaric, yanımıza kadar gelip tepemizde dikilerek. "Görüyorum ki hastabakıcılık görevini ciddiye almışsın Veyl. Küçük kuşumuzun çenesi açılmış."
Veyl yavaşça ayağa kalktı, boyu Alaric’le yarışıyordu ama aralarındaki gerginlik elle tutulur cinsteydi. "Yarası kapandı. Ne istiyorsun?"
Alaric, Veyl'in sorusunu duymazdan gelip bana doğru eğildi. Soğuk parmaklarıyla çenemi kavrayıp başımı yukarı kaldırdı. "Bu kadar dinlenme yeter. Gösteri başlamak üzere ve sizin ön koltukta olmanızı istiyorum."
"Bırak beni," diye tısladım ama parmaklarını daha sert bastırdı.
"Kalkın," dedi Alaric, sesi artık şaka yapmıyordu. Yanındaki korumalara işaret verdi. Zincirlerimiz duvardan söküldüğünde ama bileklerimizde kalmaya devam ettiğinde, Alaric kolumdan tutup beni sertçe ayağa kaldırdı. "Gidiyoruz. Ve Veyl... Eğer bir yanlışını görürsem, bu sefer sargı saracak bir yara bırakmam."
Veyl’e baktım.
Yüzünde hiçbir ifade yoktu ama yumruklarını öyle sıkmıştı ki parmak boğumları bembeyazdı. Alaric beni mahzenin çıkışına doğru sürüklerken, Veyl de arkamızdan sessiz bir gölge gibi geliyordu.
Kolumdan çekip beni sürükleyen Alaric'e nefretle bakıyordum
"Seni hain piç ! "Dedim tükürürcesine. Bu hoşuna gitmiş olacakki dudakları kulaklarına geliyordu.
"Senş öldüreceğim Alaric. Seni herkesin önünde kelleni koparacağım." Dedim fısıldar gibi.
"Beni Elara skydark bile öldüremedi. Sen mi?"
"Piç!" Diye bağırdı Veyl arkadan. Ne ıldupunu anlamadan Veyl adamlardam kurtulup Alaric'in boynuna yapıştı. Alaric duvara yapıştığında adamlar ne olduğunu anlamamıştı. Alaric'in kesik kesik çıkan kahkaları Veyl' in sinirle aldığı nefesi bastıramıyordu. Anlık sersemlesemde Veyl doğru giden adamları görünce hızlıca birinin elindeki kılıca vurup yere düşürdüm. Adam geriye doğru gidince yerdeki kılıcı alıp bana doğru gelen adamın tam gırtlağına girdi. Arkamdaki adamı tekmeyle yere düşürdüğümde kılıcı çekip adamın kanlar içinde yere düşüşünü izledim. Yerde acı ile kızrılan adamı daha fazla acı çekmemesi içim hızlıca boğazını kestim. Kanın etrafa sıçramasıyla oluşan koku derenleşimde diğer adamların geleceğini anlayıp Veyl' e baktım.
Bunu yapacağını oda beklemiyordu. Alatic kıpkırmızı olsada acıyla gülüyor Veyl ise alnındaki damarları daha da şişiyordu.
Veyl'in yanına gidip tiksinircesine Alaric'e baktım.
"Bırak. Gidelim, birazdan gelirler. Alaric kaçamaz artık." Dedim onu sakinleştirmek için. Veyl'in dudağı yana doğru kıvrıldığında Alaric'in gözbebekleri küçülüyordu.
Veyl boynunu biraz serbest bırakınca fısıldadı.
"Neden senin kelleni burada almıyorum biliyormusun?" Dedi ölüm meleği gibi.
Ben olanları izlerken Veyl'i çekiştirmeye çalıştım. İki kişi buradaki yüzlerce adamla dövüşemezdik.
"Alaric 16 yıl önceki olayı hatırlıyorsun değil mi?" Sesi kakınlaşıp daha erkeksi çıkmaya başlamıştı.
"Avcı, avını asla yarım bırakmamalıdır. Çünkü yaralı bir av, can verirken celladını da beraberinde götürür." Derken Alaric'e üsten bakıyor ona bir ders vermeye çalışıyor gibiydi.
"Ben avımı yavaş yavaş tüketmeyi severim. Gözümün ömünde çaresizce yalvarması ya da yaşattığını yaşaması için dejavu yaparım. Canını çok sevme Alaric gün gelir o canı söke söke çıkartırım."
Bölüm etkileşimi
