Küller ve sırlar kitap kapağı

4. bölüm / 6

Küller ve sırlar

Tahtın gölgesinde

Vaveyla Yazarı: Ecrin

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Tahtın gölgesinde

TAHTIN GÖLGESİNDE
St. Petersburg'da sabahlar artık eskisi gibi başlamıyordu.
Neva'nın üzerinde ağır ağır ilerleyen sis, şehrin yüksek yapıları arasından süzülürken, sarayın çevresindeki geniş caddelerde kraliyet muhafızları çoktan yerlerini almış, geceden kalan ışıklar birer birer sönmeye başlamış ve şehrin dört bir yanında bulunan dev ekranlarda günün ilk kraliyet bildirileri yayınlanmaya başlamıştı.
İnsanlar işe gidiyor, çocuklar okullara gönderiliyor, mağazalar açılıyor, hava ulaşım araçları belirlenen güzergâhlarda hareket ediyor ve dışarıdan bakıldığında şehirde sıradan bir sabah yaşanıyordu.
Fakat St. Petersburg'da yaşayan herkes aynı gerçeğin farkındaydı.
Bu şehir artık yalnızca Rusya'nın başkenti değildi.
Burası dünyanın siyasi merkeziydi.
Krallığın sınırları genişledikçe sarayın gücü de büyümüş, yıllar önce yalnızca Rusya'nın yönetim merkezi olan şehir, zamanla dünyanın dört bir yanından diplomatların, devlet temsilcilerinin ve soylu ailelerin akın ettiği devasa bir siyasi merkeze dönüşmüştü.
Ülkelerin kaderini değiştiren anlaşmalar burada imzalanıyor, krallıklar arasındaki diplomatik ilişkiler burada kuruluyor ve milyonlarca insanın hayatını etkileyen kararlar, halkın gözlerinden uzakta, sarayın yüksek duvarları arasında alınıyordu.
Şehrin tam merkezinde yükselen Vozrozhdenie Sarayı ise bütün bu düzenin kalbiydi.
Beyaz taşlardan inşa edilmiş devasa yapı, Neva Nehri'nin kıyısında bütün şehre hâkim olacak şekilde yükseliyor, siyah kubbesinin üzerinde bulunan kraliyet arması geceleri gökyüzündeki ışıklarla aydınlatılıyor ve sarayın önündeki geniş meydan, her sabah kraliyet muhafızlarının düzenlediği törenlerle yeniden hareketleniyordu.
Sarayın en üst katlarından birinde ise dünyanın en güçlü ailelerinden birinin genç varisi, çalışma masasının başında tek başına oturuyordu.
Dimitri Aleksandrovich Smirnov.
Yirmi beş yaşındaydı.
Kral Aleksandr Smirnov'un tek oğluydu.
Ve herkes onun bir gün tahtın sahibi olacağını biliyordu.
Dimitri, babasının aksine kalabalıkların karşısına çıkmayı sevmiyordu.
Onun gücü yüksek sesle konuşmasından değil, konuşmadan önce herkesi dinlemesinden geliyordu.
Saraydaki diplomatlar onun sakinliğinden rahatsız olurdu.
Çünkü Dimitri bir toplantı sırasında saatlerce sessiz kalabilir, karşısındaki insanların tartışmasını izleyebilir ve herkes söylediklerinin unutulduğunu düşünürken, toplantının sonunda tek bir cümleyle bütün dengeleri değiştirebilirdi.
Yirmi beş yaşında olmasına rağmen krallığın diplomatik siyasetinde önemli bir konuma sahipti.
Devletler arasındaki anlaşmaları inceliyor, yabancı hükümdarlarla yapılan görüşmelere katılıyor, ekonomik ittifakların geleceğini belirliyor ve babasının kurduğu monarşik düzenin dünyadaki siyasi dengeler üzerindeki etkisini sürekli olarak değerlendiriyordu.
Çünkü Dimitri için siyaset yalnızca iktidarı korumak değildi.
Siyaset, iktidarın insanlar tarafından nasıl algılandığıydı.
Bir kralın yalnızca güçlü olması yeterli değildi.
Halk onun güçlü olduğuna inanmalıydı.
Bir hükümetin yalnızca karar alma yetkisine sahip olması yeterli değildi.
İnsanlar o kararların kendi güvenlikleri için alındığına inanmalıydı.
Ve Dimitri bunu herkesten daha iyi biliyordu.
Önündeki masanın üzerinde farklı kıtalardan gelen raporlar bulunuyordu.
Avrupa'dan gelen diplomatik yazışmalar.
Asya'daki kraliyet temsilcilerinin gönderdiği ekonomik raporlar.
Amerika kıtasındaki yönetimlerin hazırladığı güvenlik anlaşmaları.
Afrika'daki yeni ticaret düzenlemeleri.
Hepsi aynı masanın üzerinde birleşiyordu.
Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan milyonlarca insanın kaderi, tek bir odadaki birkaç kişinin vereceği kararlara bağlıydı.
Dimitri raporların arasında ilerlerken elindeki son dosyada durdu.
Dosyanın üzerinde tek bir kelime yazıyordu:
RUSYA.
Dimitri dosyayı açtı.
İlk sayfada ülkenin ekonomik durumu vardı.
İkinci sayfada siyasi hareketler.
Üçüncü sayfada halkın kraliyete olan bağlılık oranları.
Dördüncü sayfaya geldiğinde ise kaşları hafifçe çatıldı.
Bazı bölgelerde halk arasında kraliyet düzenine karşı küçük grupların oluştuğu belirtiliyordu.
Henüz tehlikeli değillerdi.
Henüz.
Dimitri sayfayı birkaç saniye boyunca inceledikten sonra dosyayı kapattı.
Tam o sırada kapının dışından üç kez vuruldu.
Dimitri başını kaldırdı.
"Gel."
Kapı açıldı.
İçeri giren adam, kraliyet konseyi üyelerinden biriydi.
"Majesteleri sizi bekliyor."
Dimitri ayağa kalktı.
"Babam nerede?"
"Taht salonunda."
Dimitri ceketinin düğmesini kapattı ve odadan çıktı.
Sarayın koridorlarında ilerlerken her şey kusursuz görünüyordu.
Duvarlarda kraliyet ailesinin portreleri asılıydı.
Kristal avizeler yüksek tavanlardan sarkıyor, mermer zeminde yürüyen muhafızların ayak sesleri uzun koridorlarda yankılanıyordu.
Her şey düzenliydi.
Her şey sessizdi.
Her şey kontrol altındaydı.
Fakat bu sessizliğin altında dünyanın hiçbir haritada gösterilmeyen başka bir yüzü vardı.
İnsanların özgürlükleri ellerinden alınmıştı.
Kadınların siyasetteki varlığı neredeyse tamamen silinmişti.
Kraliyet ailesi, dünya devletleri üzerinde her geçen gün daha fazla söz sahibi oluyordu.
Ve bütün bu düzenin merkezinde kırk yaşındaki Kral Aleksandr Smirnov bulunuyordu.
Aleksandr genç sayılabilecek bir yaşta tahta çıkmıştı.
Fakat yüzündeki sakin ifade ve yılların siyasetiyle sertleşmiş bakışları, yaşından çok daha büyük bir hükümdar izlenimi veriyordu.
O, dünyayı savaşlarla değil anlaşmalarla değiştirmişti.
Orduları vardı.
Fakat ordularını kullanmasına çoğu zaman gerek kalmıyordu.
Çünkü Aleksandr bir ülkeyi yenmenin en kolay yolunun onunla savaşmak değil, o ülkenin yöneticilerini kendi çıkarlarının krallığın çıkarlarıyla aynı olduğuna inandırmak olduğunu biliyordu.
Taht salonunun kapıları açıldığında Dimitri içeri girdi.
Salonun sonunda Aleksandr duruyordu.
Kırk yaşındaki kral, siyah üniformasının içinde tahtın önünde tek başına bekliyordu.
Dimitri birkaç adım ilerledi.
"Majesteleri."
Aleksandr oğluna baktı.
"Sonunda geldin."
Dimitri sakin bir ifadeyle başını eğdi.
"Çağırdınız."
Aleksandr tahtına doğru ilerledi.
"Bugün diplomatik konsey toplanıyor."
"Biliyorum."
"Avrupa'dan üç temsilci gelecek."
"Biliyorum."
"Ve Asya'daki iki krallık yeni bir ticaret anlaşması talep ediyor."
Dimitri kısa bir süre sustu.
"Onların istediği ticaret anlaşması değil."
Aleksandr'ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Neden?"
"Çünkü gerçekten ticaret yapmak isteyen bir ülke, karşılığında siyasi tavizler istemez."
Dimitri babasının gözlerinin içine baktı.
"Onlar krallığın desteğini istiyor."
Aleksandr birkaç saniye boyunca oğlunu sessizce izledi.
Sonra başını hafifçe salladı.
"İşte bu yüzden seni konseyde istiyorum."
Dimitri hiçbir şey söylemedi.
Aleksandr tahtına oturdu.
"Bir gün bu taht senin olacak."
Salonun içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
"Ve o gün geldiğinde," diye devam etti kral, "dünyanın yalnızca seni kral olarak kabul etmesi yetmeyecek."
Dimitri'nin bakışları değişmedi.
"Ne yapmam gerekiyor?"
Aleksandr arkasına yaslandı.
"Onların sana ihtiyaç duymasını sağlamalısın."
Dimitri bu cümleyi duyduğunda birkaç saniye sessiz kaldı.
Çünkü babasının ne demek istediğini anlamıştı.
Bir hükümdarın gerçek gücü, insanların ondan korkmasında değildi.
Gerçek güç, insanların onsuz yaşayamayacaklarına inandırılmasındaydı.
Ve Dimitri Aleksandrovich Smirnov, henüz yirmi beş yaşında olmasına rağmen, bu oyunun kurallarını öğrenmeye başlamıştı.
Fakat o sabah sarayın duvarlarının ardında hiç kimsenin bilmediği bir şey vardı.
Dünyanın en güçlü monarşisi, dışarıdan göründüğü kadar sağlam değildi.
Çünkü sarayların en büyük düşmanı bazen dışarıdaki ordular değil...
İçeride büyüyen sessizlikti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

35okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.