1. bölüm / 10
KUZGUN1
Bölümler 10Şu an: 1
- 1 11.279 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 21.636 kelime
- 3 31.398 kelime
- 4 41.612 kelime
- 5 51.219 kelime
- 6 61.498 kelime
- 7 71.461 kelime
- 8 81.262 kelime
- 9 91.546 kelime
- 10 101.161 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"İnsan bazen hayatını değiştirecek kişiyi tanıdığını sanır. Oysa bazı insanlar önce felaket olarak gelir."
Sabahın ilk ışıkları ince perdelerin arasından odaya sızarken telefonun tiz alarm sesi odanın sessizliğini böldü.
Mira, yastığı yüzüne bastırıp alarmı susturdu.
"Beş dakika daha..."
Mırıldandığı cümle her sabah söylediğiyle aynıydı ama bugün farklıydı.
Bugün annesinin yeni işinin ilk günüydü.
Gözlerini istemeyerek açtı. Küçük odasının tavanına birkaç saniye boş boş baktı. Duvarın köşesinde hafifçe kabarmış boya, eski çalışma masası, kitaplarla dolu raf...
Bu odayı seviyordu.
Lüks değildi.
Gösterişli değildi.
Ama huzurluydu.
Koridordan gelen sesler üzerine yataktan kalktı.
"Anne?"
"Çabuk ol kızım, geç kalacağız."
Mira banyoya girip yüzünü yıkadı. Aynadaki yansımasına baktığında kahverengi gözlerinin altında uykusuzluktan oluşmuş hafif morlukları gördü.
Saçlarını gelişigüzel topladı.
"İdare eder."
Üzerine siyah bol pantolonunu ve beyaz gömleğini giydi. Makyaj yapmadı. Sadece dudaklarına renksiz bir nemlendirici sürdü.
Mutfağa geçtiğinde annesi telaşla çay dolduruyordu.
"Neden bu kadar heyecanlısın?"
Kadın gülümsedi.
"Bu iş bizim için yeni bir başlangıç olabilir."
Mira da gülümsedi ama içinde açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı.
"İnşallah."
⸻
Yaklaşık kırk dakika sonra otobüsten indiklerinde Mira başını kaldırdı.
Karşısındaki bina neredeyse gökyüzüne değiyordu.
Camlarla kaplı devasa yapı sabah güneşini yansıtıyor, girişte siyah takım elbiseli güvenlikler bekliyordu.
Kapının önüne peş peşe lüks arabalar yanaşıyor, insanlar telaşla içeri giriyordu.
Mira istemsizce ıslık çaldı.
"Anne..."
"Hı?"
"Bu bina şirket değil."
"Neymiş?"
"Küçük çaplı bir ülke."
Annesi hafifçe güldü.
"Abartıyorsun."
"Hayır. Bak, içeride kaybolursam beni akşam anonsla arat."
Kadın başını iki yana salladı.
"Sen hiç uslanmayacaksın."
İkisi birlikte döner kapıdan içeri girdi.
İçerisi mermer zemin, dev avizeler ve sessiz bir kalabalıkla doluydu.
Mira böyle yerlerden hoşlanmazdı.
Her şey fazla kusursuzdu.
Ve kusursuz görünen hiçbir şeye güvenmezdi.
⸻
Aynı dakikalarda...
Şehrin başka bir ucunda...
Yeraltında, penceresi olmayan geniş bir odada ağır bir sessizlik vardı.
Uzun siyah masanın etrafında on iki adam oturuyordu.
Hiçbiri konuşmuyordu.
Çünkü masanın başındaki kişi henüz tek kelime etmemişti.
Siyah gömleğinin kolları dirseklerine kadar sıyrılmıştı.
Sol bileğinde ince bir yara izi uzanıyordu.
Başını hafifçe eğmiş, masanın üzerindeki dosyayı inceliyordu.
Kimse nefes almaya bile cesaret edemiyordu.
Adam dosyayı kapattı.
Sakin bir sesle konuştu.
"İki milyon."
Masadakiler birbirine baktı.
"Paranın yarısı eksik."
Karşı tarafta oturan ellili yaşlardaki adam boğazını temizledi.
"Kuzgun..."
Bu ismi söylerken sesi titremişti.
"Bir yanlış anlaşılma oldu."
Masanın başındaki genç adam yavaşça başını kaldırdı.
Keskin gri gözleri odadaki herkesi tek tek dolaştı.
"Kuralımı biliyorsun."
Adam terlemeye başlamıştı.
"Bir hafta ver."
Sessizlik.
Sonra genç adam ayağa kalktı.
Takım elbisesinin düğmesini ilikledi.
"Efe."
Kapının yanında bekleyen uzun boylu adam öne çıktı.
"Emredin."
"Borcu kapat."
"Nasıl isterseniz."
Borç.
Bu dünyada para değildi.
İtaatti.
Ve kurallara uymayan herkes bedel öderdi.
Genç adam cebinden siyah deri eldivenlerini çıkarırken sesi yine sakindi.
"Bir daha bana eksik hesapla gelmeyin."
Masadan ayrıldı.
Arkasında ölüm sessizliği bırakarak.
⸻
Yeraltı otoparkına indiğinde siyah spor arabasının kapısı çoktan açılmıştı.
Efe direksiyonun başına geçti.
"Holdinge mi?"
Genç adam kısa cevap verdi.
"Evet."
Araba hareket etti.
Şehrin kalabalığına karışırken kimse içeride oturan kişinin sadece bir holdingin varisi olmadığını bilmiyordu.
Gazeteler onu "Aslan Holding'in genç veliahtı Karan Aslan" diye yazıyordu.
Yeraltı ise onu başka bir isimle tanıyordu.
Kuzgun.
Ve bu isim fısıltıyla bile söylenirdi.
⸻
Aslan Holding...
Mira resepsiyonun önünde beklerken annesi insan kaynakları görevlisiyle evrakları dolduruyordu.
Telefonuna baktı.
Azra'dan mesaj vardı.
Azra: "Yeni iş nasıl?"
Mira: "Kendimi yanlışlıkla milyarderlerin dizisine ışınlanmış gibi hissediyorum."
Azra anında cevap verdi.
"Patron yakışıklıysa bana foto at."
Mira gülümserken tam telefonu çantasına koyacaktı ki...
Binanın önünde aniden siyah araçlardan oluşan bir konvoy durdu.
Bütün güvenlikler aynı anda kulaklıklarına dokundu.
Resepsiyondaki kadınlar ayağa kalktı.
Koridorda yürüyen çalışanlar bile kenara çekildi.
Mira kaşlarını çattı.
"Kim geliyor?"
Kimse cevap vermedi.
Asansörün kapıları açıldı.
İçeri önce iki koruma girdi.
Ardından siyah takım elbiseli genç bir adam ağır adımlarla lobiye girdi.
Ne hızlı yürüyordu...
Ne de yavaş.
Ama herkes onun geçtiği yerde yol açıyordu.
Gözleri kimseyi aramıyordu.
Sanki oradaki herkes görünmezdi.
Mira istemsizce fısıldadı.
"Ne bu... Cumhurbaşkanı mı?"
Tam o anda yanında duran yaşlı görevli panikle koluna dokundu.
"Şşşt! Sesini alçalt."
"Neden?"
"Patron."
Mira tekrar genç adama baktı.
Patron muydu?
Ama en fazla yirmi üç, yirmi dört yaşlarında görünüyordu.
Genç adam tam onların bulunduğu tarafa döndüğü sırada resepsiyon görevlisi telaşla elindeki dosyaları düşürdü.
Kâğıtlar mermer zemine yayıldı.
Mira refleksle eğildi.
Aynı anda karşı taraftan sert adımlarla gelen patron da köşeyi döndü.
Ve...
BAM!
Miranın omuzuna öyle sert çarptı ki dengesi bozuldu.
Elindeki kahve havaya savruldu.
Sıcak kahve patronun simsiyah takım elbisenin üzerine döküldü.
Lobide derin bir sessizlik oluştu.
Mira başını kaldırdı.
Karşısındaki gri gözler doğrudan ona bakıyordu...
Lobide oluşan sessizlik öyle ağırdı ki Mira kendi nefes alışını bile duyabiliyordu.
Koyu renkli kahve, adamın kusursuz siyah ceketinin üzerine yayılıyordu.
Mira'nın ilk düşündüğü şey "Eyvah." olmadı.
İlk düşündüğü şey...
"Bu kadar da abartmazlar herhalde."
Ama yanılmıştı.
Çünkü etrafındaki herkes donup kalmıştı.
Resepsiyondaki kadın korkuyla ağzını kapatmış, güvenliklerden biri başını öne eğmişti.
Sanki herkes aynı şeyi bekliyordu.
Patlama...
Bağırış...
Öfke...
Fakat hiçbir şey olmadı.
Genç adam tek kelime etmeden ceketine baktı.
Sonra ağır ağır bakışlarını Mira'ya çevirdi.
O gri gözler...
Mira daha önce böyle gözler görmemişti.
Soğuk değildi sadece.
Sanki hiçbir duygu taşımıyordu.
Ne öfke...
Ne şaşkınlık...
Hiçbir şey.
"Önüne bakmayı bilmiyor musun?"
Sesi alçaktı.
Bağırmıyordu.
Ama nedense bütün lobi onu duyuyordu.
Mira dikleşti.
"Ben mi?"
"Evet."
"Siz bana çarptınız."
Arkadaki çalışanlardan biri neredeyse bayılacak gibi oldu.
"Eyvah..."
diye fısıldadı.
Genç adam kaşını hafifçe kaldırdı.
"Öyle mi?"
"Evet."
Mira yere düşen peçeteyi aldı.
Cekete uzattı.
"İsterseniz silebilirim."
Genç adam peçeteye bakmadı bile.
"Asla çıkmaz."
"Denemeden bilemezsiniz."
Bu kez dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
Gülümseme değildi.
Alaydı.
"Bu ceketin fiyatını biliyor musun?"
"Hayır."
"Bilseydin dikkatli olurdun."
Mira kollarını göğsünde birleştirdi.
"Fiyatı yüksek diye çarpan kişi otomatik olarak haklı mı oluyor?"
Koridordaki sessizlik daha da büyüdü.
Genç adamın hemen arkasında duran uzun boylu adam, bir adım öne çıktı.
"Hanımefendi..."
Ama genç adam elini hafifçe kaldırınca sustu.
İlk kez biri ona bu şekilde cevap veriyordu.
Ve bu...
İlginçti.
"İsmin."
Mira hiç düşünmeden cevap verdi.
"Neden söyleyeyim?"
"Çünkü sordum."
"Bu yeterli bir sebep değil."
Arkadaki güvenlik görevlilerinden biri neredeyse nefes almayı unutmuştu.
Genç adam birkaç saniye Mira'ya baktı.
Sonra...
Hiç beklenmedik şekilde yoluna devam etti.
Tek kelime etmeden.
Sadece omzunun üzerinden şu cümleyi bıraktı.
"Bir daha karşılaşmayız umarım."
Mira da arkasından mırıldandı.
"İnşallah."
⸻
Asansör kapıları kapanır kapanmaz patron sessizliği bozdu.
"Efe."
"Efendim?"
"Dosya."
"Hangisi?"
"Az önce bana kahve döken kız."
Efe şaşkınlıkla baktı.
"Soruşturulsun."
"Bir sorun mu var?"
Karan gözlerini asansör kapısındaki yansımasına çevirdi.
"Hayır."
"Öyleyse neden?"
"Çünkü..."
Kısa bir sessizlik oldu.
"...benden korkmadı."
Asansörde duran diğer iki koruma birbirine baktı.
Yıllardır ilk defa Karan'ın bir yabancıyla bu kadar uzun konuştuğunu görüyorlardı.
⸻
Mira ise annesinin yanına döndüğünde kadın panikle fısıldadı.
"Ne yaptın sen?"
"Hiç."
"Hiç mi?"
"Biraz kahve döküldü."
"Biraz mı?"
Kadın başını iki yana salladı.
"İlk günden işten kovulacağız."
Mira gülmeye başladı.
"Anne, ben burada çalışmıyorum."
"Ben çalışıyorum."
Tam o sırada insan kaynaklarından gelen görevli gülümseyerek yaklaştı.
"Hanımefendi, sizi departmana götüreyim."
Kadın Mira'ya döndü.
"Sen aşağıdaki kafede bekle olur mu?"
"Tamam."
⸻
Mira binanın içindeki kafeye geçti.
Cam kenarındaki masaya oturdu.
Telefonunu çıkarıp Azra'ya ses kaydı attı.
"Var ya... Az önce patronla kavga ettim galiba."
Birkaç saniye sonra cevap geldi.
"NE YAPTIN SEN?"
Mira gülmeye başladı.
Tam cevap yazacakken...
Yan masadan iki adamın konuşması dikkatini çekti.
Sesleri çok kısıktı.
"...bu akşam liman."
"Lider bizzat gelecek."
"Dosya teslim edilmezse savaş çıkar."
Mira istemeden kulak kabarttı.
Liman?
Savaş?
Dosya?
"Saçma..."
diye düşündü.
"Kesin şirket işi."
Adamlar ayağa kalktı.
Biri cebinden siyah bir zarf çıkardı.
Masaya bıraktı.
Sonra hızla uzaklaştılar.
Mira istemsizce zarfa baktı.
Tam o sırada garson koşarak geldi.
"Affedersiniz."
Masayı silmeye başladı.
Zarf yere düştü.
Garson fark etmedi.
Mira eğilip aldı.
"Sanırım unutmuşlar."
Tam peçetenin üzerine koyacakken...
Arkasından tanıdık, sakin ama ürpertici bir ses duyuldu.
"Onu açma."
Mira yavaşça arkasını döndü.
Karşısında...
Birkaç dakika önce kahve döktüğü adam duruyordu.
Bu kez yüzündeki ifade daha sertti.
Ve gri gözleri, Mira'nın elindeki siyah zarfa kilitlenmişti.
Bölüm etkileşimi
