5. bölüm / 7
Lost Hollow5. Bölüm: Tozlu Sayfalar
Bölümler 7Şu an: 5. Bölüm: Tozlu Sayfalar
- 1 1. Bölüm: Kasabaya Giden Son Yol612 kelime
- 2 2. Bölüm: Sessizliğin İçinde1.525 kelime
- 3 3. Bölüm: Eski Bir İz1.206 kelime
- 4 4. Bölüm: Bir Eve Dönüşmek1.264 kelime
- 5 5. Bölüm: Tozlu Sayfalar2.430 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. Bölüm: Ormanın Sakinleri3.780 kelime
- 7 7. Bölüm: Batının Kulesi2.535 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
15 Haziran | 08:16
Dün gece yatağa girdiğimde gözlerimi açık tutacak hâlim bile kalmamıştı. Taşınma kolilerini açmak, eşyaları yerleştirmek ve evin her köşesindeki tozu temizlemek sandığımdan çok daha yorucu çıktı. Ama itiraf etmeliyim ki temizlik iyi geldi. Odama kendi eşyalarımı yerleştirmek, raflarımı düzenlemek ve sonunda yatağımın üzerine oturup etrafıma bakmak, burayı biraz olsun evim gibi hissettirdi. Artık her şeyin ortasında duran karton kutular yok ve en azından odamda nereye basacağımı düşünmek zorunda değilim. Dün gece, bütün yorgunluğuma rağmen, ilk kez burada güzel bir hayat kurabileceğimizi düşündüm. Umarım yanılmam. Yine de aklımı kurcalayan şeyler var. Taşınırken ormanın kenarında gördüğüm o tuhaf şekil ve eski fotoğraf albümündeki görüntü… Belki ikisinin de sıradan bir açıklaması vardır. Bugün kasabanın kütüphanesine gidip biraz araştırma yapacağım. Hollow'un geçmişini öğrenmek istiyorum. Belki eski evler hakkında bir kitap bulurum, belki de kasabanın tarihini anlatan eski gazeteler. Ne kadar çok düşünürsem o kadar çok soru buluyorum. Biraz bilgi edinmek, kafamda kurduğum ihtimallerden kurtulmamı sağlayabilir. Şimdi hazırlanıp aşağı inmeliyim. Karnım da iyice acıktı.
— Hazel
Günlüğü kapatıp komodinin üzerine bıraktım. Perdeyi açtığımda bahçeye güneş vuruyordu. Dün gece düzenlediğim oda, sabah ışığında çok daha güzel görünüyordu. Yatağımı topladım, yüzümü yıkadım ve koyu mavi kot pantolonumla krem rengi tişörtümü giydim. Saçlarımı tarayıp yarısını arkadan tutturdum. Telefonumu, cüzdanımı ve küçük not defterimi çantama koyduktan sonra merdivenlerden indim. Mutfaktan kızarmış ekmek kokusu geliyordu. Annem masaya tabakları yerleştiriyordu; babamın sandalyesi boştu ve tezgâhın üzerinde yarım kalmış bir kahve fincanı duruyordu. Çoktan işe gitmiş olmalıydı.
— Günaydın, dedi annem. İyi uyudun mu?
— Evet. Ama sanırım bugün yine erkenden yorulacağım.
— Nedenmiş o?
— Kütüphaneye gitmek istiyorum. Biraz kasabayı araştıracağım.
Annem önümdeki tabağa yumurta koydu.
— Güzel fikir. Belki yakınlarda güzel yerler de bulursun. Burada birkaç gün daha geçirdikten sonra bana da gezdirecek yerler bulursun.
— Önce kendim bulayım, sonra seni götürürüm.
— Anlaştık.
Kahvaltı boyunca taşınma işlerinden ve evde hâlâ düzenlememiz gereken şeylerden konuştuk. Annem bahçedeki eski çiçeklerden bahsetti; hafta sonu hava güzel olursa yeni tohumlar alıp ekebileceğimizi söyledi. Bu fikir hoşuma gitti. Bahçeyi biraz güzelleştirmek, evi daha sıcak bir yere dönüştürebilirdi. Babamın bugün işte yoğun olacağını ve akşam geç gelebileceğini de söyledi. Ona kütüphanede öğrendiklerimi daha sonra anlatabileceğimi düşündüm. Kahvaltımı bitirdikten sonra tabağımı lavaboya bıraktım, anneme biraz dolaşacağımı söyledim ve çantamı alıp evden çıktım.
Hollow sabahları düşündüğümden daha hareketliydi. Dükkânların önünde insanlar sohbet ediyor, bazıları ellerinde kahve fincanlarıyla sokakta yürüyordu. Fırının önünden geçerken sıcak ekmek kokusu beni yavaşlattı. Birkaç saniye vitrine baktıktan sonra yoluma devam ettim. Kütüphaneyi bulmak zor olmadı. Eski belediye binasının karşısında, koyu yeşil kapılı ve taş duvarlı bir binaydı. Girişin üzerindeki tabelada “Hollow Halk Kütüphanesi” yazıyordu. Kapıyı açtığımda eski kâğıt ve ahşap kokusu burnuma geldi. İçerisi sessizdi. Tavana kadar uzanan raflar, yüksek pencereler ve duvarlara asılmış eski kasaba fotoğrafları binaya yıllardır değişmemiş bir hava veriyordu.
Danışma masasının arkasında oturan kadın başını kaldırdı. Kısa, koyu renk saçları ve burnunun ucuna yerleşmiş ince çerçeveli gözlükleri vardı. Beni birkaç saniye boyunca somurtarak süzdü, ardından gözlüğünü işaret parmağıyla düzeltti.
— Yardımcı olabilir miyim?
— Merhaba. Kasabanın tarihiyle ilgili kitaplara bakmak istiyorum.
Kadın kaşlarını çattı.
— Yerel tarih bölümü arka tarafta. Kitapları aldığın yere geri koymayı unutma.
— Tabii, teşekkür ederim.
Cevap vermedi. Gözlüğünü yeniden düzeltti ve önündeki kâğıtlara döndü. Biraz kaba görünüyordu ama bunun üzerinde durmadım. Arka taraftaki rafların arasında dolaşırken eski haritalar, kasabanın kuruluşunu anlatan kitaplar ve ciltlenmiş gazeteler buldum. Önce yerel tarih kitabını karıştırdım. Hollow'un yüz yıldan uzun bir geçmişi olduğunu, ilk evlerin ormana yakın bölgelerde kurulduğunu ve kasabanın zamanla genişlediğini öğrendim. Fakat bizim evin bulunduğu sokakla ilgili bir bilgi yoktu. Daha fazla ayrıntı bulabileceğimi düşünerek eski gazetelerin bulunduğu rafa yöneldim. Yıllara göre sıralanmış ciltlerin arasından 1998 yılına ait olanı çıkardım ve rastgele sayfaları çevirmeye başladım.
Birkaç dakika sonra gözüm koyu harflerle basılmış bir başlığa takıldı.
“HOLLOW'DA ESRARENGİZ OLAYLAR DEVAM EDİYOR.”
Haberi dikkatle okudum. 12 Haziran 1998 tarihinde yayımlanmıştı. Yazıda, bazı evlerin ve hatta insanların kaybolduğu belirtiliyordu. Kasabanın farklı bölgelerinde yaşanan olayların birbiriyle bağlantılı olup olmadığı bilinmiyordu. Yetkililer, olayları araştırmak için bir ekip görevlendirmişti. Haberin devamında kuzey ormanına yakın bölgelerde de incelemeler yapıldığı yazıyordu. Ancak kaybolan evlerin nerede olduğu, insanların başına ne geldiği veya araştırmanın sonucunda ne bulunduğu açıklanmıyordu. Haberin altında küçük, siyah beyaz bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta üç kişi ormanın içinde durmuş, yerdeki taşları inceliyordu. Arkalarında ağaçların arasında karanlık, dikdörtgen bir şekil görünüyordu. Bir kapı boşluğu gibi. Fotoğrafı biraz daha yaklaştırdım. Görüntü bulanıktı ama o şekil diğer gölgelerden farklı görünüyordu. Bir anda evimizin arkasındaki ağaçların arasında gördüğüm ince çizgiyi hatırladım. Aynı şey olmayabilirdi. Fakat artık elimde yalnızca eski bir fotoğraf yoktu; ormanda yaşanan olaylardan söz eden bir gazete haberi de vardı.
Fotoğrafın altındaki yazıyı okumak için sayfayı biraz daha yaklaştırdım. Mürekkep dağılmıştı ama küçük harflerle yazılmış bir açıklama seçilebiliyordu: “İnceleme ekibi, kuzey bölgesindeki eski yerleşim alanında.” Haberde bu yerleşimin ne zaman kurulduğu ya da neden terk edildiği hakkında hiçbir bilgi yoktu. Sayfanın devamını okumaya başladığımda, olayların ardından bazı yolların geçici olarak kapatıldığı ve araştırmanın sürdüğü yazıyordu. Ancak birkaç hafta sonraki sayılarda konuyla ilgili yeni bir açıklama bulamadım. Haberler birden kesilmişti. Birileri bu olayları unutmayı seçmiş gibiydi.
Sayfanın kenarında kurşun kalemle yazılmış silik bir not fark ettim. Baskının parçası değildi; biri sonradan eklemişti. Başımı eğip dikkatlice okumaya çalıştım.
“Kuzey yolu. Dosya 17-B. Asıl kayıt belediyede.”
Kalemimi çıkarıp notu defterime geçirdim. 17-B'nin ne anlama geldiğini bilmiyordum ama bunun rastgele yazılmış bir şey olmadığını düşündüm. Haberin altında başka bir tarih ya da isim aradım, ancak bulamadım. Tam gazeteyi kapatacakken bir başka küçük ilan gözüme çarptı. İlanda, Eleanor Wells adında bir kadının kaybolduğu bildiriliyordu. Son olarak kuzey yolu yakınlarında görüldüğü yazılmıştı. Fotoğrafı oldukça bulanıktı; koyu saçları ve ciddi bakışları seçilebiliyordu. İlanın tarihi de Haziran 1998'di.
Bir sonraki sayfada aynı isim yeniden karşıma çıktı. Bu kez haberin başlığı “KAYIP DOSYASI KAPATILDI” şeklindeydi. Haberde kadının ailesinin kasabadan ayrıldığı ve arama çalışmalarının sona erdiği yazıyordu. Ancak Eleanor'un bulunup bulunmadığına dair tek bir cümle bile yoktu. Defterime ismini yazıp yanına bir soru işareti koydum. Bir insan kaybolmuştu, ailesi kasabadan ayrılmıştı ve ardından dosya kapatılmıştı. Bütün bunların normal bir açıklaması olabilirdi ama neden gazetede hiçbir sonuç belirtilmemişti?
— Ne buldun?
Arkamdan gelen sesle irkildim. Danışmadaki kadın birkaç adım gerimde duruyordu. Gözlerini önümdeki gazeteye dikmişti.
— 1998'de Hollow'da yaşanan bazı olaylarla ilgili haberler buldum. Bir de kaybolan bir kadın hakkında ilan var.
Kadın gözlüğünü işaret parmağıyla düzeltti.
— Eski gazetelerde çok fazla bilgi var. Hepsini okuyamazsın.
— Sadece ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Burada kuzey yolundan ve 17-B numaralı bir dosyadan söz ediliyor. Bu numara ne anlama geliyor?
Kadının yüzündeki ifade sertleşti. Birkaç saniye boyunca bana baktı, sonra gazeteyi işaret etti.
— Bu tür eski notlar her zaman güvenilir değildir. Gazeteyi yerine koy ve başka bir kaynak arıyorsan belediyeye sor.
— Yani bu dosya gerçekten var mı?
— Sana belediyeye sor dedim.
Sesi yükselmemişti ama konuşmak istemediği açıktı. Gözlüğünü yeniden düzeltti ve masasına doğru yürüdü. Ben de daha fazla üstelemedim. Not defterimi çantama koyup kütüphaneden çıktım. Artık elimde araştırmaya devam edebileceğim somut bilgiler vardı: 1998'de yaşanan esrarengiz olaylar, Eleanor Wells'in kayıp ilanı ve 17-B numaralı dosya. Belki de ilk olarak belediye arşivine gitmeliydim. Ama önce biraz hava almak istiyordum.
Meydana doğru yürürken bankta oturan yaşlı bir kadın gördüm. Koyu renk paltosu ve dizlerinin önünde tuttuğu bastonuyla etrafı izliyordu. Yanından geçerken başını kaldırıp bana baktı.
— Kütüphaneden geliyorsun, değil mi? diye sordu.
Durup ona döndüm.
— Evet. Beni tanıyor musunuz?
— Kasabada yeni yüzler hemen fark edilir.
Kadın bastonuna dayanarak ayağa kalktı.
— Bir şeyler araştırıyorsun galiba.
— Kasabanın tarihini öğrenmeye çalışıyorum.
— Ne buldun?
Bir an tereddüt ettim. Onu tanımıyordum ve ne kadarını anlatmam gerektiğinden emin değildim.
— Eski gazetelerde bazı kaybolma olaylarıyla ilgili haberler buldum. Kuzey yolundan da söz ediliyordu.
Kadının yüzü ciddileşti.
— Kuzey yoluna gitme.
— Neden? Orada ne var?
Yaşlı kadın hemen cevap vermedi. Bastonunu yere dayayıp bir süre bana baktı.
— Orada ne olduğunu bilmediğin için gitmemen daha iyi.
— Ama orada gerçekten bir şey yaşanmış. Gazetelerde yazıyor.
— Gazetelerde yazan her şeyi anlamak kolay değildir, kızım.
Bana başka bir şey söylemeden çantasını koluna geçirdi ve yürümeye başladı. Birkaç adım sonra durdu.
— Bir de eski fotoğraflarına dikkat et. Bazen fotoğraflarda gördüğümüz şeyleri yanlış anlarız.
Şaşkınlıkla ona baktım.
— Hangi fotoğraflar?
Kadın cevap vermedi. Yürümeye devam etti ve kısa süre içinde meydandaki kalabalığın arasında kayboldu. Onun sözlerini düşünerek eve doğru yürüdüm. Fotoğraflarım hakkında nereden haberi olabilirdi? Belki yalnızca genel bir tavsiyeydi. Yine de bunu söyleyiş biçimi aklıma takılmıştı.
Eve vardığımda annem salondaki koltukta uzanıyordu. Elinde bir dergi vardı. Beni görünce başını kaldırdı.
— Geldin mi? Acıktın mı? İstersen sana bir şeyler hazırlayabilirim.
— Biraz acıktım. Ama önce sana kütüphanede bulduklarımı anlatayım.
Çantamı sandalyeye bırakıp yanına oturdum. Ona eski gazetelerde bulduğum haberlerden, 1998'de Hollow'da yaşanan kaybolma olaylarından ve Eleanor Wells'in ilanından söz ettim. Annem dikkatle dinledi ama yüzünde özel bir endişe belirmedi.
— Eski olaylarmış, dedi. Belki o zamanlar kasabada bir sürü sorun yaşanmıştır.
— Belki. Ama bazı haberlerin devamı yok. Bir de 17-B diye bir dosyadan söz ediliyor.
— Bu bir arşiv numarası olabilir. Belediyede sorarsın, öğrenirsin.
Annemin cevabı oldukça mantıklıydı. Onun için bunlar eski gazete haberlerinden ibaretti; benim içinse çözülmesi gereken bir sürü soruydu.
— Kütüphanedeki kadın da biraz garip davrandı. Sanki o haberleri incelememi istemiyordu.
Annem güldü.
— Belki de huysuz bir kadındır. Herkesin iyi bir günü olacak diye bir şey yok.
İstemeden gülümsedim. Bu açıklama, kadının davranışını anlamlandırmanın en kolay yoluydu.
Bir süre daha sohbet ettik. Annem bana babamın işinin yoğun olduğunu ve akşam geç gelebileceğini söyledi. Ardından öğle yemeği hazırlamak için mutfağa geçti. Ben de tabakları masaya taşımasına yardım ettim. Yemekten sonra biraz dinlenmek istediğimi söyleyip odama çıktım.
Telefonumda gezindim, birkaç video izledim ve yatağıma uzandım. Gün boyunca öğrendiklerimi düşünüyordum. 1998'de yaşanan olaylar, kaybolan insanlar, kuzey yolu ve 17-B numarası… Hepsinin birbiriyle bağlantılı olup olmadığını bilmiyordum. Belki de sıradan olayları birbirine bağlayıp kendime gereksiz bir gizem yaratıyordum. Yine de fotoğraftaki o karanlık şekli aklımdan çıkaramıyordum.
Tam gözlerimi kapatmıştım ki pencereye küçük bir taş çarptı.
Tık.
Doğrulup perdeyi araladım. Bahçenin kenarında bir çocuk duruyordu. Koyu renk saçları alnına düşmüş, ellerini ceketinin ceplerine sokmuştu. Onu kasabanın merkezinde, fırının yakınında görmüştüm.
Pencereyi açtım.
— Sen ne yapıyorsun burada? diye seslendim.
Çocuk omuz silkti.
— Seni çağırıyorum.
— Taş atarak mı?
— Kapını çalsaydım annen açardı. Sonra da kim olduğumu sorardı.
— Şu an da kim olduğunu soruyorum.
Çocuk gülümsedi.
— Noah. Fırının önünde karşılaşmıştık, hatırladın mı?
— Hatırlıyorum. Ama bu, pencereme taş atabileceğin anlamına gelmiyor.
— Tamam, bir daha yapmam.
— Peki burada ne işin var?
— Seni dışarı çıkarmaya geldim. Kasabayı gezdireceğim.
Şaşkınlıkla ona baktım.
— Neden?
— Çünkü yenisin. Ayrıca bütün gününü kütüphanede geçirdiğini duydum.
— Bunu kim söyledi?
— Hollow küçük bir yer. İnsanlar konuşur.
— Herkes benim ne yaptığımı mı takip ediyor burada?
Noah güldü.
— Hayır. Ama kasabanın eski gazetelerini araştıran yeni birini merak etmeleri normal.
İçimdeki merak yeniden canlandı.
— Sen eski olaylar hakkında bir şey biliyor musun?
Noah'ın gülümsemesi hafifçe azaldı. Bir an düşündü, sonra omuz silkti.
— Birkaç şey duydum. Ama gazetedeki her şeyi bilmiyorum.
— Peki kuzey yolu hakkında?
Bu kez doğrudan bana baktı.
— Orayı görmek istiyor musun?
— Önce nereye gideceğimizi söyle.
— Kasabayı gezdireceğim. Sana güzel yerleri göstereceğim. Sonra istersen kuzey yoluna da bakarız.
— Yaşlı bir kadın oraya gitmememi söyledi.
Noah'ın yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi.
— Hangi yaşlı kadın?
— Meydandaki bankta oturan bir kadın. Koyu renk palto giyiyordu, elinde baston vardı.
Noah bir an sessiz kaldı.
— Onu tanıyorum, dedi sonunda. Ama neden sana bunu söylediğini bilmiyorum.
Pencereyi kapatıp odama döndüm. Ceketimi aldım, telefonumu cebime koydum ve saçlarımı düzelttim. Aşağı indiğimde anneme Noah'la kasabayı gezmeye çıkacağımı söyledim.
— Peki, dedi annem. Telefonun yanında olsun ve hava kararmadan dön.
— Tamam.
Kapıdan çıktığımda Noah bahçe kapısının yanında bekliyordu.
— Hazır mısın?
— Evet. Ama önce kasabayı gezeceğiz. Kuzey yoluna gidip gitmeyeceğimize sonra karar vereceğim.
Noah gülümsedi.
— Anlaştık.
Birlikte yürümeye başladık. Önce meydandan geçtik; Noah bana eski saat kulesini, küçük kitapçıyı ve kasabanın en eski fırınını gösterdi. Yürürken Hollow'da büyüdüğünü, bazı sokakların eskiden farklı isimler taşıdığını anlattı. Konuşması rahattı ve onun yanında kendimi yabancı gibi hissetmemeye başlamıştım. Fakat kuzey yoluyla ilgili bir şey sorduğumda cevaplarını kısa kesiyordu.
Sonunda dayanamadım.
— Noah, 1998'de yaşanan olayları gerçekten biliyor musun?
Noah yürümeyi yavaşlattı.
— Hepsini değil.
— Peki ne biliyorsun?
Bir süre düşündü.
— Sana bir şey gösterebilirim. Ama önce bana neden bu kadar merak ettiğini söyle.
Eski fotoğraf albümünü düşündüm. Ağaçların arasındaki şekli. Gazetede gördüğüm karanlık dikdörtgeni.
— Çünkü evimizin arkasındaki ormanda bir şey gördüm. Sonra eski bir fotoğrafta da benzer bir şekil fark ettim.
Noah'ın yüzü ciddileşti.
— Nasıl bir şekil?
— Bir kapı ya da pencere gibi. Tam anlayamadım.
Noah birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından kasabanın kuzeyine doğru uzanan sokağı gösterdi.
— O zaman sana bir yer göstereyim.
— Neresi?
— Eski yolun başlangıcı. Oraya kadar gidebiliriz. İstersen uzaktan bakarız, içeri girmek zorunda değiliz.
Bir an tereddüt ettim. Annemin sözünü vermiştim; hava kararmadan dönecektim. Üstelik yaşlı kadının uyarısı da aklımdaydı. Ama buraya kadar gelmişken en azından yolun nerede olduğunu görmek istiyordum.
— Tamam, dedim. Ama yalnızca bakacağız.
Noah başını salladı ve önden yürüdü. Kasabanın evleri seyrekleşti, kaldırımlar yerini toprak yola bıraktı. Birkaç dakika sonra paslanmış bir tabela gördük. Üzerindeki harflerin çoğu silinmişti ama “KUZEY ORMANI” yazısı hâlâ okunabiliyordu. Tabelanın arkasında dar bir patika ağaçların arasına uzanıyordu.
Noah durdu.
— İşte burası.
Patikanın girişinde, eğilmiş bir direğe tutturulmuş eski bir uyarı levhası vardı. Yazıları hava koşullarından silinmişti. Levhanın altındaki toprakta ise taze ayak izleri görünüyordu.
— Burası yıllardır kullanılmıyor mu? diye sordum.
Noah izlere baktı.
— Öyle sanıyordum.
Tam o sırada ormanın içinden bir dal kırılma sesi geldi. İkimiz de başımızı çevirdik. Ağaçların arasında kimse görünmüyordu.
Sonra patikanın biraz ilerisinde, iki ağacın arasında duran dikdörtgen biçimindeki karanlık şekli fark ettim.
Bir pencere gibi.
Fotoğraftakiyle aynı yerde olamazdı. En azından fotoğrafın açısı bunu mümkün kılmıyordu. Ama şekil oradaydı.
— Noah, dedim fısıltıyla. Şuna bak.
O da gördü. Gülümsemesi kayboldu. Bir adım bile atmadan gözlerini karanlık şekle dikti.
— Burada bekle, dedi.
— Neden?
Noah cevap vermedi. Birkaç saniye sonra ağaçların arasından hafif bir ses geldi. Sanki biri tahta bir yüzeye üç kez vurmuştu.
Tık. Tık. Tık.
Noah geri çekildi.
— Eve dönmeliyiz.
— Ama az önce...
— Hazel, şimdi.
Sesindeki ciddiyet beni susturdu. Kasabaya doğru geri yürümeye başladık. Yol boyunca ona ne gördüğümüzü sordum ama cevap vermedi. Meydana yaklaştığımızda nihayet durdu.
— Bugün gördüğümüz şeyi kimseye anlatma, dedi.
— Neden?
Noah yüzüme baktı.
— Çünkü ben de ne olduğunu bilmiyorum.
Sonra vedalaşıp başka bir sokağa saptı. Ben eve doğru yürürken aklımda tek bir şey vardı: Gazetedeki fotoğraf, yaşlı kadının uyarısı ve az önce gördüğüm karanlık şekil. Belki de hepsinin sıradan bir açıklaması vardı. Ama o açıklamayı bulana kadar rahat edemeyecektim.
O gece günlüğümü yeniden açıp her şeyi yazmaya karar verdim. Çünkü artık Hollow'un geçmişi yalnızca eski gazetelerde kalmış bir hikâye değildi.
Onu kendi gözlerimle görmüştüm.
Bölüm etkileşimi
