3. bölüm · LALENİN SESİZLİĞİ:Bir veda, Yeni bir başlangıç

3. Bölüm

Zeynep Arici

Sabah gözlerimi horozların sesiyle açtım. Penceremden içeri giren güneş ışıkları ahşap odanın zeminine vuruyordu. Bugün Lise 2'deki ilk günümdü.

İçimde hem heyecan hem de korku vardı.

Hazırlanıp aşağı indim. Martha teyzem odun sobasının üzerinde çay demliyor, sıcak ekmekleri sepete diziyordu.

Arthur dayım ise her zamanki gibi sessizce kahvaltısını yapıyordu.

"Heyecanlı görünüyorsun." dedi Martha teyzem.

Başımı hafifçe salladım.

"Biraz..."

Arthur dayım gülümsedi.

"İlk günler her zaman zordur. Ama sen üstesinden gelirsin."

Kahvaltıdan sonra çantamı alıp evden çıktım.

Bahçedeki beyaz lalelere son kez baktım. Annem onları çok severdi. Her baktığımda sanki bana gülümsüyormuş gibi hissederdim.

Çiftlikten kasabaya uzanan toprak yolda yürümeye başladım.

Sabah serinliği yüzüme vuruyordu.

Yol boyunca birkaç at arabası ağır ağır ilerliyor, uzaktan nal sesleri duyuluyordu. Küçük kasabanın taş fırınından yeni pişmiş ekmek kokusu geliyordu. Demircinin çekici örse vurdukça çıkan ses bütün sokağa yayılıyordu.

Kasaba küçüktü.

Burada herkes birbirini tanır, birbirine selam verirdi.

Ben ise hepsine yabancıydım.
Okulu görünce adımlarım yavaşladı.

Kasabanın ortasında duran eski, beyaz boyalı ahşap bir binaydı. Ne uzun koridorları vardı ne de onlarca sınıfı. İçeride yalnızca tek büyük derslik bulunuyordu. Çatısındaki küçük çan rüzgâr estikçe hafifçe sallanıyordu.

Tam kapıya yaklaşırken gözüm pencerelere takıldı.

Pencerelerin önünde açmış beyaz ve pembe laleler rüzgârla usulca sallanıyordu.

Olduğum yerde durdum.

Annem...

En çok beyaz ve pembe laleleri severdi.

Boğazım düğümlendi ama istemsizce gülümsedim.

"Burada da varsınız..." diye fısıldadım.

Sanki annem bana uzaktan,
"Korkma Yasmin, cesur ol." diyordu.

Derin bir nefes aldım.

Sonra ahşap kapıyı yavaşça açtım.

"Özür dilerim... Geç kaldım."

Ahşap kapıyı usulca açtım.

"Özür dilerim... Geç kaldım."

Sınıftaki herkes dönüp bana baktı. O an yer yarılsa da içine girsem diye düşündüm.

Bay Thomas elindeki tebeşiri masaya bıraktı. Sert görünümlü bir öğretmendi ama yüzünde yumuşak bir ifade vardı.

"Demek sen Yasmin'sin."

Başımı eğerek,

"Evet efendim." dedim.

"Çiftlikten geliyormuşsun. İlk gününde geç kalmanı anlayışla karşılıyorum. Ama yarından sonra zil çalmadan burada olmanı isterim."

"Elbette efendim."

Gülümseyerek sınıfı gösterdi.

"Emma'nın yanında boş bir yer var. Oraya geçebilirsin."

Sessizce yürüyüp sıraya oturdum.

Yanımdaki kız bana sıcak bir gülümsemeyle baktı.

"Merhaba. Ben Emma."

"Ben de Yasmin."

"Tanıştığımıza sevindim."

"Ben de."

Emma'nın sesi öylesine içtendi ki bütün heyecanım biraz olsun azaldı.

Tam o sırada ön sıralardan alaycı bir ses yükseldi.

"Öğretmenim, yeni öğrencimiz çiftlikten geliyormuş."

Sınıfta birkaç kişi hafifçe güldü.

Başımı kaldırınca sarı saçlı kızın bana baktığını gördüm.
Bay Thomas kaşlarını çattı.

"Sofia!"

"Kötü bir şey söylemedim öğretmenim."

"Yine de arkadaşına saygılı davran."

Sofia başını eğdi.

"Peki öğretmenim."

Ama yüzündeki küçümseyen gülümseme kaybolmamıştı.
Ders boyunca ne zaman öğretmen arkasını dönse bana bakıp gözlerini deviriyor, sessizce gülüyordu.

Bir ara kalemimi yere düşürdü.
Sonra defterimi dirseğiyle masadan kaydırdı.

Kimse fark etmedi sanıyordu.
Ama Emma fark etmişti.
Sessizce defterimi yerden alıp önüme koydu.

"Boş ver." diye fısıldadı.

Gülümsedim.

"Teşekkür ederim."

Sınıfın pencere kenarında oturan David kısa bir an bana baktı. Yüzünde üzgün bir ifade vardı.

Arka sıradaki Gilbert ise Sofia'ya öfkeli gözlerle bakıyordu.

İçimde tuhaf bir his vardı.
Bu, kasabadaki ilk okul günümdü.

Ve nedense bunun kolay geçmeyeceğini hissediyordum.

Öğle zili çalınca hepimiz okulun önündeki büyük meşe ağacının altına çıktık. Ben ve Emma birlikte yürüyorduk. Pencerelerin önündeki beyaz ve pembe lalelere son bir kez baktım. Onları görmek içimi biraz olsun rahatlatıyordu.

Tam o sırada Sofia önümü kesti.

Yüzünde yine o alaycı gülümseme vardı.

"Demek çiftlikten gelen yeni kız sensin."

Hiç cevap vermedim.

Emma hemen yanıma geçti.

"Sofia, bırak artık."

Sofia küçümseyerek güldü.
"Ne oldu Emma? Yoksa onu korumaya mı çalışıyorsun?"

"Kimsenin seni kırmasına izin vermeyeceğim."

Sofia gözlerini devirdi.

"Ne kadar da acınacak..."

Tam o sırada biraz ileride duran David bizi fark etti. Konuşmalarımızın sertleştiğini görünce yanımıza doğru yürüdü.

"Sofia."

Sesi sakindi ama kararlıydı.

"Yeter artık."

Sofia şaşkınlıkla David'e döndü.

"Sen... onu mu savunuyorsun?"

David hiç düşünmeden cevap verdi.

"Evet."dedi "Haksızlık yapıyorsun."

O an Sofia'nın yüzündeki ifade değişti.

David'in bana değer verdiğini anlamıştı.

Bana öyle bir baktı ki gözlerindeki kıskançlığı hissedebiliyordum.

"Demek bütün mesele bu..." diye mırıldandı.

Sonra bana yaklaştı.

"Kim olduğunu sanıyorsun sen?"
Susmaya devam ettim.

Sofia alaycı bir sesle konuştu.
"Çiftlikte yaşaman yetmiyormuş gibi şimdi de David'i etkilemeye çalışıyorsun."

Emma öfkeyle,

"Kes artık!" dedi.

Ama Sofia durmadı.
Bir adım daha yaklaştı.

"Gerçi annen burada olsaydı seni böyle yetiştirmezdi."

Kalbim sıkıştı.
Gözlerim dolmaya başladı.
Sofia son darbeyi vurdu.

"Belki de seni bırakıp gitmekle en doğrusunu yaptı."

O an dünyam başıma yıkıldı.
Kulaklarım uğulduyordu.
Annem hakkında söylenen o sözleri kaldıramadım.
Elim istemsizce havaya kalktı.

Ve...

Sofia'nın yanağına sert bir yumruk attım.

Bahçe sessizliğe gömüldü.
Herkes donup kalmıştı.
Ben ise ne yaptığımı yeni fark ediyordum.
Sofia birkaç adım geriye sendeledi.

Yanağını tutup bana öfkeyle baktı.

"Sen..."

Bir anda bana saldırmaya çalıştı.

Tam o sırada Gilbert koşarak aramıza girdi.

"Yeter Sofia!"

Gilbert Sofia'nın önüne geçti.

"Bugün yaptıkların zaten yeterince kötüydü."

Sofia öfkeyle bağırdı.

"Çekil önümden!"

"Hayır."

Gilbert yerinden kıpırdamadı.
Emma ise beni sıkıca tuttu.

"Yasmin... sakin ol."

Artık gözyaşlarımı durduramıyordum.

David yanıma geldi.

"İyi misin?"
Cevap veremedim.

Başımı eğip ağlamaya başladım.

Ben hâlâ ağlarken bahçedeki sessizlik bozuldu.

Okulun kapısı açıldı.
Bay Thomas dışarı çıktı.
Herkes bir anda sessizleşti.
Öğretmenimiz önce bana, sonra Sofia'ya baktı.
Sofia hâlâ yanağını tutuyordu.

"Burada neler oluyor?"

Kimse konuşmadı.
Emma yavaşça öne çıktı.

"Efendim..."

"Sofia, uzun zamandır Yasmin'e kötü davranıyordu."

Bay Thomas bu kez Gilbert'a döndü.

"Doğru mu?"

Gilbert başını salladı.

"Evet efendim."

"Sofia, Yasmin'in annesi hakkında çok kırıcı şeyler söyledi."

Öğretmenimiz derin bir nefes aldı.

Sonra bana baktı.

"Yasmin."

"Sen anlatmak ister misin?"

Başımı eğdim.

"Annem hakkında söylediklerine dayanamadım."
"Sonra... kendimi tutamadım."

Bay Thomas uzun süre sessiz kaldı.

En sonunda sakin bir sesle konuştu.

"Bugün ikiniz de evlerinize gidin."

"Bu konuyu yarın, sakin kafayla konuşacağız."

...

Ertesi sabah Emma ile birlikte okula geldim.

İçimde hâlâ bir korku vardı.

Bay Thomas kapının önünde bizi bekliyordu.

"Yasmin."

"Sofia."

"Dersten önce benimle konuşacaksınız."

Ben de Sofia da sessizce başımızı salladık.

Öğretmenimiz bizi okulun girişindeki küçük verandaya götürdü.

İkimize de tek tek söz hakkı verdi.

Önce Sofia konuştu.

Sonra ben yaşananları anlattım.

Bay Thomas ikimizi de dikkatle dinledi.

"Sofia."

"Bir arkadaşının ailesi hakkında böyle konuşamazsın."

Sonra bana döndü.

"Yasmin."

"Öfkeni anlıyorum."

"Ama yumruk atmak doğru değildi."

İkimiz de başımızı öne eğdik.

"Bu olay burada kapanacak."

"Bir daha ikinizden de böyle bir davranış görmek istemiyorum."

Sessizce sınıfa döndük.

Yerime otururken Sofia'nın bana attığı bakış içimi ürpertti.
Öğretmen konuşmuştu...

Ama Sofia'nın öfkesi dinmemişti.

Tam tersine...

Sanki bana karşı daha da büyümüştü.

Bay Thomas bize baktı.
"Bugün eve gidebilirsiniz. Yarın bu konuyu konuşacağız."

Sessizce çantamı aldım.
Arkamdan Emma seslendi ama durmadım.

Kimseyle konuşmak istemiyordum.

Kasabanın toprak yollarında tek başıma yürüdüm.

Aklımda sadece Sofia'nın annem hakkında söylediği sözler vardı.

Çiftliğe varınca doğruca ahıra gittim.

Köpeklerim beni görünce yanıma koştular.

Onlara sarılıp ağlamaya başladım.

"Bugün çok canım yandı..."

"Annemi çok özlüyorum."

Tam o sırada Arthur dayım içeri girdi.

Meğer her şeyi duymuş.

Sessizce yanıma oturdu.

"Lütfen Martha teyzeme söyleme." dedim.

Başını salladı.

"Söz."

Bir süre annem hakkında konuştuk.

Dayım beni dinledi, ben de içimi döktüm.

O akşam kendimi biraz daha hafiflemiş hissettim.