1. bölüm / 5
Lise Kurgusu (İsFad vers')1. Bölüm - Aynı Sıra
Bölümler 5Şu an: 1. Bölüm - Aynı Sıra
1. BÖLÜM - Aynı Sıra
*Bölüm şarkısı*
"Zeynep Bastık - Her Mevsim Yazım"
★★★
Fadime'den
Mutfaktan gelen seslerle uyandım. Tabak çatal sesi. Herkes uyanmıştır, diye düşündüm. Zaten hep en son ben kalkıyordum.
Okul formamı; beyaz gömleğim ve son bir yıldır benimle olan siyah eteğimi giydim. Eteğimle uyumlu siyah kravatımı geçirdim. Sadece bir yıl giymemin sebebi ise geçen sene etek giymeye başlamış olmamdı. İlk iki yıl kaç defa uyarı almama rağmen bir şekilde pantolon giymeyi başarmış, müdür yardımcısının sert tavrına rağmen pantolon giymeyi bırakmamıştım. Ancak geçen sene ne olduysa bana bir şekilde etek giydirmeyi başarmışlardı.
Hemen sonra saçlarımı saldım. Arasına küçük küçük dört tane örgü ördüm. Annemde böyle yaparmış saçlarını.
Farklı renklerdeki dört saç boncuğunu taktığımda burukça gülümsedim. Annemin boncuklarıymış. Abim söylemişti. Tabii ben hatırlamıyordum.
Anneme dair pek birşey hatırlamasam da abimle olan anılarımı çok net hatırlıyordum. Mesela eskiden abim takardı boncukları, örüklerime. Hatta örgülerimi de itinayla o örerdi. Örerken anamın saçlarınında böyle olduğunu, ona çok benzediğimi söylerdi. Benim dünyamda annem, abimin anlattıklarından ibaretti.
Bileğime kırmızı karışık desenli bir fular bağladıktan sonra çantamı da programa göre hazırladığımda tam anlamıyla hazırdım. Bu yıl derslerime epey yüklenmem gerekiyordu. Son sınıftım ve üniversite sınavına girmeyi hedefliyordum. Zaten derslerim çok kötü değildi ama ders çalıştığım da söylenemezdi. Bu yıl kavga etmek yerine ders çalışacaktım.
Hocaların gözünde kavgacı bir yapım vardı. Ama bence kavgacı değil de sabırsızdım. O Furtuna'lılara katlanamıyordum. Bu da beni kavgacı biri yapıyorsa, öyleydim.
Mutfağa girdiğimde herkes kahvaltı yapıyordu. İlve ablam beni görünce gülümsedi. "Az daha gelmeseydun Gezep bitirecekti ha kuymağı." Dedi ve bana ıhlamur koymak için masadan kalktı. Gezep abim ise mani söylemeye başlamıştı. Galiba banaydı.
"Fadime'm gelmiş, hoşgelmiş.
Kendi gibi, beni de severmiş.
Essahtan seviyorsa Gezep abisini,
Yatağına geri mi dönermiş?"
Dedi ve ağzına bir lokma daha kuymak attı.
Güldüm ve oturdum. Bende yumuldum kuymağa. İlve ablam ne zaman kuymak yapsa Gezep abimle atışa atışa yerdik. Kim aceleci davranırsa daha çok yerdi sonuçta, değil mi?
Daha sonra üzerimde bakış hissettim. Abim bana bakıyordu yani saçlarıma. "Tattaram? İyi misin abim?" Dedi. Ben dört farklı boncuğu annemi özleyince takıyordum. Aslında saç boncuklarını her gün takardım ama dört tanesini özellikle ayırır, çok özleyipte sarılamayınca takardım. Abim bilirdi beni.
"İyiyim abim." Dedim gülümsedim. Konuşmak istemediğimi anlayınca konuyu değiştirdi. "Gezep bıraksın seni okula bugün. İlk günden servisle uğraşma. Kalabalıktır şimdi." Aklına birşey gelmiş gibi kaşlarını çattı. "Hem o Furtuna uşaklarını da görmemiş olursun."
Evet. Furtuna'larla aynı liseye gidiyordum. Yani en azından çoğuyla. Koçari köyünde lise yoktu. Furtuna'da da. O yüzden iki köye en yakın okula gidiyordu çoğu kişi. Bende öyle. Tabii abim bu durumdan oldukça rahatsızdı. Ben istesem okul değiştirirdim aslında ama kim uğraşacaktı? Hem bana eğlence çıkıyordu.
"Sanki okula gidince görmeyeceğim. Bir türlü alışamadun ha bu düzene." Abimin aksine ben artık onları takmıyordum. Koskoca üç yıl geçmiş. Hiç derdim yok onları mı umursayacaktım bir de? Tabii gerekirse kavga edebilirim, orası ayrı.
"Ha bak düşündükçe boğaldum." Dedi sinirle verdiği nefesle. Sıkıntıyla yakasını çekiştirmeye başlamıştı.
Gezep abim, sakinleştirmek için abimin omzunu sıvazladı. "Merak etme, dayıoğli. Ben bırakırım Fadime'mi." Öyle diyince saate bakma ihtiyacı hissettim. Kaşlarımı hiddetle kaldırdım. Ağzıma birkaç lokma daha atıp kalktım sofradan. "Hayde o zaman. Geç kaliyrum da!" Çantamı alıp kapıya doğru yürüdüm.
İlve ablam mutfaktan seslendi. "Fadime!"
"Eeyy?" Diye sesimin duyulması için bağırdım. Ayakkabılarımı giyiyordum. İlve ablam yanımda belirdi.
"Kız! Bak kavga ettiğini duymayacağım ha. İlk günden sorun çıkartma ula!"
Sinirle İlve ablama döndüm. "Ya ben n'apayrum sanki? Onlar bulaşıyorlar." Yüzümü buruşturdum. "Hem hiç senun sözünü dinleyesum yok." Dedim ve çıktım kapıdan.
Gezep abim de arkadan bağırdı. "Yürü be Koçari kizu! Ben senin tarafındayum ha." Dedi ve güldü. İlve ablamın, Gezep abimin koluna vurduğunu görmüştüm. Kıkırdadım. Onları böyle görmek beni güldürüyordu. Canım ikizlerum.
★
Okulun önüne vardığımızda zil yeni çalıyordu. Arabadan indim. Gezep abim işi olduğundan ben iner inmez gitmişti. Kapıdan içeri girmek için arkamı döndüğüm sırada tanıdık bir araba gördüm. Oruç Furtuna.
İçinden hızla bana doğru koşan Eleni inince şok oldum ama bana sarılması için kollarımı açtım hemen. "Oyy! Halasinin ballisi!" Dedim ve sarılırken öpmeye başladım. Bu hâlime kıkırdıyordu.
Tatilde Yunanistan'a gitmişti. Döndüğünde Esme'nin yanında kalmış olacaktı ki Oruç ile beraber gelmişti. Geri çekildim. "Bize niye haber vermeysun ula! Biz neciyuz burada?"
"Bre, ben sürpriz yapacaktım size." Dedi ve gerçekten ona kızdığım sandığı için üzülmüştü. Saf yeğenum benum!
"Bre şaka yaptim da. Asma muncurunu." Deyip güldüm. Kolumu omzuna attım ve okula doğru yürümeye başladım. Hâlâ gülüşüyorduk.
"Ula beni da bekleyin da!" Diyen İso Furtuna'yı duymazdan geldim. Furtuna'lıları yok saymaya başlayalı bir sene olmuştu. Bir senedir doğru dürüst kavga ettiğim bile yoktu. Tıpkı bir senedir yaptığım gibi İso Furtuna'yı da görmezden geleceğim, diye geçirdim içimden.
O yokmuş gibi Eleni'yle gülüşmeye devam ettim. Ancak hızlı adımlar atmış olmalıydı ki yanımızda bitmişti.
Yanımızda yürümeye başlayınca eğlenen bir ifadeyle ona dönerek, alaycı bir şekilde güldüm. Onu sinir edip başımızdan savmak istiyordum. "Sen daha bitiremedun mu ha okulu? Ne kadar kot kafalıysan artık beşincu yılına girdun." Dediğimde amacıma ulaşmıştım. Sinir olmuştu.
Aslında kafası basmadığından değil de saldırgan biri olduğundan sınıf tekrarı yaptığını biliyordum.
Sinirle nefes verdiğini duydum. "Bağa bak, Koçari kızı." Dediğinde ona döndüm ve durdum. Ben durunca o da durdu.
"Ne var, Furtunacuk?" Furtunacuk, dememle birlikte yüzünü buruşturması bir olmuştu. "Zoruna mı gideyi?" Diye devam ettim aynı alaycılıkla.
Cevap vermesini beklemeden önüme dönüp yürümeye başladım. Arkamdan anlam veremeyerek "Furtunacuk nedu ya?" Dediğini duymuştum. Gülerek diğer öğrencileri durdurup sınıfı soran Eleni'ye yetiştim.
Eleni sınıfı öğrenmişti. Sınıfa doğru çıkmaya başladık. Sınıfa vardığımızda tam tahmin ettiğim gibi en geç biz geldiğimizden sadece öndeki iki sıra boştu.
Tam ikinci sıraya oturmak için davranacaktım ki biri benden önce davranıp çantasını sıraya fırlatıverdi. Çantanın sahibinin kim olduğuna baktığımda sinir olmamak elde değildi.
İso Furtuna. Aynı sınıfta mıydık?
"Gıcuk!" Diye ağzımın içinde sadece onun duyabileceği şekilde konuştum ve en öne oturdum. Eleni de yanıma oturdu.
İlk dersimiz sınıf öğretmenimizle olduğundan hemen oturma düzeni yapacağını, sonrasında uğraşmak istemediğini söyledi. Aslında en öne oturmadığıma sevinirdim ama bu meymenetsiz hoca her yıl kızlı erkekli oturtuyordu. Ben yeğenumla oturmak isteyrum belki? Yaşımız kaç olmuş, hâlâ aynı muhabbet ya hu!
"Herkes çantasını alsın ve tahtaya çıksın." Hoca herkesi yerleştirdi bir tek dört öğrenci kalmıştı. Ya İso'yla birlikte oturacaktım ya da diğer çocukla. Yüzde elli ihtimalle Furtuna denk gelmezdi herhalde, değil mi?
"Fadime, sen en arkaya İso'yla geç." Şom ağzıma tüküreyim!
"Hocam ben bu kılçukla oturmam!" Diye çemkirdim hemen. İso sanki bunu diyeceğimi biliyormuş gibi kaşlarını çatıp yüzünü buruşturdu bıkkın bir ifadeyle.
"Fadime'ciğim. Hem senin matematiğin kötü değil miydi? İso çalışkan bir öğrenci. Sana yardımcı olacaktır." Bu kılçuk mu çalışkan?
Hoca öyle dediğinde İso'nun yüzünde muzip bir sırıtış vardı. Hoca onu övdü ya, şımardı hemen! Geçmem için eliyle işaret yaptığında "Kılçuk!" Diye mırıldandım ve sıraya doğru yürüdüm. Ukâlâ!
★
Teneffüste Eleni ve Akça ile kantine inmeye karar vermiştik. Ben sabah birşeyler yemiştim ama Eleni ve Akça yememişti. Onlar poğaça sırasındayken bende masalardan birine oturmuş kollarımı göğsümde birleştirmiş şekilde onları bekliyordum.
Sonra oturduğum masaya doğru yaklaşan Eyüphan'ı farkettim. Yine ne diyecek acaba? Diye geçirdim içimden. Onunla kuzendik ama o beni başka türlü görüyordu. Her fırsatta bunu ima ediyor ve beni bıktırıyordu. Bana bir zararı olmuyordu fakat onunla konuşmak bile beni yoruyordu. Eyüphan masadan sandalye çekip otururken bıkkın bir nefes verdim. "Ne oldu Eyüphan? Niye geldun?"
"Fadime. Naz yapma da artuk."
"Neyun nazu Eyüphan? Ne naz yapacağum ben sağa?" Kendi kendine gelin güvey olması çok canımı sıkıyordu.
"Fad..." Dediğinde omzunda bir elle sustu. Kim olduğuna baktığımda İso'ydu. Kaşlarını çatarak bir Eyüphan'a bir bana baktı. "N'oldu Fadime? Bu hıyar seni rahatsuz mu edeyi?" Diye sorduğunda aslında bu yüzden burada olduğunu ikimizde biliyorduk.
Eyüphan beni rahatsız ediyordu ama bana kötü birşey yapmazdı. Hem ona neydi ki benden?
Tam ağzımı açıp cevap verecektim ki Eyüphan, "Sağa ne, küçük Furtuna?" dedi. Mal Eyüphan! Şimdi dayağı ye de otur aşağı!
İso'nun bende olan bakışları Eyüphan'a kaydığında sabırla nefes verdi. Yumruğunu sıkıyordu. Sinirli olduğu her hâlinden belliydi. "Bağa ne?" Dediğinde sahte bir şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Sinirleri bozulmuş gibi gülerken, "Küçük Furtuna, ha?" Dedi ve kafasını diğer tarafa çevirdi.
Sonra sorun olmadığına ikna olmuş gibi tekrar Eyüphan'a baktı ve kafasını aşağı yukarı sallarken arkasını döndü. Bende kavga çıkmadığı için rahat bir nefes almışken İso bir anda geri döndü ve Eyüphan'a yumruk attı. Ağzım şaşkınlıkla açılırken İso, Eyüphan'ı yakasından tutup ayağa kaldırdı. İso ikinci yumruğunu atarken onu durdurmak için ayağa kalkıyordum.
Herkes başımıza toplanmıştı. "İso, bırak!" Dediğimde beni duymuyor gibiydi.
Etrafımızdan iki erkek İso'yu tutunca bu sefer Eyüphan, İso'ya doğru adım atmıştı ki, "Eyüphan!" Diyerek önüne geçtim. İso da olan gözleri bana dönünce bir saniye sürdü ve vazgeçmiş olacakki buradan uzaklaştı.
Tam o sırada biri hocalara haber vermiş olacak ki hocalardan biri buraya gelmişti. Hoca bıkkınlıkla karışık öfkeyle İso'ya, "Derhal müdürün odasına!" dediğinde herkes dağılmaya başlamıştı. Kızlarsa çoktan yanıma varmış ne olduğunu anlamadıklarından soran ifadelerle bana bakıyorlardı.
İso'ya baktığımda bana bakıyordu. Sonra kollarını iki yandan kurtarıp sinirden hızlı hızlı nefes alıp verirken kantinden çıktı. Peşinden gitmek için bir adım attığımda kızlar kolumdan tuttu. "Nereye Fadime?"
"Ne olduğunu anlatacak misun artuk?"
"Şuan değil." Dediğimde bir kızlara bir de az önce İso'nun çıktığı kapıya bakıyordum. Gözlerim tekrar kızları bulunca, "Ben bu derse giremeyeceğum, siz gidun. Beklemeyun beni." Dediğimde birşey soracak gibi olan Eleni'ye baktım. "Anlatacağum dedum ya! Haydi, gidun siz." Beni onayladıktan sonra kantinden çıktım.
Aslında bir Furtuna'nın peşinden asla gitmezdim ama kavga konusu bendim. Ve azıcık dahi olsa içimde bir mahçupluk vardı. Ne de olsa benim yüzümden kavga etmişti ve disiplin yemesini istemezdim. Zaten bir yıl sınıfta kalmıştı. Hem de aynı sebepten! İkinci defa olduğundan bu kez okuldan bile atılabilirdi. Kendimi çok suçlu hissediyordum.
Eyüphan salağı, benim yerime konuşmasaydı belki de bu kavga hiç çıkmayacaktı. Hem bu Furtuna ne zaman gelmişti de Eyüphan'ın beni rahatsız ettiğini farketmişti? Bizi mi dinlemişti? Ayrıca ona neydi yani?
Böyle düşünürken müdürün odasına varmıştım. Kapısı kapalı olduğundan içeriyi göremiyordum. Kapının hemen yanında, yere sabitlenmiş olan bekleme alanına konmuş koltuklardan birine oturdum. Oflayarak kollarımı dizime koydum başımı ellerimin arasına aldım ve beklemeye başladım.
Yaklaşık on beş dakika sonra kapı açıldığında ayağa kalktım. İçerden ilk önce Eyüphan, sonra İso çıkmıştı. İso, Eyüphan'a hâlâ öldürücü bakışlar atıyordu.
İkisi de arkası dönük olduklarından beni farketmemişti. Eyüphan sınıfına giderken İso da sinirle nefes vermiş, sınıfa çıkmak için adım atmıştı. "İso." Dediğimde şaşkınlıkla bana döndü.
"Fadime, sen niye sınıfta değulsun? O hıyarı bekliyisan, demin..."
Dediğinde sözünü kestim. "Ne oldi içeride?" Derken sesimin endişeli geldiğini farkedip yanlış anlamasın diye ekledim. "Yani ben seni merak ettuğumdan değil. Benum yüzumden olduğu içun sorayrum." Dediğimde kaşlarını şaşkınlıkla kaldırıp öylece baktı.
Beş saniye sonra hâlâ cevap vermeyeceğini anlayınca tekrar konuştum. "Sana diyrum, kot kafali uşak!" Dediğimde irkildi.
Eliyle arkasında kalan müdürün odasını işaret ederken, "Eee." Dedi. Konuşamadığını fark edince, kapıyı işaret ettiği eliyle şakaklarını ovaladı. Ellerini yüzünden çekince bir nefes aldı.
Merakla kaşlarımı kaldırmış, bir şey söylemesini bekliyordum. "Uyarı verdiler. Pek birşey olmadi. Bir daha olmasun zırvaluklaru falan." Dedikten sonra konuşabilmenin rahatlığıyla nefes verdi.
Anladım dercesine kafamı yavaş yavaş salladım. Artık ona değil yere bakıyordum.
Bir süre ikimizde sessiz kaldık. İso'ya baktığımda ensesini kaşıyor ve yere bakıyordu. "Eee?" Dedim sessizliği bölercesine.
Öyle diyince bana baktı ve anlam veremeyerek kaşlarını çattı. "Eee?" Diye beni tekrar etti.
"Sınıfa çıkalum?" Kaşlarımı kaldırarak beni onaylamasını bekledim.
"He." Dedi yeni aklına gelmiş gibi. "Çıkalum, çıkalum." Dedi başıyla beni onaylarken.
Aramızda beş adımlık bir mesafe vardı. Geçmem için işaret yaptığında önden yürümeye başladım.
★
Matematik dersindeydik. Hiçbir şey anlamıyordum, kafayı yiyecektim. Sıkıntıyla "Off!" çektim. Boğaldum, boğaldum!
İso'ya baktığımda çok dikkatli bir şekilde dinliyordu. Belliydi anlıyordu. Bu Furtuna kılçuğu essahtan çalışkan olabilir miydi?
Ben oflayınca bana baktı ama sonra hemen önüne döndü. Bende tekrar derse odaklanmaya çalıştım.
"Bu soruyu çözenin sözlüsüne 10 puan fazla gireceğim." Böyle dediğine göre zor bir soru olmalıydı. Zaten çözemeyecektim ama yine de çözmeye çalışacaktım. Denemekten zarar gelmez sonuçta.
Bir dakika geçti, iki dakika geçti. Ben yazıp yazıp siliyordum. İso'ya baktığımda saçma bir yüz ifadesiyle sile sile mahvettiğim defterime bakıyordu.
O öyle baktığı için bende ne var? ifademle ona baktım. Onun defterine baktığımda çoktan çözmüştü. Yuh!
Oflayarak kafamı sıranın üstüne koydum. Pes ediyorum! Matematik bana göre değildi.
Biraz sonra elimdeki kalemin elimden alındığını hissettim ve ne olduğuna bakmak için gözümü açtım. Kafamı kaldırdığımda İso kalemimi alıp defterime eğilmişti. Ne yapıyordu bu yangaz?
Ona baktığımı farkedince konuştu. "Ne? Hadi gel, anlatacağum da." Sesi gayet sakindi. Hatta o kadar düz bir sesle konuşmuştu ki bu Furtuna'nın ilk defa benimle düzgün bir iletişime geçtiğini şimdi farkediyordum.
"Yardım istemedum."
"Ben yardım etmek istedum."
Sen kimsin? Bir Furtuna.
Yüzümü biraz ona doğru yaklaştırdım. "Furtunacuk," dediğimde sözümü kesti.
"Koçari," dedi ve bir sessizlik oluştu. Sesi o kadar sakin çıkmıştı ki bende sakinleşmiştim. Belli belirsiz kaşlarımı kaldırdım.
"Gel da, anlatacağız işte." Dediğinde yutkundum. Bir Furtuna neden bana yardım etsindi ki? Ama o kadar ciddiydi ki atışmak için yapmadığı gözlerinden bile belli oluyordu. Gözleri demişken...
Mavinin hangi tonuydu o?
Yutkunduğumu görünce güldü ve soruya döndü. "Şimdi şu x'i ilk önce bu tarafa geçir ki, işareti değişsin..." Diye anlatmaya başladı.
Soruyu anlatmayı bitirdiğinde anladığımı farkettim. "Hee." Dedim ve soruya bakarken başımı salladım. Soru bittiği için bana döndü.
"E haydi git da." Anlamadım.
"Nereye?"
"Soruyu göstermeye işte. Süre bitecek hayde." Dedi ve geçmem için kenarı çekildi.
"Kendim çözmediğim soru için puan dilenecek değilum." Sonuçta daha senenin başındaydık ve ne kadar düşük alabilirdim ki?
İç çekti ve bıkkınlıkla bana döndü. "Fadime."
Devam etmesi için efendim? dercesine kaşlarımı kaldırarak başımı salladım.
Cevap vermeyince kısa bir süre ne o hareket etti ne ben. Bu bir ısrar mıydı yoksa ikna etme çabası mı? Bilmiyorum. Ama ben çoktan ikna olmuştum. "İyi, gideyrum." Dediğimde ayağı kalkıyordum. Sonuçta fazla nottan zarar çıkmazdı.
Ben duvar kenarında olduğumdan geçmem için kalkması gerekiyordu. "Ha bununla birlikte iki ettu. Sen ne etmeye çalışaysun, Furtunacuk?" Dedim.
Ettiği kavgadan sonra bu bana yaptığı ikinci iyi şey oluyordu. Kavga ederek iyi bir şey yapmamıştı ama nasıl olursa olsun beni bir şekilde korumuştu. Sahi, bu Furtuna ne diye beni korumuştu?
İkna olsam bile emin olamıyordum. Sonuçta o bir Furtuna'ydı ve ben bir Koçari'ydim. Düşmandık biz. Düşmanlar yardımlaşır mıydı?
Bu soru aklıma küçükken abime sorduğum soruyu anımsatmıştı.
Abi, iyi düşman olur mu?
Şirin Furtuna'dan bahsediyordum o anda. Hastayken küçük Fadime'ye bakan Furtuna'dan. Kanlı bir savaş ortasında, beni düşünen o Furtuna'dan bahsediyordum ve şimdi aynı kandan olan başka bir Furtuna'dan yardım alıyordum.
Kollarını göğsünde kavuşturmuş beni dinliyordu. "Hiçbir şey." Güvenilir gözüküyordu. Geçmem için yer açtığı yerden geçtim.
Hoca beni soruyu çözdüğüm için geldiğimi görünce biraz şaşırdı ama sorunun doğru olduğunu görünce adımı not etti. Ne yani, Fadime Koçari soru çözemez miydi?
Sanırım notu almıştım. Bir Furtuna sayesinde...
★★★
İlk bölüm nasıldı? Tutarsa ikinci bölümü atacağım.
!ÖNEMLİ BİLGİ!
Kurgu, Eleni Yunanistan'dan geldikten bir yıl sonrasını anlatır. Adil ve Esme, kızlarını biliyor. Eleni de anne-babasını biliyor. Herkesin birbirinden haberi var. Fakat EsDil burada da kavuşamıyor. Şerif hapiste. Esme, Furtuna da kalıyor. Eleni iki konağa da gidip geliyor.
Eleni, Sürmene'ye geldiğinde Fadime ile aynı yaşta yani 17 yaşındaydı. Şuan 18 yaşında ikisi de. İso 1 yıl sınıfta kaldığından 19 yaşında. Oruç sağlık ocağında doktor.
Herkes birbirini biliyor. İso ve Fadime de düşmanlıktan dolayı sürekli birbirini görüyorlar fakat hiç iletişim kurmuyorlar. Karşıdan görüyorlar yani. Konuşmuşlukları da yok sadece düşman olduklarından birbirlerinden nefret ediyorlar.
Diziden tamamen farklı bir kurgu yazıyorum ama kafalar karışmasın diye bazı yerler aynı. Bazı replikler de aynı olabilir ama böyle daha iyi canlandırırsınız kafanızda.
Bölümleri uzun yapmaya çalışıyorum. (Satır arası yorum yapıp beğenin lütfen) Arada bir "yazar bakış açısı" yapacağım İso'nun da düşüncelerini okumak için ama genel olarak Fadime anlatacak.
Tiktok: @tbd7mg
X: @tbd7mg
İyi okumalarr.
Bölüm etkileşimi
