17. bölüm / 25
Laz Mafya mı¿(TEXTİNG)~Tokatlı geri dönüş~
Bölümler 25Şu an: ~Tokatlı geri dönüş~
- 1 ~Bela geliyorum demez~525 kelime
- 2 *Engel*197 kelime
- 3 ~İş Meselesi~601 kelime
- 4 ~Sözde Abim~548 kelime
- 5 ~SOSYOPATMISIN¿~391 kelime
- 6 ~İlk Buluşma~*Görüntülü*787 kelime
- 7 ~Özür~519 kelime
- 8 ~Oruç~714 kelime
- 9 ~Kocam olucak it~338 kelime
- 10 ~MORUK MAFYA BOZUNTUSU~736 kelime
- 11 ~Kavgalı karşılama~866 kelime
- 12 ~Emanet~820 kelime
- 13 ~Bu adam kürtçeyi nerden biliyor~1.072 kelime
- 14 ~İyi eğlenceler Yekta abi~329 kelime
- 15 ~Allah belanızı versin~1.473 kelime
- 16 ~İntikamla karışık sıçmak~1.923 kelime
- 17 ~Tokatlı geri dönüş~2.705 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 ~what dedin gülüm~1.301 kelime
- 19 ~Görücü sezonu~979 kelime
- 20 ~ALLAH'IN EMRİ PEYGAMBERİM KAVLİYLE~2.418 kelime
- 21 ~400.000.001. Milyon dolar~1.667 kelime
- 22 KİTAPPP DESTEĞİ DUYURUSUU162 kelime
- 23 ~Surimşine~1.209 kelime
- 24 Duyuruuuuu Acil Bakkkk😔🙏145 kelime
- 25 ~Sevgim Öldürmiyicek Kimseyi~1.887 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aşklar şimdi bu bölüm bir öncekinden çok uzundu
Bu yüzden lütfen satır arası yorumlarınızı eksik etmeyin Üstüne Basa Basa Söylüyorum Satır Arası Yorumlar Normal Yorumlar Değil Beğendiğiniz Kısımların Üstüne Basılı Tutup Yorum Yapacaksınız.bu arada 1K olmuşuz oylarda🥳🥳🥳Çok bahtiyar ve mesudum yaaaaaa.
Ay neyse bu kadar desteklerinizçin çok sağolun seviliyorsunuz.bölümde geç geldi ama helal edin intim yok ve zaman bulamadım. Affedin.🥲 neysssse yeni bölümle sizi baş başa bırakıyorum. görüşmek üzere oy vermeyi Unutmayınnn🙏🙏🙏😊
•İyi Okumalar•
O karaoke salonundan ne ara çıktık, abim bizi ne ara Fırtına’ya bindirdi anlayamadım bile.
—Fırtına siyah, jilet gibi gıcır gıcır parlayan çok amaçlı arabamız oluyordu.—
Tıpkı dğerleri gibi.
Şu an araba yolunda, Fırtına’nın içinde abim, ben ve Tuğba yan yana oturmuş; abim dışında birbirimize tedirginlikle bakıyorduk.
Ah evet! Tuğba da yanımdaydı elbette.
Abim hiç yani bu kimdir, neyin nesidir dinleyip etmeden onu da sevgili kuzenlerim aracılığıyla benimle birlikte arabaya tıkıştırmıştı.
Tabii bunda Tuğba'nın da payı büyüktü.hakkını yiyemem.yiğidi öldür hakkını yeme.
Kolumu mengene gibi sarıp götürülmeme razı gelememişti bir türlü.
Kuzenlerim en sonunda Tuğba'nın beni bırakmayacağını anladıklarında abimden onayını aldıkları gibi ikimiz de arabaya adeta tabiri caizsse fırlatılmış olduk.
Ben utanç verici bir şekilde bu duruma alışkın olsam da Tuğba kuşum abimin abim olduğunu bilmediği için tedirginlik ve korkuyla titriyordu.
Ne olmuş yani arkadaşıma bir abim olduğunu, bir aşiretten geldiğimi söylemediysem?
Ne olmuş yani, cinayet falan işlemedim ya.
Sadece gerçekleri bir tık çarpıtarak anlatmış olabilirdim.
Ve BUM!! Şu an minnoş ve samimiyetinden şüphe etmediğim bir kankişim ve dostum var.Ben konuşmaya niyetli falan değildim elbette.
Ah, kesinlikle canıma susamadım.Abimin çatılan kaşları yeterince korkunçken bir de konuşması altıma işetirdi bu yaştan sonra beni.
Zaten ne olacağını daha sahneye çıkmadan önce yoldayken abimden gelen mesajla öğrenmiş olan ben, ilk birkaç dakika korkmasam da kuzenlerim arkamızdan, abimse bizimle yan yana gelmeyi seçip arabada baş başa olmamızı sağladığında kuyruğumu el mahkûm bacaklarımın arasına sıkıştırmıştım.Attığı mesaj aklıma geldi.
İlk okuduğumda su içtiğimden az kalsın boğulma tehlikesi geçiriyordum arabada.
Abilerinabisi: Konum at, geliyorum.
Daha o dakikadan beri ne bok yiyeceğimi düşünüp dururken ve gitmeden en temiz nasıl intikamımı alırım diye düşünürken kader yüzüme bir kere olsun gülmeyi seçmiş ve gökte aradığımı yerde bulmamı sağlamıştı.
Pişman mıyım? Dur bir düşüneyim.
Hımm.
Yok, değilmişim.
Aklım hâlâ o mendebura yapamadıklarımda hatta.
Bok ye tamam mı Yekta!
Benim bu suskunluğumun aksine Tuğba'nın titremeleri ve yüzündeki solukluk dursa da konuşmaya başlarken kekelemeden edemedi.
"Kimsiniz lan siz?"
Sessizlik.
İlk bindiğimiz andaki sessizlikten bile daha soğuk ve bu sefer ürkütücü derecede bir sessizlik ve soğukluk.
Tuğba abime, Eflal Alkan’a, geleceğin ağasına tabiri caizse, çok afedersiniz... LAN mı demişti?
Umarım kulaklarım bana yalan söylüyordur derken abimin yüzündeki ifade yalanla uzaktan yakından bir alakası olmadığını açıkça göstermişti.
Yanlış olmasın, benlik bir sorun yoktu.
Yoktu da...
Abimin gözünden çıkan alevlere bakılırsa Tuğba için hiç iyi şeyler düşünmediği kesindi.
Abim beni şaşkına çevirecek bir şey yapıp cevap vermedi.
Tuğba da susmayı bilmiyormuş gibi kendi iyiliğini düşündüğüm için koluna attığım çimdikleri umursamaksızın ağzını tekrar açtı.
"Sana diyorum sana! Dağ başı mı lan burası? Sen kim oluyorsun da bizi kaçırmaya çalışıyorsun?
Polise şikâyet edeceğim sizi, bekle sen."
Tuğba telefonunu çıkarmaya çalışırken aklım başıma geldi en sonunda.
Bu kadar yeter diyerekten öne atılıp çantasında telefonunu arayan elini tuttum.
Abim de bu hâline baktıkça az önceki siniri geçmiş, koltukta daha rahat oturup anlamadığım bir şekilde sırıtıyordu.
Çok komik! Tuğba polisi arayıp abimi, dolaylı yoldan ailemi bilmeden şikâyet edecek ve abim bunu komik bularak sırıtıyor.
Görmeyeli mizaç anlayışı falan mı değişti bunun, nedir?
Tuğba bu hareketim karşısında anlam veremeyerek şaşkınlıkla yüzüme bakıp sordu
"Bıraksana Mine. Çıldırmış bunlar. Rahatlığa bak, sanırsın polisi değil devremlerini arıyorum."
Eh, haklı tabii şimdi.
Off abi...Diyecek bir şey bulamıyorum.
Ne diyeceğim ben bu kıza?
"Hey kankişim, ben aşiret kızıyım. Bu karşında oturan, eşkiya dediğin adam da Urfa'nın geleceğin ağası olma yolunda emin adımlarla ilerliyor" mu diyeceğim?
Hadi diyelim ki dedim.Bu kız bir daha bana güvenir miydi acaba?Avucuna sıçmama izin versem yine güvenmezdi.
Onu seviyordum, kaybedemezdim.Samimiyetine, dostluğuna alışmıştım bir kere.
Ama hayır, kendim için olmasa bile onun için bunu yapmalıydım yoksa kalpten gidecekti.
Evet, evet... Kesinlikle nadiren yaptığım bir şeyi yapıp doğru olanı yapmalıydım.
Ne kadar zor olabilir ki?
Huh.
Ciddi bir yüz ifadesiyle ellerini tutup tamamen olmasa da vücudunun bana dönmesini sağladım.Tamam.
Ciddiyet zamanı.Yaparsın be kızım, hadi.Ben zaten hep ciddiyimdir zaten, o kadar da zor olmasa gerek.
"Tuğba üzgünüm ama sana bunu daha en başından söylemem gerekirdi.
Bunlar, bu insanlar... Bu insanlar tefeci. 100 bin dolar aldım bunlardan. İki hafta içinde ödemezsem 200 bin dolar şeklinde faizleyerek ödemem koşuluyla verdiler parayı. Ancak olmadı işte, parayı ödeyemedim."
Bana şok içinde bakarken bir şey söyleyeceğini anladığım esnada mağdur ifademden sıyrılıp heyecanla konuşmaya başlamadan önce elimle onu susturup tekrar konuştum.
"Ama merak etme. Başka bir şekilde takas yapmama izin verdiler. Seni karaoke mekanına bu yüzden çağırdım. Böbrek ve karaciğerimizi almak için bir organ mafyasına götürüyorlar bizi. Ama sakın korkma, onlar olmadan da gayet tabii yaşayabiliriz, değil mi minnoş kankim benim?"
Tuğba konuşmam bittikten sonra uzun bir süre boyunca sadece donup kalmakla kalmamış, nefes alışveriş seslerinin titrekliğini duymamızı sağlamıştı.
Abimse bu hallerime alışık olsa da gülmeden edemedi.
Eve gitmeden lokum gibi olur inşallah.
Tuğba'nın yüz ifadesi saniyeler geçtikçe dehşet verici bir hâl alırken onun bu hâline daha fazla kıymaya dayanamayıp kahkahalarla bunun bir şaka olduğunu söylemeye kalmadan...
Tuğba arabanın kapısını bir hışımla açıp beklediğim şeyi yapacakken gözlerim şokla açıldı.
Ani bir hamleyle ayağa fırlayan bedenini belinden tuttuğum gibi kendime çektim.Abim bile şaşkındı.
Oha! Ruh hastası!
İnsan bir sorgular.En basitinden hesap falan vermemi ister, ne bileyim ağzıma falan sıçar.
Ama bu manyak direkt en kolay çözüm yolu olduğunu düşünüp kendisini arabadan aşağı atıyordu ruh hastası!
"Tuğba manyak mısın, ben sadece şak—"
"Arkadaşını tut, organlarına bir zarar gelirse hesabını ikinizden de sorarım."
Lan!Aaaaabiiiiiii!!!!!
İşine gelmeyince şakalarıma gülmeyen adamın bugün yaptığım şakaya katılası tuttu.
Şu geri geldi dediğim şansım erken terk etmişti beni demek ki.
Tuğba bu duyduklarından sonra bugün yaşayabileceği en korkunç şeyi yaşamış gibi bedeni çöküvermişti.
Korkudan bayılmadan hemen önce söylediği şey beni güldürebilirdi belki. Tabii bayılarak beni zebani kılıklı abimle baş başa bırakmasaydı.
"Seninle arkadaş olan beynime sokayım."
***
"Abicim şimdi şöyle ki—"
"Sus Şevin."
"Ama abi..."
"Abi deme bana."
"Ne diyeyim, Mahmut mu diyeyim?"
Gülecek gibi oldu ancak son anda kendini tuttu.
"Şevin, eve gidene kadar konuşmayacaksın."
İmayla gülümsedim.
"Evde beni konuşturmayacaklarını biliyorsun."
"Onu bize üniversite diye gidip gazetelere düşmeden önce düşünecektin."
Bu sefer cevap vermeyen bendim. Belki haklıydı, belki de değildi, bilmiyorum.
O da cevap vermemi beklemedi zaten.
Şaka gibiydi. Kendisi, en güvendiğim bile konuşmama müsaade etmezken anne babam mı bana söz hakkı verip adamakıllı oturtup dinleyecekti?
Bize ait özel uçaktaydık şu an.Bununla gelmişlerdi zaten İstanbul'a.
Arka koltuğumda Tuğba boylu boyunca uzanmış ve hâlâ uyanmış değildi.
Onun için endişelenen tarafım kendime olan endişemle aynı seviyedeydi.
Eve gidene kadar uyanırdı umarım. Onu da bu belaya bulaştırdığım için kendimden nefret etsem de yanımda oluşu bana güven veriyordu.
***
"Off abi off!"
"Ya geri gelsene!"
"Ne oluyor lan?"
Tuğba'nın sesini duyunca heyecanla yanına çöküp yüzünde herhangi bir anormallik var mı diye baktım.Daha iyi gibiydi.
"Sen kime abi diyorsun kızım? Aghh, lan ne batıyor benim götüme?"
Tuğba ne olduğunu anlayamayarak eli götünü ovuştururken etrafa bakma zahmetine girdi ve sesli bir çığlık attı.
Çünkü şu an Sarı Kız saçlarını kokluyordu.Of abi ya, ben ne yapacağım bu kadar ineğin başında?
Sarı Kız beni tanımış gibi Tuğba'yı bırakıp bana yaklaştı.
Burnunu koluma sürttüğünde abime kızgın olsam da başını sevmeden edemedim.
"Tuğba çığırma, korkutma benim kızımı."
Tuğba bahsettiğim 'kızımı' bulabilmek için etrafına şöyle bir göz attı.
Gözleri köpek, kedi, ne bileyim tavşan falan bile arıyor olabilirdi.Ancak gördüğü şeyle daha sesli bir çığlık atıp Sarı Kız'ı ürkütüp yanımdan kaçırtmıştı.
Off Tuğba, bir izin vermedin özlem giderelim!
"Bu ne ya, bu ne Mineee?"
ismimin sonundaki 'e' harfini uzatarak bağırışı istediğini sonunda yerine getirdi ve çevremizde bizi sarıp sarmalayan inekleri de ürkütüp çekilmeye zorladı.
"Ne işimiz var lan bizim burada?"
Aklına gelen şey her neyse dudakları titremeye başlayarak en sonunda ağlamaya başladı.
"Burada mı alacaklar böbreğimizle ciğerimizi, ha? Konuşsana! Nerede o Nemrut suratlı adam? O mu alacak yoksa böbreğimizi?"
Son cümlesini daha çok bağırarak ağlamaya başladı.
Off, işin yoksa gel şimdi bunu anlat!Diz çöküp yanına iyice yerleşerek anlatmaya çevremizdeki inekleri göstererek başladım
"Aşkım, birkaç saatliğine bu yavrulara çobanlık yapabiliriz."
1 SAAT SONRA…
"Yuhhh! Şaka! Şaka yapıyorsun değil mi? Bunların hepsi birer şaka ve sen birazdan her zaman yaptığın gibi kahkahalarla güleceksin. Tamam hadi söyle, bekliyorum hadi. 'Şaka yaptım' de. Ben de o ağzına sadece bir tane geçirip bu konuyu kapatayım. Hadi canım arkadaşım..."
Mahcup bakışlar atmayı bırakmaksızın gözlerim gözlerinden bir saniye olsun ayrılmazken en sonunda yaptığını yapıp ağzımın ortasına gerçekten geçirdi bir tane.Acıdıııı!
Tamam, hak etmiş olabilirim ama bu narin dudaklar bunu hak etmiş miydi ha, sorarım size, etmiş miydi?
"Tuğba aşkım sesini kıs, kasabaya indik sayılır."
"Ya sen şimdi bir aşiretin kızı olduğunu, o arabadaki adamın ise organ mafyası değil abin olduğunu ve benim buna inanmamı mı bekliyorsun? Lan madem öyle, elektrik faturasını bile zar zor ödüyorsun sen! Nasıl bir aşiret bu ki kızının bırak kirada oturmasını, elektrik faturalarıyla uğraşmasına engel olamıyor?"
Vay be.gerçekten haklıydı.
Haklı olması ise hiç bu kadar canımı yakmamaıştı.
Unutmak ve görmezden gelmek istediğim gerçekleri yüzüme vurmuştu.
Sesizzleştim. O da durgunlaştıpımı anladığı anda pişmanlıkla yerşnde büzüştü.
Onu suçlamıyorum haklıydı.
Ancak gerçekler şu an ortaya öıkmamaıltı ki bende yeni fark etmişim gibi canımı sıkayım.
Kendisini suçlamaması için durgun halimden çıkıp az önceki tavrımı tekrar takındım.
Az önce söylediği sözlere üzülmeyi bir kenara bırakıcak olursam onu tanıdım tanıyalı en uzun konuşması bu olabilirdi.
"Sus da motorun soğusun azıcık."
O da bana anında uyum sağlamış gibi tekrar konuşmaya başlaması uzun sürmedi.
"Ha bir de şu çobanlık mevzusu var. O abin olduğunu söylediğin adam sana güya ceza olsun diye benim de baygın bedenimi alıp bir köşeye atarak, Çoban Cemil abi dediğin adamı da yanında götürerek bizi burada bu ineklere çoban mı yaptı şimdi?"
Yok, bu kız laftan anlamıyordu.
"Tuğba kuşum bekle, ne olur bekle. Şu inekleri bir ahıra sokalım, sonra ne istersen söyle. Şunların birinden birinin başına bir şey gelirse önümüzdeki Kurban Bayramı'nda babam beni kesip dağıtır millete."
Oflaya puflaya dediğimi yapıp eline tutuşturduğum sopayla hayvanlara vurmadan, havada sallayarak yönlendirmeye çalışıyordu.
Bir saatte iyi kapmıştı bu işi ha. Hem konuşup hem ilerliyorduk çünkü.Neredeyse şehir meydanına yaklaşmıştık.
En sonundaysa inekleri hâlâ hatırladığım ahıra yerleştirip bana üzgün bakışlar atan Cemil abiye gülümseyerek üzülmemesi gerektiğini gösterdim.
Şapşal ya, sanırsın ilk defa çobanlık yapıyordum.Tabii bu durum, yanımda sessizlik yemini ettiğini düşündüğüm kız için geçerli değildi.
İşin geri kalanını Cemil'e bırakıp konağa doğru ilerlerken doğrusu çok korkuyordum. Elim ayağım buz kesmişti resmen.
Verecekleri tepkiden bok gibi korkuyordum.Gözlerim duvarda yazan ALKAN yazısına takıldı kaldı.
Tuğba da baktığım yere baktığında söylediklerime en sonunda inanmış gibi gözleri sonuna kadar açılmıştı.
Elim kapıda öylece dururken Tuğba'ya dönüp bakmak adına kafamı çevirdiğimde, hemen yolda lüks bir jip benzeri BMW olduğunu gördüm.
Camları siyah filmli olduğu için kim olduğunu çözemedim.
Gözlerim uzun bir süre camın arkasındaki yansımayı görürcesine üstünde gezindi ama nafile.
Garip. Abim ya benden habersiz koleksiyonuna yeni bir bebek eklemişti ya da buralardan birinin arabası falandı.
Hoş, eğer başkasınınki olsa bile nasıl bu kadar rahatça evin tam önüne park edecek cesareti kendinde bulmuştu, garip.
Daha fazla oyalanmadan Tuğba'yı belinden itip azıcık daha arkama çektiğimde içimdeki azıcık cesaret tutamına sıkıca yapışıp kapıyı itip açtım.
İçeri girer girmez avluda sağdan sola doğru hızla ve öfkeyle volta atan adamı görmem, ben dâhil arkamdaki kızla birlikte yutkunmamıza sebep oldu.
Birinin geldiğini belli eden o kapı gıcırtısı söylediği şeyi yarıda kesti ve gözleri yavaşça kapıyı açan kişiye çevrildi.
Bana.Ne oldu, nasıl oldu anlayamadığım bir sürenin sonunda babam dediğim adam öngörülemeyen bir hızda dibimde bitip beklemediğim, belki de aklıma bile gelmeyen bir şeyi yaptı ve yüzüme öyle şiddetli bir tokat attı ki arkamdaki kızın tutuşu olmasa yere bile yığılabilirdim...
Babam...
Beni öz kızından ayırmadığını göstermek için saçımı okşamaktan asla çekinmeyen adam...
Onu da geçtim kardeşinin emanetine, bana tokat atmıştı.Vurmuştu...
Annem... Teyzem olan kadın da yanımda biterken beni Tuğba'nın elinden çekip almış, bu sefer de o sarsmaya başlamıştı bedenimi.
"Nasıl yaparsın? Nasıl rezil edersin bizi cümle aleme? Biz bunun için mi yetiştirdik seni? Başımızı yere eğ diye mi?"Onu dinleyemiyordum.Gözlerim avluda donup kalmış, az önce babasının tokat attığı yanağıma bakan abime kaydı.O bile bunu beklemiyormuş gibiydi.Gülmek istedim.
Bu durumda bile alayla gülüp söylemek istedim
"Hani nerede beni dinleyeceğini söylediğin o aile abi, nerede?"
"Baba ne yapıyorsun sen, kendine gel!"
Babamın yanında biten abimi babam kale bile almadı. Abim tokat atılan yanağıma elini uzatacakken yüzümü geri çektim.Az önce bana laf çarpıp onları rezil ettiğimi söyleyen kadına döndüm.
"Ben mi rezil etmişim sizi? Koskoca Rojin Mahir Alkan'ı rezil ettim, öyle mi? Urfa bununla çalkalanıyordur değil mi? Ne de olsa bilinmesi gereken bir şey. Dedikoduya baksana: Alkanların kızı evine adam sokmuş. Ne rezillik ama değil mi?"
Seslice gülmek istedim ama yapabildiğim tek şey burukça tebessüm etmekti.
Herkes söylediğim her bir sözle oldukları yerde adeta bu halime , acınacak halime donup bakakaldılar.
Ses çıkmıyordu kimseden.
"Haklısın anne, ben rezil oldum. Ama unuttuğun bir nokta var: Siz rezil olmadınız. Ben sizin kızınız değilim ki sizi rezil etmek gibi bir hakkım olsun elimde."
"Şevin, kızım—"
Babam çoktan pişman olup kolumu tutmaya kalkmıştı bile.
Ama hayır...
Her akşam düşündüğüm ve beni içten içe yiyen düşünceleri, buna neden olan kişilerin yüzüne çarpmazsam bu sadece bana zarar vermiş olacaktı.
"Ne de olsa ben sizin yurttan acıyarak aldığınız bir kızım. Yok hayır, acıyarak değil, oğlum dediğiniz çocuğa donör olayım diye alıp sırf o her sözünü itinayla dinlediğiniz milletin diline düşmemek için yurda geri veremediğiniz bir kızım! Ama bir şey söyleyeyim mi, tamam. Bana artık gerçek babam ve annemmiş gibi bağırına basmana veya yalandan saçımı okşayıp vicdan yükünü azaltan bir anneye ya da minnettarlığını sevgi adı altında göstermeye çalışan bir abiye ihtiyacım yok."
Sustum. Her şey bir yana, sonda abim hakkında dudaklarımdan dökülen kelimeler en çok yaktı canımı.
"Bu tokadı hak ettim mi bilmiyorum ama baba...bu sana son 'baba' deyişim olucak.tıpkı sizinde istediğiniz gibi.unutma o tokadı bana amcam olarak attın. Mutlu olabilirsin, başını derde sokup nezaretlerden toplayacağın bir kızın yok artık. Bir yeğenin var. O yeğeninin de içinden tek bir dilek geçiyor şu anda: Keşke beni o yurttan hiç almasaydınız. Alsanız bile yine o lanet yere geri bıraksaydınız! Belki ben de bu şekilde ailem zannettiğim kişilerin aslında sevgilerini sundukları her anın sahte olduğunu görsem de canımın bu kadar yanmasına müsaade etmezdim."
Akan tek bir damla gözyaşımı elimin tersiyle silip odamın olduğu yere doğru gittim.
Tuğba'nın da yerinde çakılan ayakları anca geri dönmüş gibi hareketlenmiş ve çıkan seslere bakılırsa beni takip ettiğini göstermişti.
Son bir defa arkama bakıp bir zamanlar ailem olduğunu düşündüğüm adam ve kadına baktım.
Bana söz hakkı vermeyecek kadar güvenmeyen adam ve kadına...
"Amcam ve teyzemin evinde birkaç gün kalabilirim herhalde?"
Sonrasında Tuğba'nın da yanımda geldiğinden emin olarak odama doğru ilerledim.
Holden geçerken sinsice sırıtan kumral çıyanı da görmüş ama göz devirmeye bile tenezzül etmeden yoluma devam etmiştim.
Odam girdiği andaysa beni zar zor taşıyan ayaklarım daha fazla dayanamamış ve yere yığılmama sebep olmuştu.
Aynı saniyelerde gözyaşlarım da sicim gibi akmaya ve beni öldürmeye başladı.
Tuğba'nın da benimle birlikte ağladığını hissettim. Acımı acısı bilip ona ortak oldu.
Minnettardım, her şeyiyle yanımda, benimle olduğu için.
Bu seferki ağlayışım bir öncekiler gibi bir anda bitecek gibi değildi. Birikmişlerim saniye saniye gözyaşlarım sayesinde kendini gösterirken, zaten kısa olmayacağını içten içe biliyordum.
Kapıya yaslanmış Tuğba'nın kollarında, göğsüne yaslanmış ağlarken cebimdeki telefon titredi.
İlk birkaç saniye ne olduğunu anlayamadığım şeyin telefonum olduğunu anladığım an almak için bir girişimde bulunmadım.
Ancak titreme yerini zil sesine bıraktığında anca çıkarabilmiştim telefonu.
Ancak elim ıslak, yüzümde olduğu için bir türlü açamıyordum telefonu. Bir de bunun için ağlamaya başladığımda Tuğba telefonu elimden çekip aldı ve iki dakikadır açamadığım telefonun gözyaşlarımla ıslanan ekranını kıyafetine silip kuruladıktan sonra açtı.
"Kayıtlı olmayan bir numara, açayım mı?"
Omuz silkip ne yapıyorsa yapmasını işaret ettim.
Telefonu açıp kulağına dayadıktan sonra korkuyla telefonu kulağına dayadığı gibi geri çekti ve sanırım hoparlörü açtı.
"Mine, güzelim... Hadi dışarı çık."
Nefesim kesildi.
Tereddüt ederek sordum.
"Lazcık?"
Hayır lazcık değil. Artık değil.
Ben bu sahneyi bir yerlerdrn hatırlıyordum.
Beni rezil eden bir gazete sayfasından.
Hayatımı mahveden bir gazete sayfasından hemde.
Tereddüt bile etmeden çekmecede yazmayla sarılı olduğunu bildiğim tabancamın yerinde olduğunu gördüğüm gibi elime alıp çıktım odadan
telefonu çoktan Tuğbanın elinden almıştım bile.
"Nerdesin"
Soğukkanlı ve ağladığım içn kırılan ses tonumu beklemiyormuş gibi sessiz kaldı bir kaç saniye.
Sonrasında beni bugün gerçek anlamda mutlu eden şeyi söyledi.
"Konağın önündeyim"
SINIR:50 OY 55 yorum
Yeni bölüm nasıldıııııı???
Bölğm uzunluğu nasıldııı??
Konu akıcı ilerliyormu ve yazım şeklim güzelmişi🥹🥹
Satır arası yorumları beklerimm.
Bir sonraki bölümde görüşmek ğzere
Watshap kanalıma katılmayı unutmayınnnn🙏🙏🙏🫡
Bölüm etkileşimi
