2. bölüm / 5
Lise Kurgusu (İsFad vers')2. Bölüm - Penceremden
Bölümler 5Şu an: 2. Bölüm - Penceremden
2. BÖLÜM - Penceremden
*Bölüm şarkısı*
"Gripin - Komşu Kızı"
★★★
Fadime'den
Ders bitmişti. Sınıfa ilk girdiğimizde Akça ve Eleni'nin bakışları biz oturana kadar bizim üstümüzdeydi ancak ders ortasında anlatamayacağımdan onlara bakmamıştım.
Ders sonunda ise bahçeye çıkmış banka oturmuştuk. Meraklı gözlerle bana bakıyorlardı. "Siz sıra beklerken Eyüphan geldi." Dediğimde ikisi de göz devirdiler. Eyüphan'ı sevmeyen bir tek ben değildim. Topluca nefret ediyorduk.
Bana tekrar odaklandıklarında devam ettim. "Onu terslerken," dedim ve duraksadım. Olayı ben yaşamışken idrak etmekte zorlanıyordum. "İso geldi." Dediğimde tıpkı benim o an şaşırdığım gibi şaşırdılar.
"Ela, İso ne alaka ki?"
"Ha bir de Furtuna değil mu bu uşak?" Diyen Akça'yı, Eleni onayladı.
"İso Rahatsız mı ediyor? diye sordu. Eyüphan da sağa ne? deyince İso, Eyüphan'ı yumruklamaya başladı."
"Seni korumuş ya bre." Dedi Eleni gülerek. Hafifçe Eleni'nin koluna vurdum.
"Beni ne diye korusun ula bu uşak? Düşmanuz biz, düşman! Hem bu zamana kadar muhattap bile olmamuşuz." Kaşlarımı çatarak konuşuyordum. Sesimde niye olduğunu benim bile anlamdıramadığım bir hiddet vardı.
Eleni'nin bakışları ciddileşti. "Furtuna konağında kalıyorum ya bazen. Oradan biliyorum. Annem, yani Esme büyütmüş sayılır Oruç ve İso'yu." Dediğinde Akça'yla yani? bakışı attık. Anlamadığımızı anlayınca Eleni açıkladı. "Etsi, haliyle. Yani kadınlara ne kadar saygılı ve korumacı davrandıklarını görmüyor musunuz siz bre?"
Aydınlanmış gibi Akça'yla başımızı salladık. "Tamamen yetiştirilme şeklinden yani?" Eleni beni onayladı. Bir an durdum ve düşündüm. Asıl soru bu değildi. "Peki bu yangaz bizi mi dinliyordu da yanımızda belirdi?"
Bu sefer Akça bana cevap verdi. "Oturduğun masanun hemen arka tarafunda o ve arkadaş grubu oturuyordu. Farketmedun mi?" Diye sordu şaşkınlıkla.
"Ula bilsem ben oraya mı otururum?" Dedim aynı hiddetle. Önüme dönerken ekledim. "Aynı sıraya oturmamuz yetmeyimiş gibi! Kılçuk!"
Eleni imayla bana baktı ve konuştu. "Bre ben gördüm sizi derste. Bayağı iyi anlaşıyordunu..." Diyen Eleni'nin koluna hafifçe vurdum. "Ela tora, kolum çürüdü, Fadime!" Bana kaşlarını çatarak bakan Eleni'ye burnumu buruşturdum. Akça da bize gülüyordu.
★
Son teneffüste Eleni'yle bahçede oturuyorduk. Akça, sınıfta sevdiğiyle konuştuğundan bizimle gelmemişti.
"Çıkışta Koçari'ye geleceksun değil mi, minnak?" Abim, Eleni'ye böyle sesleniyordu. Bende ona bu şekilde hitap etmeyi seviyordum. O da alışmıştı artık.
"Ela tabii ki geleceğim, Fadime. Babamı çok özledim." Dediğinde ona gülümsedim.
"Zaten sensiz sıkılıyrum ula. Oda çok sessiz olayi sen olmayınca. Boğalıyrum da!" Dediğime güldü. O gülünce bende güldüm.
Aynı odada kalıyorduk. O geldiğinden beri sanki bir kız kardeşim varmış gibi hissediyordum. Son bir yıldır bir kız kardeşim vardı. Onu gerçekten seviyordum.
Eleni, doktor olmayı çok istiyordu. Öyle ki bazen odasından hiç çıkmadan çalışıyor, yemek yemeyi unutuyordu. Aynı zamanda çok çabuk kavrıyordu. Aslında ders konusunda ondan yardım alabilirdim ama ona kıyamıyordum. Bir de bana anlatıp da bana kafa yormasını istemezdim.
"Eee? Oruç nasıl?" Dediğimde hışımla bana döndü. Kollarımı göğsümde birleştirmiş, vereceği cevabı bekliyordum. Onu sevdiği çok belliydi. Hatta abim bile biliyordu. Benim yeğenum hiç halasına benzemeyi da! İnsan azıcık kıvırur ya lafu!
"Oruç ne alaka şimdi, bre?" Güldüğümde utanmıştı. Sonra gözü uzakta bir yere takıldı ve çenesiyle baktığı yeri işaret edip sırıtmaya başladı. "O nasıl asıl?"
Neyden bahsettiğini anlamak için işaret ettiği yere baktığımda İso Furtuna vardı.
Kaşlarımı çatarak onu izlemeye başladım. Futbol oynuyordu. O kadar hırslı oynuyordu ki gözü toptan başka bir yere gitmiyordu. Epey hızlı koşuyor, topu hareket ettirmeyi çok iyi biliyordu. Garip, diye düşündüm. Ona şu âna kadar hiç dikkatli bakmamışım. Ne güzel futbol oynuyordu bu kılçuk?
Sonra topu başkasına gönderdi ve elini beline koyup topu gözleriyle takip etmeye başladı. Güneş yüzüne vurduğundan gözlerini kısmış hatta neredeyse yüzünü buruşturmuştu. Sanki ona baktığımızı farketmiş gibi gözleri bir anda bizi bulmuştu. Buruşmuş yüz ifadesini anında değiştirip sırıttı. Haylaz bir gülümsemeyle saçını eliyle düzeltti.
Bu hareketine yüzümü ekşittiğimde mırıldandım. "Kılçuk."
Benimle beraber o da birşeyler mırıldanmıştı. Ancak dudak okuyamıyordum.
"Koçari kızı."
Eleni konuşunca anlam veremedim. "Ne?"
Gözüyle İso'yu işaret etti. "Koçari kızı, dedi." Okula doğru yürümeye başladı. Eleni giderken İso ile hâlâ birbirimize bakıyorduk. Aramızdaki mesafeye rağmen gözlerini görebiliyordum. Yüzündeki o çapkın ifadesi gitmiş, derin derin düşünmeye başladığı pekâlâ belli oluyordu. Az önce topta olan dikkatini tümüyle bana vermişti.
Koçari kızı demek ha? Furtunacuk.
İç çektik, aynı anda.
Daha deminki ifademden eser yoktu. Aksine gayet durgun ve hiç olmadığım kadar sakindim. Bugün neden bu kadar ani duygu değişimleri yaşıyordum? Ona bakınca neden sakinleştiğimi anlayamıyordum. Bedenim gevşeyiveriyordu.
Sonra biri kolunu omzuna atınca irkildi. İçeri ilerlerken hâlâ bana bakıyordu. Dön ula artık önüne! Ne bakaysun?
★
Son dersteydik. Anlamıyordum. Sonra pür dikkat dersi dinleyen İso'ya baktım. Ona teşekkür etmeli miydim? Fadime Koçari bir Furtuna'dan yardım almıştı. Teşekkür etmeli miydi?
Bu güne kadar Furtuna'larla kavga etmek dışında hiçbir şekilde iletişime geçmemiştim. Ne herhangi bir derste, ne kantin sırasında, ne koridorda, ne sınıfta. Bugün kantinde olan olayı saymazsak tabii.
Aslında onlarla iletişim kurmamak, benim koruma kalkanımdı. Belki de o yüzden bu kadar uzaktım Furtuna'ya. Vicdanım bu yüzden tepkisizdi onlara.
Peki onlar? Onların vicdanı da tepkisiz miydi küçük Fadime'yi öksüz, yetim bırakırken? Muhtemelen evet. Bana acımayana bende acımayacaktım.
Ama canımı acıtanların kanından birine kötü davranmak, ona haksızlık değil miydi? Ailesi kötü diye o da mı kötüydü? Babamın canını alan kan ile bana içtenlikle soru anlatan çocuğun kanı bir miydi?
Teşekkür edersem onlara karşı olan öfkem azalır mıydı? Unutur muydum anamın babamın acısını? Unutmam. Unutamam.
Bir süre sonra, "Doyamadın mı beni izlemeye, Koçari kızı?" Dediğinde irkildim. Bir kolum sıraya koymuş çenemi destekliyordum. Düşünürken ona baktığımı farketmemiştim.
Kaşlarımı çatarak konuştum. "Ula ben seni niye izleyeyim? Hem," Alayla devam ettim, "Ben seni yesem doymam, Furtunacuk!" Dediğimde sadece gülmüştü. Önüme döndüm.
Beş dakika sonra tekrar İso'ya döndüm. Galiba teşekkür edeceğim. Onun bir suçu yoktu sonuçta, değil mi? Tam ağzımı açıp konuşacaktım ki zil çaldı.
★
Okuldan gelince ilk önce ben girdim. "Tattaram, hoşgeldun." Dediğinde abimin yüzünde bir mutluluk vardı.
Gülerek karşılık verdim. "Hoşgeldum, hoşgeldum." Dediğimde kapıdan bir anda çekildim. Hemen arkamda Eleni olduğundan onu görünce herkes bir, "Ooo, Uuuu, Oyyy!" gibi çeşitli nidâlar çıkarmıştı. Eleni herkesle tek tek sarıldı. Uzun uzun oturduk ve Eleni'yle vakit geçirdik. Herkes dağılınca bizde odamıza gittik Eleni'yle.
"Ne gündü ama!" Dediğimde kendimi yatağa fırlattım.
Eleni de kendi yatağına aynı şekilde geçerken bana döndü ve gülerek, "Onu sana sormalı." Dedi. "Koçari Kızı." İmalı imalı konuşurken aynı zamanda gülüyordu. Benimle uğraşmak hoşuna gidiyordu bu Yunan'ın!
Arkamdaki yastığı ona fırlatırken, "Büyümüşte halasına imâlar ediymiş!" dedim ve bende güldüm. Söylediğini kabul ettiğimden değil, onun kıkırdamasına gülüyordum. "Hem bugün Oruç'un arabasında ön koltukta oturduğuni görmedum sanma, yeğenum!" Dediğimde artık ben ona imâlı imâlı bakıyordum.
Utanarak önüne döndü. Yatağımızın ortasındaki komodinde duran Eleni'nin telefonuna gelen bildirim sesiyle ikimizde telefona baktık. Hemen ardından camdan bir tak sesi geldi. Bizi mi taşliyiler?
"Noliyi da?" Dediğimde Eleni, "Ela, ben bilmiyor." Demişti. Yüzünde endişe vardı.
Ses, Eleni'nin camından gelmişti. Merakla perdeyi çekip camı açtığımda karşımda bir Furtuna yangazı görmeyi beklemiyordum.
Eleni hâlâ endişeli endişeli bekliyordu. "Ne varmış orada, Fadime?"
Eğlenceli bir ifade takındım yüzüme. Kollarımı göğsümde birleştirdiğimde konuştum. "Âşık bir uşağımız varmış." Oruç Furtuna gelmişti ve cama taş atıyordu.
Gülerek camdan çekildiğimde Eleni hemen bakmaya gelmişti. Şaşkınlıkla, "Oruç!" Dediğinde artık kahkahayı basmıştım. RomCom izliyormuşum havası veriyorlardı.
Camdan çekilince yatağın başındaki komodinde duran Eleni'nin telefonuna az önce mesaj geldiğini hatırladım. Normalde asla telefonunu karıştırmazdım ama mesajın kimden geldiği çok açıktı ve ne yazdığını çok merak etmiştim.
"Malakas'tan bir yeni mesaj." Mesaja baktığımda, "Camdayım, sıcak nevale." yazısını gördüm.
Anlamadığımdan kaşlarımı çattım. Sıcak nevale nedu ya? Ne olduğunu bilmesemde hoşuma gitmişti. Kıkırdadım. Oruç Furtuna'nın yeğenime âşık olması çok komikti.
Heyecanla telefonumu çıkardım. Kendi tarafımdaki cama geçip Oruç ve Eleni'yi kayda almaya başladım. Birbirlerine o kadar odaklanmışlardı ki beni farketmemişlerdi. Bende gülerek onları izliyordum. Halasinin ballisi büyümüşte sevdaluk mu ediyormuş? Oyy nenem!
"Oruç... Sen neden geldin?"
Eleni yüzündeki sevinci saklamayarak sevdalısının neden geldiğini merak ediyordu. Oruç'un yüzünde ise samimi ve bir o kadarda utangaç bir gülümseme vardı. Belki de sevdiğini görmenin mutluluğudur, diye geçirdim içimden. Ne güzel seviyorlardı öyle.
Oruç cevap vermesi gerektiğini anlayınca kendine geldi. "Ee... Ben... Şeyden geldum ya." Bahane bulmaya çalıştığı belliydi. Ağzını oynatmıştı ancak ses çıkarmamıştı.
Bahane bulamadığını anlayınca öylece söyleyiverdi. "Ben seni merak ettum." İtirafın getirdiği utançla ensesini kaşımaya başladı. Kamerayı ona doğru büyüttüm. "İso'yu okula bırakurken vedalaşamaduk. Çıkışta da yoktuniz." Çıkışa mı gelmişti? Kıkırdadım. Aşka bak be! Oruç Furtuna âşık olmuş, ha?
Biraz sonra izlendiğimi hissettim. Bakışları hissettiğim yöne bakınca İso'nun da beni gülerek kayda aldığını görünce kaşlarımı çattım. Ula yangaz!
Onu farkettiğimi anlayınca telefondan başını kaldırıp bana baktı. Yüzünü ciddi bir ifade bürünürken hemen kaydı kapattı. "Ula gaybana uşak! Ne çekeysun beni? Kılçuk!" Dediğimde bende kaydı kapatmıştım. Artık sinirli bir ifadeyle ona bakıyordum.
Açıklama yapmasına izin vermeden elime geçen ilk şeyi ona fırlattım. İlk önce komodinin üstünde duran saplı bardağı attım. Çevik Bir hareketle bardaktan kurtulurken, bardağın kırılma sesinden sonra Eleni ve Oruç'un gözlerini üzerimizde hissediyordum.
Sırasıyla kitap, kalemlik fırlatmıştım. Bir şekilde hiçbiri denk gelmemişti ve gülüyordu. Son bir defa kitap fırlattım, ayağını çektiği için o da denk gelmemişti. "Yeter da Koçari kızı!" Dediğinde isyan ediyordu fakat bunu söylerken bile gülüyordu. Basbayağı bilerek yapıyordu!
Eğlenen hâline yüzümü ekşitirken "Kılçuk!" Dedim. Artık pes ediyordum. Camı kapatıp sinirle perdeyi çektim. Eleni'nin camı açık olduğundan o yangazın eğlenircesine attığı kahkahayı duydum. "Ehehehee!" Kılçuk!
Biraz sonra avlunun ışığı açılmıştı. Abimler sesten uyanmış olmalıydı. Perdeyi biraz aralayıp baktığımda Gezep abinin, İlve ablanın ve abimin avlunun başında dikildiğini gördüm.
Oruç ile İso'nun olduğu yere baktığımda orada değillerdi. Alayla güldüm. Göt korkusu bir başka tabii.
Ben gülüyordum ama Eleni dudaklarını ısırmış, endişeli endişeli bekliyordu. Furtuna yangazları için evham yapıyordu! Avlunun ışığı açılınca camdan çekilmiş, görünme ihtimaline karşı perdeyi de çekmişti. Abim birşey yapar diye korkuyordu büyük ihtimalle. Onları görürse ne yapacağını tahmin bile edemiyordum ama çoktan kaçmışlardı.
Abimin birazdan bizim odaya girip bize bir şey olmuş mu diye kontrol etmeye geleceğini bildiğim için konuştum. "Çabuk gir yatağuna, abim gelur şimdi." Üzerimi örterken devam ettim. "Açıklama yapmak istemiysan kalabilirsun tabii." Diye fısıldadım Eleni'ye.
Hemen yatağına geçti, uyuyormuş gibi pozisyon aldıktan sonra beraber beklemeye başladık. İki dakika sonra tahmin ettiğim gibi abim geldi. Kapıdan, "Tattaram? Minnak?" Diye bize seslendi. Birşey olmadığını gördü ve cevap gelmeyince gitti. Rahat bir nefes verdik. Bir süre sonra uyumuşum.
Yazardan
İso ve Oruç avlu ışığı açılınca hemen en yakınlarındaki çalılığa saklanmış, yavaş adımlarla arabaya gitmeye çalışıyorlardı. Eğilmiş şekilde yürüyor, arada bir dönüp kontrol etmeyi de ihmal etmiyorlardı. Oruç dişlerini sıkarak konuştu. "Sen ne demaya kızı çekeysun, ha İso? Ya Koçari görseydi bizu? Ula video çekmek nedu ya?"
İso ilerlemeye devam ederken abisine döndü. "La ben ne ettum? Eleni'yi görmeye gelen sensun. Asul sen benum başumu yakaydin, Oruç Furtuna! Gencecik, çiçeği burnunda kardeşun ölümden döndü ula!" Dediğinde Oruç İso'nun omzuna vurdu. İso ehehehehee şeklinde gülerken gayette keyifliydi.
Daha sonra yerde az önce kendisine fırlatılan eşyaların parçalarını gördü ve ilerlemeyi bıraktı. İki kitap, etrafa saçılmış kalemler ve kırılmış bardak parçaları. Gözüne çarpan bardak kulpunu eline aldığında gülümsemesi sırıtmaya dönmüştü.
Bardağın sadece kulpu sağlam kalmış, devamı paramparça olmuştu. Bardak ona denk gelseydi eğer kesin bir yerleri kırılırdı. Zira tuzla buz olmuştu. Alt dudağını ısırırken mırıldandı. "Ula bu kız beni yer."
Oruç, İso durunca onu umursamayıp yanından geçip gitmişti. Arabanın yanına varmak üzereyken seslendi. "İso! Yürüsene oğlum. Ne dikiliysun?"
İso elinde topladığı eşyaları alırken ayaklandı. Abisine seslenirken yerinde dikleşmişti. "Geliyrum!" Nefes verirken mırıldandı. "İlk önce Koçari kızı tabii."
Elindeki kalemlerden birini aldı. Elleri dolu olduğundan kapağı ağzıyla açmıştı. Kapak hâlâ ağzındayken kağıt parçası koparmış, yazı yazıyordu. Yazmayı bitirince oldukça sessiz adımlarla konağın kapısına doğru ilerledi. Eşyaları ve yazdığı notu eşiğe bırakırken ses çıkarmamaya özen gösterdi.
Ayağı kalkarken ellerini beline koydu ve nefes verirken sırıtmaya başladı. Eşyalara ve nota tekrar bakınca iç çekti. Bu kız ona daha neler yaptıracaktı? Bilmiyordu ama şu beş yılda hiç eğlenmediği kadar eğlendiği kesindi.
★
Fadime'den
Sabah kalkmış kahvaltı yapıyorduk. Ağzıma salatalık atarken abimin, bana ve Eleni'ye baktığını gördüm. Kesin dün akşamla ilgili konuşacaktı. Yalan söylemem gerekebilirdi. Yeğenimi korumak, benim vazifemdi.
Ne yalanı uydurabilirim? Hava almak için pencereyi açtık, bardak kırıldı? Olmaz çünkü en son bizi gördüğünde uyuyorduk.
Doğru ya, bahanemiz hazır! Uyuyorduk! "Fadime?" Beklediğim an geliyordu.
"Hmm?" Diye bir ses çıkarttım. Ağzım dolu olduğundan konuşmamıştım.
Tek kaşını kaldırıp konuşmaya devam etti. "Gece avludaki gürültüyi duyduniz mi?" Dediğinde Eleni'nin içtiği ıhlamur boğazında kalmış olacakki öksürmeye başladı.
Elimle sırtına hafif vurdum. "Helal, yeğenum. Helal." Dedim. Tabii ki de yalan söylemeyi beceremeyecekti. Ben üstlenecektim.
Abime döndüm. "Ne gürültüsü?" Dedim kaşlarımı anlamazlıkla çatarken.
Abim çatalına birşeye batırırken artık gözleri bizim üstümüzde değildi. "Valla bilmeyruz. Siz bileyi misiniz diye size sorayrum ula." Bilmiyorum dercesine dudak kenarlarımı kıvırdım. Daha da sormadı.
Kahvaltı yaptıktan sonra okul için hazırlanmış, Eleni ile kapıdan çıkıyorduk. Ayakkabılarımı giyerken Eleni bana Yunanistan'da neler yaptığını anlatıyordu. O kadar hevesli anlatıyordu ki onu dinlerken heveslenmemek elde değildi. Bazı yerleri dinlemeyi unutuyordum ama ona söylemezsem nereden anlayacaktı?
Kapıyı açtım. Tam adım atacaktım ki kapı eşiğinde gördüğüm şeyle durdum. Bir kitap, kalemlik ve bardak kulpu vardı. Evet, bardak kulpu vardı ve bardağın kendisi yerine kulpa asılmış bir not.
"Bardağın kalanı Furtunalı bir kılçuğa fırlatıldığından dolayı yok fakat diğer eşyalar o Furtunalı kılçuk tarafından kurtarıldı;)"
Kılçuk mu?
★★★
İso'nun düşünceleri çok tatlı değil miii! Burada bile düşünceli Furtuna'm benimm!
Bölümü beğendiniz mi? Bölüm hakkında düşüncelerinizi merak ediyorummm.
30 beğeni ve yorum olursa (mümkünse satır arası yorum) bölüm gelecekk!!!
Konuşma yerlerini şiveli yani duyulduğu şekilde yazıyorum daha iyi canlandırabilin diye. Yani nasıl yazdıysam öyle hayal edin.
Sizce daha hızlı mı geçeyim yoksa bu hız iyi mi? Duygu değişimlerini görmenizi istiyorum.
Bölüm etkileşimi
