21. bölüm / 25
Laz Mafya mı¿(TEXTİNG)~ALLAH'IN EMRİ PEYGAMBERİM KAVLİYLE~
Bölümler 25Şu an: ~ALLAH'IN EMRİ PEYGAMBERİM KAVLİYLE~
- 1 ~Bela geliyorum demez~525 kelime
- 2 *Engel*197 kelime
- 3 ~İş Meselesi~601 kelime
- 4 ~Sözde Abim~548 kelime
- 5 ~SOSYOPATMISIN¿~391 kelime
- 6 ~İlk Buluşma~*Görüntülü*787 kelime
- 7 ~Özür~519 kelime
- 8 ~Oruç~714 kelime
- 9 ~Kocam olucak it~338 kelime
- 10 ~MORUK MAFYA BOZUNTUSU~736 kelime
- 11 ~Kavgalı karşılama~866 kelime
- 12 ~Emanet~820 kelime
- 13 ~Bu adam kürtçeyi nerden biliyor~1.072 kelime
- 14 ~İyi eğlenceler Yekta abi~329 kelime
- 15 ~Allah belanızı versin~1.473 kelime
- 16 ~İntikamla karışık sıçmak~1.923 kelime
- 17 ~Tokatlı geri dönüş~2.705 kelime
- 18 ~what dedin gülüm~1.301 kelime
- 19 ~Görücü sezonu~979 kelime
- 20 ~ALLAH'IN EMRİ PEYGAMBERİM KAVLİYLE~2.418 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 ~400.000.001. Milyon dolar~1.667 kelime
- 22 KİTAPPP DESTEĞİ DUYURUSUU162 kelime
- 23 ~Surimşine~1.209 kelime
- 24 Duyuruuuuu Acil Bakkkk😔🙏145 kelime
- 25 ~Sevgim Öldürmiyicek Kimseyi~1.876 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aşklar yeni bölümü attım ama kimse görmemiş. Çünkü bu uygulama 20. Bölümden sonrasını göstermiyor. Siz bölümlere bakıp.daha fazlası seçeneğine okumadığınız sürece de yeni bölüme geçemezssiniz. Bazılarınız bunu görmeyip yeni bölümün gelemediğini ilettiler bana ama attım. Söylediğim şekilde yaparsanız okuyabilirsiniz.
Bu arada yeni bölüm geldi ama nasıl geldi keyifli okumalar dilerim sizlere ve lütfen satır arası yorumlarınızı unutmayın iyi okumalar dilerim. Allah'a emanet olun. Bir sonraki bölümlerde görüşmek üzere. 🥰
Mine'nin giydiği.
Lazcık 'ın giydiği
Tuğba'nın giydiği
Tuğba kapıdan bakarkene😅
Mine içinden yektaya beddua ederkene😅
İsteme salonu
•İyi Okumalar•
Konak ana baba günüydü.Birilerinin ellerinde lokumlar, birininkinde şeker ve kolonya dolu bir tepsi...
Sanırsın ordu olarak gelecekler. Neyse.Bahçıvan Mesut abi güller dikiyor; bu havada...
Birisi çardağı temizlemekle uğraşıyordu.Bana yan gözle bakan çalışanlarımızdan bazıları ise, benim onlara baktığım gibi bakıyordu bana hatta.
Sanırsın beni istemeye değil, onları istemeye geliyorlar.
Evin en yaşlısı Cemile teyze bile en şık kıyafetlerini giyip burma bilezikleriyle gerdanlıklarını takmıştı. Şu pasaklı halimle onunla yarışamazdım; kadın beni yüksek bir farkla geçiyordu.Onlara bıkkın bir bakış atıp bana üzgün gözlerle bakan anneme aynı şekilde karşılık verdim.
Elimde değildi. Onlara ters davranmak doğamda yoktu. İstesem de yapamıyordum, bu çok zordu.Öz anne babam olmasalar bile onları seviyordum. Hislerim gerçekti.
Ona daha fazla bakmadan odama geçmek için salondan döneyim derken çok tanıdık iki ses duyudum.
Kolondan dönmeyi es geçip arkasına yaslandım ve ne konuştuklarını dinlemeye başladım.Hiç etik değil demeyin, ismim geçiyor sonuçta. Sırtımı bastırdığım duvarda ne konuşulduğunu dinlemeye başladım.
"Kurtuluyoruz ondan sonunda kızım."
"Essahtan mı Delal? Doğru mu dersin?"
"Doğru tabii. Git yay bütün Urfa'ya 'Kendi etti, kendi buldu' diye. 'Üniversite okuyacağım ben' diye gitti, milleti evinden topluyoruz şimdi."
Ellerim istemsizce yumruk oldu. Sikik karı. Tanıyordum yanındaki kızı da ama aklıma gelmiyordu ismi şu an. Ulan neden bunlar benim başıma geliyor?
Ben size ne yaptım?Tam kolonun arkasından çıkıp haddini bildirecekken tekrar konuştular:
"Yanarım yanarım, taş gibi adamı kaptığına yanarım sadece. Kızda nasıl bir şans varsa, afet gibi birine kancayı takmış.
"İstemsiz sinirle dudağım seğirdi. Allah'ım, nefes alsam çatlıyorlar. Ben bunların hepsiyle nasıl başa çıkayım? Bana bolca irade ver.
Bol amin!Olduğum yerden çıkıp ağızlarının payını vermeyi bir kenara bıraktım. Allah'a havale etmeyi seçerek odama doğru ilerlemeye devam ettim.
Bu durum beni fark edip bir anda yüzlerinin suçlulukla kızarıp bozarmasına neden olsa da yanlarından geçip onları kale almadığımı belli ederek içeri girdim.Odama girdiğimde Tuğba bilgisayarından bir araştırma yapmakla meşguldü.
Evet, ona şimdilik işini görecek bir bilgisayar vermiştim; dersleri vardı kızın. Benim yüzümden buralara kadar gelmişti zaten, okulundan olmuştu.
Yanına gelip oturduğumda çoktan yaptığım planı sorgulamaya başlamıştım bile. Ben şimdi böyle bir plan yaptım falan ama burnum hiç iyi kokular almıyordu; boka batmış gibi hissediyordum.Şimdi Tuğba'ya "Pişman oldum" dersem ağzıma en münasip şekilde, üşenmeksizin sıçardı.
Of ki ne of!Zaman ilerleyip akşama doğru saat 07.30'u gösterdiğinde ellerim terlemeye başlamıştı.
Bense bu sikik planı neden yaptığımı kafamı artık duvarlara vura vura sorgulama raddesine gelmiştim.Aptal kafam. Kan çıkacaktı kesin. Ya benim yüzümden ikinci Laz seferi yaşanırsa?Aman Allah'ım! Bitmiştim ben, net. Bu sefer kurtulmamın hiçbir yolu yoktu.
Ne yapsaydım? Arasam Mesude karısını şimdi, emeline ulaşamadığı için iki saat manyak gibi beni ikna edene kadar lak lak ederdi.
Ama kime neydi ki? Denemeye değerdi.Elimi saten elbisemin eteklerine sürerek terli yüzeyinden biraz olsun kurtulmaya çalıştım.Telefonumu alıp malum kişiyi aradığımda ilk çalışta açtı.
Yok yok, bu kadın kesin telefonun dibinde nöbet tutuyordu; yoksa başka bir anlamı olamaz yani."Alo, Mesude teyze! Vazgeçtim, o iş yaş."Desibeli en yüksek olan o çığırma duyuldu. Manyak...
Manyak kadın!"Ne diyorsun kızım sen? Saldım haberi artık, geri dönüşü yok o işin."
"Aa, deli mi ne! Zorla mı canım? İstemiyorum kimseyi falan."
"Kızım sen benim itibarıma leke mi düşürmeye çalışıyorsun?"
"Ay, itibarda itibar olsa yani Mesude teyze! Milleti baş göz etmek ne zamandan beri marifet oldu?"
"Aaa, laflara bak gele! Sen şehirli olunca unutmuşsun örfü âdeti."
"Bak Mesude teyze, ben senin derdini biliyorum. Sırf millete laf vermek için benim hakkımda 'Şehre gitti, nevri döndü' dedirttiğini duyarsam yemin ederim bu sefer pompalıyla değil, palayla basarım evini! Haydi selametle."
"Terbi—"
Telefonu yüzüne kapatıp odada dört dönmeye başladım. Ne yapacaktım? Allah'ım sen bana akıl ver.Her iki şekilde de evlenmek istemiyordum ya ben! Her ne kadar atılmış olsam da okuyup adam olmak istiyordum.
Geçen her dakikada kafamda Kırgın Çiçeklerin şarkısı çalmaya başlarken ağlama raddesindeydim. En sonunda zaman geldiğinde korna sesleri peş peşe duyuldu.
Çalışanlar da dahil herkes avluya çıkıp arabalardan inenlere bakarken ben bilerek geride kalmıştım. Hazin sonumu izlemeye o kadar da meraklı değildim.
Tuğba beni çekip içeri soktuğunda kapıya doğru çekiştirip duruyordu. Yan gözle baktığım her kişi en şık halleriyle karşımdaydı. Bir tek ben halimden memnun değildim herhalde.
Kapının önüne itildiğimde ellerim tekrar titreyip terlemeye başlamıştı bile.Üzerimde bej rengi saten bir elbise vardı. Yanımda benimle birlikte dikilen Tuğba'ya da fildişi renginde bir elbise bulup vermiştik.
Şu an canımın derdine düşmesem ne kadar güzel olduğuyla ilgili daha bir çok şey söyleyebilirdim.Ellerim, her Türk filminde olduğunu gördüğüm bir adapla öne kavuştu ve...
Huh! Sakin, tamam. Onlara evlenmek istemediğimi söyleyeceğim ve bitecek. Bu kadar.Kapı tıklatıldığı an açayım derken Cemile teyzenin küçük kızı benden önce davranıp kapının önüne geçti.
"Damat bey, kapı sıkışmış. Açılmıyor maalesef."Yok kardeşim yok, bu kız küçük falan değil! Neslimizi bunun gibiler devam ettirecek ha! Vay be, hey yavrum hey!Birkaç saniyenin sonunda kapı tekrar çalındı.
Kız bu sefer kapıyı hafif aralayıp elini uzattı. Elini geri çektiğinde gördüğüm şeyle gözlerim adeta para işareti fışkırttı.Bir deste dolar mı görüyordum, yoksa bana mı öyle geliyordu?Lan bu adam ne kadar zengin? Ulan keşke ben uzatsaydım elimi, milletin kafası çalışıyor işte.Küçük kız bir elindeki paraya, bir de annesine bakıyordu.
Annesi de onun kadar şaşkın olsa da kızını yana çekerek gelenlere yol vermesine yardımcı oldu.İlk yaşlı bir adam girdi içeri. Bayağı bayağı yaşlı ama...
Ailenin en büyüğü bu adam olmalıydı. Şimdi elini mi öpüyorduk, kafamı mı tokuşturuyorduk? Bendeki Yeşilçam ve Türk dizisi klasiği buraya kadardı.
Belki de götlerine bir şaplak atmalıydım, en samimisi bu şekilde olurdu herhalde!Tuğba kapıdaki adamla bakışmamızı fark etmiş gibi hemen kulağıma eğilip beni aydınlattı.
"Sakın götüne şaplak atacağını düşündüğünü söyleme bana! Öpsene kızım adamın elini."
Kolumu çimdiklediğinde kendime gelip sudan çıkmış balık modundan çıktım. Dede beyin eline uzanıp öpüp alnıma koydum. Dede omzumu sıvazlayıp samimi bir şekilde gülümsediğinde ben de aynı şekilde karşılık verdim.
Ondan hemen sonra bir kadın ve bir adam geçti. Kadın bana sadece bir bakış atmakla yetinip geçip giderken, kayınvalide şokunu atlatamadan kayınbaba beyi görmek saygı duruşuna geçmem gerektiğini haykırıyordu adeta.
Adamın yaşı anca elli üstüydü ama oğlundan hiçbir eksiği yoktu.
Dik omuzlar, yeşil gözler ve kumral saçların arasına karışan beyazlar yine de ağırlığından bir şey eksiltmemişti.Babası böyleyse elbette oğlu da bu olacaktı.
Eline gitsem şimdi hakaret gibi bir şey olurdu sanki adama ama mecbur onun da eline gittim. Karısının aksine o bana daha sevecen bir bakış atıp gitmişti.
Tanıdık bir simayla karşılaştığımda bu elemanı nerede gördüğümü hatırlamaya zorladım kendimi. Nereden, nerede...
"Lan bu bizim okulda seminer veren adam değil mi? Bora mıydı, Boran mıydı ne?"
Tuğba beni aydınlattığında beynimde ampuller yandı. Doğru ya! Evet, Lazcığa "daş" diye hitap ederek anlattığım kişilik.
Valla bu ailenin genlerinde ne vardı bilmiyorum ama "daş" tabirini sonuna kadar hak ediyordu. Adam bana başıyla bir selam verip gidecekken arkadan biri itmiş gibi hızla tökezleyerek adımlamaya devam etti.
Ben buna neden olan kişiye bakmak için kafamı kaldırdığımda onunla göz göze geldim.Sinirli gibiydi. Ah aptal! Kesin kuzenine bir ilgim olduğunu falan zannediyordu herhalde.
Çiçekleri elime adeta fırlatıp yanımdan hızla çekip gittiğinde ben gerçekten şaşkındım. Ne yapmıştım ben şimdi?Tuğba da yanımda durarak bana hak vererek giden adamın arkasından bakmakla meşguldü.
İnanmayacaksınız ama bu koca konağa bile gelen misafirler sığamadığı için çoğu çardağa veya avluya kadar dağılmıştı.Üstelik konakta üç adet kocaman salonumuz olmasına rağmen...tama biz zaten biraz kalabalık bir aileydik.
Üstelik dışarıdan gelen halamlar, teyzemler, kuzenlerim de dahil olunca sığmamamız normaldi ama yani elli kişiyle gelmek neydi.
Biz mi aşiretiz onlarmı bilemedim.
Resmen herkes içeri girene kadar selam vermek zorunda kalmıştım. Rahat elli kişi vardı herhalde.Ruh hastaları!Sanki kız istemeye değil cenge geliyorlardı anasını satayım.
Şu an mutfakta bunları düşünürken kahvenin kaynamasını bekliyordum. Hayatım gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçip gidiyordu sanki.
Ulan daha yapamadığım bir ton şey vardı. Ben ağlamayayım da kimler ağlasın? Şakiro bir de bana bir ağıt yaksın.Eman eman eman...
"Hadisene kızım, kahve taştı!"Tuğba'nın sözleriyle kendime gelip ocağı kapattığımda fincanlara kahveleri boşaltmaya başladım.
Aklıma gelen şeyle üst raftan aldığım, çiğ köftenin içine koyduğumuz el yapımı acı biberden koydum. Öyle ki rengi değişmek üzereydi.
"Dur manyak, zehirleyeceksin adamı!"
"Beter olsun Laz hödüğü."
Tepsiye fincanları dizerek üst kata çıkmaya başladığımda ellerimdeki titremeyi durdurmaya çalıştım. Sakin ol, sakin ol...
İçeri girdiğimde herkesin gözü sanki az önce hararetli bir sohbetin içinde değilmişçesine bana çevrildi.Önünüze baksanıza kardeşim, sakin olmaya çalışıyorum burada!Off, neden her şey benim için bu kadar zor?
Neyse yarabbim, buna da şükür. No isyan,var şükür!
Sonra yüzzsüz gibi neden çarpıldık diyoruz.önce elindekiyle yetinmeyi bilip şükrediceksin. Gerisi zaten gelirdi.Rabbim sağolsun.
Tekrardan ana dönüp en yaşlı ve yaşına hürmeten kahveyi vermem gereken ilk kişiye eğilip kahvesini uzattım. Başını
"Teşekkür ederim"
dercesine eğince tebessüm ettim. Bu bey babayla iyi anlaşacağız gibi. Öte yandan kayınvalidem sevgisini bana bakma tenezzülü bile göstermeden kahvesini tepsiden alarak çok güzel bir şekilde belli etti.
Kayınbaba efendiye de kahvesini diğer büyüklerle birlikte uzattıktan sonra sıra ona geldi.Yanına adımladığımda istemeden de olsa gözüm yüzüne kaydı.
Bana bakıyordu.Sanki fırsat bulamamış gibi baştan sona alıcı gözüyle inceliyordu beni.Nedensizce ayak parmaklarımdan yanaklarıma kadar bir sıcak hava dalgası sardı bedenimi. Niye böyle bakıyordu bu bana ya? Yiyecek ama dokunmaya kıyamıyor gibi...
Tezatlığa bak amk!Hızla karşısına geçip eğilerek kahvesini uzattıktan sonra birkaç saniye almasını bekledim.
Almasını beklerken gözüm bilerek tepsideydi ancak o kahvesini almıyordu.yok anam bu böyle olmaz diyetekten en sonunda gözlerim gözleriyle buluştuğunda dudağının kenarıyla gülümseyip aldı en sonunda kahvesini.
Off,ne oluyordu bana böyle?
sıcak basmıştı sanki bir anda! Bu adam eskiden böyle değildi.
Yani tamam, belki görünüşü yine aynıydı falan ama bu şekilde bakmıyordu.gözlerim hala üzerindeyken o kahvesini dudaklarına götürmüştü bile.Bir an için üzerindeki takımın ona ne kadar yakıştığını fark ettim.
Adam V vücuttu resmen; nasıl da yapışmıştı gömleği bütün vücuduna. Hele omuzlarının baskısına boyun eğen o ceketin sıkılığı...
Ay tövbe tövbe, ne diyordum ben böyle? Kendine gel kızım! Herkesin kahvesini aldığından emin olarak boş bir iskemleye oturduğumda Tuğba da yanıma bir tane çekip oturdu.
Öksürük sesleirnin kime ait olduğunu bildiğim halde dönüp bakmadım.
Beter ol!
Önüme döndüğümdr babamla Yekta'nın babası bir konuşmaya dalmış gidiyorlardı. Dede de arada lafa katılıyor ama genellikle Rasim dedemle çok hasbihal ediyordu.Zaman ilerledikçe, saniyeler sayıldı nefesler tutuldu ve en sonunda o an geldi.O malım soru...
"Asıl konuya gelecek olursak... Gençler görüşüp kaynaşmış, bir yola girmek istemişler. Gençler işte, hata yaparlar ancak bize de buna yakışı kalır bir isim koymak düşer."
Nefesimi tuttum. Deme. De. Yok yok, deme. Ya da de... Of, ben de bilmiyorum!
"Allah'ın emri, Peygamber Efendimizin kavliyle kızınız Mine'yi oğlumuz Yekta'ya isteriz."
Ortamda birkaç saniyelik bir sessizlik yaşandı. Babam bana dönüp baktı.
Gözleri buğuluydu. Bu karara saygı duymadığı belli ancak iyiliğimi her şeyden çok isteyen bir babanın çaresiz bakışı gibi...
Babamı benden onay isterken gören herkes şimdi bana bakıyordu. Yine odak noktasıydım.Ne olursa olsun, bu yaşta evlenecek kadar aklımı kaçırmamıştım.
Ağzım tam "Hayır" demek için aralanırken elimde ekranı bana dönük olan telefona bir bildirim düştü.
...Gewşekk gay mafya:
"Hayır dersen bir daha hiçbir üniversitede okumana izin vermem. Bırak Türkiye'yi, gittiğin en ücra ülkede bile!"
Gözlerim şokla açıldı. Ağzım bu sefer konuşmak için değil, şaşkınlıkla aralandı.
Siktir...
Ne diyorsu bu böyle?
Aklını kaçırmış olmalıydı her halde!
"Kızım..."
Babamın duyduğum sesi beni zar zor kendine getirirken bana bakan adamdan yüksek bir uğraşla gözlerimi çekip ona döndüm.
"Ne diyorsun bu işe?"
Yutkundum. Ellerime baktım, titriyorlardı. İlk defa bu kadar çaresiz hissediyordum kendimi.Bana bunu yaşattığı için bu heriften nefret ediyordum.
Ona bu hakkı vericek kadar hayatımın içine aldığım içinde nefret ediyordum.ama bu sefer kendime.
Eğer bu iğrenç herifin istediği bir şekilde olucaksada benim istediğim şekilde olucak.
Bakalım bunu dıyduğunda o yakışıklı yüzündeki kazanmışlık duygusu ve kibir hala yerinde kalıyor mu ?
"Bir şartım var baba."
Herkes bu dediğimi beklemiyormuş gibi her birinin kaşları teker teker havalandı.Dede bey merakla kalın kaşlarını düzeltip sordu
"Buyur söyle kızım."
Derin bir nefes verip kaderin bana bağlandığı iplerin yönünü değiştirecek şeyi söyledim
"Okumaya devam edeceğim."
"Olmaz öyle şe—"
"Kabul."
Duyduğum şeyi hem bekliyor.hem beklemiyor gibiydim.
Hayır deyip biyüklerin bu işi bozmasını evet diyeceksede her türlü okuyucağımı bilsemde.'evet' demesi az önce attığı mesajdan sonra şaşırmama sebep olmuştu.
Annesinin sözünü kesen adama dönüp bakmamak için zorladım kendimi.
"Nasıl kabul oğlum? Gelinimizi okullardan mı toplayacağız?"
"Rafika Hanım, kabul dedim."
Annesine neden ismiyle seslendiğini anlayamasam da uyarır tondaki sesi susmasına yetmişti.
Ortamdaki hava bir anda soğusa da dede bey tekrardan babamla konuşarak ortamı ısıtmaya çalıştı
"Eee, aldık mı gelinimizi?"
Babam son kez baktı bana. "Hayır" dememi bekliyordu belli ki ama benim elimde olan bir şey değildi. Ona sadece gülümsemekle yetindim.
"O halde madem kızım için de uygun, verdim gitti! Ona gözünüz gibi bakın lütfen. Benimleyken benim nurumdu, sizdeyken renklerini soldurmayın kızımın.
"Ağlamak istedim. Babamı bırakmak istemiyordum; annemi, abimi, bu evi...
Hayır, o çıyan bu listeye dahil değil!Herkes ayaklandığında yüzüklerin takılacağını anlayıp ben de kalktım.
Yan yana ayakta dikildiğimizde kollarımız birbirine sürtündü. Titredim ama dönüp de bakmadım. Beni bu duruma soktuğu için ondan nefret ediyordum.
Beni rahatlatan tek detay iki saattir öksürüyor olmasıydı. Gebersindi, az bile koymuştum o kahveye! Yan yana durduğumuzda aramızda hatırı sayılır bir mesafe oluşmuştu.
Sağ elime uzanıp kaldırdığında, Tuğba'nın tuttuğu tepsiden yüzüğü alıp parmağıma taktı. Kurdeleye bağlı yüzük sanki kelepçe gibiydi gözümde. Kanlı bir kelepçe...
Şu yaşıma kadar evlilikten hep bulaşıcı bir hastalık gibi korkmuştum. Nedeni...
Bilmiyorum, belki de asla büyümek istemediğim içindi. Bilmiyorum.Yüzüğü alıp değersiz bir şeymiş gibi bakarak sağ elini tutup kaldırdığımda parmağına taktım yüzüğü.
Kurdeleyi kesti biri, ama kim olduğuna bakacak mecalim yoktu.Hemen çenemin altında bir el hissedince başım istemsizce daldığı noktadan muhatabına çevrildi.
"Mine, güzelim...Ben...Ben özür dilerim.Benden bu kadar nefret ettiğini tahmin edemedim. Seni buna zorladığım için beni affet. Bitirelim hemen istersen her şeyi."
Bana suçluluk ve üzüntüyle bakan adamı görünce farkındalıkla kasıldım.
İşte benim tanıdığım adam buydu. Kimseyi, özellikle de bir kadını istemediği bir şeye zorlamayan adam...
Gözlerim sulandı. Dayanamadım ve günün stresi ve yoğunluğuyla ona sarıldım.
Beline dolanan kollarımı beklemiyormuş gibi bir anda bedeni kasıldı.
Ama uzun sürmeden o da kollarını doladı sırtıma.Salon sessizleşmişti. Kimse böyle bir şeyi beklemiyormuş gibiydi.
Tam geri çekilip onu bu işe son vermesi için uyaracakken bir ses duyuldu içeriden. Hayır, tam kapının dibinden
"Alkanların borcunu kızlarıyla kapatmaya geldik. Bakalım kızın 100 milyon doları silmeye yetiyor muymuş!
"Siktir... O olamaz.
***
SINIR:55 OY 50 YORUM
Size dürüst olayım mı?
bazen böyle kötü bir bölüm yazmak istiyorum. Evet doğru okudunuz.sırf siz böyle yeni bölüm gelsin demeyin diye 🥲😅😅gerçekten ciddiyim.
Ben zaten sınır dolduğu gibi bölümü yazmaya başlıyorum ve bittiği gibi düzenleyip atmaya çalışıyorum.
bakın ben yks'ye çalışıyorum tamam mı biraz anlayış biraz empati ne olur.siz.empati kurmazssanız emin olun babamda benimle empati kurmaz.bilmiyorum anlatabildimmi🥲🥲🙏🙏
Gelişmeleri öğrenmek için👇👇👇
Whatsap kanalıma katılmayı unutmayın.
Bölüm etkileşimi
