9. bölüm · Kurallar Ve Ritim
8. Bölüm "Eksik parça"
Selam, nasılsınız bakalım.
Yıldızı parlatmayı ve bol bol yorum yapmayı unutmayınnnn 🌟💃🏻
Keyifli okumalar 🫶🏻
Bölüm şarkısı:
Zeynep Bastık& Anıl piyancı- bırakmam doğru mu2 ?
AZRA SOYDERE'NİN AĞZINDAN
Bu satırlarda okuyacağın her duygu, yarım kalmış bir cümlenin devamı gibi. Her bakış, söylenememiş bir itirafın gölgesi ve her ayrılık, "ya biraz daha cesur olsaydık?" sorusunun cevapsız yankısıydı.
Belki kendinden bir parça bulacaksın burada. Belki de kalbinin unuttuğunu sandığın bir sızı yeniden hatırlatacak kendini.
Ama şunu bil...Bazı insanlar hayatımıza mutlu son olmak için değil, bize sevmeyi öğretmek için girer. İşte Kılıç'ta tam olarak bunun için girmişti belki hayatıma. Bana sevmeyi öğretmek için. Ya da ona sevmeyi öğretmem için.
Ama korktuğum bir şey var. Onun hakkında araştırma yaptığımı karşılaşacağım şeylerden çok korkuyorum. Dün şirkette olanlar geldiğinde aklıma, ellerim tekrar terliyor. Kılıç'ın kapıyı açtığı anı hatırlıyorum.
Belgeyi Hakan'ın sesinden sonra acilen çantama buruşturup atmış, sonra da yerimize oturmuştuk. Aslında o anı hatırlamak istemiyorum. Çünkü ben kendim için mahreme ne kadar önem veriyorsam, eminim Kılıç'ta o mahremi bekler. Ki kendisi kural abidesi.
Zaten şu aklımdan çıkmayan soy isimler... Gün boyu beni düşündürdü. Acaba neden? Ne için? Ve neden vaz geçtiler? Hepsinin cevabını dünkü yemekte almıştım ama aklımda hala soru işaretleri vardı.
"Seni asla bırakmayacağım, Kılıç Karaca..."
Bir de bu var değil mi? Bu ne demek oluyor? Açık bir şekilde olmasa da, benimle çıkar mısın mı demek? Ya da sevgili olalım mı demek? Hayır, bence ben orada "gel dama çıkalım." Demek istedim. Of kalbim. Bana yardım et.
"Azra! Azra, aşağı inmeyi düşünüyor musun, yoksa ben yukarı çıkayım mı?"
"Yorulmazsan çıkabilirsin anne! Çünkü ben inmiyorum!" Ta merdiven başından sesleniyordu bilmem kaçıncı defa ama ben gitmek istemiyordum. Gidersem soru soracağımı ve yine bir tatsızlık çıkacağından emindim.
"Babanın seninle konuşmak istediği şeyler var."
"Harika! Benimde vardı." Deyip ayaklandım ve telefonumu yatağın üstünde bırakıp odamdan çıktım. Bakalım babam ne diyecek? Umarım benim sorularımdan sonra çıldırmaz. Evde tatlı da yok fenalaştığında Pembe'nin, Apo'ya verdiği gibi verelim.
Umarım kızılcık şerbeti izlemişsinizdir...
Aşağı inip merdiven başında ki annemi es geçtim ve direkt salona geçip yemek masasına oturdum. "Sana da iyi akşamlar kızım." Babamın sitemli sesine sadece gülümsedim ve sinir bozucu bir tavırla tabağıma masada ki yemeklerden doldurmaya başladım.
"Seni dinliyorum." Dedim anlatacağı şeyi pekte merak etmeyerek.
"Yarın şirkette önemli bir toplantı var ve seninde orada bulunmanı istiyorum," Çatalımı sert bir şekilde tabağa bıraktım ve sinirle güldüm. "Komik olan ne?" Dedi kaşı anında havaya kalkarak.
"Beş yıl önce ki gibi mi? Yine beni sadece gösteriş için o şirkete götürüyorsun ve yine ben sadece manken gibi poz veriyorum."
"Laflarına dikkat et." Annemde gelip oturduğunda, kadro tamamlanmış oldu.
"Sürekli aynı şeyi tekrarlamaktan bıkmadın mı, anne? Sürekli bir emir, bir sitem, bir düşmanlık içerisindesin. Bazen evlatlık olduğumu düşünüyorum."
"Merak etme, evlatlık olsaydın bu kadar katlanmazdım sana." Laflarının ne kadar kırıcı ve üzücü olduğundan haberi yoktu çünkü o bir annenin sahip olabileceği duygulara sahip değildi. Vicdan, sevgi, saygı... Hiçbiri onda yoktu. O yüzden alışmıştım ben anneme. Her ne kadar kırıcı da olsa.
"Sadece bu projede senin de yer almanı istediğim için götürüyorum. Gösteriş için değil."
"Size şirket ile alakalı hiçbir olayda bulunmayacağımı o gün söyledim zaten. Daha neyi zorluyorsunuz?" Abimden sonra sence ben o şirkete adım atar mıyım? Ya da onun işine göz koyup o şirketi yönetebilir miyim? Onlar abimi çoktan unutup silmiş olabilirler ama ben hala onu bekliyorum.
Hala bir zavallı gibi abimi bekliyorum.
"Neden bu kadar inatçısın ki?"
"Karaca soy ismi...sana tanıdık geldi mi?" Evet. Ortamda istediğim sessizlik buydu. Hatta istediğim değil, direkt beklediğim tepki buydu. Çünkü bu işin altında başka bir bit yeniği vardı.
"Nereden çıktı şimdi bu?" Babamın ifadesi, stresten çok sinirliydi. Hatta o kadar sinirlenmişti ki her an masayı ters düz edebilirdi.
"Demek ki tanıdık gelmiş." Suyumdan yudumladım ve arkama yaslandım.
"Azra, sen nereden biliyorsun?" Dedi sabrı tükenmiş gibi. Biraz daha irdelersem cidden elinden bir kaza çıkabilirdi ama yine cevap vermezdi.
"Bir soru sordum size?"
"Bende sana soruyorum. Nereden biliyorsun, Karacaları?" Gelde cevap ver. Ne diyeceğim? Kılıç'ı onlara nasıl tanıtacağım? Saçma bir tanışma ile asla tatmin olmazlar.
"Boşver, öğrendim zaten."
"Ne öğrendin? Onların bize nasıl ihanet ettiğini mi?" Ne? Kılıç onlara ihanet mi etmişti? Bana hiç ihanet gibi bir şeyden bahsetmedi. "Bak, öğrenememişsin demek ki." Dedi dalga geçer bir tavırla. Cidden öğrenememişim.
"Afiyet olsun." Dedim ve bardağımı masaya bırakıp kalktım. Kılıç'a güvenmemekte o kadar haklıyım ki, onun dediklerinden dörtte birinin yalan olduğuna adım kadar eminim.
Merdivenlere yönelmiştim ki birden kolumdan sertçe tutulup durduruldum. "Bana bak," diyen annem ile gözlerimi devirdim. "Kılıç'tan uzak duracaksın. O manyağın ne tür biri olduğundan haberin yok." Kolumu çekip, elinden kurtardım.
"Anlat bileyim anne. Anlat bana o manyak nasıl biri?"
"Anlatsam inanacaksın sanki. Kızım sen hala neyi zorlaştırıyorsun? Baban o manyak ile görüştüğünü öğrenirse neler olur biliyor musun?"
"Ona da karışmaya başladığınıza göre işimiz var sizinle. Anne, ben büyüdüm tamam mı? Karşınızda o küçük Azra yok artık."
"O zaman ona göre davransan iyi edersin. Çünkü 3 Eylül'e Yaman ile düğün tarihinizi kararlaştırdık." İşte şimdi hiç beklemediğim bir yerden vurdu beni.
"Neden anne, neden?! Neden hayatım ile aldığın kararlardan benim haberim yok? Gerçekten sıkıldım sizden!" Dedim ve merdivenlere yönelip yukarı çıktım. Odama girmeden önce, babamın çalışma odasından çıkan Vera'ya baktım.
"Vera, küveti hazırla." Vera evdeki çalışanlarımızdan biriydi. Gerçi evden çok benimle ilgileniyordu ama neyse. Odama girdim ve yatağın üstünde ki telefonumu alıp Yaman'ı aradım.
Telefon ilk çalışta açıldığında, "Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz?" Dedim. Yaman salak gibi kahkaha attığında, haberi aldığımı bildiğini öğrenmiş oldum.
"Nasılmış benim karım? Duşunu aldın mı? Yemeğini yedin mi peki? Yoksa kocanı mı bekliyorsun?"
"Bana bak, kes sesini ve beni iyi dinle. O karar verdiğiniz 3 Eylül var ya, o günü ölüm günün ilan et Yaman Kanaz. O masaya asla oturmayacağım ve asla senin karın olmayacağım."
"Sende şunu o güzel kafana sok, sevgilim. Sen benimsin ve ölene kadarda öyle kalacaksın. O ilan ettiğim ölüm gününden tek bir cenaze çıkacak sende bunu unutma."
"Hah, yani? Şimdi ben seni istemiyorum diye beni öldürecek misin? Bok yaparsın."
"Sen bunlara kafanı yorma ve hazırlığa başla. Bugünü saymazsak önümüzde tam on gün var. İyi geceler, karıcığım." Suratıma kapattı. Pislik herif! Hasta, hasta! Aslında biliyor musunuz bu böyle değildi.
Geçen sene o kadar iyi anlaşıyorduk ki, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Gezmediğimiz yer, el atmadığımız şey kalmamıştı. O dönemlerde ikimizde öyle deli doluyduk ki, annelerimiz şimdi o yüzden bizi evlendirmek istiyordu.
Ama şu an ki Yaman ile bir sene önce ki Yaman aynı değildi. O dönemki Yaman daha masumdu. Daha iyi ve daha green flagdı. Şimdi Ebu Cehilden farkı yok. Yatmadığı kız kalmadı. Ardında bıraktığı kızların haddi hesabı yok ki hepsi ondan yaşça küçük.
Onu geç, beyni sadece kötülüğe çalışıyor. Size soruyorum. Böyle bir adamla siz olsanız evlenir misiniz? Hiç sanmıyorum. "Banyonuz hazır, Azra Hanım." Vera'nın sesi ile ayaklandım ve banyoya geçip soyundum.
Kapıda bekleyen Vera, küvete girmem ile içeri geldi ve küvetin ucunda durdu. Işıklar kapalıydı sadece mum ışığı aydınlatıyordu banyoyu. Güzel bir koku, hoş bir hava yayılmıştı buraya ve inanın ılık su şu an çok rahatlatıcıydı.
Köpüklerin arasından başımı kaldırıp Vera'ya baktım. "Vera." dedim sakince. Sanki diyeceğim şeyi önceden biliyormuş gibi panikle, "Efendim?" dedi.
"Annem bugün benimle ilgili bir şey sordu mu?"
"Anneniz her gün sizinle ilgili bir şey soruyor." Dudaklarım kıvrıldı. Biliyorum. Hatta her gün sorduğuna adım kadar eminim.
"Kılıç'ı sordu mu?"Vera'nın eli havlunun üzerinde bir an durdu. Sorumu cevapsız bırakınca, "Demek sordu." dedim ve elime aldığım köpüğü üfledim.
"Ben öyle bir şey söylemedim."
"Söylemene gerek yok." Biraz daha köpüğe gömüldüm ve gözlerimi yumdum. Sadece suyu ve rahatılığı hissettim. "Annem benim Kılıç'la görüştüğümü biliyor."
Vera sustu. Bu sessizlik dediğim gibi her şeyi önceden bildiğine işaretti. "Asıl merak ettiğim bunu nereden bildiği."
"Bilmiyorum."
"Biliyorsun." Dedim, bilmese bile bileceksin der gibi bir tavırla. Vera tuhaf bir ifadeyle bana baktı."Azra Hanım..."
"Bak, sana kızmıyorum." Parmağımla köpüklerden birini patlattım. "Hatta seni anlamaya çalışıyorum. Sen annemin çalışanısın. Onun söylediklerini yapmak zorundasın."
Vera'nın yüzü gevşedi bir an. Taa ki cümlem bitene kadar. "Ama zorunda olmakla ihanet etmek arasında çok ince bir çizgi vardır."
Sessiz kaldı. "Ve ben," derken bir kez daha köpük üfledim. "O çizginin nerede olduğunu gayet iyi bilirim." dedim gözlerimi açıp, gözlerine bakarak.
"Anneniz bana sizin nereye gittiğinizi, kiminle görüştüğünüzü, ne yaptığınızı sordu." Dedi itiraf ederek.
Küvette biraz daha aşağı kaydım. Artık köpükler çeneme kadar değiyordu. "Annem sana bunları sorabilir. Veya bir başka şeyler de sorabilir. Ama sen benimle konuştuğunu anneme taşıyorsan, o zaman en yakınım değil, düşmanım olursun."
"Beni tehdit mi ediyorsunuz?"
"Ona ne hacet Vera? Biz sadece, bilgi alışverişinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini tartışıyoruz. Değil mi?" Kafasını evet anlamında salladı. Güzel, bu da hal olduğuna göre asıl konuya gelebiliriz.
"Şimdi," dedim sakinlikle, "beni Kılıç'la nerede gördüklerini anlat."
"Azra Hanım..."
"Vera." Gülümsememi bozmadım. O da zaten yüz ifademden ve ses tonumdan anlamıştı. "Annem beni takip ettirdiyse, kimin takip ettiğini bilmek istiyorum."
Bu sefer kaçmadı. Gözlerini bile kaçırmadan, dik başı ile, "Ben sadece annenizin söylediklerini biliyorum o kadar. Başka bir şey bilmiyorum." Dedi.
"Biliyorsun Vera. Hatta benden daha iyi biliyorsun. Şimdi işi zorlaştırma ve anlat. Annem beni takip etmesi için kimi tuttu?" Birkaç saniye sessizlik uykumu getirdi. Annem, Vera'yı nasıl tehdit etmişse ağzını bıçak açmıyor.
"Seni bekliyorum."
"Hilmi Bey'i tuttu. Sizi takip etmesi ve fotoğraflarınızı çekip annenize vermesi için." Bizim yedek şöför Hilmi ha? Yazık adamı da kendi işlerine alet etti manyak karı. Artık soğumaya başlayan sudan sıkıldım ve ayaklandım.
Ayağa kalktığım gibi bornozumu vermişti Vera. Bornozun ipini bağlandıktan sonra ona dönüp kulağına doğru yaklaştım ve fısıltı ile, "Bir dahakine ikiletmem haberin olsun. Sorduğum soruların cevaplarını anında istiyorum." Dedim.
Hatta son olarak omuzuna dökülüp terden boynuna yapışan saçlarını kenara çektim. "Mumlardan hoşlanmıyorum. Hele ki siyah ve pis kokulu mumlardan. Bir sonra ki duşta beyaz ve lavanta kokulu mumlardan istiyorum." İmalı dediğim şeyi anlamış, sessiz bir mırıltı çıkarmıştı.
Ona tatlı tatlı gülümsedim ve odama geçtim. Dolabımdan rastgele şortlu pijama takımı çıkardım ve Vera'nın çıkmasıyla birlikte giyindim. Işığı kapatıp, yatağıma geçtiğimde aklımda tek bir kişi dönüyordu. Kılıç Karaca.
Gözleri, kokusu, teni, dokunuşları... Ellerim çarşafıma dolandı, gözlerim kapandı. Sanki sıcaklığı şu an benimleydi. Dudaklarını özlemiştim. O kısacık zamanda, dudağıma kondurduğu buse yetmemişti arsız bedenime.
Hala da daha fazlasını istemekten geri duramıyordum. Şu an olsa, öpsem mesela. Ya da yine dokunsa bedenime. Elleri tenimde gezintiye çıksa. Ama bunları sadece o varken hissetmem normal mi? Ya da ona söylemek isteyipte söyleyememek kaçıncı derece anksiyeteydi?
Hala kapalı gözlerimi açmadım ve uykuya dalmak üzereydim. Hemde sevmeye başladığım adamın düşü ile.
...
Gecenin bir yarısı. Her yer karanlık, herkes suskun. Tek ses dışarda öten kuşlar. Hayır, birde odamın camının itici sesi. İlk başta rüzgâr sandım. Kalkıp kapatmayı düşündüm ama üşendiğim ve hala uykulu olduğum için yerimden kıpırdamadım.
Sonra perdelerin arasından yükselen gölgeyi kapalı gözlerime rağmen hissettim ve birden doğruldum. Ağzımı açmış çığlık atacaktım ki birden üstüme doğru gelen adam ağzımı kapattı ve çığlık atmamı engelledi. "Şşşş. Güzelim, sessiz olmalısın."KILIÇ! HIRSIZ SANDIM ANASINI SATAYIM!
Kılıç, sanki odamın penceresinden gece yarısı girmek dünyanın en normal şeyiymiş gibi içeri girmiş, üstüne beni korkutmuştu. Elini yavsşça ağzımdan çektiğinde bir saniye bile durmadan, "Ne yapıyorsun ya? Çık odamdan!" Dedim.
"Neden telefonlarımı açmıyorsun? Kaç defa aradım haberin var mı?" Dediğinde duştan sonra telefonuma bakmadan yatağa geçtiğimi hatırladım. "Her zaman böyle mi yapacaksın? Belki müsait değilim."
"Olacaksın. Ben seni aradığımda açacaksın. Merak ediyorum seni." Sanki düşmanları beni gelip öldürecekmiş gibi konuşuyordu. Ne malum belki düşmanları vardır. "Yarına kadar bekleseydin, böyle hırsız gibi girilir mi?"
"Bekleyemedim." Dedi boğuk çıkan sesiyle. Birden değişen ses tonu, kalbimi yine hızlandırdı. Hatta onun yatağa oturması ve elini belime dolayıp çıplak tenimi okşaması tüylerimi diken diken etti.
Daha Yeni fark ediyordum. Elinde tek bir kırmızı gül vardı. Gözlerim önce ona, sonra güle kaydı.
Gülü fark ettiğimi görünce bana uzattı ama almadım. "Kırmızı gül." dedi zararsız der gibi.
"Onu görüyorum." derken elinden almış, koklamıştım. Güzel kokuyordu. Taze olduğu da buradan belliydi.
"Anlamını da biliyorsun?" Sorusuna hayır anlamında kafamı salladım. "Anlatırsan bilirim." Derken karanlığa alışan gözlerim onun yüzünü ancak seçebilmişti. Saçı dağılmıştı. Ayrıca üstünde pijamaları vardı. Şu an hem komik hem de tatlı duruyordu.
Kılıç'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. "Tutku." Bir an sustu. "Ve vazgeçmemek." diye devam etti. "İnsanlara göre güllerin anlamı bu şekilde. Ama bana göre farklı."
"Ne kadar farklı olabilir ki?"
"Neden gecenin bir vakti sana bir tane gül getirdim sanıyorsun?" Cevap vermeden sadece yine kafamı salladım. "Bir Gülün anlamı, dinle demek. Üç Gül'ün anlamı öfkeliyim demek."
"Kendince salladığın anlamlar mı bunlar? Yoksa bir yerden mi görüp bana anlatıyorsun?"
"Kendim buldum. Bir gün annem ile çiçekçiye gitmiştik. O zaman daha 8 yaşında falandım. Annem bir Demet Gül ve iki tane de Lale aldı. Lale'nin anlamını sorduğumda bana, "beni affet" anlamına geldiğini söylemişti."
Fısıltısına rağmen sesinde ki hüznü hissetmiştim. O yalnızlığı, çaresizliği gördüm yüzünde. "O beyaz laleyi kime veriyorsun dedim, bana dedi ki; 'ölen kardeşinin mezarına götüreceğim.' o günden sonra çiçeklere anlam vermeye başladım."
"Senin kardeşin öldü mü?"
"Evet, iki yaşında kaybettik onu."
"Duru ondan sonra mı doğdu peki?" Hakkında hiçbir şey bilmiyorum dediğim adamı yavaş yavaş tanıyordum. Zamanla birbirimize güvenimiz arttığında, sırlarımız da ortaya çıkıyordu.
"Hayır. Ben, Duru en son da Masal doğdu. Annem onu iki yaşında kaybetti diye mezarına her ay iki adet beyaz lale götürüyordu. Herşeye anlam verirdi annem."
"Seni üzmek istemezdim, özür dilerim." Dedim ve bir anda boynuna atlayıp sarıldım sıkıca. Kolları dolandı belime ve okşadı tenimi. "Peki bana verdiğin Gül'ün anlamı...ne konuda seni dinleyeceğim?"
Benden ayrıldı ve yüzüme düşen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. Gözlerimi gözlerinden ayırmadım. "Benim hakkımda duydukların konusunda değil, benim sana söyleyeceklerim konusunda beni dinlemeni istiyorum."
"Aradaki fark ne?"
"Biri seni benden uzaklaştırır." Dedi sitemli bir tavırla. Gülün sapını parmaklarımın arasında çevirdim."Diğeri, neden hâlâ yanımda olduğunu anlamanı sağlar."
"Seni her konuda dinleyeceğim. Aynı şekilde sende beni dinleyeceksin. Birbirimize her zaman güveneceğiz, Kılıç."
"Ve ben seni hep seveceğim Azra. Bunu söylemekten de çekinmeyeceğim." Yüzümde dolaşan parmakları birden çeneme doğru kaydı ve baş parmağı alt dudağıma dokundu.
"Biz birbirimiz için yaratılmışız," Dokunuşları yüzünden gözlerim kapandı. Yine içimde ki kıpırtıya engel olamadan dokunuşlarına kapıldım. "Ve birbirimize aitiz." Gözlerim hala kapalı iken, dudağıma değmesini beklediğim dudaklar boynuma dokunmuştu.
Boynuma ıslak ve sert bir öpücük bıraktı. Sağ kolumu kaldırdım ve boynuna dolayıp ensesinde ki saçlarını okşadım. Dudakları boynumda oyalanırken eli çıplak bacağımdaydı.
Bir yandan boynumu öpüyor, bir yandan açık tenimi okşuyordu. Kalbim, karnım her yerim hızlı atıyordu. Sanki karnımda da kalbim varmış gibiydi. "Kılıç..." Dedim dokunuşları ile mayışırken. Zaten uykum vardı, şimdi iyice gelmişti. "Bebeğim." Dedi köprücük kemiğimi de öperek.
Her öpüşünde biraz daha geri gitmekten artık yatakta uzanır pozisyona gelmiştim. Haliyle o da şu an beni yediği için üstüme uzanmış gibi olmuştu. Ensesinde ki elimi ve diğer elimi tutup yatağa sabitledi. Hareketi ile havalanan göğsüme sadece güldü ve odağı boynumun öbür tarafı oldu.
"Kılıç,"
"Hım?"
"Kalkman lazım."
"Hoşuna gittiğini biliyorum, güzelim." Şah damarıma, köprücük kemiğime, çeneme, omuzlarıma her yerime öpücük bıraktı. Hala kolumu bastırdığı için elleri bileğimdeydi. Bileğimden kayıp parmaklarıma geçirdi parmaklarını.
"Kokun aklımı başımdan alıyor."
"Bir tek kokum mu?" Dediğimde boynuma gömülü kafasını kaldırıp gözlerime baktı. Onunda gözler mayışmıştı. "Tenin, günahlara davet gibi. Kokun akıllara zarar, sıcaklığın cehennem sıcağından daha da kavurucu. Sen her şeyinle dikkat çeken birisin." Ve onun dikkatini de böyle çekmiş olduğumu anladım.
Gözlerimde sabitli gözleri dudaklarıma kaydı. "Seni şu an öpmek ve dudaklarını kanatmak istiyorum."
"Seni durduran ne?"
"Bana olan bakışların." Dediğinde nasıl baktığımı bir de onun gözünden görmek istedim. "Bana sanki canavar mışım gibi bakıyorsun. Seni öldürmek için gelen ama öldürmeden önce kendine bağlayan biriy mişim gibi bakıyorsun."
"Hayır... Öyle değil. Öyle bakmıyorum."
"Keşke kendini benim gözümden de görebilsen, güzelim." Ondan korkmuyorum. Ama garip bir şekilde yanımda olunca huzuru değil de hep bir tetiği hissediyorum. Sanki o yanımda iken başıma her an bir olay gelecek gibi. Bilmiyorum. Sadece his.
Kalkmadan önce dudağıma sadece Buse kondurdu ve ellerimi bırakıp üzerimden kalktı. O kısa öpücük yetmedi bana. Yetmiyor. Onu istemek, arzulamak ve bu arzuyu bu kadar küçük şeyle kapatmak yetmiyor. Hep daha fazlasını isterken buluyorum kendimi.
Camdan atlamadan önce kolundan tutup durdurdum. Söyleyip söylememek arasında kalırken ağzımdan bir anda, "Seni seviyorum." Çıktı. Bunu söyledikten sonra bende dudağına Buse kondurdum ve dolan gözlerimi saklamak için gülümsedim.
"Bende seni seviyorum, bebeğim." Yüzü gülüyordu ama gözleri gülmüyordu. Camdan atladı ve fark etmediğim hırkasının önünü kapattı, kapüşonu da başına örttü ve karanlıkta koyboldu.
Camı kapatıp perdeyi çektim ve yatağa geçip uzandım. Neden olduğunu bilmediğim yaş, gözümden akıp yanağımı ıslattı. Neden böyle hissediyorum şimdi? Neden beni seven adamı kırmış gibi hissediyorum? Üzgünüm, Karaca.
...
"NE?! NE?! NE?! BİR DAHA ANLAT!"
"Kulak zarımızı siktin, Derin." Dedi Seda.
"Size bir şey anlattığıma pişman etmeyin beni,"
"Abim mi yaptı bunu? Bizim Kılıç. Şu siyah gömlekli, dağ ayısı Kılıç?"
"Evet Duru. Senin dağ ayısı abin yaptı hepsini." Kılıç'ın evine gittiğimden, dün geceye kadar her şeyi kızlara anlattım. Zaten bizim kızlar şirketi biliyordu bir tek Duru'nun haberi yoktu ona da söyleyemezdik. Sonuçta abisi.
"Siz o zaman şimdi sevgilisiniz? Yani öpüştünüz, koklaştınız, itiraflar edildi." Derin o kadar heyecanlıydı ki, sanki kendi mutlu olmuş gibiydi. O zaman kendi mutluluğu dışında bizim mutlu olduğumuzu görünce öyle bir seviniyor ki anlatamam.
"Evet, sevgiliyiz. Ama bana dün gece ne dedi biliyor musunuz?" Kızlardan ses çıkmayınca devam ettim. "Bana sanki canavar mışım gibi bakıyorsun dedi. Ne kadar üzüldüm, kalbim ne kadar kırıldı anlatamam."
"Peki o an içinde ne dönüyordu? Ne hissediyordun?" Seda'nın sorusunu bir an bile düşünmeden cevapladım. "Tutku, aşk ve teni. Dokunuşları o kadar güzeldi ki, rüyada gibiydim."
"Önemli olan gözler değil mi zaten? Sen de dedin, yüzü gülüyordu ama gözleri gülmüyordu. Bak o da kırılmış." Duru abisini tanıyordu. Bende yeni yeni tanıyacaktım.
"Peki evde bir şey diyor mu benim hakkımda?"
Duru gülerek, "Hayır, sadece gün boyu odasından çıkmıyor. Çıktığında da kadın parfümü kokuyor. Ona bir kere, 'Azra'yı unuttun mu' dediğimde kızmıştı." Dedi. Kadın mı kokuyor? Ve odasından çıkmıyor? Daha ilk anlarda aldatıyor mu beni?
"Al işte, erkek milleti değil mi hepsi aynı. Aldattı ilk günden." Dedi Derin, sinirle.
"Bir de bir tek odası değil, çalışma odası da parfüm kokuyor. Bir kere o evde yoktu girip şişeye bakayım dedim,"
"Eeee." Aynı anda demiştik bunu. Duru da anlatmaya devam etti. "Sonra beni yakalamasın mı? Bir kızdı bir kızdı şişeye dokundum diye, anlatamam."
"Kim bu kadın? Etkisi altına almış adamı ilk günden. Hayır, öyle bir şey ki parfümüne kadar vermiş."
"Büyü mü yaptı acaba?" Dün geceden sonra bu konuşmalar aklımı iyice allak bullak etmişti. Aklıma Sultan Süleyman'ın dediği geldi ve dile getirdim. "Büyücü memnundur, büyülenen bir hayli memnundur." Dedim tirp atarak.
Cidden erkek milleti değil mi? Hepsi aynı! Allah belasını versin bu erkeklerin, hepsi kapatılsın inşallah!
"Onu geçin evde ki korumalara kadar gitti dedikodu." Duru hala hararetli hararetli anlatırken, kızlar da aynı hararetle dinliyordu.
"Sizin evde kaç koruma var?" Allah aşkına Derin, takıldığın konuya bak. "15'ten fazla olduğu kesin. Ayrıca kızın sürekli eve girip çıktığını görmüş bizim Mahmut ve Baran."
"Yakışıklılar mı bari?"
"Derin!" Seda'ya hak vererek kafamı salladım. Şu an konuşmaya dahil olamıyorum çünkü Duru'nun dedikleri beynimin içinde dönüp duruyor. "Mahmut 48'ine ayak bastı. Baran evli." Seda, Derin'e kapak yaptığında ses odada yankılandı ve hepsi güldü.
"Gerçek dünyadan Azra'ya. Astronot bize dön."
"Kız nasıl biri? Hem siz emin misiniz başka biri olduğuna?"
"Valla görenler öyle diyor." Daha sonra aklıma şirkette olanlar geldi. Dokunuşu, parfümün nereye sıkıldığını göstermesi falan. Sonra benden aldığı parfüm şişesi... "Aslında o kız benim galiba." Dedim hala yapboz parçalarını birleştirerek.
"Ne?!" Hepsinden aynı tepkiyi alınca olayı baştan anlattım. Şirkette olanlar da dahil. "Anladınız mı? Birkaç kere evine girip çıktım. O parfüm şişesi de bana ait. Pembe bir şey değil mi?"
"Evet. Pembe, kalın bir şişe."
"Kız iki saatir sövdük, adam yolda ölmese bari." Kızlar konuşmaya devam ederken birden çalan telefon hepimizi korkuttu. Alıp baktığımda Fatih'in aradığını gördüm.
"Azra, acilen konuşmamız lazım." Dedi panikle. Bir şey oldu. Kesin yine kaza yaptı. Ama o değil Koral arardı. Ayağa kalktım ve, "Ne oldu? İyi misin sen?" Dedim. Fatih iyi olduğunu ve acil buluşmamız gerektiğini söylediğinde, onu eve davet etmiştim.
Telefonu kapattığımda, bana şaşkınlıkla bakan kızlara döndüm. "Ne oldu?" Dedi Duru. "Fatih aradı, acil buluşmamız gerektiğini söyledi. Sesi telaşlı geliyordu." Diye açıklama yapıp giyinme odama geçtim.
"Neden ki?"
"Bilmiyorum Seda. Ama hiç iyi şeyler olmayacak gibi." Derken aynı zamanda pijamalarımdan kurtulup rahat bir şeyler giymiştim. Altıma bol paça kot pantalon, üstüne kalın askılı atlet tarzı tişörtlerden giymiştim.
Hep birlikte aşağı indik ve evde tek başımıza Fatih'in gelmesini bekledik. Zaten annem evde değildi.
...
"Siz abimi mi araştırıyorsunuz?"
"Kuşum, öyle değil. Bak bu yaptığımız-"
"Evet araştırıyoruz," Dedi Hakan. "Çünkü senin abin pis işler yapıyor." O an Duru'nun değişen yüz ifadesi dikkatimi çekti. Korku, endişe ve adını koyamadığım bir duygu gezindi gözlerinde. Acaba duru bir şeyler biliyor olabilir mi?
"Hakan!" Diye kızdı Koral. Onun hemen ardından ben lafa girdim. "Kılıç'ı kötü amaçla araştırmıyoruz. Sadece ben, yanımda duran adamın nasıl biri olduğunu çözmeye çalışıyorum." Dedim sakince.
"Bunu direkt sahibine sorabilirsin, böyle gizli saklı olmaz."
"Sormadım mı sanıyorsun?" Sinirlerim yine tepeme çıkınca biraz sesim yükselmişti. "Kaç defa sordum. Ama sonuç bir hiç. Anlatmıyor, kendini sır gibi saklamaya devam ediyor. Kapalı kutunun bile daha az sırrı var."
"Ne biliyorsun hakkında? Ya da ne duymak istiyorsun?" Dedi, anlat ben sana söylerim der gibi. O an, Kılıç'a sormak istediğim sorular bir bir uçtu gitti kafamdan. Şimdi bomboş kafa ile cevap veriyordum.
"Kavganıza sonra devam edersiniz. Şu an çok önemli bir şey söylemem gerek." Fatih aramıza girdiğinde, gözlerimi devirdim ve yanına oturup göstereceği şeye baktım. Bilgisayar ekranında, silahlar ve birkaç yazılı belgeler vardı.
"Bu ne?" Derken incelemeye devam ediyordum. "Kılıç'ın silahları." Silahı değil bak. Silahları. Niye kaç tane var bu herifin silahı? "Silahları ne gibi işimize yarayacak?"
"Bu işlemeli silahı görüyor musun?" Dedi ekranda aynı zamanda göstererek. Silahı incelediğimde, işlemede gül detayları dikkatimi çekti. Sonra güzel bir yazı stili ile yazılan ismi, soyismi. Ve silahın bir köşesine konulmuş kırmızı gül.
"Çok güzel." Dedim. Güzel olan elbette işlemeydi. Böylesine bir silah ancak onun gibi bir adama yakışırdı zaten.
"Neden gül, biliyor musunuz?" Dedi Duru, yanımıza oturarak. Ona da hak veriyorum. Biri benim de abimi araştırsa bende böyle tepki veririm. Hatta daha fazlasını yaparım. Yine o sakin kaldı.
Biz cevapsız kalınca o anlatmaya başladı. "Çünkü annem öldükten sonra abim bir daha kırmızı gülü bırakamadı. Annem varken beyaz güldü evimizde ki çiçekler. Bahçe beyaz gül ile doluydu. Evde öyle."
"Annen mi çok severdi kırmızı gülü?" Koral mantıklı bir soru sormuştu. Ama dün gece Kılıç bana bundan bahsetmemişti.
"Hayır. Aksine annem, kırmızı güllerin kötüyü çağrıştırdığını söylerdi. Kırmızı her zaman onun en korktuğu renkti. Ateşi temsil ettiği için."
"Kılıç neden gülleri çok seviyor?" Sorumla bakışlar önce bana, sonra Duru'ya dönmüştü. "Sence kardeşim öldükten sonra abim beyaz güle dokunabildi mi sanıyorsun? Bahçede ki bütün beyaz gülleri koparıp sokakta ki insanlara dağıttı. Sonra bahçemize ful kırmızı gül dikti. Evde ki vazolarda bile kırmızı gül var."
Ondan güllere anlam vermiş. "Garip ama güzel bir hikaye, güzelim. Ama bizi de anla olur mu? Abini, yani Kılıç'ı araştırmamızın tek sebebi güven testi için. Sana sonsuz güveniyoruz ama abin biraz farklı davrandığı için ona hemen güvenemiyoruz." Seda'nın açıklayıcı ve ikna edici konuşması, Duru'nun sinirlerini biraz hafifletmişe benziyordu.
"Bende size güveniyorum. Abime de ne yapıyorsanız yapın." Deyip gülmeye başladı. Daha sonra konumuza döndük. "Evet, anlat bakalım." Dedim.
"Bu Kılıç'ın artık yapışık ikizi gibi olan silahı. Kişisel ve ruhsatlı. Ama bu ekranda gördüğünüz diğer silahlar ruhsatsız. Her birini tek tek araştırdım ve çıkan sonuca inanamayacaksınız."
"Söyle sen, biz inanırız." Dedi Hakan.
"Her biri farklı isme sahip silahlar. Ama gelin görün ki isimler kimlere ait?"
"Kimlere?" Dedik hep birlikte. Fatih gerilim yaratarak, "Ölülere..." Dedi. Şu an siccin filminden fırlamış gibiydi gözleri. Öyle bir role girmişti ki anlatamam. "Ne? Nasıl yani?" Dedim şaşırarak. Aramızda tek şaşırmayan Duru vardı.
"Bildiğin silahlara kayıtlı isimler."
"İyi de ruhsatsız nasıl isimli oluyor? Bak ne güzel Kılıç'ın silahı ruhsatlı ve onun adına kayıtlı." Koral mantıklı bir şey dediğinde, Derin.'gerizekalı' demekle yetindi.
"Salaklar. Adam saman altından su yürütmüş. Ölü insanların isimlerini kullanarak sistemde ruhsatlı göstermişler silahları. Ama gel gör ki hepsi ruhsatsız."
"Mala anlatır gibi anlatır mısınız, yoksa birazdan iki gramlık beynimi şuraya bırakacağım." Derin'e hak verdik ve Fatih'i dinlemeye devam ettik.
"Şimdi. Elimde 10'a yakın, taramalı, susturucu, tabanca ve pompalı tüfek var. Bunlar polis sisteminde ruhsatlı silahlar. Ama gerçekte alıp baksalar ruhsatsız çünkü yasa dışı yollarla getirilmiş. Polis sistemde baktığında, Günay Korcu adına bir silah var ama adam ölü."
"Ona anasını satayım. Adam neler yapıyor? Biz hala safozlar masum sanıyoruz." Hakan'a hak vererek, "Gerçekten mi? İyi de neden? Neden ölü bir adamın ismini kullansın?" Dedim.
"Günay, eskiden abimin en yakınıydı." Diye bir hikaye daha anlatmaya başladı Duru. "Hatta Fikret abi ve Doğan abiden bile daha yakındı. Sonra öğrendik ki aslında ona en uzak kişiymiş."
"Neden?"
"Çünkü ona ihanet etti. Gizlice yaklaştı, hakkında her şeyi öğrendi. Sonra hepsini bir bir polise vermek üzereydi. Son anda gördüm ve durdurdum ama abimi durduramadım."
Bu seferde, "Ne yaptı?" Diye bir soru sordum korkarak. "Adamı öldürdü." Hepimizin ağzından 'NE' nidası yükseldi. Duyduğum şey aklımı yitirmem için harika bir sebepti ama hayır, kendimi salamam. Duyduğum şeyler tek taraflı. Bu hikayeyi bir de Kılıç'ın ağzından dinlemek istiyorum.
"Neden böyle bir şey yaptı?"
"Seda, abimi tanımıyorsunuz. O herşeyi yapabilecek biri ve, ve ben buna dur diyemiyorum. Siz onun masum bir mimar olduğunu mu sanıyorsunuz?" Şu an duyduklarımın Rüya olmasını istiyorum.
Rüya olması için sadece gözlerimi açmam gerekiyor ama benim gözlerim zaten açık ve bu duyduklarımın hepsi gerçek.
"Evde ne yapıyor biliyor musunuz?" Derken sesi oldukça sertti. "Ona ihanet edenleri önce takip ediyor, sonra kendi elleriyle cezalarını veriyor. Üstelik bunu adamlarına yaptırıyor sonra da ardından onları da öldürüyor."
"Umarım şu dev ekranlarda, takıntılı bir şekilde izleyen psikopatlardan değil?" Fatih'in sorusu ile Duru güldü. Bu gülüş öyle bir gülüştü ki, sen öyle san der gibiydi. "Aynen o psikopatlardan. Herkesi izliyor, sonra beceriyor."
"Hayır," diyerek öne atıldım. "Duyduklarım gerçek olamaz. Ben böyle bir adama aşık olmuş olamam."
"Sen çok daha fazlasına aşık oldun ama ayakta uyuyorsun. Seni de takıntı haline getirdi. Sürekli eve resimlerini koyuyor. Parfümünü kendi alanına sıkıp duruyor. Hatta daha elinde ki şişe bitmeden yenisini aldı. Sigara içerken, içki içerken, yemekte her yerde senin adın geçiyor."
"Yeter! Yeter, daha fazla duymak istemiyorum!" Diye yükseldim ve ayağa kalkıp odama gitmek için yeltendim. Tam o sırada kolumu tutup beni durduran Koral, "Nereye?" Dedi. "Böylece gidecek misin? Sence de o manyağa bir şey demen gerekmez mi?"
Kolumu çektim ve omuzlarımı indirip kaldırdım. "Ne diyebilirim, Koral? Bana doğru düzgün bir şey anlatmıyor. Varsa yoksa iş. İşinden başka bir şey bilmiyorum."
"Git konuş onunla. Israrla sormaya devam et, Azra. Böyle sürekli onun yanında durarak sadece kendine zarar veriyorsun," Arkasını dönüp Duru'yu gösterdi. "Bak, duydun mu neler anlattı? Ya ne demek evde senin fotoğrafların var? Ne demek bu bana söyle?"
"Bilmiyorum! Allah kahretsin ki bilmiyorum, tamam mı? O piçin evinde neden fotoğrafım var bilmiyorum. Neden sürekli yanımda ve ben neden onu her şeye rağmen kendimden uzaklaştıramıyorum bilmiyorum, tamam mı?" Artık bağırma kısmına geçmiştik.
"Bu senin elinde! Onu kendinden uzaklaştırmak senin elinde, anladın mı beni? Şimdi git o şerefsizin evine, aranızdaki ilişkinin bittiğini söyle."
"Yapamam!"
"Neden?" Derken yüz ifadesi, yapma bunu der gibiydi. "Çünkü onu seviyorum. Ne olursa olsun onu çok seviyorum, Koral. Umut'tan sonra hiç kimseye bu kadar güvenmemiştim ben." Gözlerini devirdi ve oflayıp beni kendine çekti.
Sıkıca sarıldık birbirimize. Bir an burnuma Kılıç'ın kokusu doldu. Sanki şu an Koral'a değilde, Kılıç'a sarılıyor gibiydim. Keşke şu an o olsa. Duyduklarıma rağmen hala onu yanımda istemek, ne oluyor?
Koral benden ayrıldı ama kolu hala omuzuma dolanıktı."Şimdi, herkes kendini toparlasın. Toplanın ve sakin kafa ile plan yapacağız."
"Ne planı?" Duru ayaklandığında, geri yerine otursun diye bizde yerlerimize geçtik. "Duru, sana ve söylediklerine elbette inanıyoruz ama emin olmamız gerekiyor. Sonuçta sana da belki yalan söylüyor."
"Bana neden yalan söylesin?" Dedi, Duru ihtimal veremiyormuş gibi.
"Duru, Kılıç'ın sana her şeyi anlattığına inanmak zorundaymışız gibi davranamayız." dedi Fatih sakin bir ses tonu ile. "Bizi de anla. Elimizde olan bilgiler insanı şüpheye düşürüyor."
"Ben onun kardeşiyim. Beni aptal yerine koyacak kadar salak olduğunu düşünmüyorum."
"Belki de seni korumaya çalışıyordur." Dedim.
Duru birkaç saniye duraksamanın ardından, "Korumak mı?" dedi. Dudaklarının kenarında acı bir gülümseme oluştu. "Kılıç'ın koruma şekli biraz farklıdır."
"Allah bilir o nasıl?" Dedi Derin.
Duru gözlerini bana çevirdi. "Bir şeyi benden saklamak istiyorsa, gerçeği söylemez."
"Şifreli konuşmasana kızım."
"Bana gerçeğin başka bir versiyonunu anlatır."
O cümleyle odadaki herkes sustu çünkü bu, duyduğumuz her şeyi bir anda yeniden sorgulamamıza yetmişti. "Eminim sana da öyle yapmıştır." Dedi bana doğru. Gerçekten öyle mi yapmıştır? Yoksa o sadece Duru'ya özel mi?
Umarım öyle bir şey yapmamışsındır, Kılıç...
"O zaman bunu anlamamız için Kılıç'tan uzak durmamız değil, daha da yakınına gitmemiz gerek." Koral aramızda en mantıklı konuşan insan olarak planı da o yapacaktı.
"Abi siz hala ne diyorsunuz?" Aramıza dönen uzaylı Hakan, "Plana geçin, ona göre kameralara sızayım." Dedi. Bu adamın neden böyle olduğu konusunda hiçbir fikrim yok ama bu durum gittikçe alışmamıza neden oluyordu.
Ona alışmak istemiyorum.
"Evine girmemiz ve odaları karıştırmamız gerek. Bir belge, isim, resim veya başka şeyler bulmamız da lazım."
"Aradığımız şeyin tam olarak ne olduğunu bilmemiz gerekir ama."
"Seda haklı. Öylece bir şey aramak için girersek, vakit kaybı yaşarız. Ne aradığımızı önce bilmemiz lazım." Diyerek Seda'ya hak verdim.
"O zaman şu senin aklından çıkmayan sevkiyatı öğrenmemiz gerek," dedi Fatih aynı zamanda bilgisayarla bir şeyler yaparak. "Sonra ise silahların sahte belgelerini."
"Tamam, o zaman hazırlanalım." Diyerek ayaklandım. O sırada beni durduran Hakan,"Sen otur oturduğun yere." Dedi. Ellerim belimde yerini alırken, kavga etmeye hazır çingeneler gibi bir hale büründüm.
"Hayırdır, Hakan? Sen bu aralar fazla gözükmeye başladın."
"Geri dönüşümüz dert olmuş bakıyorum."
"Bir u dönüşü daha yap ve tekrar ortadan kaybol." Şu an karşılıklı laf dalaşına girmiştik. Ben bu herifi nasıl kankama yar edeceğim? İçim el vermiyor. "Sanane, Azra? Neden şu an bana sataşıyorsun?" Dedi sanki kendi bir şey dememiş gibi.
"Arkadaşlar, kesin tartışmayı ben gidiyorum." Diye öne atıldı Seda. Bizden önce ona cevap veren Koral oldu. "Hayır." Kim o psikopatın evine sevgilisini gönderir ki? Hele Koral, asla.
"Of susun," dedi Duru canına tak etmiş gibi. "Sizi görürse ne olur biliyor musunuz? Hepinizi kurşuna dizer. En azından Azra'yı tanıyor. Ona bir şey demez." Zorla da olsa ekibi ikna ettikten sonra odama geçip hazırlandım.
Üstümde ki kıyafetleri değiştirme gereği duymadan, dolaptan sadece deri ceketimi ve çantamı aldım. "Gidiyorum. Beni yönlendirmeyi unutmayın." Dedim Hakan ve Fatih'e doğru. İkisi kamera ve kulaklıktan beni yönlendireceklerdi.
Kızlara öpücük gönderdikten sonra, Duru ile dışarı çıktık. O bir işi olduğunu söyledi ve ayrıldı. Ben ise motoruma binip Kılıç'ın evinin yolunu tuttum. Bakalım beni ne bekliyor?
Bölüm sonu!
Sizce bir sonraki bölümde ne olur?
Azra, Kılıç'a yakalanır mı? Ya da Duru, abisine söyler mi?
Sizce Duru, gerçekten iyi niyetle mi yaklaşıyor?
Bir sonraki bölümde hoşçakalın 🌸🤍
