Kurallar Ve Ritim kitap kapağı

7. bölüm / 9

Kurallar Ve Ritim

6. Bölüm "Kapalı kartlar"

Vaveyla Yazarı: Aurora ~

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 6. Bölüm "Kapalı kartlar"

Selamm, nasılsınız?

Biraz bizimkileri yakınlaştırayım diyorum ha?

Zaten olaylardan, kavgalardan vakit kalır mı bilmem 😁

Neyse, bölüme geçmeden oy vermeyi unutmaa💃🏻

Keyifli okumalar 🩶 🩶

...

Hayat ne garipti değil mi? Bir insanın yüzünü bir kere görürsün sonra onu unutursun. Sonra bir kez daha görürsün ve hatırlamaya çalışırsın. Bende şu an onu yaşıyorum.

Bu garsonu nerede gördüm, kim diye düşünüyorum. Bununla da kalmayıp yanına gitmeye yelteniyorum ama Yaman kolunu tutuyor. Tam o sırada garson tekrar gözden kayboluyor.

Bıkmış bir tavırla Yaman'a dönüyorum ve kolumu, elinden çekiyorum. "Ne var ya? Geldiğinden beri salmadın beni?" Dedim artık sıkılarak. Gerçekten sıkılmıştım bu heriften.

"Nereye? Asıl sen geldiğinden beri yerinde durmuyorsun."

"Sanane ya, sanane? İstediğim yere giderim," Ondan biraz uzaklaştım. "Hiç düşündün mü bu kız neden gidip duruyor diye?" Dediğimde ciddi ciddi kafasını hayır anlamında iki yana salladı. Bazen bu çocuğun salak olduğunu düşünüyorum.

"Neden?"

"Çünkü senden kurtulmak için. Sıkıyorsun beni."

"O herif yüzünden değil mi? Onun yüzünden bana böyle davranıyorsun,"

"Hayır, pislik olduğun için. Ayrıca sen ne diye geldin?"

"O köpekten alacağım bir şey var da ondan." Ne alabilir ki? Mesela Yaman, Kılıç'tan ne alabilir?

"Ne gibi?"

Ağzımın içine girerek,"İlgini mi çekti, güzelim?" Dediğinde birden ayağına bastım. Acıyla çıkardığı ses yüzünden birkaç gözler üzerimize döndüğünde, onlarla birlikte Kılıç'ta dönmüştü. Artık sabrı kalmamış gibiydi. Gece boyunca benim yanıma gelememek onu anlaşılan çıldırtıyordu.

"Seni buraya gömmeden önce anlat."

"O gece ki yemeği hatırlıyor musun?" Dedi. "O gün benim yanımdan seni aldı. Üstüne üstlük suratıma yumruğu çakıp siktir olup gitti. Sende ona bir şey demek yerine peşinden gittin."

"Hak ettin Yaman," Hala ayağının acısıyla inlediğinde gerçekten şu an yanlış anlaşıldığımızı fark ettim. Bir de Yaman, sanki Kılıç daha çok sinir olsun diye bana öyle bir yapışıyordu ki anlatamam.

"Ne alacaksın ondan? Hayır ne yapabilirsin ki?"

"Beni kışkırtma, Azra. Neler yapabileceğimi en çok sen biliyorsun." Gözlerimi devirdim ve konuyu kapattım. Yani, kendi açımdan öyle. İkili birbirine düşman gibi bakarken ben artık sıkılmaya başlamıştım.

Etrafı melül melül izlerken, garsonlardan biri önümden geçti. Yine o garson olduğunu görünce odağım tamamen ondaydı.

Durduğu masada önemli konukların olduğu belliydi. Ama o bunu aldırmayıp, masadaki adamın kadehini diğerleriyle değiştirirken yüzüne belli belirsiz bir gülümseme yayıldı. Açık açık yaptığı şeyi benden başka kimse fark etmemişti.

Zira fark etseler onu anında kovarlardı. Özellikle Kılıç'ın ve Fikret'in bunu seve seve yapacağından emindim. O değiştirdiği bardakla birlikte masadan ayrıldı, gözünde ki gözlüğü kaşına doğru ittirdi ve kenara geçti.

Düzgün bir şekilde süzdüğümde, kalıplı, uzun, gördüğüm kadarıyla da sarışın olduğunu çözdüm. Yüzünü tarif etmek isterdim ama başı sürekli eğik ve kafasında şapka olduğu için tam tarif edemiyordum.

Belki yanına gidersem yüzünü görebilirim. Hazır Yaman ve Kılıç aşk bakışmalarını (!) sürdürürken bende garsonun olduğu tarafa doğru ilerledim. Her adımımda onu görecek olmak kalbime bir ritim daha ekliyordu. Feci derecede merak ediyordum çünkü şu gizemli garsonu.

Ona yaklaşmama birkaç adım kala önümü siyah takım elbiseli bir adam kesti. Kadrajımda ki garson, cüsseli adam yüzünden kaybolduğunda bir kez daha lanet ettim şansıma.

"Azra Soydere?" Dedi bilmişlikle. Adımı da biliyordu zaten. Kaşlarımı çattım. "Tanışıyor muyuz?" Şahsen ben onu tanımıyorum da. Neden benim tanımadığım insanlar beni çok yakından tanıyor?

"Hayır," Dudaklarına yayılan gülümseme beni sadece burada oyalamaya çalıştığına işaretti.

"O zaman adımı nereden biliyorsunuz?"

"Eğer soru sormaya devam edersen, yakında beni de tanıyacaksın."

Sabrım tükenmeye başlamıştı. Bu tür insanların gizemli konuşmaları cidden sabrımı tüketmişti. "Ne istiyorsunuz?"

Adam başını hafifçe Kılıç'ın bulunduğu tarafa çevirdi. "Onu." Dediğinde, bakışlarım istemsizce Kılıç'a kaydı.

"Ne demek istiyorsunuz?"

"Onun hakkında gerçekten ne biliyorsun?"

"Bilmem gereken şeyleri," Dedim başımı ona çevirip dikleştirerek. Tamam, pek bir şey bilmesem de yine de biliyorum bir şeyler.

Adam bu kez hafifçe güldü. "O zaman hiçbir şey bilmiyorsun." Sabrım, sana sesleniyorum. Bana vermiş olduğun hakkım bitmeden bu adamı başımdan def et.

"Anlatırsanız belki bende aydınlanmış olurum, ha?"

"Gördüğün adamla, gerçekte yaşayan adam aynı kişi değil." Tamam da ne? Demek istediği şey ne? Kılıç aslında kim? Ben soru sormaktan sıkıldım ama o saçma sapan konuşmaktan sıkılmadı.

"Neyi ima ediyorsunuz, gerçekten sinirleniyorum."

Adam cebinden küçük siyah bir kart çıkardı, avucuma bıraktı. Kartı incelediğimde, isim, soy isim, numara ve adres yazıyordu.

"Kılıç Karaca'nın peşine düş."

"Neden?"

"Çünkü..." Dedi ve bir adım geri çekildi."En tehlikeli insanlar, en güven veren yüzlere sahip olanlardır." Bence bu adam edebiyat öğretmeni ve benimle dalga geçiyor. Kartı el selamı veriyor gibi elimde sıkarken tekrar konuşacak sandım. Ama dönüp kalabalığın arasına karıştı.

"Hey!" Peşinden birkaç adım attım. Ama adam yok olmuştu. Sanki birkaç saniye önce karşımda duran kişi hiç var olmamış gibiydi, sanki onunla hiç konuşmamış gibiydim.

Elimdeki karta baktım. Kartın arka yüzünü çevirdiğimde, siyah kalın yazılarla yazılmış, "Gerçeği öğrenmeye cesaretin varsa..." Yazısını gördüm. Bu da ne demek oluyordu? Bugün gerçekten gün berbat geçiyordu?

Yaman, Kılıç, garson, Dilara ve tayfası, gizemli adam derken cidden bu gece davetten hiçbir tat alamamıştım. Arkada çalan slow müzik bir anda durunca düşüncelerim puf olup uçtu. Salon bir anda karanlığa büründüğünde, sahnede ki duvara birkaç resim yansıdı.

O anda gözlerim Kılıç'a kaydı. O kadar kendinden emindi ki, asilce iki üç merdiven çıktıktan sonra sahneye çıkmıştı. Kürsinin önüne geçti ve, "Hoş geldiniz." Dedi.

Allah'ım çok yakışıklı. Tam hayallerimi süsleyen Yunan tanrısı erko... "Bugün sizlere yalnızca yeni bir villa projesi tanıtmayacağım. Bir yaşam anlayışını anlatacağım." Dedi söze direkt girerek. Sonunda bende görecektim bu projeyi.

"Bu projede toplam otuz iki bağımsız villa bulunuyor. Her biri birbirinden bağımsız olarak konumlandırıldı. Böylece her ev kendi mahremiyetini korurken aynı zamanda gün ışığından en verimli şekilde faydalanıyor," Her lafında kendinen o kadar emin davranıyordu ki gerçekten o evlerin öyle olduğuna inanabilirdim.

Eliyle arkasında ki villaları gösterdi. "Villalarımız beş artı bir olarak tasarlandı. Her yapıda özel yüzme havuzu, geniş peyzaj alanı, kapalı otopark ve akıllı ev sistemi standart olarak sunuluyor." Bende diğer konuklar gibi inceledim.

Harikalardı. Kusursuz, dikkat çekici ve güzeldi.

"Kullandığımız doğal taş cepheler, ahşap detaylar ve geniş cam yüzeyler yalnızca estetik bir tercih değil, yapının çevresiyle bütünleşmesini sağlayan mimari bir yaklaşımdı."

Anlatmaya devam ederken gözü beş saniyeliğine bana kaydı. "Burada hiçbir pencere rastgele yerleştirilmedi. Her açı, günün farklı saatlerinde içeri düşen ışığa göre hesaplandı. Her balkon, bulunduğu manzaraya göre konumlandırıldı."

Sen hep gözlerime bak kılıç Karaca. Sen gözlerime baktıkça sanki etrafımda ki uğultular susuyor, içime gizlediğim kız çocuğu içimde kalıyordu.

Davetlilerden biri, "Peki bu projeyi, diğerlerinden ayıran nedir?" Diye bir soru yöneltti. Gözler önce soru soran adama kaydı daha sonra kürside duran Kılıç'a.

"Detaylar," dedi tebessüm ederek. "Detaylar, yaşam alanı için en önemli şeylerden biridir, Osman Bey. Çoğu kişi yapının yüksekliğine bakar. Bazıları ise; Mimarlık insanların yaşayacağı hikayeleri inşa etmektir diye düşünüyor."

Aklıma o geceki konuşmamız geldi. Aynı cümleyi ben ona söylemiştim. O ise mimarlığın sadece ev yıkıp yerine yenilerini yapmak olduğunu demeye getirmişti. Gözlerimiz birbirine kilitlenmişti. Bana, senin sözün işe yaradı demeye getiriyordu.

"Harika!" Dedi herkes aynı anda alkışlayarak. "İlk açılışı ben yaparak villalardan birini satın alıyorum." Az önce soruyu soran adamdı bu. Mutlulukla bende alkışladığımda, sahneye Fikret ve Doğan çıkmıştı.

Onlarda kısa bir konuşma yaparken ben gece boyu beklettiğim tuvaletimi yapmak için salondan çıktım. Hızlıca lavaboya girip işlerimi hallettim ve çantamdan rujumu çıkarıp tazeledim.

Lavabodan çıktığımda tek istediğim şey salona dönüp bu geceyi bir an önce bitirmekti. "Bitse de eve gitsem artık. Off." Koridor bomboştu. Bu da imajım açısından çok iyiydi çünkü oflarken şişen yanaklarımı kimsenin görmesine gerek yoktu.

Topuklu ayakkabılarımın mermer zeminde çıkardığı ses dışında hiçbir şey duyulmuyordu. Tam köşeyi döneceğim sırada bir el bileğimi sertçe kavradı.

"Ne..." Cümlemi tamamlayamadan bütün dengem bozuldu ve bir anda açık duran odalardan birinin içine çekildim. Kapı arkamdan sertçe kapandı ve nefesim boğazımda düğümlenirken sırtım kapıya çarptı.

Beni ilahi güçler veya cinler çekmediğine göre bu Kılıç'tı. Bir eli kapının yanında yaslı, diğeri hâlâ bileğimdeydi. Kaçabileceğim tek çıkışı bedeniyle kapatıyordu. "Kılıç, sen..." Dedim dişlerimi sıkarak.

"Yeter." Derken sesi alçaktı. Ama öfkesini bağırmasına gerek bırakmayacak kadar sertti. Bileğimi kurtarmaya çalıştım. "Canımı acıtıyorsun." Öyle bir sıkıyordu ki sanki tüm gece yapamadıklarının hıncını benden çıkarıyordu.

Parmakları bir an gevşedi ama geri çekilmedi. Sadece bana bakmaya devam etti. O bakış, akşam boyunca susturduğu ne varsa hepsini anlatıyordu. Yanıma gelmek istediği her dakikada araya girenler sabrını, sabrımızı biraz daha zorlamıştı. Özellikle Dilara ve Yaman.

"Ne istiyorsun?"

"Konuşacağız."

Dudaklarımdan sinirli bir gülümseme döküldü. "Akşamdandır fırsatın vardı." Halbuki yoktu. Kene Dilara onu bir saniye yalnız bırakmıyordu.

"Yoktu."

"Şimdi de ben konuşmak istemiyorum."

Tam yanından geçmeye çalışırken kolumu tekrar yakaladı. Bu kez daha yakındık. Aramızda neredeyse nefes alacak mesafe bile kalmamıştı. Yoğun ama mide bulandırmayan parfümü alkol ile karışmıştı ama ona rağmen çok güzeldi.

"Ben istiyorum ama." Kalbim öyle hızlı atıyordu ki bunu onun da duyduğuna emindim. Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım. "O zaman çabuk konuş." Çabuk ol çünkü daha fazla bu yakınlığa dayanamayacağım.

Çenesi gerildi, bakışları yüzümde dolaştı. Diyeceği şey her ne ise düşünüp tartıyor gibiydi. Sanki, sanki nereden başlayacağını bilmiyordu. Sonunda tek bir cümle çıktı ağzından.

"O Yaman itinin ne işi var? Sen mi çağırdın?" Aramızda kısa bir sessizlik oldu. Benim de aklımda aynı soru geziniyordu. Yaman'ın cidden burada ne işi vardı? "Nişanlının ne işi varsa onun da o işi var."

"Bak beni çıldırtma, zaten gece boyu yanına gelmeye çalıştım,"

"Nişanlın izin vermemiş, gelememişsin yanıma." Dedim bastıra bastıra. "Ne nişanlısı anasını satayım, ne? O kız benim hiçbir şeyim değil!" Gözü dönmüş gibiydi. Bir tık korkuyordum ama bunu onun bilmesine gerek yoktu.

"Aynen, aynen. O da öyle diyordu." Kapıya yaslı elini ittirdim ve ondan uzaklaşıp odanın ortasına ilerledim. "Öldürürüm bak o Yaman piçini. Siktir olup gitsin, elimden bir kaza çıkacak."

"Düzgün konuş, ayı!" Tam önümde durduğunda tekrar nefessiz kalmış gibi hissettim. "Ayrıca sanane? Sana laf attı mı? Sana karıştı mı? Kenarda duruyor kendi halinde."

"Onu savunma, Azra. Sakın bana başkalarını savunma. Özellikle sevmediğim insanları," Sakin olmak adına nefes alıp verdi. Bu tekrar birkaç kez olduğunda artık daha sakin gözüküyordu.

"Güzelim, gülüm, bak, söyle o Yaman'a gitsin. Onun varlığına katlanamıyorum. Onun yanında olmana katlanamıyorum, onun koluna girmene katlanamıyorum."

"Tüm sinirin bu mu? Sorun onun koluna girmem mi?"

"Hayır," dediğinde sorunun gerçekten nerede olduğunu anlamaya çalışıyordum. "Seni ondan uzaklaştıramadığım için sinirlendim. Gördüm seni. Tam yanıma gelecektin, o pislik izin vermedi."

"İnanamıyorum sana," dedim. Cidden inanamıyorum. Yaptıklarına, tavırlarına, sözlerine inanamıyorum. "Ya sen neredeyse bir ay sonra evleneceksin, hala bana neler diyorsun!"

"Yok öyle bir şey, yok!"

"O sesini kıs ya. İnsnaları başımıza mı toplamak istiyorsun?"

"Sende şunu anla; asla ama asla Dilara ile evlenmeyeceğim. Asla onu sevmeyecek, asla da hayatıma almayacağım. Ben sevdiğim kadına sadık kalacağım." Dedi sanki al bu bilgileri önce kulağına küpe yap sonra da kafana sok, bir daha da açma konusunu der gibi.

"Bak biri gider biri gelir. Sen Dilara'yı başından attığını sanıyorsun,"

"Öyle mi? Bana diyene bak, ne istediğini bilmiyorsun."

"Ne istediğimi bilmiyor muyum?" Dedim ve onu sinir etmek için, "Ben gayet biliyorum ne istediğimi. Yaman ile evlene..." Dememe kalmadan birden lafımı bölen şey, dudaklarıma değen dudakları oldu. Elleri yüzümde yerini korurken o dudaklarıma yapışmıştı.

"Bende o öpücüğü alacağım, görürsün..."

Ne o hareket ettiriyor ne de ben. Öylece duruyoruz. Sıcaklığı yavaş yavaş yüzüme ve tüm vücuduma yayıldığında yumduğum gözlerimi açtım ve onu ittirdim. Dudaklarımız ayrıldığında geriye sadece verdiğimiz nefesler kalmıştı aramızda.

"O lafı söylemedin, bende duymadım. O piç asla senin hayatına giremeyecek." Lafı biter bitmez yüzüne tokadı yapıştırdım. Yanağı yana düştüğünde, dilini tokat attığım yanağında gezdirdi.

"Hayatıma hükmetmeyi bırak, Kılıç. Sen benim hayatıma ve hayatıma aldığım kişilere karışacak son insan bile değilsin."

Yanından geçip kapıya doğru ilerledim. "Sen öyle san, Azra. Bugün benden nefret et, yarın da et. Ama unutma hep bir adım arkandayım." Kapıyı açıp çıktım ve salona girip masamdan çantamı aldım. O da benim arkamdan odadan çıkmıştı.

Bunu açılan ve ardından kapanan sert kapıdan anlamıştım. Salondan çıkmadan gözüm Duru'yu aradı ama bir türlü göremedim. Onun yerine Fikret ve Doğan ikilisi geldi yanıma. "Selam," dedi Doğan.

"Selam."

"Siz hep böyle misiniz?" Dedim ikisini göstererek. "Yapışık ikililer gibi." Diye tamamladığımda birbirilerine bakıp gülüştüler.

"Ben Shaggy," dedi Doğan havacı tavırla.

"Bende Scooby-doo maalesef." Dedi Fikret'e pek memnun değilmiş gibi. Hakikaten benziyorlar ama Doğan, Shaggy'nin biraz daha kalıplı hali. Bir de biraz sarışın olsa tam benzer.

"Pek memnun değilsiniz gibi, ha?"

"Ben karakterimden memnunum, sadece benim gibi saygın bir adamın karakterinin köpek olması..." Dedi ve sustu.

Doğan hemen araya girip, "Sen seçtin oğlum, banane. Orada Fred'de vardı onu seçseydin." Dedi.

Fikret ona cevap vermek yerine göz devirdi ve bana dönüp, "Sende Daphne olmalısın. Hem güzelsin, hem çekicisin hem de karakterin tam uyuyor." Dedi baştan aşağı süzerek. Bu herifin yavşak olduğunu biliyordum da böyle açık açık da olacağını bilmiyordum.

Dua etsin arkadaşız. Yoksa o gözlerini şimdi oymuştum. "O zaman aramıza hoş geldin, Daphne." Dedi Doğan çapkın bir tavırla.

"Yavşama lan," Fikret, Doğan'a kızdığında yeni bir atışmanın başlayacağını anlamış oldum. "Huyum kurusun diycem de kurumasın lazım bana."

Doğan lafını bitirdiğinde araya girdim. "Sende mi yavşaklardansın?" Sorumla ikisi afalladığında, acaba soruyu yanlış şekilde mi sordum diye düşündüm. Ama hayır, gayette normaldi. Ne tür biri olduğunu bileyim ki, ona göre davranayım.

"Bence sen evden çıkmadan önce iki kaşık müneccim boku yiyorsun." dedi Doğan.

"Komik şey seni. Dilin açıldı bakıyorum, az önceye kadar mesafeliydin." Sözüme karşılık sadece fikret güldüğünde, Doğan sadece gözlerini kısıp Allah Allah der gibi baktı.

"Öyle o. Taa ki kaynaşana kadar." Fikret ile birbirlerini ne kadar tanıdıklarını anladım.

"Çocuklar sohbetinize doyum olmuyor ama gitmem gerek artık."

Fikret alaya kaçan bir tavırla, "Bence de git çünkü prensesler gece 12'den sonra bal kabağına dönüşür." Dedi. Onun hemen ardından araya Doğan girdi. Elini sertçe Fikret'in ensesine vurdu ve, "Kılıç geldikten sonra kendisi de fareye dönüşecek, haberi yok." Dedi dalga geçerek.

Onların dediklerine gülüp sadece,"Görüşürüz." Dedim ve masadan ayrıldım. Bu geceyi daha farklı bekliyordum. Nasıl desem? Daha güzel, daha mutlu beklerdim. Kılıç ile aramızda geçen şeyleri asla tahmin etmedim, aklıma bile getirmedim.

Nasıl denir bilmiyorum ama umuyorum ki beni anladınız...

Çantamı açıp içinden araba anahtarımı çıkardım. Tam o sırada önümden hızla geçen kişi ile olduğum yerde durdum. Ajan misali merdivenlerden ikişer ikişer hılzı çıkan Kılıç'ı izledim. Tabakhaneye bok yetiştirir gibi koşmasına anlam verememiştim ama onu böyle koşturtan şeyin elinde çalan telefonu olduğunu görmüştüm.

Sanki o telefonu açmaz ise başı beladan kurtulamayacaktı. Ondan böyleydi telaşı. Ya da başka bir şey bilemiyorum. Ama burada durup beklemek sadece aklımda ki soruları çoğaltmak olurdu. O yüzden durmadım ve eteklerimi toplayıp bende merdivenlerden çıktım.

İkişer ikişer çıkmıyordum ama aynı hızda bende çıkıyordum. Son iki basamak kala yukarıda ki kapılardan birinin sertçe kapanmasını duydum. Hızımı arttırıp kapanan kapının hangisi olduğunu ya da hangi kapının ardından Kılıç'ın sesinin geldiğini çözmeye çalıştım.

Adımlarım sessizdi ama ayağımda ki topuklu bana pek yardımcı olmuyordu. Tüm kapıların ardında bakmakla uğraşmadım. Sadece durdum, sesi dinledim ve hissettim. "Bu gece sevkiyat diyorum sana oruspu çocuğu! Beynin mi kıt, yoksa uyuşturucuyu götünden mi çektin?"

Evet, evet, bu kesinlikle Kılıç'ın sesi. Ettiği küfürlerin haddi hesabı yok. İğrenç ama akılda kalıcı bir tarafı var. Hayır, küfürlerin değil, onun söyleme tarzı...

Koridora dizili herhangi bir odadan gelen sesi dinlemeye devam ettim. Büyük koridorda sadece ben vardım. Bir de arada, bir merdiven daha çıkıp çıkışa ulaşan ya da yeni gelen konuklar vardı.

Yani burada kabak gibi duruyordum. O yüzden dikkat çekmemek adına telefonumu çıkardım ve oynuyormuş gibi yapıp kapının pervazına yaslandım. Ses daha yakından geliyordu şimdi.

"Evet, tırlar yüklü. Sen sadece olduğun yerde kal ve gelmelerini bekle." Bu konuşmadan sonra daha ses çıkmadı ondan. Acaba anladı mı burada olduğumu? Ya da hala karşı tarafı dinliyor.

Birkaç saniye sonunda tekrar sesi geldi. Bu sefer daha sinirli çıkan sesi, yeni bir aramada olduğunu gösteriyordu. Çünkü konu da değişmişti. Artık konu sevkiyat değildi.

"Öldür onu, Mercek. Eğer yapamıyorsan rotaya ver o seve seve halleder. Yeter ki beklediği yerde kanı kalsın." Ne, ne dönüyor hiç bir şey anlamıyorum. Rota, Mercek...bunlar kim? Ve Kılıç neden bu kadar acımasızca 'öldür onu' diyor? Kimden bahsediyor?

Of of! Kafam yine allak bullak oldu. Çözmeye çalıştıkça yenileri ekleniyordu soru listeme. Ben daha sevkiyatı çözememişken, başıma Rota, Mercek, ölüm, kan çıktı! Ayrıca bunu bu kadar rahat söylemesi sizce de garip değil mi? Bir insan bir insanı nasıl öldürebilir ki?

Sorular bir kez daha yine çark gibi beynimde dönüp duruyordu. Kapıya biraz daha yaklaşacakken içeride sandalye sesi duyuldu.
İrkilip koridorun köşesine çekildim. Umarım bemi görmez... umarım beni görmez...

Kapı açıldı ve hemen ardından kapandı. Adım sesleri gittikçe uzaklaştığında olduğum yerden çıktım. Merakım artık korkumdan ağır basıyordu. Bu his tamamen yakalanmanın verdiği hislerden biriydi. Eğer yakalansaydım o beni soru yağmuruna tutacaktı.

Daha fazla burada durmayıp koridor boyunca sıralanan odaların önünden yavaşça yürüdüm. İlk odanın kapısı aralıktı. İçeride yeşil çuha kaplı büyük bir masa, masanın etrafında oturan takım elbiseli adamlar sırayla dizilmişti.

Parmaklarının arasında puro tutan yaşlı bir adam iskambil kâğıdını masaya bıraktı. "Bahis iki katına çıktı." Dedi. Aynı zamanda kahkahalar koridora taştı. Komik olan neydi sizi bunaklar?

Takmayıp yürümeye devam ettim. İkinci odada rulet çarkının dönme sesi duyuluyor, krupiyenin tok sesi yankılanıyordu. İçlerinden biri bağırarak, "Artık bahis yok." Dedi.

Metal bilyenin çarkta dolaşırken çıkardığı ses içime garip bir huzursuzluk bıraktı. Son odaya geldiğimde diğerlerinden farklı olduğunu fark ettim. Kapısı tamamen kapalıydı. Tam kapı koluna uzanmıştım ki arkamdan kalın bir ses yükseldi. "Hanımefendi."

Olduğum yerde donup kaldım. Arkamı döndüğümde siyah takım elbiseli iri yapılı bir koruma bana bakıyordu. "Burası VIP katı." Dedi üstten bakan bir tavırla. Ne yapabilirim yani? Bundan banane? Bu gereksiz infoyu bir taraflarına montele inşallah.

Kaşımı kaldırdım. "Hadi canım, bilmiyordum." Dedim. Boş boş bakan koruma sinirimi bozuyordu. Ya bunlara ne veriyorlar anlamıyorum. Çok salak gibiler.

"Bu odaya yalnızca özel üyeliği bulunan misafirler girebilir."

"Kardeşim, biliyorum," dedim sinirle. "Çıkış ne tarafta? Üst katta. Ben üst kata nasıl gideceğim? Bu yolu kullanarak. O yüzden işime engel olma, kaybol."

Koruma kibar bir ifadeyle başını salladı. "Ah, özür dilerim hanımefendi. Umarım güzel bir gece geçirmişsinizdir? İyi geceler." Bakışlarımı son kez kapıya çevirdim. İçeriden tek bir ses bile gelmiyordu. Ama nedense, en büyük sırlar tam da o kapının ardında saklanıyormuş gibi hissediyordum.

Korumaya son kez bakıp yukarı çıktım ve bu beni gece boyu geren davetten kurtulup dışarı çıktım. Ne bitmek bilmeyen bir geceydi, arkadaş. Kılıç'ı ayrı, koruması ayrı, arkadaşı ayrı. Zaten Duru kuşumu göremedim. Bir de o salak Dilara sinirimi bozdu. Neymiş, bir ay sonra düğünü varmış!

Görmemişin düğünü oluyor, havalara giriyor. Sanki ejderhası var, hıh. Arabama binip yola koyuldum. Saat şu an 22.44. Eve gitmem yine geçi bulacak ama olsun. En azından eve geç gidip annemlere rastlamıyorum.

Sağa sinyal verdiğim sıra telefonum çaldı. Arayan kişiye baktığımda, Kılıç olduğunu gördüm. "Bu ne alaka şimdi?" Derken neden aradığını sorguluyordum.
Ama açmazsam sorularımın cevabını alamayacağımı biliyordum o yüzden kapanmadan açtım.
Hoparlöre alıp, "Evet?" Dedim.

"Anlamam mı sandın? Ya da beni salak mı sandın?" Dedi alayla. Kafası güzel olmuş belli.

"Saçmalamayı kes ve ne istediğini söyle."

"Gittiğin her yere kokunu bırakmandan hoşlanmıyorum, Azra," Yutkunma sesinin ardından gelen nefes alma sesi kaşlarımı çatmamam neden oldu. "Yapma bunu bana."

"Kapatıyorum, saçmalamaya başladın çünkü." Ne kokusu ne salağı anlamıyorum. Sarhoş olduğunu biliyorum sadece.

"Dinlediğin kapının ardında duyduklarını konuşacağız. Umarım biz konuşana kadar onlardan kimseye bahsetmezsin..." Soruyla karışık söylediği şeyden cevap bekliyordu.

Böylece kapıyı dinlediğimi, bildiğini anlamış oldum. Koku derken de kast ettiği şeyin arkamda bıraktığım bir delil olduğunu sanıyorum. Başka açıklaması olamaz çünkü.

"Görüşürsek, konuşuruz."

"Görüşeceğiz," Başka ihtimalin olmadığını söylemek ister gibiydi ses tonu. "Yarın bana gel. Konumu biliyorsun zaten."

"Hıhım, görürsem iletirim. Hoşçakal." Ve suratına kapattım. Kendini The Jomes sanıyordu herhalde. Aksi taktirde onun her dediğini yapmayacağımı da biliyordu umarım.

Kısa bir yolculuğun ardından eve geçmiş, kimseyle konuşmadan odama çıkmıştım. Duş almadan sadece pijamalarımı giyip yatağa geçmiş ve uykuya dalmıştım. Yarın benim için büyük bir gün olacaktı, emindim.

...

"İyi de neden?"

"Nedeni mi var kızım? Bunlar böyle. Konuşursan ölürsün."

"Benim Papatyam ölecek mi yani?"

"Ya Derin bir dur Allah aşkına, ne ölmesi Allah korusun. Sadece onların öyle olduğunu iddia ediyoruz."

Şu an ne döndüğünü merak ettiğinizi biliyorum. Hemen açıklayayım. Sabah güzel bir duşun ardından hazırlanıp Fatih'in evinde toplanmıştık. Rastgele yaptığımız kahvaltının ardından birkaç belge ile araştırmalara başlamıştık.

Kılıç'ın resmi, Fikret'in resmi, Doğan'ın resmi ve Dilara'nın resmi vardı yuvarlak masada, önümüzde. Hepimizin ürettiği teoriler, fikirler ve atışmalar sonucunu elde var sıfır olarak kabul etmiş, yerlerimize oturmuştuk.

"Şimdi ben hiçbir şey anlamadım," dedi Fatih ağzına bir parça bitter çikolata atarak. "Bu Kılıç ne iş, ne lahana, ne turşu?"

"Bu Kılıç, mimar. Ama aslında değil. Sevkiyat, öldürme, mekanlarında dönen kumar masaları onun sadece mimar olmadığını gösterir." Dedi Koral açıklama yaparak.

"Koral haklı. O adam normal değil. Zaten biz Azra ile ilk gördük, ben dedim ki bu adam normal değil. " Derin saçma sapan konuşmayı bırakıp özüne döndüğünde, ben ve Seda onu onayladık.

"Zaten davette bir adam gelip bana bu kartı verdiğinde bende ipler koptu."

"Bu arada onu araştırdım ben," Bir an varlığını unuttuğumuz Hakan aramıza katıldığında ortamda oluşan sessizlik ile birlikte ona döndük. "Adam eski halkla ilişkiler müdürü. Evli ve bir oğlu var. Oğlu bilinmeyen daha doğrusu nedeni gizli tutulan suçlardan dolayı beş yıl hapis yatmış, vekalet yoluyla geri çıkmıştı."

Ben verdiği bilgileri dikkatlice dinlerken Koral,"Normalde suçu kaç yıl?" Dedi sanki bu bilgi çokta işimize yarayacakmış gibi.

"15 yıl normalde."

"Neden sordun?" Dedim anlamaya çalışarak. Elinde ki kahve bardağını masaya bırakıp sorumu cevapladı. "Yüksek ihtimalle eroin ya da kokain satmış ve de kullanmış. Çünkü Türk ceza kanununun 188. Maddesine göre en az 10 yıl. Ama bu sattığı şeye göre de değişiyor."

"Yani gizlenen suçu bu?" Dedi Seda anlamış bir tavırla. Umarım bu olayın Kılıç ile ilgilisi yoktur. Ve yine umarım biz sadece yanılıyor, salağın birine uyup kandırılıyoruzdur. Çünkü bu tür suçların içinde olması ya da başka tür bir adam olmasına katlanamam.

"Şimdi toparlayalım," Fatih çikolata tabağını masaya bıraktı ve Kılıç'ın fotoğrafını alıp ayağa kalktı. Suç tahtası olarak adlandırdığımız beyaz tahtaya bant yardımı ile resmi yapıştırdı, altına adını yazdı.

"Bu bizim eleman. Namı diğer Kılıç Karaca. Kendisi tanınan mimarlardan biri ve yakın zamanda yaptığı birçok iş ile daha çok seviliyor, tanınıyor." Masadan bir resim daha aldı ve onu da Kılıç'ın yanına yapıştırdı.

"Bu da Yavşak Doğan. Kılıç'ın sağ kolu olmasının yanı sıra, çapkınlığı ile biliniyor ve şirkette çok seviliyor. Herhangi bir suç kaydı yok." Bir resim daha yapıştırdı.

"Bu ise, Fikret Beyoğlu. Kendisi de mimar ama hiçbir projede yer almıyor. Sadece ortaklık anlaşmasında birkaç kare var, bir de dün gece ki davette. Onun dışında gizemli takılıyor."

Fatih'in unuttuğu kısmı ben söyledim. "Ve de sürekli o bar senin bu bar benim takılıyor. Yattığı kızları söylemiyorum bile."

"Abi neyin içine düştük biz?" Dedi Derin, sanki korku evindeymişiz gibi. "Bu Kılıç nasıl bir bela?"

"Bu bizim düşmanımız, Dilara. Kılıç'ın çocukluktan beri arkadaşı olmasının yanı sıra onunla evleneceğini düşünmesi ayrı ikonik. Annesi Ayşe hanım ile kendilerini buna o kadar inandırmışlar ki dünya onları nişanlı sanıyor."

Kollarımı göğsümde birleştirdim ve arkama yaslandım. Dilara ile Kılıç'ın arkadaş olması zaten yeterince sinirimi bozuyordu bir de başıma nişan çıktı. İnanamıyorum...

"Peki ya bizim..." Derin bir anda sustu. Diyeceği şey her ne ise sanki hiç birimizin hoşuna gitmeyecekti. "Bizim Duru kuşumuz, o hangi tarafta kaldı?" Dedi sonunda söyleyerek. Eminim o kızın hiçbir şeyden haberi yok.

"O bizim hala kuşumuz ve öyle de kalacak. Onu bir tarafa koymadık çünkü bilip bilmediğinden emin değiliz." Koral mantıklı bir açıklama yaptığında, hepimiz kafamızı salladık. Onun toparlayıcı olmasını seviyorum.

"Plan ne?" Dedi Hakan.

"Plan şu..." Güzel ve akılda kalıcı bir plan yaptıktan sonra ben ve Fatih seçildik planın başrolü olarak.

"Bu dinleme cihazı sizin üstünüzde olacak ve her daim, konuştuklarınızı kaydedecek. Ayriyeten kulağınıza taktığınız küçük kulaklıklar sizi yönetebilmemiz için daha iyi bir yöntem."

Hakan bunları anlatırken aynı zamanda cihazları veriyor, takacağımız yerleri gösteriyordu. Ben giydiğim elbisenin görünmeyen kısmına taktım, Fatih ise gömleğinin içine bir yere yapıştırdı.

"Bir de kameralara sızıp sizi izleyeceğiz. En azından sizi rahat yönlendirebilirim." Hakan'ın bu kadar teknoloji ile içli dışlı olmasını beklemiyordum ama bu biraz da bizim işimize yaramıştı.

"Sizce bu kadarına gerek var mı?" Dedim ağzımın içinde mırıldanarak. "Sonuçta operasyona değil, bilgi toplamaya gidiyoruz."

"Ha bilgi, ha operasyon, ne fark eder?" Fatih bilmiş tavırla konuşmaya devam etti. "Düşünsene aklımızda tutamadığımız önemli bilgileri, ya da konuşmaları..." Sanki yine çok korkutucu bir şey olmuş gibi bir yüz ifadesi takıntı.

"Zaman geldi, gitme vakti." Koral aramıza girdi ve ayaklandı. Onun hemen ardından Seda da kalktı."Sen mi bırakacaksın?" Derken sesi üzgün çıkıyordu. Acaba neden öyle dedi? Yoksa planları mı vardı ikisinin?

Galiba benle aynı düşünceyi düşünen Fatih araya girerek, "Ben götüreceğim şirkete bizi. Şöyle yeni arabam ile hava atmak istiyorum." Dedi.

Seda'nın yüzünde tekrar bir tebessüm oluştuğunda, gerçekten bir planları olduğunu anladık. "O zaman biz çıkıyoruz. Kendinize cici bakın." Dedi Fatih ve önden önden gitti. Arkadaşlarıma son kez gülümseyip bende ardından çıktım.

Merdivenlerden inerken ki atışmamız arabaya binene kadar devam etmişti. Konu sadece gidip bilgi toplamak üzerineydi. Yani Kılıç ile bir ilgimin olmayacağını söylemeye çalışıyordu. Zaten bende pek meraklısı değilim.

Fatih konumu bulup açtıktan sonra yola koyulmuştuk. Bugünün nasıl geçeceği hakkında en ufak tahminim bile yoktu. Göreceğim, duyacağım veya toplayacağım bilgiler hakkında da en ufak tahminim yoktu.

Tek bildiğim, ortada dönüp duran gizemi çözmek olduğuydu. Bir yarım saatin sonunda araba büyük binanın önünde durduğunda, Fatih ıslık çaldı. "Hassiktir lan! Bu ne?" Şaşırmasına engel olamadığında, aynı tepkiyi bende içimden vermiştim.

"İşimiz çok uzun sürecek desene." Dedim ve arabadan ilk ben indim. Benim ardımdan inen Fatih,"Oyalanmayalım yeter." Dedi ve arabayı kilitledi. Kapıda ki korumaların ve güvenlik görevlilerinin gözü bizi taradığında, onlara hiç pas vermedik.

Gözlüklerimizi taktık ve aynı adımlar ile şirkete girmek için ilerledik. "Günaydın efendim, hoşgeldiniz." Güvenliğin selamına sadece kafamı salladım ve içeri girdik.

Şirketin döner kapısından içeri girdik. Attığım ilk adımla birlikte burnuma ağır ama rahatsız etmeyen bir oda kokusu çarptı. Mermer zemin, koyu ceviz detaylar ve tavana kadar uzanan camlar şimdiden şirketin güzel olduğunu bağırıyordu. Burası beklediğimden çok daha büyük ve çok daha resmiydi.

Çalışanlar ellerindeki dosyalarla hızlı adımlarla bir yerlere yetişiyor, kimse gereksiz yere konuşmuyordu. Sanki hepsi suskunluk ilacı içmiş de gerekmedikçe konuşmamaya yemin etmiş gibilerdi.

"Hoş geldiniz." Resepsiyondaki kadın gülümseyerek ayağa kalktı. Fatih birkaç adım öne geçip gözlüğünü çıkardı ve gömleğine astı. Kekolar gibi, evet! "Kılıç Bey ile görüşecektik."

Kadın bilgisayara kısa bir göz attı. Sanki oyalanıyordu, ya da bilmiyorum bana öyle geliyordu. "Randevunuz görünmüyor." Tam Fatih cevap verecekken asansörün kapıları açıldı.

Bir anda lobideki hareket değişti, yanımızdan geçen iki çalışan durdu. Herkesin gözü asansöre değdi. Aynı şekilde bizim de öyle.

Koridordan çıkan kadın elindeki klasörü göğsüne bastırdı."Günaydın Kılıç Bey." Dedi zorla gülümseyerek. Bundan memnun olmadıklarına adım kadar eminim ama kanıtlayamam. Bu adama kim katlanmış ki çalışanları katlansın?

"Toplantı dosyalarını odanıza bıraktım Kılıç Bey." İstemsizce başımı çevirip baktım ve baştan aşağı süzdüm onu. Siyah takım elbisesi üzerinde tek bir kırışıklık bile yoktu. Ceketinin düğmesini iliklerken ağır ama kendinden emin adımlarla yürüyordu.

Kimseye uzun uzun bakmıyor, sadece kısa bir baş hareketiyle selam veriyordu. İnsanlar ona saygı duyuyordu. Ya da çekiniyorlardı. Bu adam gerçekten birkaç gün önce beni odaya çekip öpen adam mıydı?

Aynı adam, şimdi onlarca insanın ortasında tek kelime etmeden koskoca şirketi yönetiyordu.
Yanımızdan geçerken gözleri bir anlığına bana kaydı. Adımlarını durdurmadı, yüzündeki ifade bile değişmedi. Sanki beni hiç tanımıyormuş gibi
davrandı. "Toplantıyı on dakika öne çekin."

Yanındaki kadın hemen not aldı."Peki Kılıç Bey."

"Ve yeni proje dosyalarını masamda görmek istiyorum." Bu konuşmalar merdivene yönelene kadar devam etmişti. Bizde istemsizce kulak misafiri olmuştuk. "Tabii efendim." Dedi kız ve Kılıç'ın yukarı çıkmasıyla tuttuğu nefesi verdi.

Aynı şekilde diğer çalışanlarda öyle. Havaya yayılan oksijen ile umarım hanta virüsünü yaymazlar.

Fatih hafifçe eğilip kulağıma fısıldadı."Anladın mı neden herkes ondan bahsediyor?"

"Şimdi anlıyorum." Dedim ağzımın içinde. O yürüyüşü, tavrı, insan üzerinde bıraktığı etki, yanımızdan geçerken ki kokusu...insan bahsetmeden edemiyor. Bu düşünceleri kenara bırakıp resepsiyonda ki kadına döndük.

"Kılıç bey bizi tanıyor, randevuya gerek yok." Dediğimde kadın gülmemek için kendini zor tuttu.

"Pek öyle durmuyordu ama neyse..."

"Nigar, misafirleri toplantım bitene kadar odama götür." Aramıza giren tanıdık ses ile üçümüzün de kafası yukarı kalktı. Cam korkuluklara yaslı duran Kılıç ile göz göze geldik. O anda, şu kısacık zamanda bana göz kırpmış, gözden kaybolmuştu.

"Gidelim, Nigar." Fatih nispet yapar gibi. Az önce ki tavrından eser kalmayan kadın, arka taraftan çıkıp yanımıza geldi ve birlikte Kılıç'ın odasına girdik. Nigar işine döndüğünde biz o gidene kadar ayakta beklemiştik.

Kapı kapandığında, Fatih hemen,"Bu bizim tek şansımız. O yüzden çabuk olalım." Dedi. Kulağımızda ki kulaklıklardan Koral'ın sesini duyduk.

"Sesim geliyor mu?" Dedi arada boğazını temizleyerek. Fatih'le onayladıktan sonra bir yere dağıldık. Ben çalışma masasına yönelmiştim. Fatih ise kenarda duran cam kapaklı dolaba bakıyordu.

Normal, siyah renk ile dekore edilmiş bu oda bana sadece iş havası veriyordu. Burada sakladığı bir şeyin olmadığına adım kadar emindim. Onun planları yüksek ihtimalle evinde ki çalışma odasındadır. Şu geçen girmek isteyipte giremediğim oda...

Masanın üstünde ki mavi kapaklı dosyalara tek tek baktım. Anlaşmalar, projeler, villalar ve benzeri bir sürü şey vardı. Anormal olan tek şey, Kılıç tarafından henüz imzalanmamış anlaşmaydı.

Birazını okuduğumda bu yıllar önce hazırlanan bir anlaşma olduğunu gördüm. Anlaşmanın kuralları, istenilen miktar hepsi ne kadar katı olsa da yine de bu belgeyi elinde tutarak hala imzalayıp imzalamayacağını mı düşünüyordu?

"Neden sustunuz?"

"Koral, burada bir anlaşma var ama Kılıç imzalamamış,"

"Ee, detaylar?"

"Eski,"

"Ne kadar eski, Azra?"

"Beş yıl önce desem..." Kısa bir sessizlik oluştu. Arkadan birkaç fısıltı, klavye sesi geldiğinde araştırdıklarını anladım. "Bir de işle ilgili belgeler var o kadar." Arada gözüm kapıya kayıyordu. Umarım yakalanmayız.

"Fatih, sen?"

"Valla kankitom, burada birkaç şeyler var ama nasıl des-"

"Oğlum uzatma anlat işte."

"Silah, mermiler, pahalı içki falan var. Ama bir şey diyim mi, silah efsane." Fatih'in hemen ardından Seda bir anda yükselerek, "Sakın dokunma ona!" Dedi. Verdiği tepkiyi çok sonradan anlayınca haklı olduğuna kanaat getirdik.

Eğer dokunursa ve o silahla bir cinayet işlenirse suç Fatih'in üstüne kalabilirdi. Çünkü o dokundu, onun parmak izleri olacaktı. "Fatih, kapat artık o dolabı!" Dediğimde Fatih hızla dolabı kapattı.

"Ya içki sayıyordum, dur ya!"

"Neden ya?"

"Canım sıkıldı."

"Ben şimdi sıkıcam canını! Oğlum vakit yok, çabuk bak ve otur götünün üstüne." Koral kızdığında bende onaylar biçimde kafa salladım. Fatih'in odağı bu sefer dolabın altında ki küçük dolap oldu. Hızla o dolabı da açtığında, dediği ilk şey, "Azra..." Oldu. Açtığım dosyaları toplarken aynı zamanda ona laf yetiştiriyordum.

"Söyle,"

"Biz galiba yanlış adamı araştırıyoruz," Herkes sustu. O dolapta ne gördü bilmiyorum ama gördüğü şeyle söyleyeceği şeyin bağlantısı olmadığını biliyorum. "Neden?" Dedim bıkkınlıkla.

"Adam James Bond çıktı." Derken aynı zamanda kendi dediğine gülüyordu. Ne alaka olduğunu çözmeye çalışıyorum şu an. Hatta ağ bağlantısı kopmuşlar gibiyim desem daha doğru olur.

"Şaka bir yana, burada kasa var. Ve eminim o kasa normal bir kasa değil." Sesi normale döndüğünde, kulaklıktan,"Hassiktir." Sesi yükseldi. Herkes bilir ki o kasaların ardından hiçte iyi şeyler olmaz.

"Bakmaya devam edin, toplantıda daha." Derin'in komutuyla bakmaya devam ettim. Masası normaldi. Çekmecelerde pekte önemli bir şey yoktu. Zaten odayı parfüm kokusu sarmıştı, pek odaklandığım söylenemezdi. Kokunun kaynağı askılığa asılı ceketiydi.

Masa ile işi bitirip o tarafa doğru ilerledim. Ceketini askıdan almadan sadece biraz eğilip kokladım. Ağır değildi parfümü. Odunsu da değildi. Garip ama güzel bir kokuydu.

Şu nadir bulunan kokulardan. Sanki bu parfüm onun teni için yapılmıştı. Ya da özel tasarımdı, bilmiyorum. Ama güzeldi. Bildiğim tek şey oydu şu an.

"Hayır," dedi telaşlı Hakan'ın sesi. Kendime geldim ve boğazımı tenizledim. "Toplantı bitti galiba, odadan çıktılar." Fatih beni satarcasına dolabı kapattı ve koltuğa oturup ellerini teslim olur gibi kaldırdı. Bu ne demek? Ben bir şey yapmadım, ne halin varsa gör demek! Adi pislik.

Telaşla masaya dağıttığım belgeleri düzenledim. Eski düzeni hatırlamıyorum ama bir şekilde düzgün koymaya çalıştım. Ben düzenlerken arkadan Koral'ın sesi duyuldu. "Çok yaklaştılar. Azra, bırak elinde her ne varsa!" Kalbim hızlandı.

Sanki dört nala koşmuş gibiydi kalbim. "Toparlıyorum, bir dakika!" Elim ayağım dolaştı birbirine. Köpek Fatih kenarda oturmuş hiçbir şey karıştırmamış gibiydi.

"Azra, hadi güzelim!" Bu seferde Seda'nın sesini duydum. "Bir saniye..." Derken dosyaları üst üste koydum ve anlaşması yarım kağıdı aldım.

"Koridordalar!"

"Şu belgeyi-"

"Son adımlar kızım, bırak şunu!" Arkadaşlarımın baskısını sikeyim!

"Bırak şu belgeyi ve yerine otur, hemen!" Hakan kızdığında, belgeyi çantama koymadan önce anlaşmanın altında ki soy isim dikkatimi çekti. Bu... Bu tanıdık soy isim bu belgede ne arıyordu?

Sayın Soydere...

Biz ne alakaydık? Kulağımda ki sesler benim için bir anlığına uğultuya dönüştü. Kimseyi duymuyor, dinlemiyordum. Sadece tekrar tekrar okuduğum soy isim vardı. Babamın imzaladığı ama Kılıç'ın imzalamadığı anlaşma. Ne dönüyordu bu lanet yerde?

Bölüm sonu!

Şey sınırı geçtim birazcık, umarım uzun olmamıştır 👉🏻👈🏻

Bölümü beğendiniz miiiii

Bir sonraki bölümde hoşçakalınnnn🩷🫶🏻🌸

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18