5. Bölüm - Mavi Boncuk

Vaveyla Yazarı: M G

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 5. Bölüm - Mavi Boncuk

*Bölüm şarkısı*
"Emel Sayın - Mavi Boncuk"
★★★

Yazardan
İçeri gireceği esnada yerde birşeyi farketti. Eğilip aldığında mavi, kalp şeklinde bir boncuk olduğunu anladı. Tanıdık geldiği için kaşlarını çattı. Nerede görmüştü bu boncuğu?

Boncuğu incelerken düşündü. Sonra derste sırasını paylaştığı kızı hatırladı. Her gün itinayla saçlarını ören, farklı renklerdeki boncuklarla onları süsleyen o Koçari kızını. Fadime Koçari.

Aklına gelen şarkıyla sırıtarak mırıldandı.
"Onda bunda şundadır.
Şunda bunda ondadır.
Mavi boncuk kimdeyse,
Benim gönlüm ondadır."

Boncuğu cebine koyarken kendine has kahkahasını atmayı da ihmal etmemişti. "Ehehehehee. Fadime Koçari..." Dediğinde derin bir iç çekti. İki günde bu kız buna ne yapmıştı? İçeri girip odasına çıkıncaya kadar da bu şarkıyı mırıldanmıştı.

Odasındaki balkona vardığında abisi gitmek için ayaklanmıştı. "Gideyi misun?"

Oruç oturduğu koltuktan telefonunu aldı ve doğruldu. "Gideyrum ama," dedi. Son kelimeyi söylerken işaret parmağını kardeşine doğrultmuştu. "O konuyu konuşacağuz."

İso abisinin neyden bahsettiğini anlamıştı. Fadime'yi hatırlayınca ister istemez sırıtmaya başladı. Kafasını iki yana yatırarak, "Konuşuruz abi ya." Dedi.

Oruç elini indirirken gözleri İso'nun üzerinde oyalandı. Oruç öyle bakınca İso da abisine öyle baktı. İkisi de bir anda gülmeye başladılar. Birlikte eğlenmeyi seviyorlardı. Abi-kardeş ilişkileri çok güçlüydü. Bu kadar kanın içinde tek dayanakları birbirleriydi.

Fadime'den
Arabadayken kızlar gülüşüyorlardı. "Siz şeyi gördünüz mü? İso, ona silahı doğrulttuğumda yutkundu. Tırsıyor bu uşak benden!" Dedim ve hunharca gülmeye devam ettim.

Eleni ilk başta bana kızsa da arabada konuşunca ona da bir gülme gelmişti. Akça da bizi izlemiş o sırada, o da bizimle gülüyor arada yorum yapıyordu. Ben görmemiştim ancak farketmediğim detayları anlatması beni daha çok güldürüyordu. Yol boyunca kahkaha attık diyebilirim. Bu kızlarla eğlenmeyi seviyordum.

Akça bizi bırakınca gitti. Eleni'yle kapıdan girerken hâlâ gülüyordum. "Kaçurdun kızum herşeyi! Daha erken ayrulamadun yavuklundan!"

Eleni koluma girmiş, gülüşüme gülüyordu. "Ela ben nereden bileyim senin İso'ya silah çekeceğini?" Eleni'nin bu dediğiyle birlikte kahkaha attım. Onun bu ortama yavaş yavaş alıştığını görebiliyordum. "Konağa mermi yağdırma diye aşağı inmişti ama..." Deyince sözünü kestim.

"Ula o kılçuk nereden biliymuşta söylemiş size..." Eleni imalı imalı bana bakınca toparladım. "Bilmiyrum ama. O kılçuğun yanunda bir daha konuşmayalum bence." Hemen ardından Eleni güldü.

Yatağıma girmeden önce aynada boncuklarımı çıkartıyordum. Son boncuğu da çıkarttıktan sonra masaya koydum ve örüklerini çözmeye başladım.

Bu gün olanları düşündüm. Aslında çok eğlenmiştim. Tabii o Furtuna yangazı beni sinir etmeseydi daha da eğlenebilirdim ancak bununla da yetinebilirdim. Hem bazen o kılçuk da eğlenceli olabiliyordu. Ne demişti o bugün? Çeyrek mafya.
Çeyrek mafya.

Elimde olmadan kıkırdadım. Nereden uydurmuştu da söylemişti onu? Çok yaratıcı bir lakap olması, beni daha çok güldürüyordu. Son örüğümü çözerken Eleni bana bakıyordu. Yatağına uzanmış kitap okuyordu.

Ona bakınca daha çok güldüm. Hafifçe gülerken sordu. "Neye gülüyorsun bre?"

Gülmemi durdurmak için dudaklarımı ısırdım. "Aklıma bir şey geldi da." Dediğimde devam etmeyeceğimi anlayıp üstelemeden önüne döndü.

Yatağıma yürümeden önce boncuklarımı kutusuna koyarken gözümle saydım. Ancak biri eksikti. Hangisi eksikti? Tekrar saydığımda hangisinin eksik olduğunu anladım.

"Eleni?"

"Hm?"

"Mavi saç boncuğumu gördün mü? Kalpli olan." Yere düşmüştür diye düşünerek aşağı eğildim.

"Hayır."

"Allah, Allah. Bahçede mi duştü acaba?" Nereye düşebilir diye düşünürken az önce Furtuna köyünde olduğumuz aklıma geldi. Hışımla eğildiğim yerden kalkarken, "Hayır!" Diye sesimi yükselttim.

Eleni bana birşey olduğunu sanarak yerinde doğruldu. "İyi misin, Fadime? Ne oldu?" Endişeyle bana bakıyordu.

Yatağımızın ortasındaki komodindeki çekmeceleri karıştırırken gözlerimin dolmaması için kendimi sıkıyordum. "Yok, yok, yok!"

Umutsuzca yere çöktüm. "Yok..." Diye mırıldandım. Gözlerim ve burnum yanmaya başlayınca kızardığımı anlamıştım. Anamın yadigârları yoktu. Bir boncuğa sahip çıkamamış mıydım yani?

Bir gözyaşımın akmasıyla kendimi daha fazla tutamadım. Kollarımı saldım. Eleni de yanıma çökmüş, önüme gelen saçlarımı tutuyordu. Ben ağlamaya başlayınca bana sarıldı. Başımı göğsüne bastırırken sadece, "Annem..." Diyebildim.

★

Sabah okula gelir gelmez İso'nun duvar kenarında oturduğunu gördüm. Benim geldiğimi görünce bana baktı. "Valla iki gündür sen oturaysun. Ben hiç geçmedum. Bilemacuk sen geç o tarafa." Dediğinde daha fazla konuşmasına gerek kalmadan çoktan yanına oturmuştum. Ben oturduğum için ikna olduğumu düşünüp sustu.

Oturur oturmaz başımı sıraya gömdüm. Bugün moralim yoktu. Didişmek için bile onunla iletişime geçmemeye karar verdim. Neden konuşuyordum ki onunla? En başından beri konuşmam bir hataydı.

Bugün derslere katılamayacağım, acaba eve mi gitsem? Boncuklarımdan biri kayıptı. Nerede düşürmüş olabilirim ki? Eğer Furtuna da düşürdüysem ve günün sonunda onu orada bulursam, bir daha Furtuna'ya adım atmayacaktım.

Bilmiyorum belki abartıyormuşum gibi gelebilir ama annesinden kalan tüm hatırası birkaç boncuktan ibaret olunca kızlar bazen böyledir. Anlıyor musunuz? Fadime Koçari de bazen böyledir.

Ne diye gitmiştim ki konağa? Ne işim vardı benim orada? Belki de arabadan hiç çıkmamalıydım. Belki de Furtuna'ya bir daha adımımı atmamalıydım.

"Çeyrek mafya?"

Kafamı kaldırmadan, "Hm?" Dedim. Kafamı kaldırmıyordum çünkü ona bakarsam, göz göze gelirsek kendimi tutamayacağımı biliyordum. Ağlardım. Kıymetli boncuğumu, bir Furtuna yüzünden kaybetmiştim belki de. Ben onu suçlarken nasıl hiçbir şey olmamış gibi davranabilirdim ki?

"Dün..." Diye lafa başlamışken hoca geldiğinden dolayı herkes ayağa kalktığından lafını bölmüş, ayağa kalkmıştı. Bende kafamı zorlukla kaldırarak ayağa kalktım.

Geri otururken İso'nun konuşmasına izin vermeden ben konuştum. "Çok uykum var, Furtunacuk. Sonra uğraş." Derken uyumak için hazırlanıyordum.

İso alayla konuştu. "Ne bu uyku? Gece gece beşik mi salladun?" Dedi ve güldü. Ona bakarken hiçbir tepki vermeden önüme döndüm. Hangi beşik? Annemin beni uyuturken salladığı beşik mi? Eğer öyleyse evet, evet ben dün annesini kaybeden bir bebeğin beşiğini salladım.

Gülmediğim veya onu terslemediğim için ona bakarken gülüşünü soldurmuştu. Hayır, dedim içimden. Anladı mı bugün farklı olduğumu? Anlamasın, bir Furtuna benim ne hissettiğimi görmesin.

Kafamı tekrar sıraya gömdüm ve ders boyunca uyumaya çalıştım. Ama boncuğumu bulamamanın verdiği rahatsızlıkla uyuyamıyordum. Sürekli kıpırdanıyor, uyumak için farklı pozisyonlar arıyordum.

Ben yerimde kıpırdandıkça İso'nun gözlerini üzerimde hissediyordum ama ona hiç bakmamıştım. Son defa pozisyon değiştirdiğimde yine rahat olmadığı için hiddetle kafamı sıradan kaldırdım. Fısıltıyla oflarken sabır çekiyordum.

"Dur ula, atarlı giderli." Dediğinde elindeki ceketini yastık gibi bir hâle getirmişti. Önüme koyunca anlam veremedim ve ona baktım. "Yastuk yaptum sağa. Ne bakaysun?"

Bıkkın bir şekilde önüme döndüm. "Hiç havamda değilim, Furtunacuk." Dediğimde sesim tahmin ettiğimden daha hâlsiz çıkmıştı.

İso'nun da keyifli yüz ifadesi gitmiş, bana ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Yaptığı yastığı kenarı ittirip yüzüm ona dönük olacak şekilde geri yattım. Gözlerimi kapattım.

Hemen sonrasında alnımda hissettiğim soğukluk ile irkilerek gözlerimi açtım. Ne olduğuna baktığımda İso, iki parmağının ters yüzünü alnıma yaslamıştı ve dikkatle düşünüyordu.

Kaşlarımı çatarken konuştum. "Ne yapaysun?"

Kaşlarını şaşkınlıkla kaldırırken elini çekti ve yerinde doğruldu. "Senin ateşin var. Yanaklarun da kızarmuş, gözlerin kan çanağı gibi Fadime." Kalkmaya yeltenirken devam etti. "Haydi, revire gidelum." Kol saatine bakarken hafifçe kaşlarını çattı. "Zaten şimdi çalacak. Hayde." Dediğinde ayağa kalkmış bana bakıyordu.

Kafamı geri gömerken konuştum. "Bir şeyim yok benum."

Sonrasında zil çaldığında kalkmam için kolumdan tutarken çekiştirdi. "Ateşin var, Fadime. Bari şuan diklenme bağa. Ya da revire gidelum, orada diklenursun. Haydi." Derken itiraz istemediğini belirtircesine kaşlarını kaldırıyordu.

Sertçe kolumu ondan kurtarırken, "Ula, istemiyrum dedum!" Dedim. Dişlerimi sıkarak konuşmuştum.

Kafasını başka yere çevirip bıkkınlıkla nefes verdi. Bana dönerken, "Bu sefer kucağıma mu alayum? Yoksa omzum rahat mıydu?" Dedi. Omuz silkerken gözlerini kıstı. "Sen seç."

Durdum ve sadece baktım. Onda bunu yapacak göz var mıydı? Evet, evet vardı. Bu kılçuk beni deli ediyordu!

Bıkkınlıkla nefes verdiğimde kabul ettiğimi anladı. Kafasını salladı. "Hayde o zaman." Dedi ve bileğimi tuttu. Koridorda revire doğru ilerlemeye başladık.

O kadar halsizdim ki bileğimi bırakması için ısrar etmeye tâkâtim yoktu. Yalnızca ilerledim. Bileğimi tuttuğu eline baktım bir an. Nereye gidiyorduk biz? Revire. Peki, bu kılçuk neden benim bileğimi tutuyordu?

Sonra bakışlarımı bileğimde olan elinden yüzüne kaydırdım. Tam göremiyordum, o önden gidiyordu. Arada bana bakıyor, daha da kötüleştim mi diye kontrol ediyordu. Yüzünde endişeli sayılabilecek bir ifade vardı. Hızlı adımlarla ilerliyor, beni de çekiştiriyordu. Benim için mi endişeleniyordu? Ama neden? Düşmanuz ula biz, düşman! Endişe değildir, değil mi?

Revire vardığımızda hemşire ve İso'nun yardımıyla biraz yüksekte olan hasta yatağına oturdum. İso, hemşireyi ne olduğu konusunda bilgilendirince hemşire ateş ölçeri aldı ve alnıma yaklaştırdı.

"Otuz sekiz. Burun akıntısı, baş ağrısı gibi başka şikayetlerde var mı?" Diye sordu bana. Kafamı olumsuz şekilde salladım.

"Dün hiçbir şeyim yoktu."

Hemşire başıyla beni onayladı. "Anladım. Büyük ihtimalle psikojenik ateş. Yani yoğun stres veya kaygı durumlarında karşılaştığımız bir durum. Sıklıkla öğrencilerde görülüyor. Sınav stresinden dolayı şikayet edenler çok." Dediğinde İso ellerini beline koymuş dudaklarını ısırıyor, artık endişeli olduğuna emin olduğum gözlerle bana bakıyordu. Bu çocuk gerçekten evham yapıyordu. Ama neden?

Hemşire İso'ya döndü. "Ama sakinleşince geçen bir ateş. Onu konuşturup rahatlamasını sağlayabilirsin. Bir veya iki saate geçecektir. Yanında kalırsan daha iyi olur." Dedi ve revirden ayrıldı. İso ise hemşireye teşekkürler der gibi kafasını sallarken belli belirsiz gülümsedi.

Hemşire, bizim İso'yla yakın olduğumuzu düşünmüştü. Yanılıyordu ama İso'yu böyle görsem, bende bizi yakın sanardım. Benim için fazla endişelenmişti. Ne yapıyordu bu yangaz?

İso, hemşirenin arkasından kapıyı kapattı. Bana doğru yaklaşırken gülümsedi. Kaşlarımı çattım. "Seni sakinleştirmem gerekiymuş." Derken yanıma oturdu. Rahat oturabilmesi için yana kaydım.

"Ben sakinim." Hayır, değilim. Boncuğum yok. Belki de senin yüzünden.

Yalan söylediğimi biliyormuş gibi nefes vererek önüne döndü. Sırıtarak başını kaldırırken, "Tamam, çeyrek mafya!" Dedi. Beni sorun olmadığına ikna mı etmeye çalışıyordu? Rahatlamam için beni güldürmeye çalışması nedensizce iyi hissettirmişti. Kendimi tutamayarak güldüm. Ben gülünce o da güldü. Bu kılçuk galiba beni güldürmeyi biliyordu.

Gülmeyi bitirince nefes verdim. "Neden buradasun?" Başımı aşağıda sarkıttığım bacaklarıma çevirirken konuşmuştum. Ne diyecekti? Beni pekâlâ kızlar da buraya getirebilirdi. Neden o getirmişti?

Benim gibi önüne dönerken cevapladı. "Ateşin var." Öylesine söyledi. Sanki normal arkadaşmışız gibi. Sanki hiç düşmanlık etmemişiz gibi. Sanki beni önemsiyormuş gibi.

Bir dakika boyunca öylece durduk. Sonra sanki konu açmaya çalışıyormuş gibi lafa girdi. "Aç misun? Canun bir şey istiysa alabilirum." Dediği anda yanlış bir şey söylemişcesine hışımla bana döndü. "Yani istersen dedum. Sana aç olduğunu ima etmek içun değul. Dün kantindeki gibi olmasun dedum." Daha da batırmış olduğunu farketti.

Utangaç bir ifadeyle ensesini kaşırken toparlamaya çalıştı. "Aslında aklıma bile gelmemişti. Sen öyle bakınca o anı hatırladım." Pes ediyormuş gibi omuzları çöktü. "Boşver, aç değilsin." Sonra merakla yüzüme baktı. "Değil mi?"

Ben ise şaşkınlıkla karışık alayla ona bakıyor, gülmemek için dudaklarımı bastırıyordum. O kadar hızlı konuşmuştu ki onu hiç böyle görmemiştim. Şivesi yok olmuştu. Merakla bana bakıyor, ne diyeceğimi bekliyordu. Önüme dönerken kendimi tutamayarak kıkırdadım. Çok komik gözüküyordu.

"Aç değilum." Dediğimde başını sallarken o da önüne döndü. Yataktan aşağı sarkan bacaklarımızı izlerken düşünmeye başladım. En son ne zaman böyle bir an yaşamıştım? Küçükken. İkinci defa bir Furtuna'nın benim için evham yaptığını ve bu kez bu Furtuna'nın torunu ile benzer bir an yaşadığımı yeni farkettim. Bu Furtuna da babaannesi gibi, iyi düşman mıydı?

Sakinleştiğimi farkettiğimde hafifçe gülümsedim. Bu yangaz hemşirenin dediğini yapmıştı. Şimdi sadece ateşimin düşmesini beklemek kalıyordu. Bir an düşündüm. Soracak mıydı? Neden ateşlenecek kadar kaygılandığımı soracak mıydı? Merak ettiğini elbette biliyordum. Bu durumda kim olsa sebebini merak ederdi. Derslerden kaynaklı olmadığını o da biliyordu.

"İso." Dediğimde kafasını kaldırıp bana baktığını perspektiften görüyordum. Ben ise kafamı yerden kaldırmamış, stresten sallamaya başladığım bacaklarıma bakıyordum.

"Hm?"

"Sormayacak misun?" Diye devam ettiğimde zorlukla kafamı kaldırdım. Gözlerim dolmuştu. Ona zayıf tarafımı göstermek istemiyordum ama merakım buna yenik düşüyordu. Sorarsa eğer ne cevap verecektim? Ona, sebep oldukları ailemi anlatacak mıydım? Ona içimi dökecek kadar güveniyor muydum? Hayır. Ben bir Furtuna'ya güvenemezdim. Bir Furtuna'ya güvenmemeliydim.

Baktı. Baktı. Gözlerimin dolduğunu gördü. Yutkundu. Ne diyecekti? Sanki görmek istemiyormuş gibi kafasını yere çevirdi. "Neyi?" Anlamazdıktan geldi. Benim için hassas olduğunu anlamıştı. Beni zor durumda bırakmamak için bilmiyormuş gibi davranıyordu.

Nefes verirken burukça gülümsedim. Nefesimi tuttuğumu şimdi farkediyordum. Burnumu çekerken önüme döndüm. Dolan gözlerimi kolumla sildim.

★

Yirmi dakika çoktan geçmiş olmalıydı. "İso." Sakin bir sesle tekrar ona döndüm.

Aramızdaki mesafe sadece iki yanımıza koyduğumuz ellerimizden ibaretti. Normalden daha yakındık. Kokusunu duyabiliyordum. Ağır ve oldukça hoş bir erkek parfümü kokuyordu. Hoş mu? Fadime ne diyorsun?

Düşman olduğumuzu hatırlatmak için seslenmiştim ona. Bana yardım ederken düşman olduğumuzu unutuyor gibiydi. Her defasında bana yardım ederek, sanki düşmanlığı biz bitirecekmişiz gibi böylesine yumuşaması beni düşündürüyordu.

"Fadime." Dedi sanki beni susturmak ister gibi. Ne hakkında konuşacağımı biliyormuş gibi. Devam etmesi için hafifçe kaşlarımı kaldırdım. Sadece baktı. Gözlerimi mavi harelerine kitlerken, ne diyeceğini merak ediyordum. Sonra sanki bir şey söyleyecekmişte vazgeçmiş gibi iç çekti. Omuzları düşerken başını çevirdi. Bu konu hakkında konuşamıyorken bile nasıl unutabiliyordu? Belki de unutmuyor, diye geçirdim içimden. Belki sadece saklıyor... Benim gibi, Fadime Koçari gibi...

Konuyu dağıtmak için genzimi temizleyerek lafa girdim. "Sen öyle deyince acıktum." Hafifçe güldüm. Ne diyecek, ne tepki verecek diye yüzüne baktım.

İso da gülerken bana döndü. İki parmağının tersiyle ateşime baktı. Alayla ters şekilde gülümsedi. "Uhh! Çeyrek mafya geri mi dönmiş?" Derken elini geri çekti. Söylediğine güldüm.

Saatine bakarken konuştu. "Yarım saat geçmiş. Ateşun de normal görüneyi." Ayağı kalktı. "Ben bir kantine gideyim." Dedi ve bana bakıp göz kırptı. Bu hareketiyle şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. Ben cevap vermeyince kapıdan çıktı. Benimle bu kadar ilgilenmesi garibime gitmişti. İso her geçen gün beni daha fazla şaşırtıyordu. Belki de ona haksızlık ediyordum.

★

İso çıktıktan sonra kızlara haber vermiş olmalıydı ki beş dakika sonra yanıma gelmişlerdi. Onlara neden burada olduğumu söyledim. Ama sebebini söylemedim. Sadece Eleni boncuğumu kaybettiğimi biliyordu. O da ateşin sebebinin boncuk olduğunu bilmiyordu.

Üçüncü ders zili çalınca kızlarla sınıfa çıktık. Sırama döndüğümde bir poğaça ve ayran masanın üzerinde duruyordu. İso'nun kantine gideceği aklıma gelince belli belirsiz gülümsedim. O almış olmalıydı.

Sırama otururken poşedi açtım. Ayranı çalkalarken yüzümdeki neredeyse belli olmayan gülücük silinmemişti. Peki sınıfa uğradıysa kendisi neredeydi? Merak etmiştim. Ama açlığım merakıma ağır bastığından çok da irdelemeden yemeğe koyuldum.

★

İso derse gelmemişti. Artık iyice meraklanmıştım. Üçüncü teneffüste kızlarla kütüphane'ye gitmeye karar vermiştik. Eleni zaten bir kitap bağımlısıydı. Benimde tarihe ilgim olduğundan Akça da bize katılmak zorunda kalmıştı.

Kütüphanedeyken rafları geziyor, dikkatimi çekenlerin arkasını okuyor, beğendiklerimi elimde topluyordum. Sonunda kızların yanına ilerlediğimde kitapları taşımakta zorlandığımı farkettim. Çok mu abartmıştım?

Dikdörtgen masanın uzun kısmında Akça ve Çakır, kısa tarafında Arda, Çakır'ın hemen karşısında kalan sandalyeye ise Eleni oturmuştu. Sonunda bizim grup yine toplanmıştı.

Geçen sene ve ondan önceki senelerde de arkadaş grubumuz hep aynıydı. Eleni daha geçen sene aramıza katılmış olsa da diğerlerine hemencecik ısınmış, en az bizim kadar yakınlık kurmuştu.

Masaya zorlukla kitapları koyduğumda herkesin gözü bana dönmüş, gözleri belermişti. "Yuh!" Dedi Çakır kitaplara bakarken.

Arda arkasına yaslanıyorken şaşkınlıkla yerinde dikleşmişti. "Kızum sen ne edecesun bu kadar kitabı?" Dediğinde Eleni onların tepkisine kıkırdadı. Evde bir tek o beni gördüğünden kitap okumayı ne kadar sevdiğimi bir o biliyordu.

Akça ve diğerleri de kitap okumayı sevdiğimi biliyordu ancak bu defa ona da abartı gelmiş olacak ki kaşlarını kaldırarak bana bakıyordu. "Bilema az olmuş!" Dedi dalga geçerek.

Eleni'nin yan tarafında, Akça'nın hemen önünde olan sandalyeye otururken kendimi tutamadım ve hafifçe güldüm. Sonra çıkıştım. "Size ne ula benum kitaplarumdan? Siz kendinize bakun hele! Sınava bir ben gireceğum sanki!"

"Ettiği lafa bak! Sanki hiç çalışmaymişim gibi!" Dediğinde herkesin gözü Arda'ya döndü. Evet, hiç çalışmıyordu. Arda, herkes ona bakınca haksız olduğunu farketti. Bakışlarını kaçırarak, "Tamam, çalışmayrum." Dedi. Sonra muzip bir ifadeyle her birimizde göz gezdirdi. "Ama ben ne ettum?"

Kafamı iki yana saklarken göz devirdim. Gözlerimi kısarak kaşlarımı kaldırdım. "Ne etmuş olabilirsun? Naz'ın yolunu gözlemekten başka tabii." Dediğimde herkes dalga geçercesine gülmeye başladı. Bende keyifle arkama yaslandım. Onunla uğraşmayı seviyordum.

Arda, lisenin başından beri Naz diye bir Furtuna'nın peşinden koşturuyordu. Naz ise onun Koçari köyünden olduğunu ve ikisinin asla sevdalık etmeyeceğini söyleyip duruyordu. Bence çok haklı bir düşünceydi elbette ama Arda'ya da üzülüyordum. Arda ise Naz için herşeyi yapmaya hazırdı. Öyle ki üç yıldır bir kere vazgeçtiğini görmemiştim.

Böyle düşünürken iki gündür Arda'nın okulda olmadığını yeni farkediyordum. Çakır'ı görmüştüm arada yanımıza uğramıştı ancak Arda'yı hiç görmemiştim. Merakla, somurtan Arda'ya döndüm. "Hem sen neredesun iki gündür? Gözümüz yollarda kaldı valla."

Dediğime yüzünü buruşturdu. "Bakun hele yalancuya! Sanki çok merak edeyi!" Bir şey aklına gelmiş gibi sırıtmaya başladı. "Bazu yangazlar seni daha çok meşgul edeyi artuk. Değil mi Eleni?" Diye sorduğunda Eleni'ye döndü. Eleni ve İso'nun yakın arkadaş olduklarını hepimiz biliyorduk. Bana ima yaptığını da herkes anlamıştı.

Bu dediğine hiddetle kaşlarımı çattım. Nereden biliyordu? Ayrıca o yangazla sürekli didiştiğimden bihaber miydi? Kimden duyduysa eksik duymuştu. Böyle anlaşılmak ise sinir bozucuydu. Masada duran kimin olduğunu bilmediğim silgiyi ona fırlatırken kollarıyla yüzünü siper etmişti. Iskalayınca eğlenen bir kahkaha attı. Ona burnumu buruşturdum.

Çakır biz didişirken bana döndü. "Fadime, sen iyi misun?" Dediğinde ne olduğunu sorar gibi bana bakıyordu. Yanında duran Arda'nın kafasına hafifçe vururken devam etti. "Soramadum bu kot kafali yüzünden."

"Ula ben ne ettum ya? O başlattu!"

Akça, "Az sus artık da." Dedi sabırla Arda'ya bakarken. "İki gün kafamizi dinlemişuz. Hiç farketmeduk, göreyi misun?" Dediğinde Çakır'a dönmüştü.

Arda'yı umursamayarak Çakır'ı cevapladım. "Ateşim bir an yükselince revire gittum. Hemen geçtu zaten, önemli bir şey yok." Dediğimde anladım dercesine kafasını sallıyordu. Biraz sonra dördüncü ders zili çalınca Arda ve Çakır kendi sınıflarına, bizde kendi sınıfımıza çıktık.

Sırama ilerlerken İso'nun yerinde olmadığını gördüm. Nereye gitmişti de gelmemişti? Derslerine önem veren birinin iki derstir ortada olmaması normal miydi?

Sonra ne düşündüğümü farkettim. Bir Furtuna'yı mı merak ediyordum? Yok canım, diye geçirdim içimden. Ne merak edeceğim o kılçuğu? Hem o benim neyim ki?

O benim neyim ki? Neyim ki? Babamı öldürenlerin kanından bir kan. Düşüncenin ağırlığıyla yutkundum. Düşman kanı. Düşmanın soyundan. Düşman.

★★★

Duygusal bir bölümden selamlarr. Bölüm biraz sıkıcıydı farkındayım ama ilerleyen bölümlerde böyle olmayacak.

Arda karakteri, Adil'in gençliğini canlandıran Arda Anarat'ın kendisidir. Tarzını, konuşmasını dizideki hâli gibi düşünebilirsiniz. Kurguladığım hâli yine partnerinin peşinden koşan, komik ve esprili, yeri geldiğinde sinirlenen biri olacak.

Partneri ise dizideki Esme'nin gençliğini canlandıran Naz Sayıner'dir. Tarzını, konuşmasını dizideki gibi düşünün aynı şekilde.

Arkadaş grubu, lisenin başından üçüncü yılının başına kadar hiç bozulmadan aynı kalmış olup Eleni'nin geçen sene aralarına katılmasıyla daha da büyümüştür.

Bölüm hakkındaki yorumlarınızı merak ediyorummm. Lütfen satır arası yorum yapmayı ve beğenip kaydetmeyi unutmayın.

Tiktok: @tbd7mg
X: @tbd7mg

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

71okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18